• Benim sevgili vatandaşlarım...
    Sevgili vatandaşlara zam, Başbakana Arap krallarının kullandığı cinsten uçak, bir düzine makam aracı ; Mercedes, Cadillaclar, Lincolnler...
    Sevgili vatandaşlar sakın bunları duymasınlar, öğrenmesinler, okumasınlar.
    Yurttaşlar, bu vergiler ile cebinden çıkan paranın nerelerde harcandığını sakın ha duymasınlar....

    30 Mart 1988
  • Açgözlülüğün beş para etmez vasitalarina,kendilerini bankacı olarak tabir eden yankesicilere,ciğeri beş para etmez limuzin sahiplerine, Mercedes'li asalaklara savaş actığımızı bildiririz.
  • 1.Henri Matisse (1869 – 1954).
    Hukuk stajyeri olarak çalışmaktan o kadar sıkılmıştı ki penceresinin önünden geçenlere bezelye fırlatma çubuğu ile çiğneyip top haline getirilmiş kağıtları fırlatıyordu.

    2.Johannes Vermeer (1632 – 1675).
    Resimlerindeki kadınların hamile görünmesine şaşmamak gerek, karısı ona hemen hemen yirmi yılda on iki çocuk doğurmuştu ve hamile olmadığı zamanlar enderdi.

    3.Frida Kahlo (1907 – 1954).
    Diego Rivera’ya hayranlığına herkes şaşırıyordu. Hatta onun koca göbekli, pis, korkunç olduğunu söyleyen arkadaşına “Diego öyle kibar, müşfik ve tatlı ki. Ben onu yıkar, temizlerim” der. Diego Rivera’nın yıkanmak için genellikle teşvike ihtiyacı olurdu çünkü yıkanmayı sevmezdi. Bu nedenle Kahlo, 136 kiloluk eşinin sırtını çocuk oyuncaklarıyla doldurulmuş bir küvette sabunlamayı alışkanlık haline getirmişti.

    4.Édouard Manet(1832 – 1883).
    Evliliği onun güzel kadınlara bakmasını hiç engellemedi. Bir gün bir Paris sokağında, eşi Suzanne’nin yakında oturduğunun farkında olmadan, genç ve güzel bir kadının peşine düşmüştü. Karısının onu gördüğünü anlayınca yanına gitti ve büyük bir soğukkanlılıkla ”Onu sen sandım” dedi.

    5.Salvador Dali (1904 – 1989).
    Londra’daki bir konferansa iki Rus kurt köpeği eşliğinde, eski moda bir dalgıç giysisiyle gider ve üzerine Mercedes radyatör başlığı konulmuş bir kask takar. Konuşmaya çalışır ama kaskına oksijen gitmedikçe soluk alamadığını fark eder. Dinleyiciler bunu bir oyun zanneder. Sonunda iki arkadaşı ve bir sahne görevlisi İngiliz anahtarıyla Dali’yi kasktan kurtarır.

    6.Michelangelo Buonarroti (1475 – 1564).
    Sistine Şapeli’nin fresklerini yaparken yanında çalışan asistanların çoğu tavanın yapılmasının sürdüğü yaklaşık dört yıllık sürede işten ayrılırlar. Michelangelo, banyo yapmanın sağlığa zararlı olduğunu düşünüyordu, bu nedenle öyle itici bir kokusu vardı ki kimse uzun süre yanında çalışmıyordu. Michelangelo için çıplak erkek bedeninden daha büyük bir sanatsal güzellik yoktu. Kadın model kullanmaktan hoşlanmamak bir yana, hayatında hiç çıplak kadın görmediği de konuşulanlar arasında. Michelangelo hiç evlenmemişti, kadınlarla nadir ilişkileri de platonikti. Ömrü uzattığı gerekçesiyle cinsel perhizi savunuyordu.

    7.Vincent Van Gogh (1853 – 1890).
    Bir felaketten diğerine sendeleyerek giden meslek yaşamı boyunca sadece bir resim sattı, sonunda intihar etti. Aşırı bunalımlıdır. Hastalıklı dönemlerinde tüpten boya yiyordu.

