Mektup okumak her zaman garip gelmiştir. İnsanların özeline müdahale gibi görürüm. Ahmed Arif’in Cemal Süreya’ya olan mektuplarında bu hissi daha fazla hissettim. Yaşadıkları sıkıntıları, sorunları, sevinçleri hepsi bu mektuplardaydı. Okurken hep içimde bu hisle okudum.
Mektuplarda edebi kaygı olmamasına rağmen bu mektuplar edebi yönden çok doyurucuydu. İçerisindeki Fikret Otyam ve Cemal Süreya’nın önsözleri ile kitap daha da zenginleşmişti. Burada hem Ahmed Arif’in hem de Cemal Süreya’nın şiirlerine ve edebiyata verdiği önemi çok daha iyi anlıyoruz. Onun dışında mektup yorumlamak kimsenin haddi olmamalı. Keyifle okudum.
Ahmed Arif hayatı boyunca emekten yana tavır almış, bu yönde mücadele etmiş ve bunun bedelini yeri geldiğinde hapis yatarak ödemiştir. Dolayısıyla Ahmed Arif'in bu yönü çok daha fazla ön plana çıkarılır. Fakat ben yazarların, şairlerin özel hayatlarında neler yaşadıklarını, dönemindeki diğer yazarlarla, şairlerle ve ülkeyle nasıl nasıl ilişki geliştirdikleriyle ayrıca ilgileniyorum. Bu konuda mektuplar çok güzel bir araç...
Ve haziranda ölüp ama hep yaşayanlarda bugün: Sevgili Ahmed Arif'i, Cemal Süreya ile arasında geçen ve insanda tebüssüme neden olan bir hikaye ile bu kitaptan yararlanarak anmak istedim. Mektuptaki kadın kim? İyi seyirler... #ahmedarif #cemalsüreya
Link: youtu.be/Fo38RRNBDtw
Kitabın ne olduğunu ilk başta görmedim. Ve cümleyi okuduğumda surat ifadem "🤮" bu oldu. Sonra kitaba ve yazara baktım. "Yok artık, bunu okumuyordur ciddi ciddi" dedim. Herhalde yeni bir linç videosu gelecek ve bu beni sevindirdi bir anda. 😅
özgür irade diye bir şey var mı da?İnsanların aslında çok büyük bir ölçüde kaderi bellidir bence.İnsanın doğduğu yer,anne ve babasını genleri,ailenin refah düzeyi insanın gelecekte neler yaşıyacağını büyük bir ölçüde belirler.