Hamnet: Bir Başka Zamanın ve Bir Başka Kadının Hikayesi
"Hamnet"e ilk başladığımda, 30. sayfaya gelene kadar elim hep 'bırakma' noktasına gitti. Alışık olduğum o akıcı, karakterin dilinden süzülen romanlar gibi değildi. Cümleler sanki dondurulmuş birer kalıp gibi geliyordu; soğuk ve mesafeli bir anlatım karşıladı beni. Ama ne zaman ki sessiz bir ortama geçip kitabın ritmine kendimi bıraktım, işte o zaman her şey yerli yerine oturdu.
Kitabın adı her ne kadar Shakespeare’in oğlu "Hamnet" olsa da, aslında bu tamamen Agnes’in hikayesi. İsim tercihi muhtemelen okuyucunun ilgisini çekmek için bir strateji; çünkü kitap 'Agnes' adıyla çıksaydı belki de bu kadar merak uyandırmazdı. Ama yazar o meşhur ismin gölgesinde, bize bambaşka bir kadın portresi çiziyor.
Agnes’in hayat hikayesi, özellikle o mistik ve şifacı yönü hikayeye masalsı bir hava katıyor. İnsanların geleceğini hissetmesi, doğayla olan o derin bağı biraz gerçeküstü kalsa da, onu diğer karakterlerden ayıran asıl güç bu. Karşısında ise John gibi sert, otoriter ve gerçekçi bir figür var. John ve Agnes’in dünyaları birbirine taban tabana zıt.
Şu an onların evlenip evlenemeyeceği sancısını okurken bir şeyi fark ediyorum: Agnes bu süreçte biraz zarar görebilir ama acı insanı acımasızlaştırıyor da. O naif kız, yaş aldıkça ve hayatın tokadını yedikçe bu sert dünyayla baş etmeyi öğrenecek gibi duruyor. Başta karakterler karışık gelse de, şimdi o kalıp gibi duran cümlelerin içindeki ruhu daha iyi anlıyorum.