• Beni henüz tanımıyorsunuz. Ben biraz garip biriyimdir; mesela bana hep doğrunun söylenmesini isterim.
  • Şeyler, onlardan uzaklaştıkça güzelleşirler, yaklaştıkça da çirkin görünürler. Bizim en büyük problemlerimizden biri bunu fark etmememiz, fark etsek de öyle değilmiş gibi davranmamız bence. Herkes herkesle anlamsız ve gereksiz bir şekilde yakın olmak istiyor. Ben mesela, ortalama bir günde aşağı yukarı elli kişiyle tokalaşıp, on kişiyle öpüşüp, birkaç kişiyle de sarılıyorum en az. Hepimiz bunu yapıyoruz neredeyse. Bahanemiz de şu, "sıcakkanlı milletiz!" Pehh... Eriyecez sıcaklıktan haberimiz yok. Bir sürü arıza, kırgınlık, kızgınlık, taciz, bok püsür hep bu manasız yakın olma dürtüsünden kaynaklanıyor. Oysa biraz düşünsek, uzak ve mutlu yaşamak o kadar mümkün ki... Aşka bakın mesela. Aşk, en çok iki kişi birbirine uzakken aşk oluyor. Sonra yaklaşmaya başlıyorsun. Sonrası rezalet. Hep böyle bu... Velhasılıkelam, iyidir mesafe...
    Ali Lidar
    Sayfa 97 - İthaki
  • "Bize kimse özgürlüğü öğretmemişti. Sadece özgürlük adına ölmeyi öğretmişlerdi." (Sayfa, 14)

    "Bir dükkanda yüz çeşit sosis seçebilen insan, on çeşitten seçim yapan insandan daha özgürdür." (Sayfa, 15)

    "Marx okuyana komünist denir, ama onu anlayana antikomünist denir." (Sayfa, 22)

    "Yetmiş yıl öğrettiler: Mutlulut para değildir, insan hayatındaki her iyi şey bedavaya alınır. Mesela aşk. Ama tribünlerden "alıp satın, zengin olun" denmesi yetti, her şey unutulur. Bütün Sovyet kitapları unutuldu." (Sayfa, 35)

    "İnsanın öyle yüce değerler falan düşündüğü yok, yalnızca bugün neyi alamadığını düşünüyor. GULAG hakkındaki gerçekler öğrenildi diye mi dağıldı sanıyorsunuz ülke? Kitap yazanlar öyle düşünüyor. Ama insan... normal insan tarihte yaşamıyor, daha sade yaşıyor: Seviyor, evleniyor, çocuk yapıyor. Ev inşa ediyor. Ülke kadın çizmesi ve tuvalet kağıdı olmadığı için, portakal olmadığı için dağıldı. Bu lanet kotlar yok diye!" (Sayfa, 59)

    "Stalin'in düzeni şöyleydi: Mesela, MK sektör müdürlerine sandviçle çay verilirdi, konuşmacılara ise sadece çay. Sektör müdür yardımcılığı kadrosu verdiler. Ne yapılacak? Ona sandviçsiz çay verilmesine karar verildi ama beyaz peçeteyle. Böylece birbirlerinden ayırt edilmiş oldular." (Sayfa, 63)

    "Kimse ne yapmak gerektiğini somut olarak söylemiyordu: Özgürlük ve hepsi bu. Eğer kapalı bir asansörde oturursan tek bir şey hayal edersin, asansör kapılarının açılmasını." (Sayfa, 69)

    "Savaştan sonra işe geç kalmanın cezası... On dakika geç kalsan bile, hapis." (Sayfa, 98)

    "Stalin'in ölümünden sonra insanlar gülmeye başladı, ama ona kadar dikkatle yaşıyorlardı. Hiç gülmeden." (Sayfa, 98)

    "Okuma yazma bilmeyen işçi Sovyet çeliğinin sırrını buldu - zafer! Bu sırrı çoktandır bütün dünya biliyormuş meğer, sonradan öğrendik." (Sayfa, 106)

    "Stalin bizim kuşağımızı sevmedi. Nefret etti. Özgürlüğü tatmış olduğumuz için. Savaş özgürlüktü bizim için! Avrupa'ya gittik, orada insanların nasıl yaşadığını gördük. İşe Stalin anıtının yanından geçerek giderdim, soğuk ter içinde kalırdım: Ya birdenbire anlarsa ne düşündüğümü?" (Sayfa, 222)

    "Almanya'da... Binalara giriyoruz: Dolaplarda bir sürü güzel giysi, iç çamaşırı, kadın eşyaları. Kap kacak dağları. Savaştan önce bize kapitalizm yüzünden çok sıkıntı çektiklerini söylerlerdi. Bakar ve susardık. Kolaysa Alman çakmağını ya da bisikletini öv. "Sovyet karşıtı propaganda" başlıklı elli sekizinci maddeden içeri atılırsın." (Sayfa, 224)

    "Susan Sontag: Komünizm insani yüzü olan faşizmdir." (Sayfa, 246)

    "Kampta üç yıl annemle birlikte yaşamışım. Annem küçük çocukların sık sık öldüğünü hatırlıyordu. Kışın ölenleri büyük fıçılara koyarlarmış ve ölenler bahara kadar orada yatarmış. Sıçanlar yermiş onları. Baharda gömerlermiş ancak..." (Sayfa, 278)

