• 160 syf.
    ·127 günde·9/10
    Bizim edebiyatımızda modernist romanın ilk örneği diyebileceğimiz eser Aylak Adam…
    Yusuf Atılgan Aylak Adam romanında kullandığı anlatım teknikleri bakımından romana üst düzey bir kimlik kazandırır. Aylak Adam kış, ilkbahar, yaz ve güz olmak üzere 4 bölümden meydana gelir. Atılgan’ın eserlerinde yalnızlık, yabancılaşma, kötümserlik, intihar, kadın-erkek ilişkileri, aşk, dışlanmışlık, erotizm gibi konuları ve izlekleri işlediğini belirtmekte fayda olacaktır. Yazar edebiyatımızın ‘’ bunalım edebiyatı’’ denilen kısmının en önemli kalemlerinden birini oluşturur.
    Hem Anayurt Oteli hem de Aylak Adam’da başkahraman toplumdan kopmuş yalnız kişilerdir. İkisi de sorunun çözümünü bir tek kadında iletişim kurabilmede görüyor ve ikisinin de çabası başarısızlıkla sonuçlanıyor. Aylak Adam’ın kahramanı Bay C, aydın bir kişidir gerçek sevgiyi bulabileceği tek bir kadını ararken İstanbul’da üniversite öğrencileri ve sanatçılar çevresinde dolaşır. Anayurt Oteli’nin Zebercet’i ise Manisa olduğunu tahmin ettiğimiz küçük bir kent kasabası ya da kentte yaşayan ilkokul mezunu bir otel kâtibidir ve cinsel ilişkide sıcak bir iletişim kurabileceği bir kadını beklemektedir. Kültür düzeylerı ayrı bu 2 adamda da aranan ya da beklenen kadın bir saplantı halindedir ve ikisi de ruhsal bakımından sağlıksız insanlardır. Ne var ki Aylak Adam C, kendine güveni olan zeki güçlü ve paralı bir adamdır. Zebercet ise, güçsüz korkak adeta bir zavallıdır. İkisi de ruhsal açıdan şu 3 aşamadan geçer: yalnızlık , kurtuluş umudu ve hayal kırıklığı… C, başta yalnızdır derken aradığı kızı bulduğunu sanır ve umutlanır sonra hayal kırıklığına uğrar. Ayşe ve Güner ile giriştiği ilişkilerde aynı evreleri gözlemleriz aslında Zebercet de aynı aşamalardan geçecektir ama sadece bir kez ve sonunda kendini asacaktır.
    Biliyoruz ki yazar Aylak Adam’ı ölümle bitirmeyi planlamış fakat fazla melodramik olacağını düşünerek C’nin sonunda bir çeşit melankoliye hatta deliliğe varabileceği hususunu okura bırakmakla yetinmiştir.. Demek ki her iki kahramanın da ruhsal bozukluğu delilik ya da intiharla noktalanacak şekilde gelişmektedir.
    Bay C, bir komisyoncu olan babasından kalan mirastan dolayı varlıklı olmasına rağmen manevi yönden bir boşluk içerisindedir. Bir bakıma bohem olan kahramanın İstanbul’ un Nişantaşı, Harbiye, Beyoğlu ve Maçka gibi entelektüel ve zenginlerin yaşadığı mekanlarda boy gösterdiğini görürüz. C, çocukluğuna ait anıların çağrısını hayatın hemen her safhasında hisseder. Bunun en güzel örneklerinden birisi sinemanın derin localarından birinde yaşadıklarıdır. Burası onu geçmişine, bilinçaltına çağıran mekân olarak simgesel bir değer taşır. İnsanların el ele tutuşmak, sarılmak ve öpüşmek için geldikleri bu mekâna C’yi asıl çeken şey ne iş yaptığını herkesin bildiği ‘’ Şaşı kadını’’ Zehra Teyze’sine benzetiyor olmasıdır. Şaşı kadın C’yi sinemanın derin, küçük gömük ve karanlık localarına çağırırken onu teyzesiyle yaşadığı cennetten kopma zamanlarına ve kadın düşkünü baba arkeotipine taşır. Böylece derin localar C’nin bilinçaltının simgesi olur.
    C, babasından nefret ettiği için ailesinin kendine verdiği ismi kullanmaz. O, babasının kendisinin hayatından çaldığı paralarla servet yaptığını düşünmekte ve AYLAKlık yaparak bir bakıma öc almaktadır. Kendisine en uygun işin aylaklık olduğuna karar verir.
    Yazar, Aylak Adam’da C’nin toplumdan kopukluğunu insanlarla iletişim kuramama temasını klasik roman kurallarına ve okurun alışmış olduğu durumlara sadık kalarak dile getirir. Anayurt Oteli’ne baktığımızda ise, iletişimsizlik ve yaşamın anlamsızlığı romanın biçimine de yansır. Bu da bilindiği gibi saçma (absürd) tiyatro ve romanın bir özelliğidir.
