• uzun lafın sürgünü ben seni çok sevmiştim
    şimdi bir oyun gibi an içinde aşkımız
    elma dersem çık armut dersem çıkma
    portakal!
    orda kal
    hoşça kal.....
  • Bir ilaç içsem bari diye düşündüm,
    Biraz kolonya sürünsem,
    Ferahlasam, pencereyi açsam.
    Şöyle bir şey yazdım sonra:
    Yağmur, çamurlu bir elbise dikiyor şehre
    Sıkılıyoruz hepimiz bu çamurlu giysinin içinde.
    Berbattı,
    Bir şiire böyle başlanmazdı.İç ses diye söylendim,
    Ardından Yıldırım Gürses...
    Aptal aptal güldüm bir de buna.
    Ayşecik vazoyu kırıyor
    Ve ‘tamir et bakalım’ diyordu babasına.
    Yapıştırsam da parçalarını hayatımın
    Su sızdırıyordu çatlaklarından.
    Karnabahar kızartmıyordu asla
    Başrolde kadınlar.Güçlü bir el silkeledi beni sonra
    Sanırım Tanrı’nın eliydi.
    Sayamadım kaç ah döküldü dallarımdan.
    Binlerce yeşil gözü olan bir zeytin ağacı gibi,
    Çok şey görmüşüm gibi,
    Ve çok şey geçmiş gibi başımdan,
    Ah...dedim sonra
    Ah! İç ses, diye söylendim
    Çocukken şöyle dua ederdim Tanrı’ya:
    Tanrım bana hiç erimeyen,
    Kırmızı bir bonbon şekeri yolla.
    Eski tül perdelerden gelinlik biçerdik
    Kardeşimle kendimize durmadan,
    Olmayan çayları,
    Olmayan fincanlardan içerdik.
    Olmayan kapıları açardık,
    Olmayan ziller çaldığında.
    Siyah papyonlu olurdu mutlaka
    Resim defterimizdeki damat.
    Yedi günde yarattığımız dünya
    Mutlu olurduk pastel koksa.Ve şimdi şöyle dua ediyorum Tanrı’ya:
    Olanlar oldu tanrım
    Bütün bu olanların ağırlığından beni kolla! Kaybolmak istemiştim bir zamanlar
    Kapının arkasında yokum demiştim
    Ve divanın altında da.
    Bulamazsınız ki artık beni,
    Hayatın ortasında.
    Kaybolmak istemiştim bir zamanlar
    Beni kimse bulamazdı
    Tanrı’nın arkasına saklansam.
    O Kocamandı, en kocamandı o.
    Bir kız çocuğunun hayalleri kadar.Bir zamanlar kendimi
    Bulunmaz Hint kumaşı sanmıştım.
    Kaç metredir benim yokluğum?
    Benden daha çok var sanmıştım.
    Benim yokluğumdan dünyaya
    Bir elbise çıkar sanmıştım.
    Dünyanın çıplaklığına bakmaya utanmadan
    Sonunda ben de alıştım.
    Ah...dedim sonra,
    Ah! Güzin Ablası kitaplar olan bir kızdım,
    İçim sıkılmasa o kadar
    Tek bir satır bile okumazdım.
    Taş bebeğim ters çevrilince ağlardı
    Bir derdi var derdim.
    Derdimi demeyi ben taşbebeğimden öğrendim.
    Ninni derdim, ninni bebeğim!
    Cam gözlerini kapardı, naylon kirpiklerini.
    Plastik gözkapaklarının ardında,
    Bilirdim rüyaları yoktu bebeğimin,
    Gözyaşları da.
    Ağladıkça tükürüğümden sürerdim gözaltlarına.
    Bu kadar kolay harcamazdım rüyalarımı,
    Kırmızı çantamda bayram harçlıklarım olmasa.İnsan çıtır ekmeği ısırdığında,
    Kırıklar dolar kucağına,
    İşte orası umudun tarlasıdır.
    Ve orada başaklar ağırlaştığında,
    Sayısız ah dökülür toprağa.İç ses, diye söylendim
    Ve ah dedim sonra,
    Böyle ah demeyi beli bükük bir ahlat ağacından öğrendim.Dallarına salıncak kurardı çocuklar,
    Hızlı yaşanan bir hayatın şarkılarıydı salıncaklar.
    Meyveleri tatsızdı
    Eski bir lanetten dolayı
    Herkes dişlerdi acı meyvelerini,
    Ve herkes söverdi ona.
    İsmini yazardı herkes onun bağrına,
    Ah derdi o. Ah! Bıçağın ucundaydı insanların hafızası
    ‘İnsan unutandır
    ve insan unutulmaya mahkum olandır.’
    Tanrı şöyle derdi o zaman:
    Ah! Ne çok dikeni vardı ahlat ağacının tanrım,
    Ulaşılamazdı,
    Sen sarılmak istesen ona,
    O sana sarılmazdı.
    Ne çok dikenin vardı Tanrım!
    Ne çok isterdim,
    Sana sarılamazdım.
    Ve şöyle derdim o zaman:
    Ah! Ahlat ahların ağacıydı,
    Yaşlanmaya başlayanların,
    İtiraf edilememiş aşkların,
    Evde kalmış kızların.
    Ahlat ahların ağacıydı,
    Cezayir nasıl cezaların ülkesiyse,
    Öyleydi işte.Ve etimoloji Eti’lerden kalma
    Bir zaman birimiydi yanılmıyorsam.
    Ve yanılmıyorsam yalnız insanların,
    Kahvaltı edip ağladıkları pazar sabahları yokmuş o zaman.
    Mesela o zamanlar
    Mutsuz olduğunda insanlar,
    Yok olurmuş bazı dakikalar.Gülümsedim o sıra,
    Bazen sevinirim,
    Sevinmek nedense hep yedi yaşında
    Ve ah... dedim sonra,
    Ah! Bazen ah diyorum durmadan,
    Şimdi ben ahlatın başında,
    Otuz iki yaşımda.
    Ahlar ağacı gibi.
    Rengarenk çaputlar bağladım yıllarca dallarıma,
    Mavi, mor, kırmızı ve yeşil,
    İstedim, hep istedim,
    Sen iste derdim, iste yeter ki
    Vereyim.
    Her istediğimi verdim.Arttım, fazlalaştım,
    Eksikli yaşamaktan.
    Ahlar ağacıyım, gibisi fazla.
    Başka bir şey istemem
    Artık beyazlaşan üç-beş tel saçıma,
    Hesabımı vermekten başka.Vasiyetimdir:
    Dalgınlığınıza gelmek istiyorum
    Ve kaybolmak o dalgınlıkta.At arabasıyla kağıt toplardı
    Her sabah çingene kadınlar.
    Üst üste yığılırdı buruşuk kirli kağıtlar
    Şaşırırdım
    Kadınların mı yoksa kağıtların mı memeleri kocaman? Bir zamanlar öfkem beni zora koşardı.
    Kızıl yelelerim yapışırdı terli alnıma
    Ne eğere gelirsin ne de semere derledi bana, Yeniden doğmuş olurdum oysa,
    Öldüğümü sandıklarında,
    Yalnızca kağıtlarda iyi koşan bir at olarak.Vasiyetimdir:
    En güçlülerinden seçilsin
    Beni taşıyacak olanlar.
    Ahtım olsun,
    Yükleri ağırlaşsın diye iyice,
    Tabutumun içinde tepineceğim.2-
    Bir göl vardı evimizin karşısında,
    Mavi gözleri olan,
    Kara yağız bir şehirde yaşamışım meğer yıllarca.Ya siz,
    Nasıl bilirdiniz çocukluğunuzu ey cemaat?
    Nasıldı
    Öldürdüğünüz birinin cenaze namazını kılmak? İlk üç vişneyi verdiğinde bahçedeki ağaç
    Annem sevindiydi hatırlarım.
    Ah demişti.
    Ah!
    Üç küçük kırmızı dünya verilmişti sanki ona.
    Annem çok sevinmelerin kadınıydı.
    Bazen sevinince annem gibi,
    Rengarenk reçeller dizerim kalbimin raflarına.
    Annem çok sevinmelerin kadınıydı,
    Sıcak yemeklerin.
    Başına diktikleri o taş,
    Ne zaman dokunsam soğuktur oysa.
    Ben okşadığımda ama, ısınır sanki biraz.İç ses!
    Bu bahsi kapa! Mutfağa gidip domates çorbası pişirdim.
    Çoktandır öksüz olan mutfakta
    Buğulandı ve ağladı camlar,
    Gözyaşlarını kuruladım perdelerin ucuyla.
    Çoktandır öksüz olan dünyaya baktım,
    Allah babasıyla baş başa kalmış insanlara,
    Poşetin tamamını beş bardak suya boşaltınca,
    Sanki biraz rahatladım.
    Kazanlar dolusu çorba kaynatsam sanki,
    Artık kimse mutsuz olmayacaktı.
    Ah...dedim sonra,
    Ah!
    İç sıkıntımla çektirdiğimiz bu fotoğrafta,
    Aynı vampir gibi çıkacağız.
    Kırmızı çorbama ekmek doğrayınca,
    Sanki biraz ferahladım.
    Karıştırdım ve iç ses diye fısıldadım:
    Hala aç mısın? Bir tren geçti yine tam o sıra
    Ustura gibi kara,
    Düdük çala çala,
    Geçti şiirimin ortasından.
    Kes şunu dedim, kes artık!
    Oldu olacak,
    Kan kardeşi olsun ruhumla yollar.
    Merak ederdim,
    Kesik başları ve sarı ışıklarıyla
    Nereye gider bu insanlar?
    Raylar uzanırdı içimde kilometrelerce
    Bir kara yılan gibi,
    Bilemezdim menzil neresi? Ah...dedim sonra
    Ve acilen makas değiştirdim.
    İç ses, diye söylendim,
    Raydan çıkma bundan sonra.Kuyruk sallardı,
