• 160 syf.
    ·1 günde·Puan vermedi
    Bu kitabı belki Anadolu’nun ücra bir şehrinde öğretmen olarak görev yapmadan okumuş olsaydım yahut bir öğretmen gözü ile okumamış olsaydım çok etkilenmezdim. Fakat bir öğretmen gözü ile okuduğum ‘Benim Küçük Dostlarım’ı elimden bırakmak istemedim. H.N. Zorlutuna bu eserinde farklı coğrafyalarda öğretmenlik yaptığı zamanlarda karşılaştığı minik öğrencilerini, ilginç durumlarını, iç yakan hal ve tavırlarını, gayet samimi ve akıcı bir dille anlatmayı başarmıştır. Kimi zaman Türkçe ve kimi zamanda Edebiyat öğretmeni olarak görev yapmıştır. Dile hakimiyeti ile bir Türkçe öğretmeni, hissiyatını yazıya nakşetmeyi başarması ile de bir Edebiyat öğretmeni olduğunu hissedip görebiliyorsunuz. Kitapta insanı hayrete düşüren durumlar da var, insanı derinden sarsan, yürekten burkan durumlarda var. Mefharet’in sınıfa hakimiyeti, Osman’ın garip ve mahzun halleri, yoksulluğun ne demek olduğunu Selim’e bakarak anlamanın kolaylığı, hasta yataklara düşen öğrencinin çaresiz bakışları, öğretmenini kandırıp hayal kırıklığına sevk etmenin hangi boyutlarda olduğunu, işini aşkla yapmanın ne olduğunu, umudun, azmin, beklenti ve merhametin ne raddede olduğunu insana hatırlatan güzel bir kitap. Keşke her öğretmen H.N. Zorlutuna gibi karşılaştığı ilginç ruh ve tavırlara sahip öğrencisini yazsa, elinden tutsa, onu güneşli günlere doğru yola çıkarsa... Anılarını samimi ve gayet güzel bir dille yazmış, akıcı, sürükleyici bir dili vardı. Ben elime alırken önsözün büyüsüne kapıldım. Sonra bir de baktım ki kitap bitmiş. Kitabın en güzel yanlarından biri de yazının bittiği son sayfadan sonra Zorlutuna’ya ait olan o siyah-beyaz fotoğrafların bulunmasıydı. Genç bir öğretmenin fotoğrafından emekli bir öğretmenin fotoğrafına doğru yolculuk... İnsanı alıp o 60’lı, 70’li yıllara götürüyor. Sonra derinden bir iç çekmenize vesile oluyor. Tavsiye ederim. Özellikle her öğretmenin okumasını isterim.
  • Kalbin milleti yok, acının yabancı dili yok, merhametin sınır dışı yok, yakarışın vize zorunluluğu yok...
    Senai Demirci
    Timaş yayınları
  • Sabahın ilk ışıklarında
    Göz kapaklarımı uykudan ilk açtığımda
    Orada olduğun için;
    Ve gözlerim kapalı
    Henüz uykumdayken
    Birazım burada,
    Birazım burada yokken
    Yine orada olduğun için;
    Ve bilinmezliğin karanlığından ürküp,
    Sonra yine orada olduğunu hatırladığımda
    Aldığım o büyük nefes için;
    Kulun için
    Felak’ ın Rabbi olduğun için;

    Ve anılmaya değer bir varlık bile değilken ben
    Şimdi bir adım olduğu için;
    Yokluktaki olanca olmayışımın içinden çekip beni
    Var etmeye değer gördüğün için;
    Bu büyük sahnede bana da
    Rol verdiğin için;

    Şu olağanüstü dünya okuluna
    Beni öğrenci olarak
    Kabul ettiğin için;
    Ve kitabı açık bıraktığın için;
    Okumamı kolaylaştırsın diye önüme sunduğun bütün burslar için;
    Tüm tembelliklerime
    Ve zaaflarıma rağmen
    Pişmanlığıma değer verip
    Her fırsatta önüme çıkan tövbe hakkım için;
    Dört bir yanımızı kuşatmış sınırsız merhametin için;

    Sesimi ve sözümü duyulmaya değer görüp
    Kalbime ve dilime öğrettiğin
    Dualar için;
    Kabul ettiğin tüm dualarım için;
    Ve benim göremediklerimi görüp
    Tüm kabul etmediklerin için;

    Dumansız ateşten kulağıma
    Haince fısıldayan
    O en büyük düşmanıma karşı
    En büyük yegane yar ve yardımcım olduğun için;
    Ondan sana kaçtığım anlarda, her seferinde elimi tuttuğun için;
    yardımınla beni iblisten güçlü kıldığın için.
    Kulun için
    Nas’ ın Rabbi olduğun için;

    Beni annemle ve babamla, eşim ve çocuklarımla
    Kardeşlerim ve aileleriyle
    Ve insanlık ailesine mensup
    Diğer öğrenci arkadaşlarımla tanıştırdığın için;
    Yanıma verdiğin tüm yoldaşlar için;
    Dağlardan büyük bir
    Sevgi ihtiyacım olduğu için;
    İçimdeki adalet arzusu için;
    Sözümden çıkmayan
    Kollarım ve ellerim;
    İstediğim yere götüren ayaklarım için;
    Kahverengi gözlerimle
    Göğün yüzünü mavi görebildiğim için;
    Ve maviyi kalbime sevdirdiğini için.