    8.Pablo Picasso (1881 – 1973).
    Hayatına girip çıkan ve mahvolan kadınlardan biri olan Dora Maar, “Sanatçı olarak olağanüstüsün ama ahlaktan söz ediyorsak beş para etmezsin” demişti. Picasso’nun kadınlarla ilişkisi üzerine hikaye de, dedikodu da bol. Bir yandan çok pasaklı olduğu da biliniyor. Evleri her daim makbuzlar, kağıt yığınları, boy boy tuvaller, boş şişeler ve hatta ekmek kabuklarıyla doluydu. Kendisine küçük patikalar açarak bu yığının içinde yaşardı. Köpekler, kediler, fareler ve de bir maymun evinin olmazsa olmazlarındandı.

    9.Paul Cézanne (1839 – 1906).
    Kendisine dokunulmasından hiç hoşlanmayan biriydi. Kimseyle tokalaşmaz, fiziksel temastan olabildiğince kaçardı. Arkadaşı ressam Émile Bernard’la bir tepede yaptıkları yürüyüş sırasında tökezleyince, aşağı yuvarlanmasını arkadaşının onu kolundan tutması engellemişti. Ama ayağa kalkar kalkmaz derhal “Kimsenin bana dokunmasına izin veremem” diyerek kurtarıcısını bırakıp gitti.

    10.Michelangelo Merisi da Caravaggio (1571 – 1610).
    Halktan olanların kılıç taşıma yasağına karşın sürekli silahlı dolaşır, kendini kavgadan kurtaramazdı. Ciddi bir öfke kontrolü sorunu vardı. Roma polisindeki sabıka kaydı bayağı uzundu. Bunun sanatına yansımaması imkansız. Kafası kesik ya da kesilmek üzere insanları resmettiği en az 12 eseri var. Caravaggio bir resmi için işçilere bir süre önce gömülmüş bir cesedi tutarak kendisine poz vermelerini ister. İşçiler kokuya dayanamayınca cesedi bıraktıkları zaman ressam hançerini çeker ve onlardan gene önceki gibi durmalarını ister.

    11.Henri Rousseau (1844 – 1910).
    Etkileyici, naif bir primitif ressam olarak bilinmekle birlikte, sicilinde hırsızlık ve banka dolandırmak da var.


    12.Sandro Botticelli (1445 – 1510).
    Yeni komşusunun evinde, ressamın çalışmasını engelleyecek kadar gürültü çıkaran dokuma tezgahları vardı. Şikayeti üzerine insanların evlerinde istediklerini yapabileceği cümlesini duyan Botticelli, kendi evinin üzerine, tam komşusunun tavanına nişan almış dev bir kaya yerleştirdi. Bir daha gürültü gelirse kayayı çatıdan aşağı salacaktı. Tabii ki bu durum karşısında komşusu tezgahları kaldırır.



    13.Leonardo da Vinci (1452 – 1519).
    Her zaman aklı başka yerde olan, dikkat yoksunu bir ressamdı. Bir işe ilgisini çok çabuk kaybedip bir projeden diğerine atlardı, çoğunu da bitiremezdi. Da Vinci’nin oyalanması onunla çalışan herkesi sinirlendirirdi. Hatta Son Akşam Yemeği’nde, Santa Maria delle Grazie başrahibi, Milano Dükü’ne işin çok uzun sürdüğüne dair şikayette bulundu. Leonardo ise Yehuda’ya uyacak kadar kötücül bir yüz bulmaya çalıştığını, ama kusursuz modeli bulamazsa kendisini şikayet eden başrahibin başını kullanacağını söyledi.
  • 224 syf.
    ·Beğendi·9/10
    - METALCİNİN ÇİLESİ -