    annemden kalma maaşım
    her üç ayın sonunda.
    Sevinirdi,
    Kocaman bir kara kediyi okşamış gibi ellerim.
    Sarımsak kokulu fötr şapkalı amcalarla,
    Muhabbet ederdik kuyrukta.
    Bizler sarımsak kokan uzun bir dizenin,
    Fötr şapkalı kelimeleriydik,
    Çürük dişlerimizle bizler,
    Dökülmüş harfler gibi kelimelerden,
    Saf ve pembe gülümserdik.
    Bizler her üç ayın sonunda yeniden doğan bebeklerdik.
    Neden ilerlemiyor bu kuyruk derdik,
    Neden hep aynı yerdeyiz,
    Hayattan söz edilirdi,
    Zor denirdi,
    Ve ardından susulurdu mutlaka.Fötr şapkalı amcalardan biri
    Ah derdi sonra,
    Ah!
    Kuyruk öfkeyle kıpırdanırdı o zaman.3-
    “Bir Arap şairi şöyle demiş,
    Savaşta yenilen halkına,
    Ağlamayın, ağlamayın, acınız azalır”Uzun bir dize dayardı hayat her sabah karnıma
    Şiir için düelloya gelmiş bir sevgili gibi,
    Sorardı:
    Daha yazacak mısın?
    Hayır derdim,
    Artık yazmayacağım.
    Ama şöyle denir:
    Kılıç çeken kılıçla ölür.
    Ama şöyle denir:
    Kaderden kaçılmaz.Ama yazgısını yaldızlı çokomel kağıtları gibi,
    Tırnaklarıyla düzeltemiyor insan.
    Yıllarca biriktirdim
    rengarenk çokomel kağıtlarını kitap aralarında.
    Aşık olduğumda,
    Çikolata kokardı kırmızı yazgım.
    hayatıma hayat diyemem artık.
    sarı yazgım her sonbahar onu
    biraz daha fazla, ömür yaptı.
    Maviye de, yeşile de dili dönmez ömrümün artık.Kara yazgımı şimdi kim bilir
    Hangi kitabın arasında saklıyorsun tanrım?
    Ah.. dedim sonra
    Ah! İç ses, diye söylendim,
    Başımda rüzgar vardı
    Başımda uğultular...
    Kalbim usulca kıpırdardı
    Ve ses çıkarırdı dokununca
    Çan çiçeğiyle karıştırırdı onu belki
    Bir başkası olsa.
    Başımda rüzgar vardı,
    Yine esiyordum
    Hızla dönmeye başladı kalbim
    Rüzgargülüyle karıştırırdı onu belki
    Bir başkası olsa.
    Başımda uğultular...
    Fırtına çıktı sonra,
    Yaşadığını anladı kalbim,
    Böyle yaşanamaz derdi
    Bir başkası olsa.Bir zamanlar meydan okumak isterdim.
    Kaç meydanını okudum da bu hayatın.
    Yalnızca iki harfini öğrendim:
    A
    H! Ah benim nergis kokulu cehaletim...
    Ruj lekeleri bıraktın bardaklarda
    Anlatmak isterdin kendini durmadan
    Bir bardağa bile olsa.
    Ne diyecektin, ne söyleyecektin
    Şairlerin şahı olsan,
    Bir AH’dan başka.
    Ah benim nergis kokulu cehaletim
    Bana yıllarca, bunca sözü boşa söylettin.
    AH! Güçlü bir el silkeledi beni sonra
    Sanırım tanrının eliydi,
    Sayamadım kaç ah döküldü dallarımdan,
    Çok şey geçmiş gibi başımdan
    Ah dedim sonra,
    Ah! İç ses, diye söylendim.
    Gel!
    Ahlar ağacından sen de biraz meyve topla.Vasiyetimdir:
    Bin ahımın hakkı toprağa kalsın...
    Didem Mamak -Ahlar Ağacı
  • Leyla ile Mecnun hikayesini duyan zamanın hükümdarı, aşkından Mecnun’u çöllere düşüren Leyla’nın nasıl bir güzelliği olduğunu merak ederek onu tanımak istedi ve huzuruna getirtti.
        Baktı ki, hiç te öyle olağanüstü bir güzelliği yok. Hatta kendi etrafındaki güzellerle kıyaslandığında güzel bile sayılmaz.
        Onun gerçek Leyla olduğundan kuşkulanan padişah Leyla’ya: -Aşkından Mecnun’un perişan olduğu, kendini kaybedip çöllere vurduğu Leyla gerçekten sen misin? diye sordu.
        O da -Evet benim, deyince ona: -Ama sen, o kadar da güzel bir kız değilsin! dedi. Leyla: -Evet ama, siz de Mecnun değilsiniz! Bana onun gözüyle bakıp, beni onun gözüyle göremezsiniz ki! diye cevap verdi.
    Gönül kimi severse, güzel odur. Bunun tersi düşünülemez. Yani, her sevilenin illa herkese göre güzel olması gerekmediği gibi, her güzelin de sevilmesi gerekmez. Aşkın gözü kördür, derler.
        İnsan sevdiğinin kusurlarını görmez. Güzel bakan, güzel görür.
        Güzellik, sevilmenin, sevimliliğin sadece unsurlarından biridir.
        Asıl olan sevimli olmak, sevilmektir. O olunca, güzellik de elbette olur.
        Bir şeyin parçası, bütününden ayrı olamaz ve her zaman parça, bütünü ile beraber bulunur.
        Mecnunun zamanında da güzeller vardı ve onlar Leyla’dan daha da güzellerdi.
        Ama Mecnun, onlara aşık olmamış, sevgi göstermemişti.
        Hatta birçokları Mecnun’a: -Kardeşim, şu Leyla’da ne buluyorsun da, kendini böyle harap ediyorsun! Yazık etme şu gençliğine! Bu dünyada Leyla’dan çok daha güzelleri var. İstersen, sana ondan on kat daha güzelini buluruz! dediler.
        Mecnun: -Ben Leyla’yı dış görünüşü ve fiziki güzelliği için sevmiyorum. Leyla benim için, sadece dış görünüşten ibaret değil ki! Leyla, benim elimdeki kadeh gibidir. Ben, o kadehe değil, kadehten içtiğim şeye aşığım.
        Sizin gözünüz ise sadece kadehi görüyor, içindekinden haberiniz bile yok! Bana mücevherlerle, pırlantalarla süslü altın bir kadeh verseler, fakat içinde sirke veya kötü bir içecek olsa, o benim ne işime yarar?
        Ondan ne tat alabilirim? Halbuki içinde hoş bir içecek bulunan eski, kırık bir kase, benim için o süslü püslü altın kadehten ve onun gibi yüzlercesinden daha hoştur.’ dedi.
        Bunu anlayıp ayırt edebilmek için de, insanda aşk ve şevk lazımdır.
        Mesela on gündür hiçbir şey yememiş bir açla, günde beş öğün yemek yiyen bir tok, beraberce bir ekmeğe baksalar, tok olan ekmeğin dışını, şeklini, aç olan ise canını, özünü görür.
        Bu ekmeğin şekli kadeh, onun tadı da o kadehin içindeki içecek şey gibidir. O tat, ancak iştah ve şevk gözüyle görülebilir.
        Bunun için, sen de kendinde aşk, şevk ve iştah hasıl et ki, sadece dışı gören bir insan olmayasın, her zaman ve her yerde gerçek sevgiliyi görebilesin.
        Zahiri sevgili, cihanda o gizli maşukun bir imtihanından ibarettir.
        İster bu cihanın aşkı olsun, ister o cihanın aşkı, hakiki maşukta suret yoktur.
        Eğer gerçekten suretine, dış görünüşüne aşıksan, sevgilin ölünce onu hemen niye terk ediyorsun? İşte bak, sureti yine aynen yerinde!
        Öyleyse bu terk edişin neden?
        Ey aşık, iyice ara ve anla ki, gerçek maşukun kim? Ey temiz ve saf kişi! Sevgili eğer beş duyu ile idrak edilebilseydi, o zaman her idrak edilen güzele aşık olman gerekirdi?
        Hislerine, duygularına hakim olan, akılın nuru, aydınlığıdır. İnsanlardaki dış güzellik, altın yaldıza benzer.
        Bunu, bakırın üstündeki altın yaldız bil!
        Öyle olmasaydı, nasıl olurdu da sevgilin, zamanla kart bir eşek haline gelirdi.
        Bir zamanlar melek gibiyken, sonradan şeytan’a döndü değil mi?
        Elbette, çünkü o güzellik onda ariyetti, geçiciydi.
        Sevgiden acılıklar tatlılaşır, sevgiden bakırlar altın kesilir.
        Sevgiden bulanık ve tortulu sular, arı duru bir hale gelir, sevgi dertlere deva, hastalıklara şifadır. Sevgi ölüyü diriltir, sevgi padişahları kul eder.
        Deniz köpüğü üstüne at sürmek, şimşek aydınlığı ile mektup okumaya çalışmak, hırs yüzünden akıbeti görememek, kendi aklına gülmektir.
        Aklın özelliği işin sonunu görmektir. Akıbeti görmeyen akıl, nefistir.
        Denizi gören göz başka, köpüğü gören göz başka... 
        Köpüğü bırak da, denizi gören gözle bak...
  • Keder : dert, tasa, elem , acı
    Kader : yazgı , alın yazısı
    Derviş: alçakgönüllü, herşeyi hoş gören kimse



