• 268 syf.
    ·8 günde·8/10
    Merhaba canım insanlar, :")

    Edgar Allen Poe ile tanışmamla başlayıp, ona ve kitaba dair bir şeyler söyleyemeye çalışacağım. Ama önce etkinlik linkini bırakayım...#37256320

    Edgar Allen Poe ile tanışıklığımız bundan bir yıl kadar öncesinde Annabel Lee şiiri ile sınırlı idi. -Yedi Güzel Adam'in bence en güzel adamı- Cahit Zarifoglu dolayısı ile öğrenmiştim bu şiiri. Sonra bir arkadaşım bu kitabı bana hediye etti. Böylece kitabı okumaya ve Edgar Allen Poe'yi daha yakından tanımaya fırsat buldum. Eh, etkinlikte bahanesi oldu :)

    Gelelim kitaba..
    Kitapta sadece Edgar Allen Poe'nin şiirleri değil aynı zamanda her şiire yapılmış yorumlar da bulunuyor. Bu sebeple kitap sadece bir şiir kitabı değil aynı zamanda bir inceleme kitabı.Kuzgun, Annabel Lee, Helen gibi şarimizin önemli ve ünlü şiirleri yer alıyor.

    Hayatı her ne kadar akla sığdırmaya çalışsak da, onun aklın sınırlarının dışında hazırladığı senaryoları vardır. Ve Edger Allen Poe için pek de iç açıcı senaryolar hazırlandığı söylenemez. Küçük yaşta annesi kaybetmiştir. Ve koruyucu ailesi ile yaşamını idame ettirmeye çalışmıştır.

    Hayatına farklı zamanlarda farklı kadınlar girmiş. Açıkçası bunlara dair birkaç yazı okudum ama ilişkilerini tam anlamıyla kavramış değilim. Bu sebeple bunları burada detaylandırıp yanlış bilgi vermek istemem. Söyleyebileceğim şey şu; şiirlerinde hayatının bir köşesine bile bir şekilde dokunmuş bu kadınların portrelerini görmek mümkün.

    Edgar Allen Poe, şiirlerini şiir için yazmıştır. Güzelliğin şiirin yegane alanı olduğunu düşünür.
    Sembolizm akımının önemli temsilclerindendir. Şiirlerinde musikiye verdiği önemi açıkça görebiliriz.

    Ayrıca Yunan Mitolojisinden unsurları da okuyabilirsiniz. "Düş Ülke" şiirini bu noktada örnek verebilirim.
    Mitolojik unsurlar Edgar Allen Poe'nin geniş bilgi yelpazesinin bir göstergesidir.

    Edgar Allen Poe, "gotik ve mistik şair" olarak bilinir. Ki kitaptaki "Perili Saray, Periler Ülkesi, Ölülerin Ruhları...." şiirlerinden mistikliği ispatlanabilir.

    Poe'nin yaşamı birçok zorluk ve kedere ev sahipliği etmiştir. Bu sebeple şiirlerinde: karamsarlık, karanlık, kasvetli bir manzara çizmiştir. Ölümden de sık sık bahsetmiştir. Ama ve lakin "ölüm bir karanlıktan çok aydınlığı temsil eder" dersem yanlış olmaz.

    "Ürperirsiniz baktığınızda
    Ölü sanarak beni

    Daha parlaktır
    Fakat ışığı kalbimin"

    Geleneksel anlayışa karşı tavrını sadece şiir yazarken kullandığı biçimsel özelliklerle değil içerik olarak da koymuştur. Örneğin "İlahi" şiirindeki söylemleri "Katolik kilisesinin ataerkil işleyişine bir başkaldırı olarak değerlendirilebilir"(syf.173)

    Toparlayacak olursam, Edgar Allen Poe edebiyata yeni yeni kapılar açmış bir şairdir. Aynı zamanda başarılı bir polisiye yazarı. Hala bir şiirini, bir kitabını okumadıysanız bir an önce okuyun derim.

    Bir de ilginç bir bilgi; Edgar Allen Poe, kedileri pek severmis hatta yazarken kedisinin omzunda ya da masanın başında durunca ile ilham perileri geliyormuş.
  • 256 syf.
    (Bu incelemedeki hiç bir şey kurgu değildir, tamamen gerçek bir yaşantıyı yansıtmaktadır.)

    Bir varmışsın, hem de çok güzel varmışsın, en güzel sen... Bir de bakmışlar ki bir sokak ortasında cansız yatıyorsun, artık yoksun.

    Sene: 1971
    Yer: Sosyal Bilgiler Fakültesi / Ankara
    Olay: Anlatmaya dilimin varmadığı bir utançtan başka bir şey değil.

