• Kant’ın ahlâk sisteminde görduğümüz, tek ilkeden hareketle bütün bir hayatı tanzim etme yaklaşımı, mesela John Stuart Mıll'ın eserlerinde gördüğümüz faydacı anlayışta “mümkün olduğu kadar çok insana fayda veren” kararların, ahlâkî iyiyi temsil ettiği ve bir insanın verdıgı kararın veya gerçekleştirdiği bir eylemin iyi olup olmadığının belirlenmesinde kriter olarak “en fazla insana faydalı olma” ilkesi esas alınmaktadır. Biraz dikkatlice bakılacak olursa bu ilkenin uygulanmasının fertlerin eylemleri için söz konusu olmadığı; bu kuralın esas itibarıyla kurumlar ve onların kararları için anlamlı olduğu ortaya çıkmaktadır. Mesela bir fert kararlarında bütün bir insanlık için faydalı olmayı arzu edebilir; ancak bu arzunun gerçekleşmesi bütün bir insanlığın faydasının nerede olduğunun bilgisine bağlı olduğu ve bu bilgiye bir ferdin herhangi bir yerde ve zamanda ulaşması mümkün olmadığı için tahakkuk etmez; sadece bir arzu olarak kalır ve hakiki ahlâki bir ilke hâline dönüşemez.

    Bir fert kararlarında, mümkün olduğu kadar çok insanın mutluluğunu pratik olarak gözetemez; ancak bir kurum, bir şirket, bir mahkeme, bir dernek veya parti, kararlarını alırken mümkün olduğu kadar çok sayıda insanın faydasını dikkate alabilir. Ancak burada da yine ciddi sınırlar bulunmaktadır. Mesela bir şirket kararlarını alırken mümkün olduğu kadar çok sayıda insanın faydasını dikkate almak isterse bu insanlar hangileri olacaktır?

    Eğer şirketin varlık sebebi mümkün olduğu kadar çok insana faydalı olmak olsaydı o zaman bunun mümkün olduğunu -en azından- düşünebilirdik. Hâlbuki bir şirketin varlık sebebi, kâr etmektir. Kâr ederken, faydasını dikkate alacağı insan sayısı oldukça sınırlıdır: Şirketin sahibi/sahipleri ve orada çalışanlar. Mesela bir şirket, acaba aynı alanda faaliyette bulunduğu diğer şirketlerin ve onların çalışanlarının da “faydasını” gözetebilir mi? Bu soruya faydacı yaklaşımın ne cevap vereceği açık değildir.

    “Mümkün olduğu kadar çok sayıda insanın mutluluğu/faydası”nı ilke olarak kabul ettiğinizde, sözü fazla uzatmamak için, aslında siyasi bir ilkeyi dile getirmiş oluyorsunuz: Nitekim sadece devlet, bu ilkeye uygun bir şekilde kararlar alabilir. Sadece devlet kararlarında ve uygulamalarında mümkün olduğu kadar çok insanın faydasını sağlamayı amaç edinebilir ki bu insanlar da en iyi ihtimalle o devletin vatandaşlarıdır.

    İşte tam da buradan hareketle bir devletin mümkün olduğu kadar çok vatandaşının faydasını gözetmek amacıyla yaptığı düzenlemeler, kanunlar olarak karşımıza çıkmakta; buna göre de hukuk, siyasete bağlı bir şekilde teşeldciil etmektedir. Kanunlar mümkün olduğu kadar çok insanın faydası dikkate alınarak vaz edildiği için kanunlara uymak, mümkün olduğu kadar çok insana faydalı davranmak anlamına gelmekte; bunun neticesinde de kanunlara uymak ile faydacı ahlâka göre ahlâklı olmak bir ve aynı şeyin iki ayrı ifadesi olmaktadır. Burada oldukça önemli olan bir başka husus daha ortaya çıkmaktadır: Ahlâkî taleplerin muhatabı artık fertler değil, kurumlar olmakta; fertler ancak müesseseler içinde var olabildikleri gibi eylemleri de ahlâkî vasıflarını, parçası bulundukları müesseselerin amaçlarına bağlı olarak kazanabilmektedir.
    Kolektif
    Tahsin Görgün
  • — Çalışmak için müsait gün ve saat bekleme. Bil ki, her gün ve her saat çalışmanın en müsait zamanıdır.
    — Çalışmak için müsait yer ve köşe arama. Bil ki, her yer ve her köşe çalışmanın en müsait yeridir.
    — Bir günde ve bir zamanda yapman lâzım gelen bir işi (bir dersi, bir vazifeyi) ertesi güne bırakma. Zira her günün derdi gibi, işi de kendine yeter.