    Zeynebin tesellisi ;

    Dünyaya geldiğimiz an itibariyle sürekli değişim , dönüşüm ve sonsuzluğa doğru evrilme halindeyiz . Hayata gelmek demek ; mutlak olan sona doğru hazırlanıp , oraya uygun bir tekâmüle ulaşıp yeniden doğmak demek. Acılarımız , sancılarımız , sevinçlerimiz ve ağrılarımız hep bu amaca hizmet eder . Bu yüzden de keder ve kaderin birlikte aynı cümlelerde geçişi tevvekeli değildir.

    İnsan neden yeryüzüne sadece mutlu ve mesut bir hayat sürmek için gönderildiğini düşünür. Acı, ızdırap , ve kederden yoksun bir gönül nasıl ruhsal tekamüle ulaşabilir? Salt mutluluk istemek yanılgıdır. Yazgınızı tamamen değiştirir. Sizi hedonist bir yaşama davet eder ve tüm ruhunuzun derinlikleri kapanır. Her hadise sıradan bir olaya dönüşür hayatınızda. Acınız ağrınız sizi uykunuzdan bile eden sancınız sizin hayatınızın artık eskisi gibi olmayacağının kanıtıdır. Kapı aralanmıştır ve sizi içerde ızdırabın en şiddetlisi beklemektedir. Bu acı manevi derecenizi yükseltirken , ruhunuzun olgunluğu içinde hamlığınızı silip süpürecektir !

    Gelişiyle her birşeyi hali hazır buluverir. Mükemmel bir denge ile tüm duyular ve güdüler ona hizmet etmek için bekler. Ama varlığın özü diye nitelendirilen insan anlamaz. Bilmez , bilmek istemez. Yaşadığı yaşayacağı her hadise kendisine kul olma miktarında yardım eder. 
    Daha doğmadan planlanan bu denge olayların idraki için öteki manaya ayna tutar . Tutar tutar, amma; insan bu işte! bakar görmez , görür bilmez . Hayatımıza giren her kişi , her olay , her eş, her dost , ve her musibet , her hayır , her şer,  bu silsilenin amacına riayet eder.  Eder ki , insanoğlu durup bir düşünsün  kalbini kendini hayat amacını bir yoklasın . Yoklasın ki kim olduğunu bilebilsin. Bilse ki bütün bu hadisler onun emri için yaratıldı nimete şükürsüzlük eder miydi hiç? Ayağına diken battı diye dikene söver miydi ? Tam eve gidecekken trafikte onca saat beklemenin lütfunu bilse bir saniye önce varmış olsa vardığı yere ,tam o sırada bir saniye önce  bir kaza meydana gelse anlayacak mı korunduğunu ?   Veyahut tüm azaları kendisiyle konuşsa deseler ki;  biz bugün görevimizi yapmak istemiyoruz . Bir gün gözleri görmese öbür gün ayakları tutmasa hepsi bir bir görevini yarım bıraksa , acziyetini bilebilecek mi insanoğlu ?
    İşte bu yüzdendir ki ; kader ve keder hep iç içe ve birbirinden bağımsız değildir. Kaderini sev varsa kederini de sev . Başka türlü bu hayata mücadele ruhunu kazanamazsınız.

    Hz. Mevlana, mesnevisinde şunu anlatır:
    " Lokman Hekim önceleri bir hizmetkardı. Efendisi ondaki bereketi sezmiş olduğu için yiyeceği yemeği önce Lokman'a gönderirdi. Sonra kendisi yerdi. Bir gün karpuz aldı efendisi ve Lokman'a yollamadı, onu huzuruna çağırdı. Ona karpuzdan bir dilim ikram etti. Lokman iştahla yedi. Bir daha kesti , onu da yedi. Derken son dilime gelindi. Efendi , bunu da ben yiyeyim dedi. İsırması ile tükürmsi bir oldu. Efendi, Lokman ! Bu karpuz zehir gibi, bunu nasıl yedin, neden acıdır demedin? Diye sordu. Lokman "efendim ," bana bugüne değin öyle çok iyiliklerde bulundunuz ki , bu karpuz acı diyemezdim. Bu edebe ters ve nankörlük olurdu diye cevap verdi. Hakktan gelen belaları acı karpuz bil. Allah sana ne nimetler verdi. Bir dilim acı karpuz verdi diye hemen kızacak mısın, yoksa Lokman olma niyetin var mı?
    Bu ibretlik kıssalar insana güzel nüanslar bırakır elbette kabul etmesini bilene.


    Evet , kendi tesellimi de yazdığıma göre kitaba geçebiliriz. Beni kitapların isimleri her zaman çekmiştir . Bir kitabın ismi kaliteli ve okuyucuyu kendine çekiyorsa o kitap okunmaya değerdir . Çünkü bir esere isim vermek hayli zor bı iştir . Zira kitap ile ilgili genel tüm hatları bildirmek zorundadır .
    Kitabı, kitapyurdu sitesinden ismine müptela olarak aldım ve akabinde hemen okumaya başladım . Doğudan , batıya geniş bir silsile düşünün ve tüm sevdiğiniz yazarların , âlimlerin , feylesofların bu silsilenin içinde olduğunu hayal edin. Ve farz edin ki , sizde bu silsile içinde bir dervişsiniz. Çıkmazdasınız ! Oradan oraya biçare tüm silsileyi dolaşıyorsunuz . Bir ayet sizi kucaklıyor. " Sana her ne iyilik ulaşırsa Allah'tandır. (Nisa ,79)
    İçiniz ısınıyor. Hafiften bir de tebessüm ekleniyor yüzünüze . Aaa o da ne ? Silsilenin diğer ucunda bir hadis kuşatıyor benliğinizi. Sizden yukarıda olanlara bakıp da üzülmeyin , aşağıda olanlara bakın . Hafif mahcup birde mahzun oluyorsunuz bir anda . Tam o halde iken size ;Tolstoy selam veriyor . Ve diyor ki :
    Şikayet ettiğimiz yaşam , belki de bir başkasının hayalidir. "Tüh ! diyorsun ne diye bu kadar kederlendik ki". Ebu Derda Hz. oradan sesleniyor tüm ihtişamıyla .
    " imanın zirvesi , her türlü hüküm karşısında sabır ve kadere rızadır".
    Derin bir nefes alıyorsun hayat biraz daha çekilir hal alıyor .
    Tam o sırada bir gürültü kopuyor o, silsiden sen dönüp bakıyorsun . Merak ediyorsun . Bu gürültüde neyin nesi . Ve bir ses " ahh hafıza ! Huzurumun baş düşmanı " . Kimmiş diye bir yaklaşıyorsun . Miguel de Cervantes. İlahi senmiydin? "Yola devam et yol insanı terbiye eder "der .Dücane hocamız . Edelim bakalım .
    Şöyle ince naif bir edayla konuşan da kim ?
    Ahmet Hamdi Tanpınar .
    " En iyisi düşünmemekti. kaçmaktı . Kendi içime kaçmak... Fakat bir içim var mıydı ? Hatta ben var mıydım?
    Yine kederlendik. Düşündüğün tam da buydu değil mi ?
    Abdulkadir Geylani, Aziz Mahmud Hüdayi, Said Nursi, Somuncu Baba, İbrahim Ethem, İbrahim Hakkı, Gazali,
    Albert Camus, Konfüçyüs, Platon, Sartre, Immanuel Kant , Halil Cibran, İbn-i Haldun, İbn-i Sina
    Ahmet Hamdi Tanpınar, Ahmet Haşim, Orhan Veli, Cemal Süreya, Cahit Zarifoğlu, Sezai Karakoç, yunus Emre...
    Adını sayamayacağımız nice yazar , âlim , düşünür. Hepsi birbiriyle ilişkili paragraflarda size teselli vermeyi , bu kitapta yaranıza merhem olmayı bekliyor .

    Kitap , bittikten sonra ;
    Dönüp bir kendinize bakıyorsunuz ,
    Bir de kederinize .
    Tebessüm ediyorsunuz.
    Bunca gürültüyü bu kedere mi çıkardın . Elinizi , cebinize koyup "bu da geçer ya hu "! Deyip en sevdiğiniz şarkıyı mırıldanıp yola devam ediyorsunuz.


    Bizden hüznü gideren Allah'a hamdolsun. (Fatir, 34)

    Keyifli okumalar.
  • (Çok uzun bir sessizlik)

    Ama senin dostların var.

    (Uzun bir sessizlik)

    Çok dostun var.
    Onların sana bu kadar koltuk çıkmaları için ne veriyorsun onlara?

    (Uzun bir sessizlik)

    Onların sana bu kadar koltuk çıkmaları için ne sunuyorsun onlara?

    (Uzun bir sessizlik)

    Ne sunuyorsun?

    (sessizlik)







    Bir zihnin zemini, bir ışık huzmesi altında binlerce hamam böceği bir anda tek bir gövde halinde birleştiğinde ve hiç birinin dile getirmeye cesaret edemediği gerçeği kapsadığında artık hiçbir şeye karşı çıkmadan yer değiştiriyor ve o zihnin üst tabakalarındaki karartılmış bir şölen salonununda yoğunlaşmış bir bilinçlilik hüküm sürüyor


    Her şeyin benim için açığa çıktığı bir gece geçirdim.
    Nasıl tekrar konuşabilirim?


    Kendinden başka kimseye güvenmeyen kırgın hünsa gerçekte odayı bereketli buluyor ve kabustan hiçbir zaman uyanmamak için yalvarıyor.


    Ve hepsi oradaydılar.
    Herbiri.
    Ve ben sandalyelerinin arkalıklarında bir böcek gibi ordan oraya seyirtirken
    adımı biliyorlardı.

    Işığı anımsa ve ona inan

    Ebedi ışıktan önce bir anlık netlik.


    Unutmama izin verme


    --------------------------------------



    Üzgünüm

    Geleceğin umutsuz olduğunu ve hiçbir şeyin iyiye gitmeyeceğini hissediyorum.

    Sıkıldım ve hiçbir şey beni tatmin etmiyor

    Bütünüyle yenilgiye uğramış biriyim.

    Suçluyum, cezalandırılıyorum

    Kendimi öldürmek istiyorum

    Daha önce ağlayabiliyordum ana şimdi gözyaşlarının ötesine geçtim

    Başka insanlara karşı ilgimi yitirdim

    Karar veremiyorum

    Yiyemiyorum

    Uyuyamıyorum

    Düşünemiyorum

    Yalnızlığımı, korkumu ve tiksintimi yenemiyorum

    Şişmanım

    Yazamıyorum

    Sevemiyorum

    Erkek kardeşim ölüyor, sevgilim ölüyor, İkisini de öldürüyorum

    Ölümüme doğru doluyorum.