    Kelimeler için;
    Kelimelere sesi, dili ve mürekkebi yetiştirdiğin için;
    Yeryüzündeki tüm kum tanelerini
    Ve denizlerdeki su damlalarını
    Yan yana dizsek
    Saymakla bitiremeyeceğimiz
    Ve aklımızı yetiremeyeceğimiz
    Ve bahşedilmiş her güzellik için;
    Affet...
    Sana sonsuz hamd ve senalar olsun
    Ya Rabb...

    E.G
  • Hissettiklerimi tarif edebilsem,
    Gererler mi ruhumu çarmıha?
    Merhamet ettiniz mi Mansur'a,
    Yada Zehirlediğiniz Sokrat'a?
    Merhametin dili olsa,
    Söz hakkı verirler mi vicdana?
    Sorgulamadan kabul ettiklerinizin,
    Hiç faydası oldu mu insanlığınıza?

    -/Umut..
  • 127 syf.
    ·Beğendi·10/10
    İnsanın yaşamını idame ettirebilmesi için ihtiyaç duyduğu pek çok faktör vardır. Tolstoy bu eserinde insanın mütemadiyen ihtiyaç duyduğu asıl şeyin sevgi olduğunu,!sevginin de bir çok hakikatin sırrı olduğunun üstünde şiddetle durmuş. Eserinde her biri birbirinden etkileyici hikmetli hikayeler sunmuş okuyucusuna. Hayatın hakikatinden, sevginin, merhametin kıymetinden, insanlar arasında varolan mucizevi bağlantıdan ve daha pek çok değerden bahsetmiş hikayelerinde.
    Hikayelerinde verilen erdem değer sevgi konuda mesajlar bize yazarın düşünce yapısından da ipuçları sunmalı. Bu doğrultuda Tolstoy için tüm bu kavramların önemli olduğunu saptamak pek güç olmasa gerek.
    Kısa kısa hikayelerin bulunduğu ince bir kitap bu. 7’den 70’e herkesin keyifle okuyabileceğine inanıyorum bu eseri. Dili son derece açık ve sade olmakla birlikte anlatımı da bir o kadar akıcıydı.
  • 160 syf.
    ·3 günde·Puan vermedi
    Yağmurlu bir havada bitirdiğim bu kitap yaklaşık 2hafta sonra yapmayı planladığım Mezopotamya gezim için beni heyecanlandırdı. Zülfü Livaneli akıcı dili ve güzel betimlemeleri ile Mardin'in büyülü dünyasını gerek görsel gerek de duygusal olarak okuyucu ile buluşturmuş. Bu kitapta gizli kalmış ve yanlış bilinen, defalarca soykırıma uğramış ve dünyada yalnız kalmış ezidiler hakkında bilgi verilmiş. Işid kurbanı bir ezidi genç kız Nergis ile Mardin 'de Işid den kaçarken Amerika'da islamofobia kurbanı olan Hüseyin 'in ortak cümlesi "Ben insandım" ile yazarın bize verdiği mesaj zulüm nerde ve kim tarafından yapılırsa yapılsın zulümdür ve bazen yapılan zulme merhametin bile merhem olamayacağıdır...
    Etkilenerek okuduğum bu kitabı okumanızı şiddetle tavsiye ediyorum ️
  • 200 syf.
    ·10/10
    Ömer Sevinçgül’ün yazılarını ağırlıklı olarak yıllardır Zafer Dergisi’nden takip etmeme rağmen derli toplu ilk defa bir kitabını okudum. Son kitap fuarı ziyaretimde iki kitabını almıştım. Bunlardan biri “Rabbim Beni Bana Bırakma”, diğeri ise okuduğum bu kitaptı.

    Ağırlıklı olarak öyle kelime oyunları yapan, edebiyat yapmış olmak için edebiyat yapan kitapları tercih etmiyorum. Yazarın bir yere dokunmasını istiyorum. Mesela kalbime. Duygularıma, ruhuma. Hayatın kendisi kolay olsa da içinde sıkıştığımız sistem, her haliyle, diliyle, muhabbetiyle zehiriyle hayatı bize zorlaştırıyor. Dert olmayanlar dert; sorun olmayanlar sorun olup çıkıyor.

    Gençlerin dilini yakalayabilmek, ferakansına girebilmek güç. İşte bu dili yakalayan yazarlardan birinin Ömer Sevinçgül olduğunu bu kitabı okuduktan sonra anladım.

