Romanımız 1990'ların başında Kars şehrinde geçiyor. O dönem Türkiye de siyaset ve inançlar sebebiyle insanların birbirinden uzaklaştığı, kutuplaştırıldığı anlatılıyor. Siyasetin ve inançların hayatımızı, şehirleri hatta mekanları nasıl etkileyebileceğini oldukça açık şekilde hissettiriyor kitabımız. Uzun zamandır okuduğum en gerçekçi roman. Öyle ki kendimi Kars'a 3 günlük seyahate gitmiş gibi hissettim kitabı bitirince. Adeta Millet Tiyatrosu'ndaki gösterileri izledim, Yeni Hayat Pastanesinde çay içtim, Kars'ın insanı hüzünlendiren ama bir yandan da bizi içine çeken sokaklarında yürüdüm.
Kitabımız bize Kars'ta geçen karlı 3 günü anlatacak kadar kısa sürede geçmesine rağmen karakterler ve duyguları fazlasıyla gerçekçi geliyor okuyucuya. Dönemin kaosunu, insanların mutsuzluğunu, tedirginliğini, öfkesini ve kimlik arayışları esnasındaki insanların bunalımlarını ve acılarını içinizde hissediyorsunuz. Bir yandan da Kars'ın sokaklarında dolaşıyor şehrin eşsiz atmosferine, mimarisine kültürüne adeta kapılıp gidiyorsunuz. Bu kitap Kars'a oldukça ilgi duymamı sağladı.Okuduğum pek çok eleştiride de buna benzer cümlelere rastladım ve bu da bize yazarımızın turizm ve kültür konularını oldukça başarılı şekilde yazdığını gösteriyor.Yazarımızın dili genel olarak anlaşılır ama yer yer de yorucu olabiliyor.Ben yazarın üslubunu kendisine özgün buldum,oldukça beğendim. Eğer hayatınıza ara verip 3 günlük kasvetli bir yolculuğa çıkmak isterseniz hiç düşünmeden kitabı okumanızı öneririm.