    İlaç almaktan dehşetli korkuyorum.

    Sevişemiyorum

    Sikişemiyorum

    Yalnız kalamıyorum

    Başkaları ile birlikte olamıyorum

    Kalçalarım çok büyük

    Cinsel organlarımı sevmiyorum


    +.48’de
    çaresizlik ziyaretime geldiğinde
    kendimi asacağım
    sevgilimin nefes alıp verişiyle birlikte

    Ölmek istemiyorum

    Ölümlülüğüm olgusu ile öyle çaresizliğe düştüm ki, intihar etmeye karar verdim

    Yaşamak istemiyorum

    Uyuyan sevgilimi kıskanıyorum ve onun teskin edilmiş bilinçsizliğine imreniyorum.



    Uyandığında benim sakinleştiriciler tarafından kesintiye uğratılmış uykusuz gecemin düşüncelerini ve konuşmalarını kıskanacak

    Kendimi bu yıl ölüme teslim ettim.

    Bazıları bunu kendine düşkünlük olarak adlandıracak
    (Bunun gerçekliğini bilmedikleri için şanslılar)
    Bazıları da basit bir olgu olarak acı çekmeyi bilecekler.

    Bu benim normalliğim haline geliyor.

    -------------------------------------------------------


    100

    91
    84
    81

    72
    69
    58
    44
    37 38
    42
    21 28
    12
    7


    ----------------------------------------------------------




    Uzun sürmedi. Orada uzun süre kalmadım. Ama siyah acı kahve içerek bir antik tütün
    dumanı içinde o ilaç kokusunu yakaladım. Ve o hala hıçkıran yerde bir şey bana dokunuyor iki yıl önceden gelen bir yara bir kadavra gibi açılıyor ve uzun süredir gömülü duran utanç, çürümekte olan iğrenç ıstırabını ortaya döküyor.

    Bir oda dolusu İfadesiz donuk yüz acımı seyrediyor, o kadar anlamdan yoksunlar ki, burada bir ard niyet olmalı.

    Dr Bu ve Dr. Şu ve o anda oradan geçmekte olan Dr Nevar bir uğrayıp kafa bulayım diye düşündü. Çaresizliğin sıcak tünelinde yanmakta olan ben, bir de nedensiz sarsılmalarla iyice resil olmuş durumdaki ben , bir de sözcükler ağzımdan kekeleyerek dökülürken, “hastalığım” hakkında söylecek hiçbir şey bulamıyordum, Zaten o da ölecek olduğum için hiçbir şeyin anlamı olmadığını bilmekten ibaretti. Bana bedenin ve zihnin bütünlüğünün nesnel bir gerçeklik olduğunu söyleyen o düzgün, akılcı psikiyatrik sesle ben tamamiyle çıkmaza girdim. Ama ben burada değilim ve hiç olmadım. Dr Bu bunu yazıyor ve Dr. Şu sempatik bir bir biçimde mırıldanmaya çalışıyor. Beni seyrederek, beni yargılayarak, tenimden sızan sakatlayıcı yenilginin kokusunu alarak, bana pençelerini geçirmiş ve her şeyi yutan çaresizliğimi, beni baştan aşağı saran dünyaya dehşetle ağzı açık bakar ve neden herkesin gülümsediğini merak ettiren, ve herkesi içimde sancıyan utancın gizli bilgisiyle bana bakar hale getiren paniğimi ...
    Utan utan utan
    Boktan utancın içinde boğul

    Sırrına erişilmez doktorlar, duyarlı doktorlar, sıradışı doktorlar, size kanıt gösterilmedikçe hasta olduklarını sanacağınız doktorlar, aynı soruları sorararak, ağzıma kendi sözcüklerini yerleştirerek, doğuştan gelen acılar için kimyasal tedaviler önerirler, Ben senin için avaz avaz bağırmak isteyene kadar da birbirlerinin kusurlarını örterler: Sen; , bana isteyerek dokunan, gözlerimin içine bakan, yeni kazılmış mezarımından gelen sesle yaptığım darağacı esprilerine gülen, saçımı kazıdığımda benimle dalga geçen , ve beni görmenin onu memnun ettiğini söyleyerek yalan söyleyen tek doktor. Yalan söyleyen. Ve beni görmenin onu memnun ettiğini söyleyen. Sana güvendim. Seni sevdim, ve canımı yakan seni kaybetmek değil, tıbbi görüşlermiş gibi maskelediğin boktan yalanlarınız.

    Senin gerçekliğin, senin yalanların, benim değil.

    Ve ben senin farklı olduğuna inanırken ve hatta zaman zaman yüzünde yanıp sönen ve patlama tehdidi içeren ızdırabı belki gerçekten hissettiğin sanısına kapılırken, sen de ayıbını örtmeye çalışıyordun. Bütün öbür aptal ölümlü amcıklar gibi.

    Benim düşünceme göre bu ihanettir. Ve benim asıl düşüncem, bu sersemce düşünce kırıntılarının temelinde yatandır.

    Hiçbir şey benim öfkemi dindiremez.

    Ve hiçbir şey yeniden inançlı olmamı sağlayamaz.

    Bu benim içinde yaşamak istediğim bir dünya değil.


    -----------------------------------------------

    -Herhangi bir planın var mı?

    -Aşırı doz alıp, bileklerimi kesmek ve kendimi asmak.

    -Hepsini birden mi yapacaksın?

    -Hiçbir biçimde bir yardım çağrısı gibi algılanamaz böylece.

    (sessizlik)

    -İşe yaramaz.

    -Tabii ki yarar.

    -Yaramaz. Aşırı dozdan dolayı üzerine bir uyuşukluk gelecek. O yüzden de bileklerini kesebilecek gücün olmayacak.

    (sessizlik)

    -Eğer yalnız kalırsan, kendine zarar verebileceğini düşünüyor musun?

    -Yapabileceğimden korkuyorum.

    -Bu koruyucu oabilir mi?

    -Evet. Beni tren raylarından uzakta tutan şey korku. Tanrıya ölümün boktan bir son olması için dua ediyorum. Kendimi seksen yaşında hissediyorum. Hayattan yoruldum ve zihnim ölmek istiyor.

    -Bu bir mecaz, gerçek değil;

    -Bu bir teşbih.

    -O da gerçek değil.

    -Bu bir mecaz değil, teşbih; öyle olsa bile bir mecazı tanımlayan özellik, onun gerçek oluşudur.

    (Uzun bir sessizlik)

    - Sen seksen yaşında değilsin .

    (sessizlik)

    Öyle misin?

    (bir sessizlik)

    Öyle misin?

    (Bir sessizlik)

    -Mutsuz insanların hepsini mi horgörüyorsun? Yoksa özellikle beni mi?

    -Seni hor görmüyorum. Bu senin suçun değil. Hastasın.

    -Ben öyle düşünmüyorum.

    -Öyle değil mi?

    -Hayır. Depresyondayım. Depresyon öfkedir. Ne yaptığın, burada kimin olduğu ve kimi suçladığındır.

    -Peki sen kimi suçluyorsun?

    -Kendimi.


    ---------------------------------------------


    Beden ve ruh arasında hiçbir zaman bir evlilik olamaz.

    Benim daha önce olduğum kişi olmaya ihtiyacım var. Ve kendimi cehenneme adamama neden olan bu uyuşmazlığa ebediyen lanet okuyacağım.

    Çözümsüzce umudetme beni ayakta tutamaz.

    mutsuzluk ve elem içinde boğulacağım.
    benliğimin soğuk siyah gölcüğünde
    cisimsiz zihnimin derinliğinde

    Benim düşüncemin biçimi artık yokolduğuna göre nasıl
    Biçime dönebilirim.

    Benim tasvip edebileceğim bir hayat değil.


    Beni yokeden şey için beni sevecekler
    Düşlerimdeki yıkıcılık
    Düşüncelerimin karışıklığı
    Zihinimin kıvrımlarından üreyen hastalık

    Her övgü ruhumun bir parçasını alıp götürüyor

    Hiçbir şey bilmeyen
    İki aptalın arasında salpalayan
    Dışavurumcu bir geveze
    Ben her zaman özgürce yürüdüm

    Edebi kleptomanlar dizisinin son sırasında yeralan
    zaman içinde değer kazanan bir gelenektir.

    kendini ifade etmenin zigzaklı yollarında
    hırsızlık kutsal bir eylemdir

    Ünlem işaretlerinin bolluğu bir sinirsel çöküntünün yakın olduğunu işaret ediyor
    Sayfanın üzerinde tek bir sözcük ve işte drama orada.

    Ben ölüleriçin yazıyorum
    Doğmamışlar için

    4.48’den sonra bir daha hiç konuşmayacağım.

    Yabancı bir kadavranın içine kapatılmış bir şuura, çoğunluğun maneviyatının kötücül ruhunca tahammül edildiği bu iç karartıcı ve tiksindirici öykünün sonuna vardım.

    Uzun bir süredir ölüyüm

    Köklerime kadar


    Hç umut olmadan sınırda şarkı söylüyorum.

    -------------------------------




    RSVP ASAP

    ---------------------------------------------


    Bazen dönüp senin kokunu yakalıyorum ve sana karşı hissettiğim allah kahretsin o korkunç siktiri boktan özlemin korkunç fiziksel acısını, o allahın belası korkunç acıyı ifade etmeden yapamıyorum allah kahretsin. Sana karşı bunu hissetiğime ve senin de hiçbir şey hissetmiyor oluşuna inanamıyorum. Hiçbir şey hissetmiyor musun?

    (sessizlik)

    Hiçbir şey hissetmiyor musun?

    (sessizlik)

    Ve sabahın altısında dışarı çıkıp seni aramaya başlıyorum. Düşümde Bir sokak, bir pub, ya da bir istasyon görmüşsem, bunu bir mesaj olarak alıp oraya gidiyorum. Orada seni bekliyorum.