    Gencecik delikanlıların memleketinden, annesinin dizinden, sıcacık aşından, babasının gölgesinden uzakta kimi zaman aç, kimi zaman parasız, kimi zaman ütüsüz gömlekle günlerini geçirdikleri bir yurt. Ve ODTÜ ile Hacettepe'nin ardından Sosyal Bilgiler Fakültesine polisler tarafından yapılan bir baskın. Bir tarafta 300 taze fidan diğer bir tarafta sakalsız oğlan demeden, ince oğlan demeden, sarı oğlan demeden hele biri var ki şiirleriyle bizi delik deşik edecek oğlan demeden; vurmuşlar Allah vurmuşlar. Öyle vurmuşlar ki, silahsız sopasız ancak 8 saat dayanabilmiş zavallı çocuklar. O da yetmezmiş gibi bir de alındıkları gözaltında maruz kalırlar aynı işkenceye. Tüm bu yaşananlar şöyle yansır Arkadaş'ımızın kalemine:

    "biz üçyüz yurtseverdik
    bir gün sularken çiçeklerimizi
    üçbin kişilik düşman ordusu
    ve onun paralı sivil askerleri
    saldırdılar yurdumuza"

    Yaşadıklarını yansıtmıştır şiirlerine. Neredeyse her bir dizesi bir yaşanmışlığa ithafendir. Bir de yaşayamadıkları vardır tabi, bazı yaşanmışlıkların etkisiyle. En çok da o baskında vurulan darbelerin tesiriyle.. Bir polis ne kadar acımasız, ne kadar insafsız olabilir? Söyleyeyim ben size, sakalsız bir oğlanın kız kardeşine şunu diyebileceği kadar:

    “Biliyor musun, bir gün dayanılmayacak kadar ağrıyor. Sanki kafamın içi sallanıyor, boşalıyor gibi. Acaba kötü bir şey mi var?”

    Böyle işte, bazı büyük baş ağrıları yazdırmıştır ona en güzel şiirlerini. Hüzün işlemiştir her bir şiirinin içine, kelimelerinden hüzün damlar insanın yüreğine. Hüznü hüznünüze bulaşır sessizce.

    "Hüznü hüzün besler yalnızca
    Merhaba..."

    Dizelerinde bir merhaba ile karşılık verip devam edersiniz o naiflikle yazılmış satırlarına. Ondan uzaklaşmak mümkün olmaz bir kere tanışmışsanız dizeleriyle. İnce ruhludur, ince düşüncelidir, yüreklere işleyendir. Şiirleriyle yürekleri delip geçendir.

    "çocuğum,
    üşütme yüreğini
    şimdi hüzün mevsimidir
    -bütün şiirleri gezen-"

    Hele ki ağzından çıkan bir kelime vardır ki kimse onun kadar güzel telaffuz edemez o kelimeyi: Anne.
    Annesiyle konuşur dizelerinde; ona yanar, ona yakınır. Dedim ya ince adamdır. Bir gün arkadaşı Sina Akyol, DOST Dergisine bir şiir göndermiştir, içinde "ana" kelimesi geçer. Arkadaş onu düzeltir ve "Anne" olarak değiştirir. Akyol neden böyle yaptığını sorar ona. "Lafın ‘anne’ gibi incelikli söylenmişi varken, “ana” gibi kalınlıklı söylenmişi olmaz olsun!” diye cevap verecektir Sevgili Arkadaş'ımız. Akyol kızamaz ona ve hatta şöyle söyler onun için: “Daha bir ince, daha farklı söylerdi bu sözcüğü.”
    Annesine ve evine hasretini şöyle ifade eder:

    "ben doğma büyüme evciyim göç benim harcım değil
    hasret bana çabuk dokunur yalnızken karanlıktan
    korkarım

    mesela mevsim kışsa yağmur yağıyorsa
    mesela annem de yoksa yanımda
    mesela, şimşek de çakıyorsa ben çok korkarım ağlarım."

    Yine 69 yılında yazdığı Hüzün Mevsimi adlı şiirinde beni derinden etkileyen bir kaç dize vardır ki okuduğumdan beri etkisinden kurtulamadım:

    "yalnızlığımdan yalnızlığım yalnız

    -ana bana bir hal oldu. hep böyle titriyorum
    ana çok üşüyorum, ıhlamur ısıt bana

    yıldızlar sayılmaz: hasret uzakta
    ben sevgiye hasretim, sevgi uzakta"

    Ayrıca yıllardır eskileri içimden, zihnimden ve ruhumdan atamadığım, nostaljik dediğimiz zamanlara içimde kocaman bir hasret büyüttüğüm için "Merhaba Canım" adlı şiiri de bana hüzünlü bir mutluluk yaşatmıştır okurken:

    "ben az konuşan çok yorulan biriyim
    şarabı helvayla içmeyi severim
    hiç namaz kılmadım şimdiye kadar
    annemi ve Allahı da çok severim
    annem de Allahı çok sever
    biz bütün aile zaten biraz
    Allahı da kedileri de çok severiz"