    Bay C, adeta kendisi için yaratılmış olduğuna inandığı kadını aramaya kendisini adamıştır. Zihninde oluşturduğu kadın tipi Zehra teyzesine benzemektedir. Bu kadın onu her zaman bir anne şefkati ile okşayıp sevmiştir. Teyzesinin bu okşama ve dokunuşlarıyla ortaya çıkan ötekinin sıcaklığını duyumsama bilinci C’yi hayatı boyunca takip edecek ve onun anne-sevgili kadın tipini aramasına yol açacaktır.
    Yazar, yapıtının konu izlek ve amacına uygun olan anlatım tekniklerini kullanarak okuyucuya ulaşmak ister. Anlatı türleri yapı ve içerik bakımından karmaşık değildir. Ancak modern ve postmodern anlatı türlerinde yeni anlatım tekniklerinin kullanılması anlatımda çeşitliliğin artmasını sağlamıştır. Malumunuz 20.yy romanını klasik romandan ayıran en önemli özelliklerden biri anlatım olanaklarının çeşitlenmiş olmasıdır. Bunda öznel zaman anlayışının ve bilinçaltının keşfedilmesinin rolü büyüktür.
    Anlatı türünde kullanılan başlıca anlatım teknikleri ise, anlatma-gösterme , açıklama-yorumlama , özetleme , tasvir , portre , bilinçakışı , iç monolog , iç çözümleme , diyalog , montaj , geriye dönüş , mektup , günlük ve otobiyografi olarak sıralanabilir.
    Atılgan, Aylak Adam’da bilinç akışı tekniği ile iç monolog tekniğini bir arada kullanır. Yazarın bu tekniklere sıkça başvurması okuyucunun başkarakter C’nin psikolojik yapısının daha iyi tanınmasını sağlama amacını güder. Atılgan bu ilk romanında kahramanın bilincini sergilemek için çözümleme, iç konuşma gibi yöntemlerden bolca yararlanır. C’nin iç konuşmaları onun duygu ve düşüncelerini, arzularını ve hayat felsefesini aktarmada büyük önem taşır. Yazarın C’nin psikolojisinin üzerinde durmasının nedeni başkalarına benzemeyen bir roman kişisini onun iç dünyasına inerek derinlemesine işlemek ve böylece bir karakter yaratmaktır.
    Romanda leitmotif yani ana motif olarak karşımıza çıkan 4 öge vardır. Bunlar: bıyık, kulak tiki, kadın bacakları ve aylaklık.
    Tahsin Yücel'in bıyık güncesi adlı eserine bir selam çakarak devam edelim.
    Bıyık ataerkil toplumlarda hegemonik bir simgedir ve bu romanda bıyık kahramanın hayatında önemli bir yer tutar. C babasından bahsettiği kısımlarda genellikle onun bıyıklarına vurgu yapar. Evlerinde bir dönem hizmetçilik yapan kadının kendisini babasına benzetmesine oldukça sinirlenir. Romanın başından beri C’nin babasına yönelik olumsuz ifadeler ihtiva eden kimi karşılaştırmaları olan düşüncelerine rastlamaktayız. Baba figürü gerek bay C tarafından gerek roman anlatıcısı tarafından vurgulanmasının esas sebebi olay örgüsünün ileriki bölümlerinde ortaya konmaktadır.
    C’nin tanımadığını söylediği annesi o daha 1 yaşındayken ölmüştür. Annesini kaybeden C bakıma muhtaçtır ve o ihtiyacını teyzesi ona sağlamaktadır. Bir gün C’nin babası eve gelir ve teyzesiyle tensel temas kurmaya çalışır teyzesi de karşı çıkmaktadır bu sırada C kapı aralığından onları seyretmektedir. Babasının teyzesinin bacaklarını okşadığını gören C hiddetlenir odasından fırlar ve babasının üzerine yürür. Babası ise bu hareketi üzerine onun kulağına yapışır ve uyguladığı şiddet ile yırtılmasına sebep olur. Roman boyunca C çeşitli durumlarda kadınların bacaklarına bakmakta ve kulağını kaşımaktadır. Görüldüğü gibi bacak ile kulak organları arasında birbirini etkileyen bir bağlantı mevcuttur. C’de oluşan bir kadın bacağına dokunma dürtüsü beraberinde kulağının kaşımasını getirmektedir. Kulak kaşıması bu bağlamda semptomatik bir hüviyete sahiptir. Klasik psikanalitik edebiyat eleştirisi yazarın bilinçli bir mahiyette üretmemiş olması muhtemel bir edebiyat eserini incelerken metnin dahilindeki belirtiler aynı zamanda C’nin de belirtileridir. Bu eksende C’nin belirtilerini Oedipus kompleksiyle olan ilişkisini incelememiz gerekiyor. Freud’un teorize ettiği bu komplekste hepimizin bildiği gibi erkek çocuğun belirli bir dönemde annesini kendisi için arzu edip babasını yok etme eğilimine sahip olduğunu anlatan kuramdır. Bu esnada çocuk hadım edilme korkusuna kapılır babasının kendisini hadım etme korkusundan ona karşı çıkamaz sonradan annesine ilgisini bastıran çocuk kendisini babasıyla özdeşleştirme temelinde bir savunma mekanizması geliştirir. Yani henüz 1 yaşında annesini kaybeden Bay C annesi yerine geçen teyzesi ideal bir seksüel objedir. C bu devrede teyzesi ile olan ilişkilerinden cinsel haz almaktadır. Kapı arasından teyzesinin bacaklarnı okşadığını gören C babasıyla çatışmaya girer babasının cinsel objesini elinden almasına ve sahiplenmesine dayanamayarak ona karşı çıkar bu karşı çıkmanın sonucunda ise babası tarafından kulağı yırtılıp cezalandırılır. Bundan böyle artık babasının otoritesini kabullenmek zorundadır. Ne var li C’nin Oedipal kompleksi tam anlamıyla tamamladığını söylemeyiz ancak yaşamının ilerleyen dönemlerinde babasından kaçmaya ve onun gibi olmamaya uğraşacaktır.
