"Ne çok uyuduğunu ve buna rağmen ne çok uyumak istediğini farketti. Halbuki eskiden uyumaktan nefret ederdi. O zamanlar uyku, hayatının kıymetli anlarını çalıyordu. Yirmi dört saatte dört saat uyku dört saatlik hayatının elinden alınması demekti. Nasıl da çok görüyordu uykuyu. Oysa şimdi çok gördüğü şey hayattı artık. Hayat güzel değildi; tatsızdı, acıydı. En vahimi de buydu. Yaşamayı arzu etmeyen bir hayat, sona erme yoluna girmiş demektir. Derinlerde bir yerlerde hissettiği kendini koruma içgüdüsü onu harekete geçirince oradan uzaklaşması gerektiğinin farkına vardı."
"Mariposa'nın ışıkları giderek uzaklaşıp küçülürken Martin, sanki en az bin kilometre ötedeki kara parçasına ulaşmak istermiş gibi güvenle yüzüyordu.
Kendiliğinden ortaya çıkan yaşama içgüdüsüydü bu. Yüzmeyi bıraktı ama su ağız seviyesinin üzerine çıktığı an kolları vücudunu yukarı kaldırmaya yarayacak kesin bir hareketle çırpındı. İşte yaşama arzusu, diye düşündü ve bu fikre dudak büktü. Evet, yaşama arzusu vardı; vardı ama son bir gayretle kendini yok edip varoluşunu sonlandıracak kadar güçlü bir iradesi de vardı."