    — Bir zamanda yalnız tek bir iş yap, yalnız bir
    ders, bir kitap, hattâ bir fasıl üzerinde çalış. Tâ ki, dikkatin ve kuvvetin yayılıp zayıflamasın. Bir zamanda birden fazla iş yapayım diyen, hiçbirini tam ve temiz yapamaz. Dünyaca tanınmış olan büyük İslâm mütefekkiri «İmam-ı Gazali» ye «İlıya-i Ulam» adlı muazzam eserini nasıl bir çalışma ile vücuda getirdiğini sormuşlar: " Bir
    zamanda yalnız bir fasıl, bir bahis, bir mesele üzerinde çalıştım." demiş.
    — Başladığın bir işi (bir dersi, bir kitabı, bir vazifeyi) yapıp bitirmeden başka bir işe (derse, kitaba ve vazifeye) başlama. Yarıda kalan iş, başlanmamış demektir.
    — Bir günün işini (dersini, vazifesini) bitirdikten
    sonra ertesi günü ne işi yapacağına karar ver. Yahut, hiç olmazsa çalışmaya başlamadan evvel, hangi iş (ders, kitap) üzerinde çalışacağını düşünüp kararlaştır ve çalışmağa bu kararla otur.
    — Bir işe başlamadan, bir dersi öğrenmeye, bir kitabı okumağa oturmadan evvel düşün ve çalışman için lâ­zım olan şeyleri yanında ve elinin altında bulundur. Tâ ki, ikide bir kalem, kâğıt aramağa kalkıp ta dikkatin dağılmasın.
    — Çalışmağa oturduğun zaman tıpkı ateş hattında düşmanı gözetleyen bir asker gibi uyanık ol, ve dikkat kesil. Ve bütün ruhî ve bedenî kuvvetinle kendini işe ver.
    — Bir işe başlamazdan evvel o işi (dersi,vazifeyi,
    kitabı) en kısa bir zamanda, en kolay ve en temiz bîr surette nasıl yapmak, nasıl öğrenip etüd etmek mümkün olduğunu iyice düşünüp hesapla.
    — Çalıştığın bir iş (bir ders, bir kitap, bir yazı)
    üzerinde herhangi bir güçlüğü yenmeden bir adım bile gerileme. Ve bil ki, yılgınlık maskeli bir tenbelliktir. Gene bil ki, çalışma sevgisi güçlükleri yenmekten doğar ve kuvvetlenir. Güçlüğü yenmekten hasıl olan manevî zevk, eşsiz bir zevktir. Emin ol ki, harpte zafer ve işte muvaffakiyet yılmayanındır. Sebat önünde güçlükler erir ve imkansız görünen, mümkün olur.
    — İşinde rastladığın bir güçlüğü evvelâ parçala.
    Her parçayı birer birer ve sıra ile yenmeğe çalış. Bunun için de, meselâ, bir dersi, bir kitabı en basit elemanlarına, kısım, fasıl ve bahislerine ayır. Sıra ile her bahsi iyice ve noksansızca anlayıp öğrenmeden öbür bahse geçme. Fasıllar ve bahisler üzerinde bir kör gibi yürü. Yani attığın adımı iyice basmadan öbürünü atma.
    — Devamlı ve ittiratlı çalış. Ve hergün aynı saatlerde behemehal çalışmağa otur. Çalışmayı uzun fasıla ile kesip terk etme. Hasta ve yorgun değilsen tatil aylarında bile yavaş ve az da olsa çalış. Tâ ki çalışma itiyadın körlenmesin ve tekrar çalışmaya koyulmak için zahmet çekmeyesin.
    — Bir iş üzerinde yorulursan dinlenmek için işini
    değiştir ve çalışma hızını yavaşlat. Fakat dinlenme bahanesi ile, asla boş oturma. Boş oturanın içi, işlemeyen demir gibi, pas tutar.
    — Çok düşün. Ve bil ki, çalışmak mutlaka hareket etmek veya okumak, yazmak demek değildir. Düşünen bir insan, maden kuyularında kazma sallayan işçiden daha çok çalışıyordur.
    — Verimli çalışmayı sakın iş üzerinde geçirdiğin
    zamanla ölçüp de, eh bugün şu kadar saat çalıştım, yeti­şir deme. Çalışmanın neticesine ve öğrendiğine bak.
    — Fikri çalışmalar için, aynı saatlerde devamlı ve
    tertipli bir surette, günde iki üç saat bile kâfidir. Büyük İslâm feylesofu Ibni Sina, dünyaca meşhur olan (Kitabuşşifa) sini, hergiin, sabah namazından sonra Bağdattaki bir caminin büyük kandili altında oturarak, kuşluk vaktine kadar, yani takriben iki saat çalışmak suretiyle vücuda getirmiştir. Meşhur İngiliz feylesofa Spencer, muazzam eserlerini, günde iki saat çalışarak yazmıştır.
