Hem kim bilebilirdi ki, belki de mucizevi bir şekilde hayallerimdeki dünya ile yaşadığım yer arasında bir köprü kurabilirdim. Büyük ihtimalle, oraya gittiğimde ilk yapacağım şey beni buraya geri getirecek olan köprüyü yakmak olurdu. Çünkü ben böyle bir yerde olmak istemiyordum."
"Bir de sevmek midende kelebekler açması gibidir derlerdi. Ne kadar da basit ve büyük bir yalan... Onu görmek içimde kenarları olan küçük yıldızların kayması gibiydi asıl. Köşeleriyle içimde bir şeyleri kesecek şekilde kayan yıldızlarınki gibi... Yani içinde bir yerlerin zarar gördüğünü biliyordun ama bu seni o kadar iyi hissettiriyordu ki yine de bir daha olması için yalvarıyordun. İçinde bugüne kadar eksikliğini hissettiğin her şey birden sevgiyle doluveriyordu."
"Mutlu olmayacaksam neden yaşıyordum ki ben? Bir insan ne için yaşardı mutluluk dışında, para ya da başarı için mi? Cidden, insanlar ana mutluluk kaynağı olan sevgiyi bir kenara bırakıp onun ara parçalarının peşinden koşar olacak kadar düşmüşler miydi? Bunun, canın çikolata istediğinde zaten sahip olduğun elindeki bütün paketi bırakıp harcadığın enerjiye değmeyecek uzaklıktaki bir çikolatanın sadece ufak bir parçasına takıntılı olmaktan farkı yoktu!"
"Çünkü karanlık beni bugüne kadar korkutmadığı gibi içinde rahatlamamı sağlamıştı hep. Sonuçta olunabilecek en dip yerdeydim ben zaten ve o sonsuz koyuluk bunu anlıyordu, siyah beni tanıyordu."