    Günaydın çokomeller! İşbu kitap başlığı altında inceleme olarak anlatılacak olanlar anılardan derlenmiştir ..Ve ev ile iş arasında mekik dokuyan siz "normal" insanları irite edebilir .. Yine sevdiğiniz Gezi Gözlem Kolu statüsünde yeralacak işbu incelemede yer alan olay ve kahramanların hepsi gerçektir.. Ve kısmi olarak "SÜPÜRÜZ" BOZMAYAN SPOILER İHTİVA ETMEKTEDİR.. Neşe kaçmaz yani okursan kar tanesi! Yalnız bu incelemede bu kez farklı bir yol izleyeceğiz sayın Jim-Jim ve Cimcimeler.. O yüzden şu parçayı aç bir dinle önce .. Çünkü olayın özü işte bu parcanın bahsettiği nesne cevresinde şekillenmekte.. Çünkü biliyorsunuz ki ŞEYTAN ROCK 'N ROLL' u ve PARAYI YARATTI !! Ha bir de alkol !! O yüzden incelemeyi okuyacak 18 yaş altı kesim .. UYARILDINIZ!! DEMEDİ DEMEYİN!!

    https://www.youtube.com/watch?v=WNq0sxE2_Fo

    Sevgili cicişler , siz bilmeseniz de ,yazlığı olan , üniversite yıllarında ve öncesinde top koşturan ve "metal dinleyen" her gencin, yaz sıcaklarının bastırması ile ortaya çıkan ortak bir kabusu vardır.. Bu kabusu şu başlık altında incelemekte yarar var : "Havalar ısınınca yazlığa giden aileler, karargahta yani evde kaderine terk edilen çocuklar, bu süreç öncesinde ve sonrasında maruz kaldıkları olaylar." Bu açıdan bakıldığında yazlık hem bir NİMET, hem de bir İLLETTİR .. "Nimettir" , çünkü bir otorite yoksunluğu vukuu bulmuştur , özgürlük duyguları tavan yapmıştır, uzun müddet kafeste tutulup proteinsiz bırakılmış kemikleri sayılan anorexia nervosaya tutulmuş aslan sokağa çıkıp seyyar kasaplığa meyletmektedir... Bonus olarak gelen YüKSeK (Bkz: ..ııIIIIıI..ııIII ) sesle müzik dinleyebilmek , sınırsız alkol alımı ve daha nice cici opsiyon da cabası tabii şekerim.. Diğer yandan "illettir" , çünkü tüm bu kazanımların bir de geri beslemesi vardır ..Biliyorsunuz özgürlükler savaşlar sonrasında ele geçen kazanımlardır ve tatlı tatlı yemenin ACI ACI.. (Anla işte canısı !! Söyletme beni ! ) İşte bu yüzden ,üniversite yıllarında o özgürlük duygusunu , metal müzik ve kazanımı olan asiliğe zerk eden bireyler, yazlığa gidip sıkıntılara gark olmamak için isyan bayrağını çektiğinden kelli gözü arkada kalacak olan ebeveynler de kitaptaki en eski hileye başvururlar .. Yani?

    Para ile tehdit ve yörüngeye sokma çabaları ..