    Aylak Adam’ın üçüncü bölümünde geriye dönüş tekniği ile C’nin çocukluğu hakkında bilgiler verir yazarın bu tekniği kullanmasının sebebi kahramanın babası tarafından maruz kaldığı baskıyı okuyucuya daha gerçekçi verebilme gayretinden olsa gerek.
    Atılgan’ın bu eseri edebiyatımızda ayrıcalıklı bir yere sahiptir çünkü yazar roman başkişisi C ile Türk Edebiyatında pek karşılaşılmayan bir karakter oluşturur. Bu eserde kahramanın başından 1 yıl boyunca geçen olaylar anlatılır. Postmodern romanlarda sık sık görülen bu anlayış bu eserde de ön plandadır. C, gerçek aşkı arayan mutsuz sıkılgan ve aylak bir adamdır. Güler ve Ayşe ile iki aşk macerası yaşamasına rağmen istediği aşkı bulamaz ve roman boyunca karmaşık duygu ve düşünceler içerisindedir.
    Yazar burada klasik roman kahramanlarının aksine aylaklığı kendine iş edinen aykırı, sarhoş olup dayak yiyen cinsel isteklerini gerçekleştiren takım elbise ile sokakta simit yiyebilen takıntıları olan toplumla uyuşmak gibi bir derdi olmayan psikolojik sorunları olan narsist mizaçlı, entelektüel bohem ve sıra dışı insan tipini farklı anlatım teknikleri ile sunar. Türk Edebiyatına C gibi bir anti-kahraman vermesi ve birçok anlatım tekniğinin başarılı bir şekilde bir arada kullanıldığı eser olması dolayısıyla önceden de belirttiğimiz gibi Aylak Adam modern edebiyatımızda önemli bir yere sahiptir diyebiliriz.

    Ek olarak;
    Kuyara ve Adako, Atılgan'ın bahsettiği iki ayrı ruh hali. Kuyara -kumda yatma rahatlığı; Adako -ağaç dalı kompleksi.
    Kuyara bir tür alışılmış rahatlıktır. Ne var ki, ne kadar çabalarsak çabalayalım toprağa dönüşeceğimizi biliriz. Adako ise, ontolojik boşluktan bahseder. Gövdeden ayrılma eğilimi ile uzadıkça uzar, bir kaçış yolu ararız.
    Bu bakımdan kuyara dişidir, adako ise erkek. Adako tedirgin, kuyara kendinden emin.
    1950’lerde Aylak Adam eseri ile bizde yavaş yavaş modern roman ortaya çıkmaya başlıyor. Bu durum da bireyselleşmenin ortaya çıkması ile oluşmaktadır. Bu konuda Anadolu’dan İstanbul’a göç, şehirleşme ve yalnızlaşan insan faktörü önemli etkilere sahiptir.
    Bay C’nin bir adı bile yoktur isimlendirme aslında kaosu ortadan kaldırmak için yapılır ancak Atılgan’ın böyle bir derdi yoktur.
    Saussure ‘’ önce kelimeler vardı sonra varlık oluştu’’ der. Varlığa bilinç kazandıran kelamdır. Romanda C’ye isim vermemesi de tıpkı Kafka’nın yaptığı gibi onun yokluğunu yok olduğunu adeta bize bildirmek ister. Bu anlamda aslında C adeta Kafka’nın K’sına bir selam eder.
    Bay C, toplumsallaşmaktan korkmaktadır. O, kendini bilerek isteyerek toplumdan uzaklaştırır. Bu roman aslında bir nevi erken dönem Tutunamayanlar’dır. Atılgan da tıpkı Kafka gibi klasik bir roman yazıyormuşcasına yazdı romanını fakat kırılma noktasını muhtevada verdi ve muhtevayı bozdu. Atay ise, Tutunamayanlar’da J.Joyce gibi yapmıştır. Yani özetle birisi şekli diğeri de muhtevayı bozmuştur demek mümkündür.