Her biri seni görebilmek için yapılmış ve birbirine eklenen günler, sensiz olmayı taşıyabilirler miydi? Her köşesine kokunun sindiği, elinin değdiği, eşyalarının, izlerinin dağıldığı evim, sensiz, çıktığın anda donup kalmış bir müzeye dönüşebilir miydi?
Herkes biraz böyle değil midir? İşler yolunda gittiğinde muhakkak canını sıkacak bir şey arar. Hiçbir şey bulamazsa bile işlerin yolunda gitmesinin bedelini illaki ödeyeceğine inandığından bir felaket beklemeye koyulup hasta eder kendini. Çünkü dünyada hiçbir güzellik yoktur ki felaketle sonuçlanmasın.
Sakin, şaşkın, hayran ve asla ona dilediğince sahip olanayacağını, tadına doyamayacağını bilen, mütevekkil bir bakış. Aşk dolu, özlem dolu, efsunlanmış, kapanıp kilitlenmiş bir kalbin gözlerle yakaladığı bir hayret ânı. Bir farkına varma, bir yerini anlama, hakikatin özüne erme ânı.