    Özgürlüğe uygulanan bir ambargodur bu esasen ebeveyn öyle algılamasa da.. Ve ebeveyn bilmektedir ki , kapanan para muslukları ile kendisi karşılıksız dolar basıp piyasaya dolar süren bir küçük Amerika , karşı cenapta yeralan asi gençler ise,
    kapitalizmin pençesine düşmüş ve varolma savaşı veren , totaliter rejimden kısıtlı bir süre de olsa kurtulmuş Kekomançero Cumhuriyeti' ne dönüşmüşlerdir .. Bu anlatılanlar şimdi belki okurken sizleri gülümsetse de, esasen büyük dramlar ve gözyaşı içermektedir.. Çünkü ortada adı konulmamış bir SOĞUK savaş vardır ve adı konulmamış bu soğuk savaş, SSCB ve USA arasında geçen versiyonu ile kıyaslandığında solda sıfır kalmaktadır.. Takriben , "Kader ve Keder" arasındaki ince çizgiyi belirleyecek büyük günden bir hafta öncesinde , yani ev halkının kapıyı suratınıza çarparak çekip, o güzel ve sevgi dolu "Ne halin varsa gör KÖTÜ RUH!" cümlesini size kurmalarından aşağı yukarı bir hafta öncesinde gayri nizami harp başlar .. Cepheler açılmış , hendekler kazılmış , kamplaşma ve ötekileşme kültürü ayyuka çıkmıştır..Güneşin asfaltta yumurta pişirdiği o günlerde, işbu ev içerisinde ters orantılı bir sera etkisi görülmektedir.. Dışarda insanları buhar eden sıcaklıkların aksine evin içi -50 lere düşmüştür.. Hiç ilgisi olmayan nesneler yüzünden 2. Dünya Savaşına rahmet okutan zincirleme reaksiyonlar ve diyaloglar yaşanmaktadır ve elinizi attığınız bu nesneler soğuktan kelli elinize yapışmaktadır.. Pek tabii savaşın seyreylediği bu günlerde küçük metalcilerin yanında hem dinlediği müzikten , hem benimsediği kültürden dolayı olsun hiçbir müttefik bulunmamaktadır.. Yalnızlık içinde varolma savaşı veren ve 3 , yazıyla ÜÇ cephede (anne - baba ve kardeş ), adı ele geçirilmiş medya sayesinde dezanformasyon ile yoğrularak Kutsal TESLİS ittifakı olarak adlandırılan bir oluşuma karşı çarpışan bir neferdir artık o ! Gelgelelim her ne kadar küçük metalci için durum umutsuz gibi gözükse de , bu ruhsal erezyonların at koşturduğu cepheler arasında GÖZLE GÖRÜLMEZ bir DEHŞET DENGESİ de kurulmuştur.. Ebeveyn göz göre göre "kendisince" yoldan çıkmış bu yaşam formunu gözden çıkaramaz.. Ölüme terkedemez.. Yalnız sıtmaya yakalanması yani sürünmesi de kendi yararınadır..Bilir ki, bu sene burnu sürtülecek bu asi birey seneye kararlarını, geçen sene kendisinin sponsor olduğu felaketler ve açlık olgularını da göz önüne alarak verecektir.. Küçük metalci de bunun bilincindedir pek tabii.. Ama kontrespiyonaj mantığı ile Kutsal İttifakın yumuşak karnına yönelmeyi ihmal etmez.. Çeşitli duygu sömürüsü ve "holivudun" post apokaliptik film senaryolarını , Knut Hamsun' un da kulaklarını çınlatarak ince ince , oya gibi işleyerek kendisini bu yoldan geri dönmesi için uyaran telaşlı anneye sızdırır.. Çünkü o da bilmektedir ki , anneler oğullarına kıyamazlar =)) Böylelikle "KALE" içten fethedilmiş , Truva atı tüm engellere rağmen ŞAHA KALKMIŞTIR! Ve tüm bu yaşanılanların sonucunda anneden nakit yaşam kaynağı bir miktar da olsa koparılır.. "YETMEZ AMA EVET!" ve "YES BE ANNEM!" cümleleri bir başka güzel gelmektedir şimdi kulaklara (LİBOŞLARA SELAM ROKETE DEVAM!).. Bir yandan bunlar oladursun , çarpışmalar da olanca hızı ve şiddeti ile devam etmektedir .. Yalnız karşı cephede yeralan ve çift taraflı oynayan müttefiki ele vermemek elzemdir. O yüzden nasıl ki sanayi de pişen menemeni elle yiyor , çatalla kaşığa burun kıvırıyorsak fırından yeni çıkmış taze ekmeğe sarılıp , yukardaki parçanın konusu olan nesneyi de , bu parça eşliğinde PROPAGANDASINI yaparak , hep bir ağızdan söylenen ENTERNASYONEL MARŞIYMIŞCASINA karşı tarafa empoze etmeye de kati suretle özen gösterilmelidir..