    (sessizlik)

    Biliyor musun, gerçekten birinin beni yönettiğini hissediyorum.

    (sessizlik)

    Hayatımda hiçbir zaman başka insanların istediklerini verememe gibi bir sorunum olmadı.
    Ama hiç kimse bana bunu yapamadı. Hiç kimse bana dokunmuyor. Hiçkimse yanıma gelmiyor. Ama şimdi sen bende öyle boktan, öyle amına koyduğum bir derinliğe dokundun ki, inanamıyorum ve ben senin için bu olamam. Çünkü seni bulamıyorum.

    (sessizlik)

    Neye benziyor?
    Ve onu gördüğümde onu nasıl tanıyacağım.
    Ölecek, ölecek, yalnızca boktan bir şekilde ölecek

    (sessizlik)

    Sence bir insanın yanlış bir bedende doğması mümkün mü?

    (sessizlik)

    Has siktir. siktir. Hiçbir zaman olman gerektiği yerde olmayıp beni reddetiğin için has siktir. Kendimi bok gibi hissetmeme neden olduğun için hassiktir. İçimdeki aşkı ve hayatı kanatarak emdiğin için has siktir. Babamı hayata gelmeme neden olduğu için sikeyim.Anamı onu terketmediği için sikeyim , ama en çok da varoluşuma sikeyim, varolmayan bir insanı sevmeme neden olduğu için.
    Has siktir. Hassik tir hepinize, her şeye .



    -Ah canım, ne oldu koluna?

    -Kestim.

    -Bu çok çocukça birşey. İlgi toplamaya çalışıyorsun. Bu seni rahatlattı mı?

    -Hayır.

    -Gerginliğini azalttı mı?

    -Hayır.

    -Seni rahatlattı mı?

    (sessizlik)

    -Seni rahatlattı mı?

    -Hayır.

    -Bunu neden yaptığını anlamıyorum.

    -O zaman sor.

    -Gerginliğini azalttı mı?

    (Uzun bir sessizlik)


    Bakabilir miyim?

    -Hayır.

    -İltihap kapıp kapmadığını görmek için bakmalıyım.

    -Hayır.

    (sessizlik)

    -Bunu yapabileceğini düşündüm. Çoğu insan bunu yapıyor. Gerginliği azaltıyor.

    -Sen hiç yaptın mı?

    -......

    -Hayır. Fazlasıyla aklı başına ve mantıklı. Bunu nerede okudun bilmiyorum ama gerginliği azaltmıyor.


    (sessizlik)

    Neden bana niçin diye sormuyorsun?
    Niçin kolumu kestim?

    -Bana anlatmak ister misin?

    -Evet.

    -Anlat o zaman.

    -BANA
    NİÇİN YAPTIĞIMI
    SOR.

    (Uzun bir sessizlik)

    -Niçin kolunu kestin?

    -Çünkü allahın belası çok iyi hissettirdi bana. Çünkü müthiş şaşırtıcı.

    -Bakabilir miyim?

    -Bakabilirsin. Ama dokunma.

    -(bakar) Hasta olmadığını düşünüyorsun değil mi?

    -Hayır.

    -Ben hasta olduğunu düşünüyorum. Bu senin suçun değil. Ama kendi davranışlarının sorumluluğunu almalısın. Lütfen tekrar yapma.

    -------------------------------------------


    Onuı kaybetmekten ödüm kopuyor. Ona hiç dokunmadım Aşk beni gözyaşları ile dolu bir mağaranın kölesi yapıyor.
    Onunla ona hiç konuşamadığım dilimi ısırıyorum.

    Hiç doğmamış bir kadını özlüyorum.

    Hiç buluşamayacağımızı söyleyen bir kadını yılların ötesinden öpüyorum.

    Her şey geçiyor
    Herşey yokoluyor.
    Her şey yavanlaşıyor.

    Düşüncelerim kahreden bir gülümseme ile uzaklaşıyor.
    Ruhumda böğüren
    uyumsuz bir kaygıyı ardında bırakarak

    Umut yok umut yok umut yok umut yok umut yok umut yok umut yok umut yok

    Sevdiğim için bir şarkı, onun yokluğuna değen
    Yüreğinin akışı, gülüşünün heyecanı

    On yıl içinde o hala ölü olacak. Onunla yaşarken onunla uğraşırken, bir kaç gün geçince onu düşünmezken bile, o hala ölü olacak. Ben kendi adımı unutmuş sokakta gezinen yaşlı bir kadın olduğumda o hala ölü olacak, o hala ölü olacak, Allah
    Kahretsin
    bitti

    Ve yalnız başıma dayanmalıyım.


    Sevgilim, aşkım, beni neden yüzüstü bıraktın?

    O, içinde hiç bir zaman yatmayacağım bir sığınak
    Benim kaybımın yanında hayatın hiçbir anlamı yok

    Yalnız olmak için büyüdüm
    Yok olanı sevmek için

    Bul beni
    Bundan
    Kurtar beni


    Çürüten kuşku
    Boşuna keder

    Sükunetin yarattığı dehşet


    Mekanımı doldurabilirim.
    Zamanımı doldurabilirim
    Ama yüreğimdeki boşluğu hiçbir şey dolduramaz


    Uğruna öleceğim hayati ihtiyacım


    Sinirsel Çöküntü

    -----------------------------------------------



    -Eğe r’ler, ama’lar yok.

    -Ben eğer ya da ama demedim. Ben hayır dedim.


    -Yapamam yapmalıyım hiç yapmak zorunda kalmamak her zaman, yapmayacağım, yapmalı, yapmayacağım.
    Tartışılamaz olanlar.
    Bugün değil.

    (sessizlik)


    Lütfen. Beni düzeltmeye çalışarak zihnimi durdurma. Dinle ve anla. Ve küçümsediğinde
    bunu bana gösterme, en azından bunu söze dökme, en azında bana söyleme.

    (sessizlik)

    -Ben seni horgörmüyorum.

    -Öyle mi?


    -Hayır. Bu senin suçun değil.

    -Bu senin suçun değil. Bütün duyduğum bu. Bu bir hastalık. Bu senin suçun değil. Benim suçum olmadığını biliyorum. Bunu bana o kadar çok söylediniz ki, artık benim suçum olduğunu düşünmeğe başladım.

    -Senin suçun değil.

    -BİLİYORUM.

    --Ama izin veriyorsun.

    (sessizlik)

    Öyle değil mi?

    -Hayatı anlamlı kılacak bir ilaç yok yeryüzünde.

    -Bu korkunç anlamsızlık haline izin veriyorsun.

    (sessizlik)

    Buna izin veriyorsun.

    (sessizlik)

    -Düşünemeyeceğim. Çalışamayacağım.

    -Çalışmanı hiçbir şey intihar kadar sekteye uğratmayacaktır.

    (sessizlik)

    -Doktora gittiğimi gördüm düşümde. O da bana yaşamak için sekiz dakika verdi. O siktiğimin bekleme odasında yarım saattir bekliyordum.

    (Uzun bir sessizlik)

    Tamam, hadi yapalım. İlaçları alayım, kimyasal lobotomi yapalım, beynimin daha yüksek işlevlerini durduralım. Belki de böylece biraz daha yaşamayı başarırım. .

    Hadi yapalım.



    ---------------------------------------



    nahoş olma durumuna
    kabul edilemez duruma
    sönük olma durumuna
    ve anlaşılamaz olma durumuna kadar soyutlama

    alakasız
    saygısız
    dinsiz
    tövbe etmeyen

    hoşlanma
    yerinden et
    bedensizleştir
    boz

    açıkça
    hiç kimsenin
    yapabileceğini
    yapacağını
    yapması gerektiğini
    düşünemiyorum




    öyle olsa bile yapsalar bile
    bana benzer
    bir başkasının
    yapabileceğini
    yapacağını
    yapması gerektiğini sanmıyorum

    ayrıca bütün bunların dışında

    Ne yaptığımı biliyorum
    Çok iyi biliyorum




    Mantıksız
    küçültülemez
    ıslah edilemez
    tanınamaz
    rotası şaşmış
    düzeni bozulmuş
    deforme olmuş
    biçimini yitirmiş

    anadilini konuşan hiç kimse


    Gerçek Doğru haklı
    noktasına kadar anlaşılamaz olamaz


    Herhangi biri ya da her biri ya da herkes

    Bir mantık denizinde boğuluyor
    Bu korkunç felç halinde



    Hala hastayım


    -------------------------




    Belirtiler: yemiyor, uyumuyor, kıonuşmuyor, cinsel isteği yok, kederli, ölmek istiyor.

    Teşhis: patolojik ızdırap

    Sertraline, 50 mg. İleri derecede uykusuzluk, yüksek derecede gerginlik- ansiyete, anoxeria, (17 kg luk ağırlık kaybı) intihar etme düşüncesi, planları ve eğiliminde artış. Hastaneye yattıktan sonra devam etmedi.

    Zopiclone, 7.5 mg. Uyudu. Derideki döküntülerden sonra devam etmedi. Tıbbi önerilere karşı çıkan hasta hastaneyi terketmeye çalıştı. Kendisinin iki katı cüssesinde üç erkek hastabakıcı tarafından zaptedildi. Hasta tehditkar ve işbirliğine yanaşmıyor. Paranoyak düşüncelere sahip.-hastane personelinin kendisini zehirlemeye çalıştığına inanıyor.

    Melleril, 50mg. İşbirliğine açık durumda.

    Lofepramine, 70 mg, doz 140 mg’ye yükseltildi, daha sonra da 210 mg.’ye. 12 kg aldı. Kısa süreli bellek kaybı yaşadı. Başka reaksiyon gözlemlenmedi.

    Hainlikle suçladığı genç bir doktorla tartıştı ve bu tartışmadan sonra saçlarını kazıdı ve kollarını jiletle kesti.

    Hastane yatağına daha fazla ihtiyacı olan ağır psikotik bir hastanın acil servise gelişi ile,
    Hasta cemiyetin bakımına bırakıldı.