    "...Maaşlarını iki-üç katına çıkarsalar... Korkarım ateş edecekler..." (Sayfa, 522)
  • 384 syf.
    Yazarın okuduğum ikinci kitabıydı ve burda da erkek karakterimize hayran kaldım. Chet genç yaşına göre oldukça olgundu. Stella'nın ilk zamanlardaki şımarıklığına bile katlandı çocuk. Kibar, saygılı ve romantik bu çocuğu çok sevdim ben. Romanın geneline bakarsak idare eder bir kitaptı. Aşk ve çok az gerilim içeriyor ki ben gerilimin az olmasını uygun buldum. Keşke aşk daha da ön planda olsaydı... Chet 'e bayıldığımı söylemiş miydim?♡
    Bir de kitapta bazı yerler geçiştirilmişti. Mesela Reed' e ne olduğunu merak ediyorum ben. Annesine ne oldu, Inny ile konuştu mu? Yazar bir iki cümleyle anlatsaydı daha iyi olurdu.
    Akıcı bir kitaptı, elimden bırakamadan okudum. Sırf Chet için bile okunur bence. Bir göz atın derim. İyi okumalar.
  • “Senin her halin güzel… Mesela bu yeni uyanmış halin, saçlarının dağılışı, gözlerindeki o mahmurluk… Ve ben bunlara şahit olmaktan zevk alıyorum. Ama yine de… Tenin…” dedi ve dudaklarını boynuma dokundurup ıslak, derin ve iç geçirten bir öpücük bıraktı. “Tenin sadece bana özel... Benim bakışlarıma, benim dokunuşlarıma özel. Kıskanıyorum, elimde değil.
  • 755 syf.
    ·Puan vermedi
    Athos, Porthos, Aramis ve genç arkadaşları D' Artagnan... Öncelikle, kulak aşinalığından olsa gerek, hepimize doğru gelen ama aslında yanlış bir çevirinin ürünü olan üç silahşörler ismi, Hasan Ali Yücel Klasikler Dizisi ile düzeltilmiş ve kitabın adı Üç Silahşör olmuştur. İngilizcedeki çoğul s takısı yüzünden böyle bir çeviri durumu oluşmuş ve yerleşmiş olsa gerek, neyse ki düzeltildi. Hıncal Uluç ya da Mehmet Yılmaz yazmıştı diye anımsıyorum: ''Nasıl ki beş yumurtalar denmiyorsa üç silahşörler de denemez.'' İlk okuduğumda travmatik bir etki yapmadı değil bu düzeltme bünyemde.

    Defalarca kez dilimize çevrilen, sinemaya uyarlanan bir hikaye zaten. Tabii bu çevirilerin çoğu hikayenin özeti bile olamayacak kadar kısaltılmış, sığ çeviriler. Ben, ortaokuldan beri sanırım 4 5 farklı versiyonunu okumuşumdur bu hikayenin ve hemen hemen hepsinde farklıydı yaşanan olaylar. Bazısı D'Artagnan'ın üç silahşör arasına nasıl katıldığına odaklanırken bazısı direkt dörtlü olarak başlatıyordu olaylar silsilesini. Bazı büyük romanlarda var bu maalesef. Mesela Savaş ve Barış'ı ben okumadım, bir 10 yıl daha da okumam. 2000 sayfa kitap okunur mu lan? Ama 400 sayfalık versiyonunu okuyup Savaş ve Barış'ı okudum diyen insanlar görüyorum. Ulan o kitap savaş başlamadan biter zaten!

    Kitabın açıklamalarında da görüleceği üzere 16. 17. yy. Fransa'sına siyasi hayatına ışık tutan bir roman olduğu söylenmekle -Dumas'nın diğer kitaplarıyla birlikte- beraber, dönemin olaylarını çok çarpıtarak anlattığından bahsedilmektedir. Nitekim Dumas da ''Tarihe tecavüz ettiğimi söylediler ama çok güzel çocuklar doğdu.''(Kaynak Vikipedia-NTV Tarih-Mayıs 2011) diyerek bu iddiaları kabul etmiştir. Zaten adam roman yazıyor sonuçta, dilediği gibi kurgular kime ne! Dört ana karakterimizin bir dolu macerasını okuyoruz kitap boyunca ancak kitabın asıl hikayesini Athos'un geçmişi ile D'Artagnan'ın geleceği oluşturuyor. Cesur, zeki, maceraperest ve iyi kılıç kullanan D'Artagnan ünlü bir silahşör olmak için şehre geliyor ve bambaşka karakterlere, hayallere sahip 3 kafadarın arasına katılıyor. Olaylar da bundan sonra başlıyor. Şu oluyor, bu oluyor demeyeceğim, pek çok şey oluyor ama asıl hikayeyi oluşturan olay tek.

    Aşk, kavga, entrika, vatan sevgisi, ihanet ve şarap dolu bir hikaye...
  • ... aşk öğrenilebilen bir şeydir. Mesela birçok çalışmada, iki insanın birbirini çok gördüğü zaman birbirlerine karşı duydukları güven ve çekicilik hissinin arttığı gösterilmiş. İlk tanıştığında hiçbir şeye benzetemezken göre göre ona alışıyorsun ve aşık olabiliyorsun. O yüzden söyle bir şey var sosyal psikolojide, aşk öğrenilebilen bir fenomendir. Görücü usulü evliliklerin işlemesinin de en büyük nedeni budur...
    Oytun Erbaş
    Sayfa 53 - Siyah Kuğu Yayınları 3. Baskı