Ait olduğum kesimin normlarını ve kalıplarını boş bulduğum için artık ne kendimden ne de başkalarından utanıyorum. Onur, suç, günah gibi kavramlar bir anda soğuk, metali bir tını kazandı, bunları dehşete kapılmadan telaffuz edemiyorum artık.
Bir Hava Taarruzu Sırasında Barış Üzerine Düşünceler adlı eseri bitirdim ve uzun zamandır deneme türünde bir kitap okumadığımı fark ettim. Bu açıdan benim için güzel bir başlangıç oldu. Metin kısa olmasına rağmen düşündürdüğü şeyler oldukça derin.
Virginia Woolf ’un fikirlerini işleyiş tarzını gerçekten çok sevdim. Bir hava saldırısının yarattığı somut korku ortamından yola çıkıp barış, savaş, insanlık ve bireysel sorumluluk üzerine düşünmesi çok etkileyiciydi. O anın atmosferini hissettirirken aynı zamanda zihinsel bir tartışma alanı açıyor. Düşüncelerini didaktik bir şekilde değil, sorgulayan ve okuru da sürece dahil eden bir üslupla aktarması metni daha da güçlü kılıyor.
Akıcılığı da beni şaşırttı. Deneme türü bazen ağır gelebiliyor ama burada fikir akışı çok doğal ilerliyor. Kısa bir metin olmasına rağmen zihinde uzun süre kalıyor.
Bu kitabı okuduktan sonra Virginia Woolf’tan daha fazla eser okuma isteği oluştu bende. Hem düşünce dünyası hem de anlatım biçimi açısından beni etkileyen bir okuma oldu.
Sergüzeşt edebiyatımızda romantizmden gerçekçiliğe geçişin çok başarılı örneklerinden biridir bence.
Eser zavallı Dilber'in oradan oraya esir tüccarlarının kârı için sürüklenip durmasını, hiçbir insani duyguyu hak edemeyişini ve bundan duyduğu ıstırapı, çektiği çileyi etkili ve dramatik bir şekilde anlatıyor.
Yazarın, insanlığın en acımasız yönlerini ve duyguların nihayetinde bir hayatı nasıl etkilediğini tüm gerçekçiliğiyle okura aktarabildiğini düşünüyorum. Eserin okuyucuda uyandırdığı üzüntü, nefret, acıma gibi duygularla okumanın çok keyifli olduğunu söyleyebilirim.
Akıcı kısa bir roman arayışında olanlara önerebilirim. İyi okumalar...