    Citalopram, 20 mg. Sabah titremeleri. Başka reaksiyon gözlemlenmedi.

    Hasta yan etkileri ile öfke nöbetleri geçirdikten sonra ve belirgin bir iyileşme kaydedilmediği için Lofepramine ve Citalopramı bıraktı. İlacı bıraktıktan sonraki belirtiler: Sersemlik ve akıl karışıklığı. Hasta düşmeye, bayılmaya ve arabaların üzerine yürümeye başladı.
    Kuruntulara sahip- Rehberinin deccal olduğunu sanıyor.

    Fluoxetine hydrocholeride, ticari adı Prozac, 20 mg, doz 40 mg’a yükseltildi. Uykusuzluk, düzensiz iştah (14 kg kaybetti), şiddetli anksiyete, orgazm olamama hali, çeşitli doktorlara ve ilaç üreticilerini öldürme yönünde düşünceler. İlacı bıraktı.

    Ruh hali: Çok öfkeli.
    Etkisi: Çok öfkeli



    Thorizine, 100 mg. Uyudu. Daha sakin.

    Venlafaxine, 75 mg, Doz 150 gr. yükseltildi, daha sonra 225mg.verildi. Sersemlik, düşük tansiyon, başağrıları. Başka reaksiyon gözlenmedi. İlacı bıraktı.

    Hasta Sepxat’ı bıraktı hastalık kuruntusu- spazm halinde göz kırpma ve ağır ilerleyen dyskinesia ve yine ağır ilerleyen demansın belirtisi olarak şiddetli bellek kaybından şikayet ediyor.

    Tüm tedavi önerilerini reddetti.

    100 aspirin ve bir şişe Bulgar Cabernet Sauvignion, 1986. Hasta bir kusmuk havuzunda uyandı ve “köpekle uyuyan pirelerle uyanır” dedi. Şiddetli karın ağrısı. Başka reaksiyon gözlenmedi.


    -------------------------------------


    Kapak açılır.
    Çıplak ışık



    Televizyon konuşmaları
    gözlerle dolu
    görebilmenin güçleri

    Ve şimdi o kadar korkuyorum ki


    Bir şeyler görüyorum
    Bir şeyler duyuyorum
    Kim olduğumu bilmiyorum


    Dilim dışarda
    -------? okunamıyor

    Zihnimin parça parça buruşup örselenmesi



    Nereden başlayacağım?
    Nerede duracağım?
    Nasıl başlayacağım?
    (Devam etmek için demek istiyorum)

    Nasıl duracağım? Nasıl duracağım?
    Nasıl duracağım?
    Nasıl duracağım?
    Nasıl duracağım? Bir sancı burgu gibi
    Nasıl duracağım? Ciğerlerime saplanıyor
    Nasıl duracağım? Bir ölüm burgu gibi
    Nasıl duracağım? Yüreğimi sıkıştırıyor


    Öleceğim
    Ama daha değil
    Ama burada


    Lütfen...
    Para....
    Karı....

    Her eylem,
    ağırlığı beni ezen bir simge

    Boğazımda noktalı bir çizgi
    BURADAN KESİN

    BUNUN BENİ ÖLDÜRMESİNE İZİN VERMEYİN
    BU BENİ ÖLDÜRECEK VE EZECEK VE BENİ
    CEHENENNEME GÖNDERECEK


    Beni yiyip bitiren bu çılgınlıktan beni kurtarman için yalvarıyorum
    Yarı istemli bir ölüm


    Artık hiç konuşmamam gerektiğini sanıyordum.
    Ama şimdi arzudan daha kara bir şey olduğunu biliyorum
    Belki de o beni kurtaracaktır.
    Belki de o beni öldürecektir.


    Zihnimin tepesindeki cehennemi tasın çevresindeki yürek kırgınlığının çığlığı olan kederli ıslık


    Hamamböceklerinden oluşan bir battaniye


    Bu savaşı bitirin


    Benim bacaklarım boş
    Söylenecek bir şey yok
    Ve bu da deliliğin ritmi



    ----------------------------




    -Yahudilere gaz verdim. Kürtleri öldürdüm, arapları bombaladım,merhamet için yalvardıklarında küçük çocukları siktim, ölüm tarlaları benim, herkes partiyi benim yüzümden terketti, senin siktiğim gözlerini emip çıkaracağım, ve annene bir kutu içinde yollayacağım. Öldüğümde çocuğun olarak yeniden doğacağım, en az elli kez daha kötü, ve delice bir şey yaşadığın sürece hayatını bir cehenneme çevireceğim Reddediyorum REDDEDİYORUM REDDEDİYORUM BANA SAKIN BAKMA

    -Tamam tamam
    -BANA SAKIN BAKMA
    -Tamam tamam ben buradayım.


    ---------------------------


    Biz lanetliyiz
    Sağduyunun dışladıklarıyız.

    Neden yaralıyım ben?
    Tanrının hayallerini gördüm ben

    Ve hepsi geçecek

    Kendinizi emniyete alın
    Çünkü paramparça olacaksınız
    Çünkü her şey geçecek


    Çaresizliğin ışığına bakın
    Acının göz kamaştırıcı parlaklığına
    Ve karanlığa doğru sürüklenceksiniz

    Eğer bir patlama olursa
    (ki bir patlama olacak)
    Suçluların isimleri çatılardan seslenilecek

    Tanrıdan korkun
    Ve onun zalim meclisinden

    Derimin üzerindeki ekzema, yüreğimdeki kızışma
    üzerinde dansettiğimizi, böceklerden oluşan bir örtü
    Kuşatmanın cehennemi evresi

    Bütün bunlar geçecek

    ---okunamıyor

    Işığı hatırla ve ışığa inan

    İsa öldü

    Rahipler vecd içinde

    Biz liderlerimizi görevden alan
    sefilleriz
    ve Baal ‘a (sahte tanrı) bir tütsü yaktık


    Hadi birlikte mantık yürütelim
    Aklı selim, ebedi olarak gerileyen ruhun ufkunda, Tanrının evinin olduğu dağda bulunur
    Kafa hastadır, yüreği saran zar yırtılmış
    Bilgeliğin üzerinde yürüdüğü zemine basarak ilerle
    Güzel yalanları kucakla-
    Aklın kronik deliliğini

    kıvranma başlıyor


    ---------------------------

    4.48’de
    Akıl bir saat oniki dakika kadar ziyaret ettiğinde zihnim yerli yerinde.
    Geçip gittiğinde, ben de gideceğim.,
    Parçalanmış bir kukla ,grotesk bir budala.
    Şimdi buradayım, kendimi görebiliyorum .
    Ama mutluluğun kötücül yanılsamaları aklımı çeldiğinde
    Bu büyücülük mekanizmasının çirkin gözbağcılığı,
    Benliğimin özüne dokunamıyorum.

    Neden bana o zaman inanıyorsunuz da şimdi inanmıyorsunuz?


    Işığı anımsayın ve ona inanın.
    Bundan daha önemli hiçbir şey yok.
    Görüntülere göre yargılamayı bırakın ve doğru bir karar verin

    -Tamam tamam daha iyi olacaksın.

    -Senin inançsızlığın hiçbir şeyi iyileştirmez.

    Bana bakma sakın.


    ------------------------------


    kapak açılır
    çıplak ışık


    Bir masa iki iskemle var hiç pencere yok


    Buradayım
    Bu da benim bedenim .



    Cam üstünde danseden bedenim .

    Hiç kaza olmayan bir yerde kaza anında

    Başka seçeneğin yok
    Seçim daha sonra gelir


    Dilimi kes
    Saçlarımı yol
    Kollarımı bacaklarımı kes
    Yeter ki bana sevgimi ver
    Keşke ayaklarımı kaybetsem
    Dişlerim sökülse
    Gözlerim oyulsa
    Sevdiğimi yitirmektense

    Parla,kamçıla, yak, bur,bük, bastır,vur, kamçıla, Parla,kamçıla, yak, bur,bük, bastır,vur, kamçıla, Parla,kamçıla, yak, bur, bük, bastır, vur, kamçıla, Parla,kamçıla, yak, bur,bük, bastır,vur, kamçıla, Parla,kamçıla, yak, bur,bük, bastır,vur, kamçıla, Parla,kamçıla, yak, bur,bük, bastır,vur, kamçıla, Parla,kamçıla, yak, bur,bük, bastır,vur, kamçıla,

    Hiç geçmeyecek.

    Vur, parla,yumrukla,kamçıla,bur, kamçıla, yumrukla, kamçıla, ak, titre,parla, yumrukla, bur,bastır,parla, bastır,vur,titre,bur,yak,titre,vur,parla,vur,ak, yak, bastır,yak, titre, yak, parla

    Hiçbir şey sonsuza kadar sürmez
    (ama hiçbir şey)

    kamçıla,bur,', yumrukla, yak, titre, vur, vur, titre, parla, yak, yumrukla, yak, parla, vur, bastır,vur,titre, bur,, titre, ak,kamçıla, yak, titre,vur,parla,vur,ak, yak, bastır,yak, titre, yak, parla





    Kurban Fail.. Seyirci.

    Yumrukla, yak, ak, titre, yak, kamçıla kamçıla,bur,', yumrukla, yak, titre, vur, vur, titre, parla, yak, yumrukla, yak, parla, vur, bastır,vur,titre, bur,, titre, ak,kamçıla, yak, titre,vur,parla,vur,ak, yak, bastır,yak, titre, yak, kamçıla,bur,', yumrukla, yak, titre, vur, vur, titre, parla, yak, yumrukla, yak, parla, vur, bastır,vur,titre, bur,, titre, ak,kamçıla, yak, titre,vur,parla,vur,ak, yak, bastır,yak, titre, yak,


    Bana varolduğumu hatırlatan acı
    ne güzel

    Yumrukla, yak, ak, titre, yak, kamçıla kamçıla,bur,', yumrukla, yak, titre, vur, vur, titre, parla, yak, yumrukla, yak, parla, vur, bastır,vur,titre, bur,, titre, ak,kamçıla, yak, titre,vur,parla,vur,ak, yak, bastır,yak, titre, yak, kamçıla,bur,', yumrukla, yak, titre, vur, vur, titre, parla, yak, yumrukla, yak, parla, vur, bastır,vur,titre, bur,, titre, ak,kamçıla, yak, titre,vur,parla,vur,ak, yak, bastır,yak, titre, yak,




    yarın daha aklı başında bir hayata doğru

    100
    93
    86
    79
    72
    65
    58
    51
    44
    37
    30
    23
    16
    9
    2
    ----------------------------------


    Deliliğin ikiye bölünmüş benliğin içinden kavrularak fırladığı karışıklığın merkezinde yatar akıl.


