• Ya siz, ey zulmün sahipleri, çirkinliğin kapıkulları, haysiyet yoksulları... sizin nefretinizin bir ölçüsü var mı peki? İnanacağınız bir tanrı, insan olacağınız bir merhamet kaldı mı? Bu kadar büyük bir mezarın üstünde nasıl oturucaksınız? Bir gün en yakınlarınızın sizin ölünüzün başında, siz en yakınlarınızın ölüleri başında dönüp duracaksınız. Yok, yanlış oldu, dönüp durmayacaksınız, ölülerinizi bırakıp daha ölümcül bir korkuya kaçacaksınız. Biz yine de inceliği elden bırakmayalım, o son gününüzde size Shakespeare’den birkaç lanet sözü çok uygun bir dua olacaktır: Hepinize uzun, nefretle dolu ömürler dilerim/ Sizi yılışık, yapışkan aşağılıklar sizi!/ Kibar kıyıcılar, centilmen kurtlar, uysal ayılar/ Sizi servet soytarıları, otlakçılar, iyi gün sinekleri!
  • HALİMİZ PÜRMELALİMİZ
    Düğünlerimiz -

    Peygamber ve ashabı öyleydi böyleydi diye her mevlütte ağlaşıyoruz ama bilmiyoruz ki 100 kişide olsalar hepsinin eli aynı kaba uzanıyordu.
    Ashabın 300 parçalık porselenleri yoktu.
    Ama Vallahi isteseler olurdu!
    Allah "altından dağları" peşlerinde sürütmez miydi dileselerdi? Ama onlar dünyaya ve içindekilere tenezzül dahi etmediler..

    Hiç içinizden geçirmeyin ki:
    - Ama Peygamber zamanında fakirlik vardı alamıyorlardı, yapamıyorlardı.

    Güya siz çok mu zengin kadınlarsınız..?
    Her işiniz borçla krediyle olmuyor mu?
    Borçla insan mutlu olurmu bu nasıl psikoloji bozukluğudur.
    Gerçekten zihnimizle oynuyorlar hanımlar.

    Aslında elimizdekilerle yetinsek, bizden daha mutlusu olmayacakken; Her düğün damadı boğazına kadar borca sokarak yapılıyor benim Müslüman ülkemde..
    Misafirler, perdeyle halının uyumunu görsün diye bir adam borca sokulur mu?
    Siz hiç sevdiğinize merhamet etmez misiniz?
    Yazık değil mi sizi Allah'tan emanet olarak alıp, zaten sizin sorumluluğunuz ve namusunuzu korumak için ezilecek olan adamı birde saçma sapan eşya, altın, milyarlık gelinlik borçları ile çıkmaza sürükleyeceksiniz?

    Ayın sonunu nasıl getireceğini düşünen adamda, akşam size çiçek alma isteği olur mu?
    Aklına hoş şiirler gelir mi?
    Yada sizin yüzünüze bakınca ferahlık bulur mu?

    Burası alice harikalar diyarı değil kızlar kendinize gelin!
    Rasulullah'ın karnına taş bağlatan, Ebu Bekir'in evinde bir çömlek bırakmayan, Musab bin Umeyr'i kefensiz gömdüren dünya!

    Ama pardon!
    Siz bir kere evleniyorsunuz!!!
    Tamda bunu anlatmaya çalışıyorum. Madem bir kere evleniyorsunuz. Öyleyse, kırılacak ve eskiyecek iki parça çaput için hürmetinizi ve sevginizi yok etmeyin!

    "Aişe'n olayım" demeyi biliyorsanız, dünya da rahat etmeyeceğinizide bilin!
    Çünkü Rasulullah'ın hiçbir hanımının sizin gibi kusursuz birbiri ile uyumlu eşyaları olmadı.
    Bu mübarek kadınlar perdelerle uyumlu, koltuklarla bezenmiş, yumuşacık halılar da gezmedi.
    Bilakis Fatıma annemiz evlenirken, evin içine yumuşak çöl kumu serptiler ki evde gezerken ayakları acımasın..
    Ne babasını zorladı ev eşyası için, nede kocasına:
    - Ben kirada oturmam bana ev al Ya Ali! Dedi..

    Bu yüzden " Zehra" dediler Fatıma annemize yani "Çiçek"
    "Kübra" dediler Hatice annemize yani "Büyük"
    "Hümeyra" olmuştu Aişe annemiz efendisine yani "Güldüğünde kırmızı yanaklı olan"..

    Nasıl güzel vasıflar,nasıl hoş lakaplar.. Nasıl sevildiler nasıl kıymet gördüler!
    Çünkü onların kocaman yürekleri vardı ki; aşka hürmetleri, Allah'a itaatleriyle dolup taşmıştı.
    Zerrece tenezzülleri yoktu bizim bugün uğruna haramları helal saydığımız dünya metaına..

    Son olarak diyorum ki:
    -Sen kocanı kamçılarken dünya yarışında, cennetin kadınları bunca yokluk içinde yinede "benden razı mısın?" Diye dert yandı kocalarına.

    Aişe annemizin malı mülkü olan bir kocası yoktu ama o öyle bir kadın oldu ki, Rasulullah son vakitlerinde:
    -Cennette sana kavuşacağım ya, ölüm bile güzel geliyor ya Aişe" diye fısıldadı son nefesinde karısının kollarında..

    İşte asıl Mülk böyle bir kadın olup, geçip gitmektir bu dünyadan..

    Alnt.
  • Merhamete lüzum yok. Merhamet her zaman güzel bir his değildir.
    Peyami Safa
    Sayfa 84 - Ötüken
  • Sizleri sadece Tanrı yarattı diye seveceğim. Ne bir değer ne bir sevgi ne de bir merhamet... Bak işte tanrı orda. Hâlâ mı göremiyorsun? Bak... Lütfen gör! Sevgi de merhamet de orda.
    Ben de istediğiniz hiçbir şey yok.
    Yalvarıyorum inanın.
    Bir mezardan ne beklentisi olabilir insanın?
    Kimin ne kadar sürebilir itimadı?
    Bir avuç toprak
    Bir yudum su
    Belki biraz da tohum
    Halbuki yer altında kan nehirleri çağlar oluk oluk.
    Bir iskelet yatar kafatası oyuk.
    Endam aranmaz, kalmamış uruk.
    Saçları savruk, kalbi buruk...
    Geçirdiği ömür abuk sabuk.
  • Ona acıyınız demiyorum. Merhamete lüzum yok. Merhamet her zaman güzel bir his değildir. Ona acımayınız, borcunuzu ödeyiniz. İnsan alacaklısına acır mı ? Hayır. İnsan alacaklısından utanır. Siz de borcunuzu ödemezseniz utanınız. Tahsin neden merhamete layık olsun ? Babası da kendisi de kendi hallerine göre birer kahramandırlar. Kahramanlara acınmaz, minnet duyulur.