Merve Çomaklı

Merve Çomaklı
@mervecomakli
Maddeler dünyasında vermek, zengin olmak anlamına gelmektedir. Çok şeyi olan değil, çok veren zengindir. Bir şeyi yitirmekten korkan istifçi ne kadar çok şeyi olursa olsun, ruhbilim dilinde yoksul ve yoksun bir kişidir. Ancak kendinden bir şeyler verebilen kişi zengindir. Başkalarına kendinden bir şeyler verdiğini hisseder. Ancak yaşamaları için gerekli gereksinimlerinden başka bir şeyi olmayanlar, maddi şeyler vermenin sevincini yaşıyamazlar. Ne var ki, günlük deneyimlerimiz, kişinin asgari gereksinimlerin dediği şeyin, onun serveti kadar, kişiliğine de bağlı olduğunu göstermektedir. Yoksulun, zenginden daha fazla verme eğilimi taşıdığını hep biliriz. Ama belli bir noktanın ötesinde yoksulluk, vermeyi olanaksız kılmaktadır. Bu durum, kişiye sadece doğrudan acılar verdiği için değil, aynı zamanda yoksulun elinden, verme sevincini aldığı için de onur kırıcıdır.
Sayfa 32 - Say Yayınları·Kitabı okudu
Reklam
Sevmek bir eylemdir, edilgen bir duygu değil. Bir şeyin “içinde olmaktır,” bir şeye “kapılmak” değil. En genel biçimiyle, sevginin etken yapısı sevmenin almak değil, öncelikle vermek olduğu biçiminde tanımlanabilir. Vermek nedir? Çok kolay gibi görünüyorsa da bu sorunun yanıtı gerçekte karışıklıklarla, belirsizliklerle doludur. Bu konuda en yaygın yanlış anlama, vermenin bir şeyden “vazgeçme”, bir şeyden yoksun kalma, bir başkasının uğruna kurban olma gibi anlaşılmasıdır. Kişiliği gelişmemiş, yönelimleri hep banacı, sömürücülüğün ya da istifçiliğin ötesine geçmemiş bir kişi sevme edinimini böyle anlar. Bezirgân kişilikli biri, karşılığında bir şey alarak vermeye hazırdır; ona göre, bir şey almadan vermek kandırılmaktır. Ana yönelimi üretici olmayan kişi, verme sonucu yoksullaşma duygusuna kapılır. Böylece, bu tür birçok kişi vermeyi reddeder. Bazıları da vermeyi bir özveri duygusu olarak ele alıp erdem sayarlar. Kişi vermelidir, çünkü vermek acı çekmektir; onlara göre, vermenin erdemi, bir şey uğruna özveriyi kabullenmekte yatmaktadır. Onlar için vermenin almaktan daha iyi olduğu duygusu, yoksun olma acısının alma sevincinden daha iyi olduğu anlamına gelmektedir. Üretici bir kişilik için vermek, tümden farklı bir anlam taşımaktadır. Vermek, taşınılan gücün en üst düzeyde anlatımıdır. Verme edimi sırasında gücümü, zenginliğimi, kudretimi hissederim. Bu üst düzeyde yaşanılan canlılık ve taşınılan güç beni sevinçle doldurmaktadır. Kendi kabıma sığmadığımı, har vurup harman savurduğumu, yaşadığımı hissediyor, bu yüzden de sevinçten uçuyorum. Vermek almaktan çok daha coşku vericidir. Bu, beni yoksullaştırdığı için böyle değildir; verme eyleminde canlılığımın gücü yattığı için böyledir.
Sayfa 30 - Say Yayınları·Kitabı okudu
Ortak yaşam birliğinin tersine, olgun sevgi, kişinin kendi bütünlüğünü, bireyselliğini koruyarak gerçekleştirdiği birliktir. Kişiyi diğer insanlardan ayıran duvarları yıkan, onu diğerleriyle birleştiren, insanın içindeki etkin bir güçtür sevgi. Sevgi, kişinin soyutlanma ve ayrı olma duygularını yenmesini sağlar; kendisi olmasına, bütünlüğünü yitirmemesine yol açar. Sevgide, bir olan iki varlığın, iki ayrı varlık olarak da kalmalarının ikilemi yaşanır.
Sayfa 27 - Say Yayınları·Kitabı okudu
Doğumdan ölüme, pazartesinden pazartesiye, sabahtan akşama tüm faaliyetler düzenlenmiş ve bir örnek hale getirilmiştir. Böylesi bir düzenin ağına düşen kişi, insan olduğunu, tek bir birey olduğunu nasıl hatırlar? Düş kırıklığıyla, üzüntüyle, sevgi özlemiyle, hiçlik ve ayrı olma korkusuyla doluyken, dünyaya bir kere gelindiğini nasıl aklına getirebilir?
Sayfa 26 - Say Yayınları·Kitabı okudu
Aşk gibi, sonsuz umut ve beklentilerle başlayıp hiç şaşmadan yıkılan bir başka faaliyet ya da yatırım bulmak çok güçtür. Eğer bu bir başka edim için söz konusu olsaydı, insanlar ya ondan tümüyle vazgeçerler ya da başarısızlığın nedenlerini bulmaya ve daha iyisini nasıl başarabileceklerini öğrenmeye çalışırlardı. Sevgiden vazgeçmek olanaksız olduğuna göre, sevgi konusundaki başarısızlıkların üstesinden gelebilmenin bir tek uygun yolu olarak, bu başarısızlıkların nedenlerini gözden geçirip sevginin anlamına yönelik çalışmalara hız vermektir. Atılacak ilk adım, sevginin de yaşamak gibi bir sanat olduğunun farkına varmaktır. Eğer nasıl sevmemiz gerektiğini öğreneceksek, müzik, resim, marangozluk, doktorluk ya da mühendislik sanatlarını, mesleklerini öğrenmek için ne yapıyorsak, onun aynısını yapmamız gerekecektir. Herhangi bir sanatı öğrenmek için atılacak adımlar nelerdir? Bir sanatı öğrenme süreci iki bölüme ayrılabilir: ilk adım, kuramda ustalaşmak; ikinci adım, pratikte ustalaşmak. Eğer doktorluk sanatında ustalaşmak istiyorsam, öncelikle çeşitli mikroplar ve insan vücudu hakkında bilgi edinmem gerekir. Ancak tüm bu kuramsal bilgileri edinmem, elbette doktorluk sanatında ustalaştığım anlamına gelmez. Bu sanatta ustalığa, ancak kuramsal bilgimin sonuçlarıyla pratik bilgimin sonuçlarını harmanlayıp bir bütün haline getirebileceğim bir yığın deneyimden sonra ulaşabilirim. İzlediğim bu yol, tüm sanatlarda ustalaşmanın özüdür. Fakat kuramsal ve pratik bilgilenmenin yanında, herhangi bir sanatta ustalaşmak için gerekli olan bir üçüncü unsur daha vardır. Bu, kişinin o sanatta ustalaşmayı en önemli işi olarak kabul etmesi ve dünyada ondan daha çok önemsediği hiçbir şeyin bulunmamasıdır. Müzik için, doktorluk için, marangozluk için -ve sevgi için- bu bir gerçekliktir. Belki
Sayfa 15 - Say Yayınları·Kitabı okudu
Reklam