    Kendimi biliyorum.

    Kendimi görüyorum.

    Bendeki sağduyuyu çoğaltmak için bir doktorun okuduğu martavallarla

    hayatım bir mantık ağı içine yakalanmış


    4.48’de

    uyuyacağım.

    Sana iyileşmeyi umarak geldim.

    Sen benim doktorumsun, kurtarıcım, herşeye gücü yeten yargıcım, rahibim, tanrım, ruhumun yöneticisi

    Ben de senin sağduyunun mürüdi.


    -------------------------------

    Hedeflere ve tutkulara ulaşmak
    Engelleri aşmak ve yüksek bir standardı tutturmak
    Yeteneğin başarılı bir biçimde kullanılması ile kendi özsaygını arttırmak
    ----Altetmek
    başkalarını kontrol etmek ve üzerlerinde bir etki yaratabilmek
    kendimi savunmak
    psikolojik alanımı korumak
    egoyu kollamak
    dikkat çekmek
    görülmek ve duyulmak

    başkalarını heyecanlandırmak, şaşırtmak, büyülemek, şok etmek, aklını karıştırmak, eğlendirmek, ya da ayartmak
    sosyal kısıtlamalardan kurtulmak
    baskı zorlama ve kısıtlamaya karşı direnmek
    bağımsız olmak ve istediği gibi hareket edebilmek
    geleneğe karşı meydan okumak
    acıdan kaçınmak
    utançtan kaçınmak
    yeniden eyleme geçerek geçmişteki aşağılanma hissini yoketmek
    özsaygıyı sağlamak
    korkuyu bastırmak
    zayıflıkları yenmek
    ait olmak
    kabul görmek
    birbirine yakın olmak neşe içinde birbirinin yerini almak
    dostça bir havada sohbet etmek, öyküler anlatmak, duyarlılıklar, fikirleri, sırları paylaşmak,
    iletişim kurmak ya da konuşmak
    gülmek ve şaka yapmak
    arzu edilen öbür kişinin muhabbetini kazanmak
    Öbür kişiye bağlanmak
    Öbür kişi ile karşılıklı duygusal bir şeyler yaşamak
    yedirmek, yardım etmek, korumak, teselli etmek, şefkat göstermek, desteklemek, bakmak ya da iyileştirmek

    yedirilmek, yardım almak, korunmak, teselli edilmek, şefkat görmek, desteklenmek, bakılmak ve iyileştirilmek

    eşit olan Öbürü ile karşılıklı neşeli, kalıcı, işbirliğine dayalı, karşılıklı bir ilişki kurmak
    affedilmek
    sevilmek
    özgür olmak

    -Sen benim en kötü halimi gördün
    -Evet
    -Senin hakkında hiçbir şey bilmiyorum.
    -Hayır
    -Ama senden hoşlanıyorum.
    -Senden hoşlanıyorum.

    (sessizlik)

    -Sen benim son umudumsun.

    (Uzun bir sessizlik)

    -Senin bir dosta değil bir doktora ihtiyacın var.

    -(Uzun bir sessizlik)

    -Öyle haksızsın ki.

    (Çok uzun bir sessizlik)

    -Ama dostların var.

    (Uzun bir sessizlik)

    Bir sürü arkadaşın var.
    Hepsi senin arkanda. Onlara ne verdin ki bu kadar çok destekliyorlar seni?

    (Uzun bir sessizlik)

    .-Onlara ne verdin ki bu kadar çok destekliyorlar seni?

    (Uzun bir sessizlik)

    Ne veriyorsun?

    (sessizlik)

    Bizim profesyonel bir ilişkimiz var. İyi bir ilişkimiz olduğunu sanıyorum. Ama profesyonel bir ilişki bu.

    (sessizlik)

    Acını hissediyorum. Ama hayatını kendi ellerimin arasında tutamam.

    (sessizlik)

    İyi olacaksın. Güçlüsün. İyi olacağını biliyorum çünkü senden hoşlanıyorum. Kendinden hoşlanmayan birini sevemez insan. Benim korktuklarım, kendilerinden çok fazla nefret ettikleri için başka insanların onları sevmelerine de engel olanlar. Onlardan hoşlanmıyorum. Onlar için korkuyorum. Ama senden gerçekten hoşlanıyorum. Seni özleyeceğim. İyi olacaksın biliyorum

    (sessizlik)

    Hastalarımdan çoğu beni öldürmek ister. Günün sonunda buradan çıktığımda, eve gidip sevgilimle birlikte olmak ve gevşemeye ihtiyacım oluyor. Arkadaşlarımın gerçekten birarada olmasına ihtiyacım var.

    (sessizlik)

    Bu allahın belası işten nefret ediyorum. Arkadaşlarımın aklı başında insanlar olmalarını istiyorum.

    (sessizlik)

    Affedersin.

    -Bu benim suçum değil.

    -Affedersin bu bir hataydı.

    -Benim suçum değil bu.

    -Hayır, tabii senin suçun değil. .Affedersin.

    (sessizlik)

    -Açıklamaya çalışıyordum---

    -Biliyorum. Anladığım için öfkeliyim anlamadığım için değil.


    ------------------------------


    şişmanladı
    desteklerle ayakta duruyor
    itildi

    bedenim iflas etti
    bedenim dağılıyor

    tutunacak hiçbir şey yok
    tutunmanın ötesinde, daha şimdiden bittim ben.

    her zaman benden bir parça olacak sende
    çünkü benim hayatımı ellerine aldın

    O kaba merhametsiz ellerine
    Bu beni bitirecek

    Sessiz olana kadar
    Sessiz olduğunu sanıyordum
    Bu acıyı nasıl telkin ettin?


    hissetmemem gereken şeyin ne olduğunu
    hiç anlayamadım
    kabarmış bir gökyüzündebir kanadın üzerindeki bir kuş gibi
    aşağıdaki fırtınadan uçarak gelen
    zihnim çakan şimşekle paramparça oldu.

    Ambar kapısı açılıyor.
    Çıplak ışık
    Ve hiçbir şey
    Hiçbir şey görünmüyor.

    Neye benziyorum?

    yokluğun çocuğu

    Bir işkence odasından öbürüne
    affedilmeyen aşağılık bir hatalar alayı
    boyunca attığım her adımda düştüm

    Çaresizlik beni intihara doğru itiyor
    doktorların hiçbir çare bulamadıkları
    ya da anlamaya çalışmadıkları
    ızdırap
    umarım hiç anlamak zorunda kalmazsın
    çünkü senden hoşlanıyorum

    senden hoşlanıyorum,
    seni seviyorum


    hala kapkara su.
    hep aynı derinlikte
    gökyüzü kadar soğuk
    sesin duyulmaz olduğunda yüreğim kadar hareketsiz
    cehennemde donacağım

    Ttbii seni seviyorum
    hayatımı kurtardın sen

    keşke yapmasaydın
    keşke yapmasaydın
    keşke beni yalnız bıraksaydın

    evet ve hayır ve evet ve hayır ve evet ve hayır ve evet ve hayır ve evet ve hayır ve evet ve hayır ‘ın siyah beyaz filmi

    Senden nefret ettiğimde bile
    seni her zaman sevdim

    Neye benziyorum ben?
    tıpkı babam gibi

    Ah hayır, hayır, hayır, hayır,

    Ambar kapısı açılıyor
    Çıplak ışık

    kopma başlıyor

    nereye bakacağımı bilmiyorum artık

    kalabalıkları aramaktan bıktım
    telepati
    Ve umut


    yıldızları seyretmek
    geçmişi tahmin etmek
    ve dünyayı gümüş bir ay tutulması ile değiştirmek

    kalıcı olan tek şey yokoluştur
    hepimiz yokolacağız.
    kendimden daha kalıcı bir işaret bırakmaya çalışarak

    daha önce kendimi öldürmedim o yüzden emsal arama.
    Önceden olanlar yalnızca bir başlangıçtı.

    Korkunun devri daimi
    ay değil bu yeryüzü
    bir devrim

    Aman tanrım aman tanrım ne yapacağım ben?

    Bütün bildiğim
    Kar
    Ve kapkara çaresizlik

    Dönecek hiçbir yer kalmadı
    Faydasız ahlaki bir spazm
    Cinayetin tek alternatifi

    Nolur nasıl öldüğümü anlamak için beni kesmeyin
    Nasıl öldüğümü anlatırım ben size

    Yüz lofepramine, kırkbeş zopiclone, yirmibeş temazepam, ve yirmi Melleril

    Aldığım her şey

    Yuttuğum

    Bitti

    hadım edilmiş düşüncenin
    harem ağasına bakın

    çözülmüş kafatası
    bir ruhun yakalanması
    kopma
    kopma

    bir solo senfoni

    4.48
    netliğin berraklığın ziyarete geldiği o heppi hour

    gözlerimi ıslatan
    ılık karanlık

    hiç günah bilmiyorum

    büyük olmanın hastalığı da bu.