    Kitaptaki her yazı iki bölümden oluşuyor. Önce sorun, sonra sorun üzerinde öneriler. Önce acılar, sonra teselli. Önce dünyanın üçüncü yüzü, sonra dünyanın ikinci ve çoğu zaman da birinci yüzü. Önce, nefis, şeytan, imtihan, günah; sonra dünya ahiretin mezrası, büyük değil küçüksün, güçlü değil acizsin, yükünü yere bırak rahat et, fakrını anla ve bir gücün önünde secde et. Ve son olarak isimlerin talimi. Sıfatların arkasında tebessüm eden O’na ulaşmak.

    Yazar, gerçeği aramak, bulmak, bilmek üzere yola çıkıyor. Görünür olandan hareket ediyor. Örneklemeler hep böyle. İkna ediyor. Aklım da söylenene tabi oluyor.

    Konusu insan olan eski fotoğrafların koleksiyon olarak toplanması ne kadar ilginçse; yazarın da konusu insan olan, insanı anlatan, ve bilhassa okunmuş, altı çizili satırları olan kitapları sahaflardan derleyip toplaması da o kadar ilginç ve güzel. Hepsini okumak için not ediyorum: Dostoyevski’den, Tagore’ye; Hemingway’dan Camus’a; Kafka’dan Tolstoy’a… Yazarları kitap isimleriyle beraber not ediyorum. Arada Gülistan gibi, Yunus Divanı, Küçük Sözler, Dar Kapı, Fareler ve İnsanlar gibi okuduğum kitaplar da var tabi. Bu kitapların özelliği duygu ve düşüncenin bir arada olmasıdır. Yazar bunu bir kuşun iki kanadı gibi kitapta olmazsa olmaz olarak görüyor. İkna oluyorum. Evet duygusuz kitap, hikaye; düşüncesiz kitap, masal.

    Diyor ki bana yazar: Ruhunu anlatan nurlar, “Şefkat, sevgi, merhamet”tir. Bu benim yaptığım işin doğasında var. Önemli olan bunların varlığı da değil. Şefkatin, sevginin, merhametin fillerimizle, eylem olarak dışa yansıması da gerekir. Şairin dediği gibi, sevgileri yarınlara bırakmamalıyım. “Kalbinde saklama, göster, görünür kıl, dışarıya taşır” Hemen şimdi. Kime sevgi vereceksen, kim senden sevgi bekliyorsa öteleme. İfade et.

    “Kimi arkadaşlar hava gibi, kimi arkadaşlar ekmek gibi, kimi arkadaşlar ilaç gibi ve kimileri de zehir gibi.” Herkese ne gibi ise o kadar zaman ayır! Zehirden de uzak dur.

    “İnsanı özgür kılan tüm varlıkları yaratana olan inancıdır.” Yaratanı inkâr etme özgürlüğünü kullanırsan bütün yaratılmışların esiri olursun. “Her şeyin sahibine kul olan, her şeye kulluk etmekten kurtulur.”

    Bulmak o kadar önemli değil de aramanın kendisi önemlidir. Aramayı kaybederseniz, neyi bulacaksınız. “Arayanlardan kimi bulur, kimi bilemeden, bulamadan gider. Esas olan aramaktır.” Katılıyorum. Çünkü bütün bulanlar arayanlardır.

    “İnsanız, yalnızız, kimsenin kimseye yardım edemeyeceği günler gelecek.” Hem de çok yakın bir zamanda gelecek. Babanın oğuldan, annenin babadan kaçacağı zaman. Hesapta ne bir yardımcı, ne bir torpil… Aczini güç olarak kullanıp, ona teslim olmuşsan, sen yalnız değilsin. Bütün melekler şahit, bütün deliller lehte…

    “Önceleri dünyayı ümit ederdim, şimdi öteleri arzuluyorum.” Evet evet işte beni tarif ediyorsun. Önemliydi dünya benim için. Ne zaman ki sevdiklerim terk edip gitti, ne zamanki ayrılıkların acıları kalbimi dağladı, dünya bitti. Ne zaman ki yönümü varlıkların arkasından beni gör, beni sev diyen Rabbi tanıdım, öteler özlemim oldu.

    Biliyorum öleceğim. Toprak altına gireceğim. Ellerim, “Ah ellerim! Bir sinek ısırmasına bile dayanamazdım. Ve yüzüm! Suya atılan şeker misali eriyecek toprakta.” Ve ben hâlâ oyunda oynaştayım!

    Altını çizdiğim yerler o kadar çok ki bu kitapta. Şimdilik bu kadarla iktifa edeyim. Ve yazıyı yazarımızdan duayla bitireyim:

    “Hakkımda bildiklerimi sana itiraf ediyorum, Rabbim! Kararan yüzümü sanan döndürdüm. Kirli ellerimi sana uzattım. Sana layık olamadıysam da. Fakat sen, benim gibi günahkârların da ilahısın. Kapına geldim dileniyorum. Kusurumdan gayri sermayem yok. Aczimden başka vesilem yok. Biz insancıklar için güzellikler istiyorum. Huzursuz ruhlara huzur, sevgisiz gönüllere sevgi, karanlıkta kalanlara nur, yolunu yitirenlere şuur, sensizlere seni ver.”