Bu kitap hakkında ne yazılır ne söylenir bilemiyorum gerçekten.
İnsanın içini parçalayan, ciğerini dağlayan, boğazına bir yumru gibi oturup, gözünden yaş akıtan bir kitap bir kitap.
Afganistan'da geçen hikayede, önce Meryem'le tanışıyoruz, ailesi ve yakın çevresi. İnsan duyduğu sözlerle şekilleniyor, hayatına yön veriyor belki ama yine de çevresini tanımaya ve mücadeleye devam ediyor.
Ardından Leyla giriyor devreye. Bambaşka bir yaşam, beklenmedik olaylar..
Yazarın kalemi o kadar kuvvetli ki ikisinin hikayesini de derinden hissediyorsunuz.
Savaş sırasında çekilen zorluklar, kıtlıklar, yasaklar.. En güzel yanı iki kadının omuz omuza verdiği mücadeleye şahit olmak. Hayatın tüm olumsuz şartlarına rağmen tutunacak bir dal, bir umut bulmanın en güzel yazılmış hali.
"Pusulanın hep kuzeyi gösteren ibresi gibi, bir erkeğin suçlayan parmağı da daima, mutlaka bir kadını gösterir."
"Evlilik bekleyebilir, eğitim beklemez.... Çünkü bir toplumun, kadınları eğitimsiz olduğu sürece başarıya ulaşma şansı yoktur."
"Babasının yok olması artık açık, kanayan bir yara değil. O artık bambaşka bir şeye dönüşmüş; kenarları eskisi kadar keskin olmayan, daha mülayim, daha acısız bir şeye. Kutsal bir bilgiye, örneğin. Hürmet edilen, tam da anlaşılamayan, gizemli bir bilgiye."
"Belki de yüreksizlerin asıl cezası budur: gerçeği, iş işten geçtikten sonra, artık yapabilecek hiçbir şey kalmadığında görmek, anlamak."
"Leyla hayata sarıldı. Çünkü sonunda, yapabileceği tek şeyin bu olduğunu anladı. Bir bu, bir de umut etmek."