    Büyük günden bir önceki akşam kılıçlar çekilir ve yenişemeyen taraflar masaya oturur.. Metalciye son kez gittiği yolun yol olmadığı , kararından vazgeçerse kendisine yazlık sınırları içerisinde bir KÜÇÜK dukalık bahşedileceği çınlatılır...Kibarca reddedişin ardından savaş , barış antlaşması adı altında oturulan bu masada ,son ve en şiddetli halini alır.. Cephede gerilla taktikleri ve vur-kaçlar ile bozguna uğratılmış düzenli ordular, kaybettikleri bu savaşı masada kazanmak istemektedirler sizin anlayacağınız.. Ama metalci feleğin çemberinden geçtiğinden kelli az da olsa elde edilen kazanımlarını geri vermek istemez ve karşılıklı HAYIR duaları ile antlaşma imzalanır.. Yıpranma ve savaş tazminatı alarak varoluşunu perçinlediği bu Kurtuluş Savaşından zaferle ayrılmıştır ayrılmasına ama bedeli çok ağır olmuştur kendisine .. 3 aylığına alması gereken paranın ancak üçte birini alır..

    Bu kısımdan sonra yeralanlar kısmen kitabımızın konusu ile paralellikler göstermektedir.. Nasıl mı? Gelin devam edelim maceramıza kaldığımız yerden şekerpareler.. Metalci kararlı bir özgürlük savaşçısıdır LAKİİİİİN .. İktisadi bilimlerle arası HİÇ olmadığı "İÇÜN "(VAR OL AZİZ BABA !) kazanılan savaş tazminatları 2 haftada suyunu çeker .. Hiç bitmeyecekmiş gibi petrol satan Suudi Arabistan modelini, iç anadolu bozkırlarında hayata geçiriverir hiç farkında olmasa da.. Adı Bahar olan bir bayramda , yağan yağmura sebep, perişan olmuş ve asfalt üzerinde Bim'den alınan Bili-Bili marka yumurta kolileri ile tutuşturulup yakılan nevruz lastiklerine dönmüştür.. Köfte , sucuk , pirzola ,efenime söyleyeyim balkonda mangal ve çeşitli cici-boğazlarla start alan ve KIRMIZI TUBORGLAR ile desteklenen o güzel menüler gitmiş ,yerini günlük bir halk ekmek ve 2 milyonluk tuzlu çekirdekten oluşan , musluklardan akan BELEDİYE GAZOZU ile hüzün skillerine +10 veren Uganda diyetleri almıştır.. Geçtiği tünelin sonunda belirmesi gereken ışık ,midelerde patlayan grizularla kararmaktadır.. İşte o an bir mucize eseri okuduğu Aziz Nesin kitapları gelir aklına küçük metalcinin... Cezaevlerinde, bir elin nesi var çoğunluğun sesi var diyerek oluşturulan KOMÜNAL sistemi uygulayacaktır !! KIRMIZI SAKALLI CİDDEN AMA CİDDEN "TOPAL" bırakılan KARINCALAR olamasa da (karınca çalışkan kardeşim! olmaz öyle şey! BEN İŞSİZİM!) , "çekirge" ya da "ağustos böceği" olarak hayatına devam edebileceğini anlayarak göçebe yerleşim sistemine kanalize olmaya karar verir .. Sayı doğrusunun artı kısmında yer alan değerler paylaşılıyor da (MUTLULUK , SEVİNÇ GAK GUK!) , niçin eksiler de paylaşılmasın diyerek , kendi eksilerini başkalarının hayatını EKSİLTMEK için kullanma yoluna giden ve aldığı zımba gibi bir İvan Drago aromalı aparkatla ringi öpen bu varoluş savaşçısı (DOSTOYEVSKİ KİM ULAN ?!?!?CAMUS MÜYMÜŞ !! PEH!!! BEN VARIM BEN!!!! RÖHAHAHAHA!!) 10'dan geriye sayılırken bir phoneix (zümrüdü anka işte !) olup kendi küllerinden doğma yolunun kapısını işte o an, orada aralamıştır..

