Uzun yıllar sonra insan birinin öldüğü karanlık bir odadan geçer ve birden, yavaş yavaş kaybolan kelimeleri ve denizin uğultusunu duyar. Sanki o birkaç kelime hayatın anlamını ifade etmiştir. Sonrasında ise hep başka şeyler konuşulmuştur.
Anılar, eski evlerin rutubetli bodrumlarındaki mantar, yarasa, sıçan ve böcekler gibi odaların küflü kuytularında pusudaydı. Kapı kollarında bir elin titreyişi, çok gerilerde kalmış bir anın heyecanı hissediliyor ve insanın kendi eli o kolu indirmekte tereddüt ediyordu. Bir zamanlar tutkunun insanları var gücüyle kavradığı her ev bu tür akıl sır ermez varlıklarla doludur.