    Diye başlayan şiir şöyle bitmektedir:

    "bir gün elbette
    Zeki Müreni seviceksiniz

    (Zeki Müreni seviniz)"

    Öyle bir Arkadaş ki, farklıdır gerçekten. Kafasına estiği, canı istediği gibidir; adını bile kendisi üflemiştir kulağına. Bir gün arkadaşının evine gider, kapıyı arkadaşının annesi açar ve oğlunun evde olmadığı, adını söylerse kendisine eve geldiğinde haber verebileceğini söyler. Arkadaş cevap verir: "Arkadaş." Annesi: "Tamam oğlum anladım arkadaşısın da ismin ne?" Arkadaş yine aynı cevabı verir, annesi tekrardan sorar. "İsmim Arkadaş" der. Arkadaş olmuştur herkese, onu tanıyana, tanımayana, yıllar önce, yıllar sonra hep Arkadaş'ımız olarak kalacaktır.

    Başlarda İkinci Yeni'nin etkisi altında olan Arkadaş ilerleyen zamanlarda toplumsal şiire yönelmiş ve hiç yayınlanmamış şiir kitabı için şöyle söylemiştir: "Ne zaman yayımlarsam yayımlayayım adı 'Sakalsız Bir Oğlanın Tragedyası' olacak!"

    Yayımlayamamıştır. 71de ki yurt baskınının üzerinden iki sene geçmiştir. 73ün bir Mayıs gününde yerde uzun ince gövdesiyle cansız bedeni bulunmuştur. Hiçbir müdahale onu döndürememiştir geri bu dünyaya. Baskında kafasına aldığı darbelerden dolayı beyin kanaması geçirdiği çıkmıştır otopsi sonuçlarında. "Pencereyi aç, gök dolabilir içeri" deyip gitmiştir göklere. Sakalsız Oğlanın Tragedyası buraya kadardır...

    Ölümünden sonra dergi ve gazetelerde yayınlanan şiirleri bir araya toplanıp "Şiirler" başlıklı kitapla yayımlanmıştır. Kitap 2. basımında Sevdadır adı ile yayımlanmaya devam edilmiş ve 2014 yılından beri ise "Sakalsız Oğlanın Tragedyası" başlığını alarak Arkadaş'ın istediği asıl isme kavuşmuştur.

    Dünyanın en güzel arkadaşına sahip olmak isterseniz bir gün, Arkadaş'ımız Zekai sizi şiirlerinde bekliyor olacaktır. Şiirlerinde yaşayın onu, yaşatın..

    Sevgiyle, muhabbetle...
  • Sevgili kitap severler;
    Uzun zamandır gerek internet aleminde gerekse bu sitede sıklıkla gördüğümüz bir hatayı düzeltmek üzere kolları sıvadık:)

    Yaşar Kemal'e ait olduğu sanılarak paylaşılan ;
    "Anlıyorum Deme Bana
    Anlayabilir misin hissettiklerimi
    Bakabilir misin hayata benim gözlerimden
    Sığdırabilir misin otuz iki seneyi beş dakikaya
    Çözebilir misin beynimin gizemini
    Silebilir misin unutmak istediklerimi
    Senin için yanlış olan değer yargılarımı
    Değiştirebilir misin anlayacağın şekilde
    Bir gülüşün kıymetini bilebilir misin
    Sevgilimin dudaklarındaki
    Ruhumda kopan fırtınaları
    Canlandırabilir misin hayalinde
    Yaşayabilir misin aynı acı ve üzüntülerimi
    Delice düşlerimi sorgulayabilir misin içinde
    Boşuna anlıyorum deme bana
    İç içe yaşadığım bunca seneye rağmen
    Kendimi ben bile anlayamadım daha"

    Şiir aslında antoloji.com da Yaşar Kemal Seçkin isimli bir kullanıcıya ait.
    İşin ilginç yanı adına incelemeler bile yapılmış Yaşar Kemal üzerinden;
    https://www.neoldu.com/...ri-uzerine-6946h.htm
    Ama şiir bu kişiye ait;
    https://www.antoloji.com/yasar-kemal-seckin/

    Yaşar Kemal'in tüm şiirlerinin içinde bulunduğu Bugünlerde Bahar İndi kitabını taradık, diğer yazılarını inceledik ama böyle bir şiire rastlamadık. Kaldı ki dikkat ederseniz ne yazım ne üslup olarak Yaşar Kemal'e uygun bir şiir değil.

