Merves

Merves
@mervesmn
Kuş ölür, sen uçuşu hatırla... Kuşlarını alıp gidiyor gök. En saçmalar…
öğretmen
19 okur puanı
Aralık 2020 tarihinde katıldı
Şu anda okuduğu kitap
Saçmalamalar
Duygusal yük, insanın görünmeyen ama en ağır taşıdığı bavuldur. İçine ne koyduğunu çoğu zaman hatırlamazsın bile; ama omuzlarının neden ağrıdığını bilirsin. Bazen geçmişten yarım kalmış cümlelerdir bu yük. Söylenmemiş özürler, sorulamamış sorular, zamanında ağlanamamış gözyaşları… Hepsi sessizce birikir. İnsan hayatına devam eder, güler, konuşur, çalışır; ama içinde hep küçük bir ağırlık merkezi kayması vardır. Sanki ruhu biraz öne eğik yürür. Duygusal yükün en tuhaf yanı, çoğu zaman onu taşımayı bırakmanın suçluluk hissettirmesidir. Sanki bırakırsan unutmuş olursun. Sanki hafiflersen vefasız olursun. Oysa bazı duygular taşınmak için değil, yaşanıp geçmek için vardır. Ama biz onları hatıra gibi saklarız, sonra da neden yorulduğumuzu merak ederiz. İnsan bazen yükünü azaltarak değil, onunla konuşarak hafifler. “Seni görüyorum” dediğinde bir anıya… “Bu beni hâlâ acıtıyor” dediğinde bir hayal kırıklığına… İşte o zaman yük, sert bir taş olmaktan çıkar, elde tutulabilir bir şeye dönüşür. Belki de duygusal yük tamamen bırakılacak bir şey değildir. Belki o, yaşadığımızın kanıtıdır. Ama onu sırtımızda değil, avuçlarımızda taşıyabildiğimiz gün… işte o gün gerçekten hafifleriz.
Duygu ve Düşünce
Saçmalamalar
Mavi bir sessizlik çöker içime, Dağ gibi durur kalbimde hasret, Yaklaştıkça uzaklaşan bir imkansızlık yaşamak. Mavi, artık gelecek değil İçime çöken soğuk bir boşluk. Sarı bir akşam vurur ayrılığa, Güneş batarken artar imkânsızlık. Aşk, ölümle sınanır bazen, Yaşamak cesaret ister, susmak kadar. Sarı bir ışık bile kurtaramaz geceyi, Hasret çürür zamanın kıyısında. Aşk, imkânsızlığın en ağır biçimi, Yaşarken ölmeyi öğretir insana. Deniz anlatır, dağ susar, İkisi de bilir beklemeyi. Dostluk gibi sessiz, Güven gibi derin bir şeydir bu. Ölüm bir ihtimal değil artık, Bir alışkanlık gibi durur yanı başımda. Dostluk kırılır sessizlikten, Güven en derin yerinden kanar. Bazı duygular kavuşamaz belki, Ama eksik de kalmaz hiçbir yürekte. Maviye bakamam eskisi gibi, Deniz yüzüme vurur yaşamanın yokluğunu.
Saçmalamalar
Kime ne kattığını asla tam bilemezsin; fakat kimden ne aldığının ağırlığını da bir kibir gibi taşıyamazsın. Dokunduğun her ruh, farkında olmadan hayatının dokusuna işlenir. Sonra bir bakarsın, kilometrelerce öteye gitsen bile mutsuzluğunun hesabını sana bağlayan gölgeler peşini bırakmamış. Aynı düşünceler, aynı hissizlikler, sanki görünmez bir orta noktada buluşmak için sözleşmiş gibi. Düşüncelerin, bir fabrikanın dumanı ardındaki sise ne kadar saklanabilir ki? Herkes “mutsuzsun” dediğinde mi fark ettin ruhunu sorgulamaya başladığını? Benden sana bir parça düşmesin istiyorum. Mutsuzum… Yalnızım. Kimseyle bakışarak konuşamıyor gibiyim artık. Bakışlarımda bir gurursuzluk, gözlerimde anlamsız bir buğuluk var. Neredesin be? Saçma anların kahramanı, canım çocukluğum… Neredesiniz o denizli şehrin sessiz insanları? Bir batağa saplandım; çıkmam uzun olacak.
Saçmalamalar
Gösterir gibi yaşanıyor, ama kimse bakmıyor. Göstermesine de olsa yaşamanın hakkını veriyoruz sadelikle. Yol uzuyor taşların dili var, ben susuyorum. Bir yorgunluk sızıyor tenin altına, adı mutluluk sanılıyor. Göğün içi kapalı, bir güneş kalmış orada, bizi hatırlamayan. Zaman geçiyor, biz eksiliyoruz fark etmeden. Kaç yıl daha sürer bu tükenmeyen bitiş? Yine de gidiyoruz, adım adım. umutsuzluğun tam kalbine. Daha kapalı havalardan bulutunu aralamış güneşe bakıyoruz yorgun.
Saçmalamalar
Dost sohbetlerinden, kahkahalı günlerden sıyrılır, garip düşüncelerine çekilirsin. Promilli gecelerden geçirirsin zihnini yarım, bulanık, ağır. Kalbinin en derin köşesi, hiçlikte kaybolmuş düşlerle doludur. En ağır acını gülüşünün altına saklar, en huzurlu köşende bile karamsarlığa sığınırsın. Bütün oklarını, neyin peşindeyse ona fırlatırsın. Ama hedefi vurmak imkânsız, karşılaşmak yıkıcı, özlemekse boş bir çılgınlık. Sen mutsuzluğa açılmış bir pencere, dalgalarla boğuşmaya gelen bir gemi, girdabın ta kendisisin. Kimsin sen? O derinlerde saklanan kim? Yıllar sonra bile neden hâlâ orada? Kapanmış yaraların kabuğu aynı izden hâlâ mı acıyor? Sen, ne istediğini bilmeyen bir duvar; sessiz, renksiz, yuvasız bir hayatın içinde mutsuzluğa alışmış bir beden.
1000Kitap