Goethe'nin 2 haftada yazdığı, sevdiği kadını en yakın arkadaşına mektuplarla anlatan bir adamın hikayesini okuma kararı almadan önce kitaplarımı aldığım kitapçım bana Tutunamayanlar kadar ağırdır demişti. Açıkçası ince bir kitabın o kadar ağır olacağını düşünmemiştim ama haklıymış... Turgut'un Selim'i anlatırken hissettiğim her şeyi Werther'i dinlerken hissettim. Evet, kitabı okumuş gibi değil de Werther'in kelimeleriyle dinlemiş gibi hissediyorum...
Werther'in çevresinden uzaklaşıp ufak bir kasabaya yerleşmesiyle başlıyor mektuplar ve sevdiği kadının kendisiyle olmaması sonucu ile de mektupların da hikayesinin sonu da geliyor. O yılların Almanya'sı, kadın erkek ilişkileri ve Werther'in yaşam ile ölüm arasında gidip gelen duygu ve düşünceleri yaşatılarak aktarılmış gibi. Hissettiği her acıyı, sevinci, utancı içimde hissetmiş gibiyim...