    Velhasıl bilgi kirliliğinin had safhada olduğu yüzyılımızda doğru kaynağa ulaşmak bu kadar çetrefilli iken biz de elimizden geldiğince bu karanlığı aydınlatmak istedik.
    Vesile olsun Yaşar Kemal okumamış ya da onu daha iyi tanımak isteyen 10 arkadaşımıza Yasin (https://1000kitap.com/null_pointer) ile birlikte Yaşar Kemal'in Sevmek, Sevinmek, İyi Şeyler Üstüne kitabını hediye etmeye karar verdik :)

    İsteyenlere kendi huzurumuzda yapacağımız çekilişle hediyelerini göndereceğiz, kitaplarla kalınız, doğru alıntı paylaşınız ve Yaşar Kemal okuyunuz:)

    "Dünyanın ucunda bir gül açılmış
    Efil efil esen yele merhaba
    Karanlığın sonu bir ulu şafak
    Sarp kayadan geçen yola merhaba"
  • 258 syf.
    ·21 günde·Beğendi·7/10
     Merhaba arkadaşlar. İncelemeye başlamadan önce kısacık bir anımı anlatmak istiyorum. Lise dershanesinde edebiyat öğretmenim kadınların şiir yazamayacaklarını sadece şiire konu olabileceklerini söylemişti. Ve bu sözler beni hep kadın şairlere yakınlaştırdı, Onları anlamaya okumaya itti. O yüzden bu kitabın kapağında yazan "Modern Türk Şiirinde Kadın İmgesi" başlığı hemen ilgimi çekti ve aldım. Okumak ve öğrenmek istedim edebiyat öğretmenimin aksine değerli şairlerimiz kadınları toplumda ve gönüllerinde nasıl konumlandırmıştı.
     21 kadın şairimiz hepsi farklı bir şairi seçerek 21 erkek şairimizi inceliyor. Yaşadığı zamanların ve özel yaşamlarının kısa kesitleri, dünyaya ve kadına bakış açıları, şiiri oluşturuş şekilleri ve şiir alıntılarıyla konu tamamlanıyor. Eğer bu konuya ilginiz varsa sizi memnun edebilecek kitap. Ben okurken keyif aldım ve incelemerin hepsi beni doyurdu. Özellikle okumak istediğiniz bir şair varsa diye incelenen şairleri buraya bırakıyorum.
     Özdemir Asaf, Ahmet Haşim, Nazım Hikmet, Ahmet Hamdi Tanpınar, Asaf Halet Çelebi, Ahmet Muhip Dıranas, Bedri Rahmi Eyüboğlu, Orhan Veli, Oktay Rıfat, Cahit Külebi, İlhan Berk, Atilla İlhan, Can Yücel, Ümit Yaşar Oğuzcan, Turgut Uyar, Metin Eloğlu, Edip Cansever, Ece Ayhan, Cemal Süreyya, Sezai Karakoç.
  • Bilirim, payım bu kadar...
    Unutmuş gülmeyi gözbebeklerim.
    Unutmuş dudaklarım öpmeyi.
  • 464 syf.
    ·2 günde·Beğendi
    Merhaba arkadaşlar inceleme yapmaya çekinen bendeniz inceleme yapmadan duramayacağım galiba kıymetli vaktinizi ayırdığınız için şimdiden teşekkür ediyorum.

    Öncelikle yazarı tanımama vesile olup bir etkinlik ile bu güzel kombinasyonları bizlere ulaştıran,; kendine has yorumları ve özgün kişiliği ile bir çok okurun gönlünü kazanmış olan Tayfun kardeşime çok teşekkür ediyorum..

    Bir keresinde birisi bana demişti ki kar suyun dünyaya en yumuşak düşüş halidir ; okuduğum Kar sesi adlı kitap işte bu sözün sağlamasıdır.. İnce ince işlenmiş kafiyelerden oluşan ve her kıta da kişiyi değişik duygulara sürükleyen bu eser kendini okutmaya öyle meyilli ki kitabı elinizden bırakamıyorsunuz.

    Yazarı ise yeni kaybetmemizin acısını da okuduğumuz şiirlere katınca mana bir iken bin oluyor..Geç tanıdım tez yitirdim bu olsa gerek...

    Kitap 3 ana bölümden oluşuyor tıpkı bir kaynağın kolları gibi üç bölümde kendi içerisinde başlıca arklar açarak yoluna devam ediyor. Ab-ı Hayat dolu dizeler insanın içerisinde ki ruhu her dem yenileyip taze nefesler aldırıyor..

    Kitabı diğer şiir kitapları ile karıştırmayın sayfalar ağzına kadar şiir dolu yok öyle 3-5 kelime yazıp şiir yapmak.

    Şiirlerinde genel olarak Anadolu, hayatın zorlukları , insan, doğa sevgisi umut, bekleyiş, özlem konuları malzemeden kaçmadan bolca işlenmiş.Bazı şiirlerin de şair, şiiri yazmamış adeta yaşamış havası beni benden almaya yetti.

    Bahaettin Karakoç okunmalı... Bu lezzeti ve keyfi sizlerin de yaşamasını temenni ederim....