    Biliyorum ki burdan sonrasında neler oldu bilmek isteyeceksiniz .. Anılar güzel ama zaman kısıtlı .. Şöyle anlık olarak zaman çizelgesini check edecek olursam , yaşanılan olaylardan bir tanesini aktarayım sizlere .. Aklıma ilk gelenlerden.. Misal sabah Kerpiçlere (işsizlik ordumuzun yüzbaşı rütbesi ile hizmet veren bir başka neferi!) gidip, ekmek , leblebi ve kelle başı 5 bira ile kahvaltı yapmak , öğlen Odtü bahar şenliklerinde "SICAK" 4 kırmızı tuborg , üstüne 2 büyük votka ve maddi olanaksızlıklardan ötürü yemekhaneden calınan limon suyuna şeker eklemek sureti ile yapılan GÜLYABANİ kokteylini "öldürüp" devrim statında uyuyakalmak ve gece saat 4'te Mamak'ta bir parkın içindeki havuza ayaklarımızı uzatmış bir halde uyanmak .. Evet şekeri çok kaçırmışız! =))

    Şimdi ben bunları size niye anlattım ? Hakan Günday' ı ilk okuduğum günden beri biliyorum ki , o da bu camianın içinden gelme bir adam.. Metal dinlemiş.. Bu kültürü ve birikimini çok iyi özümsemiş ..Bu çok açık! Ve gözlem gücü muhteşem.. Ben işin gırgırı ile buraya kadar size olayın temel yol haritasındaki değişkenlerden birini anlattım sadece. Bu kitapta yeralan esas olay, yaşama isteğini yitirmiş bireylerin içine düştüğü durumlar .. Esasen inceleme de sadece ve sadece İŞBU PARAGRAFTAN İBARET ! Mutlaka oku diyeceğim bir kitap mıdır ? Hayır değil .. Ama farklı bir kafa .. Farklı bir panorama .. Farklı diyarlara ve şahıslara açılan bir pencere .. Okursan kazanımın çok olmaz ama kaybettiğin olgular içinde zaman da yer almaz şekerim .. Bünye aforizmaya doyar..

    Bir İŞSİZ VE "SPONSORSUZ" incelemenin de böylece sonuna geldik cicim .. Sevgili Hakan Günday , eğer bu incelemeyi okuyor ve içinden Sarı Mercedes filmindeki kadına karşı çemkiren İlyas Salman edasıyla "BOK ETTİNİZ" diyorsan ,bana özelden ulaş ki hesap bilgilerimi vereyim sana .. 'Till then ..

    ÇAĞARIN GELSİN CEYARI ! SOYSUN GİTSİN HIYARI !
  • Kendi reayası bir kaşık yağ bulamazken,devlet başkanları hergün uçak yada mercedes değiştiren toplumların sosyologları ,diledikleri kadar tezler yapıp analiz etsinler toplumlarını; netice değişmez .insana layık olduğu şeref ce haysiyeti vermeyen zihniyet dilerse sosyoloji tezlerinden piramitler olustursunlar.vahyin verdiği değeri esirgerseniz insandan,insan hüçbir zaman insanlığını bulamaz.
  • Gece yarısını geçmiş. General Mercedes'in
    bürosunda, subaylar toplantı halinde. Hepsi sefer üniformasını giymiş, hafif makinelileri omuzlarında ve Mercedes bir yandan emirler vererek bir haritanın üzerine eğiliyor.
  • Çocukken yanlış öğrenilen bilgiler çoğunlukla yanlış kalır..

    Başarının yüzde sekseni doğru zamanda doğru yerde olmaktır.

    Ekmek reçelli tarafı halıya gelecek şekilde düşer.

    Sahip olduklarını nadiren, eksikliklerini her zaman düşün.

    Gençler için yaşanmamış trajediler sabah unutulan rüyalar gibidir. Gerçek olansa hatıralarıdır.

    Mavi unutmanın rengidir.