    ığruna öleceğim o hayati ihtiyaç

    sevilmek

    buna aldırış atmeyen biri için ölüyorum
    bunu bilmeyen biri için ölüyorum

    beni kırıyorsun

    konuş
    konuş
    konuş

    yenilginin on metrelik arenası
    bana bakma

    vardığım son durak
    Hiç kimse konuşmuyor

    beni onaylayın
    bana tanıklık edin
    beni görün
    beni sevin

    Son teslimiyetim
    Son yenilgim


    tavuk hala dans ediyor
    tavuk hiç durmayacak
    galiba benim sizin beni düşünmenizi istediğim gibi düşünüyorsunuz beni

    Son nokta
    Son nokta.

    annene bakımını üstlen şimdi
    annene bak


    siyah kar yağıyor


    beni ölümde tutuyorsun

    hiç bırakmadan


    ölüm için bir arzum yok
    ne de intihar hiç olmadı

    yokoluşumu seyredin
    seyredin
    yokoluşumu

    seyredin

    seyredin beni


    seyredin


    hiç karşılaşmadığım kendim, yüzü zihnimin iç yüzüne yapıştırılmış













    lütfen perdeleri açın

    -----------------------------------------------------------
  • BİR UMUT HİKÂYESİ

    Hayat işte insana ne zaman güleceği belli olmuyor. Kimi zaman ne sevinçlerle, sabırla bekledin hayat hiç ummadığın bir zamanda, umut dolu hayallerle gelmiş haberin bile olmuyor. İşte bu hikâye küçük yaşta lösemi olan Nisan’ın hayalleriyle meydana gelen umut dolu hayatın başlangıç hikâyesi…
    Nisan lösemi olduğunu öğreneli iki ay bile olmamıştı. Küçük Nisan’ın ufak bedeni bunu nasıl kaldırabilirdi ki. İki ay içinde neler yaşamıştır kim bilir.
    Adı gibi kendisi de nisan ayı kadar güzel bir kızdır. Gözleri yemyeşil bir orman misali saf ve derin, saçları altın gibi sarı ve düz, dudakları kiraz gibi kıpkırmızı, burnu küçük ve keskin, yüzü ise nisan çiçekleri açmış bir bahçe gibi göz kamaştırıcı… Ama iki aya içinde küçük Nisan’ın bu güzelliği adeta kaybolmuştu. Gözleri hüzün dolu, saçları her geçen gün daha da fazla dökülmekte ve dudaklarının rengi solmaya başlıyordu. Küçük Nisan pek neşeli, şen şakrak, hayat dolu bir kızdı oysaki iki ay içinde dışarı çıkmaz, kimseyle konuşmaz olmuştu.
    Bu ufak kızın bu hastalığı yenmesi için güçlü, moralinin yerinde olması ve neşesinin yerine gelmesi gerekti ancak bu şekilde bu hastalığı kolaylıkla yenebilirdi. Tabi bu sürede tedavileri de sürüyordu ancak bu hastalığı için yeterli değildi. Bunun için sürekli Nisan ile konuşuyorlar, iletişime geçip onu hayata döndürmeye çalışıyorlardı. Ama bunlar Nisan’ iyi gelmiyordu, her geçen gün içine daha çok kapanmaya başlamıştı.
    İşte o gün… O günün Nisan’ın hayatını değiştirteceği kimin aklına gelebilirdi ki…
    O gün Nisan odasında istirahat ederken bir ses duyuldu koridordan, Nisan merak edip koridora çıktı Bir de ne görsün Yerde kendi kendine kızıp sonra sakinleştirmeye çalışan genç bir kız. Kız kendinden en az on yaş büyük olmalıydı. Ah… büyükler işte çok değişikler… Nisan istemsizce güldü. Dört aylık tedavi sürecinde gülmeyi unutan Nisan ilk kez bu an gülmüştü. Gülmüştü çünkü tedavi sürecinde ailesinin ve doktorların davranışları ona bu kız kadar samimi ve doğal gelmemişti. Bunu gören genç kız da gülümsedi ve Nisan ile tanışmak ve onunla arkadaş olmak istemişti. Nisan’ın şuana kadar hiç büyük bir arkadaş edinmemiş ve hastalığından dolayı kendini mahcup hisseder. Adının Elif olduğunu söyleyen genç kız için bunun hiçbir önemi yoktur. Onun için lösemilik bir hastalık değildir.
    Bu şekilde arkadaşlıkları başlamıştır ve bir buluşma günü ayarlarlar. Nisan bu günü sevinçle ve heyecanla bekler. Nisan buluşma günün geldiği günün sabahında doğal arkadaşı Elif’e güzel gözükmek için güzelce hazırlanır. Nisan o doğal kızla çok şey konuşmak ve paylaşmak istiyordur.
    Buluşma anı gelmiştir minik Nisan hastanenin kafesine inip beklemeye başlar. Elif biraz geç kalmıştır ama Nisan’ a geç kalma sebebini açıklar. Çünkü Nisan’ı umursuyor ve açıklama yapacak kadar saygı duyuyordur. Elif, Nisan hakkında bütün bilgileri ayrıntısına kadar ailesinden öğrenmiştir ve ona yardımcı olmakla birlikte onu mutlu da etmek istiyordur.
    Elif bir psikoloji öğrencisidir ve Nisan’ a hayallerinden bahseder. Nisan’ dan da hayallerinden bahsetmesini ister. Ama Nisan’ın bir hayali yoktur. Çünkü hastalığının başlaması hayallerinin bitmesine sebep olmuştur. Aslında Nisan küçük yaştan beri doktor olmak istiyordu ama iyileşeceğini hiç ummadığından bir umudu yoktur. Bu yüzden gerçekleştiremeyeceği bir hayali umut etmek ve hayal etmek istemez. Ama Elif ondan hayallerini kurmasını ve o hayallerinden de vazgeçmemesini ister. Uzun bir konuşma sonunda vedalaşırlar ve bir daha ki buluşmayı beklerler.
    Elif’in psikolog olma hayali Nisan’ın dikkatini çok çeker. Nisan da bir hayal kurmak istiyordur. Tam o sırada Nisanın yanından bir doktor geçer ve Nisan’ a gülümseyerek selam verip gider. Nisan doktor uzaklaşana kadar doktoru izler. Nisan ilk defa bir doktoru bu kadar dikkatli bakıyordur. Evet, Nisan karar vermiştir ilk hayalini kurar Nisan doktor olmak istiyordur tıpkı önceden istediği gibi… Nisan her gün, her gece bunun hayaliyle yanıp tutuşur.
    Yeni bir buluşma günü yine Nisan tam zamanında gelir ve Elif’in gelmesini bekler. Elif bugün çok geç kalmıştır ama Nisan beklemeyi sürdürür. Evet, Elif bugün gerçekten gelmemişti.
    Nisan birden Elifin son sözlerini hatırlar , “ Ne olursa olsun hayallerinden asla vazgeçme! “ . Evet, Elif bunu demişti belki de hayatına doğal arkadaşı Elif olmadan devam etmesi gerekti. Nisan’ın artık bir umudu vardır hayalleriyle bezenmiş bir umudu. Bu hayallerle bezenmiş umudunu Elif için ve kendi için gerçekleştirmeliydi. Bu umut Nisan’ ı günden güne hayata bağlıyor, zamanla da iyileşmeye başlıyordu. Bu hızlı gelişmeler doktorların bile dikkatini çekmiştir. Nisan hiç umulmadık bir şekildedir hatta da iyidir bile… İşte o günleri hatırlar gibi olan Nisan, o hastalık sürecinde ne zorluklar ve hüzün dolu günler yaşamıştı ta ki o doğal kızla tanışıp arkadaş olana kadar. Elif Nisan’ a adeta can vermiş ve Nisan umut dolu hayalleriyle bu hastalığı yenmişti. Elif’e çok şey borçludur ve bunu hiç unutmaz.
    Yıllar birbirini takip etmiştir ve Nisan artık başarılı bir doktor olmuştur. Bu umut dolu hayali ona can vermiş bu şekilde de Nisan başkalarına can veriyordu. O gün ona bu canı veren kişiye yani o doğal arkadaşı Elif' e can vereceğini hiç aklına gelmez.
    Yıllardan beri ilk kez görmüştü onu. Evet, bu Elif idi. Hiç değişmemişti tıpkı ilk gördüğü gibi ama bu kez yaralıdır. Elif yaklaşık olarak yarım saat önce bir trafik kazası yaşamış ve ağır yaralanmıştır. Elif’in ameliyatı çok riskli bir ameliyattır. Elif bu riski düşünmeden ona can veren doğal arkadaşının ameliyatına girer. Ameliyat çok zorlu geçmiştir. Elif yoğun bakıma alınır ve kırıtik bir süreç olan yirmi dört saati atlatıp atlatamayacağı bilinmiyordur. Nisan sabaha kadar Elif’in başında bekeler. Elif iyileşecek biliyordur. Elif’in bilinci açık olduğundan mutlaka onu duyacaktır diye Nisan ona şöyle der , “ Elifim, duy beni ne olursun. Sen çok güçlü birisin bunu atlatacaksın. Tıpkı bana benim hastalığımı atlatacağımı söylediğin gibi bak iyileştim ben sen de iyileşeceksin. Sen de umut et bunu…” . Elif'in gözünden bir damla yaş gelir. İşte o an Nisan gözyaşlarını tutamaz çünkü Elif onu duymuştur. Bir süre sonra Elif’in iyi olduğu haberini alır. Yanına gider ve ona sarılır sımsıkı, hiç ayrılmayacaklar gibi…

    İşte bir umut insanı nerden nereye sürüklüyor ve ne mutluklar yaşatıyor. Kimi hayatlar insanı ne kadar zorlasa da aşılamayacak bir sorun değildir. Umut dolu hayatlar oldukça hayat hep güzel ilerleyecektir yeter ki umut etmeyi bilin. Önyargılardan uzak, mütevazı bir hayat insanı her zaman olmasa da genellikle daha mutlu edecektir. İnsan sevmeyi ve umut etmeyi bilirse hayatındaki zorlukları aşmayı da bilir. Hayatın bu gibi güzellikleri hep sizinle olması ümidiyle…
    Sevgi ve umutla kalın…

    Cerrah Asya