    Her sene bin, bin ikiyiiz sahifelik eser veren Fransız edibi Emil Zoîa’ya bu muvaffakiyetinin sırrını sormuşlar: Hergün yalnız üç saat çalışır ve yazarım demiş.
    — Sebat et, genç dostum, sebat et! Damlaya damlaya göl olur. Ve aynı noktaya düşen damlacıklar, zamanla mermeri bile deler.
    — Bir işe başladığın, bir dersi öğrenmeğe, bir kitabı okumağa koyulduğun zaman telâş edip sabırsızlanma. Sakin ve metin ol. Yol al, fakat acele etme. Sindirerek çalış ve ogren.
    — İşinde ve dersinde herhangi bir fikri ve noktayı
    küçümseyerek ihmal edip geçme. Küçük ihmalden bazan büyük zararlar doğduğunu unutma.
    — Gece yatağına uzandığın zaman, o gün ne yaptı­ğını ve yarın ne yapacağını kendine sormadan uyuma.
    — Hergün iyi bir eserden yüksek sesle beş on sahife oku. Bu sayede konuşma ve söz söyleme istidadın gelişir.
    — Rastladığın edebi, felsefî bazı güzel parçaları ezberle. Bu sayede hem kelime ve ifade hâzinen zenginler lıcm de hafızan kuvvetlenir.
    — Çalıştığın bir dersin, bir kitabın fasıl ve bahis-
    lerini bitirdikçe, kitabı kapayıp, okuduğunu ezberden hülâsa halinde not et. Bir dersi, birsuretle iyi anlayıp öğrenmenin yolu, onu bu suretle yazmaktır.
    — Bir dersten öğrendiğin, bir kitabtan okuduğun
    fasıl ve bahisleri arkadaşlarınla ezberden müzakere ve münakaşa et. Bu suretle hem zekân işler ve öğrendiğin hazmolur, hem hafızan kuvvetlenir; hem de düzgün konuşma ve fikirlerini vuzuh ile ifade etme melekesi elde edersin.
    — Dikkat et: Sözlerin ve yazıların kısa, açık ve
    manalı olsun.
    — Fikrî çalışmanın herkesin mizacına göre deği­
    şen verimli ve aziz saatleri vardır. Bunlar bazı kimseler için sabahın erken saatleri, bazıları içinde öğleye doğru öğleden sonra, gece saatleridir. Kendini yokla vesenin aziz saatlerin hangileri ise, bunları hiç bir eğlenceye feda edip kaçırma.
    — Okuduğun bir kitapda rastladığın güzel bir parçayı veya orijinal bir fikri yerini ve sahifesini işaret ederek not et. Bu suretle biriktirdiğin notları bir dosyaya ve bir fiş kutusuna sırasile yerleştir. Bir yazı yazmak veya bir eser yapmak istediğin zaman, bu notlar senin için zengin bir malzeme hâzinesi olur.
    — Bir mevzu ve mesele hakkında bir yazı veya bir eser yazmağa karar verdiğin zaman, evvelâ, bu mevzu ve mesele üzerinde evvelce yazılmış eserleri oku. Tâ ki yazılmış ve söylenmiş şeyleri tekrar edip ömrünü israf etmiyesin.
    — Gök kubbe altında yepyeni hiçbir fikir yoktur. En yeni fikir, eski bir fikrin yeni bir elbise giymişidir.
    — Her şeyden evvel, ana dilini iyi konuşmayı ve iyi yazmayı öğren. İnsan için en faydalı olanı kendi ana dilidir.
    — Dil bilgisi bir gaye değil, bir vasıtadır. Asıl gaye
    olan, fikir zenginliğidir.
    — Kişinin kıymeti dilinin altında ve kaleminin ucunda gizlidir. Onu söz ve yazı açığa vurur.
    — Bir işi yapıp yapmamakta kararsızlığa düştüğün vakit, iki şıktan herbirinin fayda ve zararlarını iyice hesapla. Faydası çok, zararı az olan şıkkı tercih et.
    — Bir işe öfkeli ve sinirli iken karar verme. Bekle
    öfken geçsin. Zira öfke ile kalkan zararla oturur.
    — Çok konuşma. Yerinde ve özlü konuş. Kıymet ve tesir çok sözde değil, yerinde ve özlü sözdedir.
    — Dilini tut ve bil ki, dil yarası bıçak yarasından
    daha vahimdir.
    — Kimsenin yüzüne karşı söyliyemediğini arkasından söyleme ve bil ki arkadan konuşma korkaklığın en iğrenç şeklidir.
    — Kimsenin cahilliğini yüzüne vurma. Bil ki insanları en çok kızdıran ve gücendiren, cahilliklerinin yüzlerine vurulmasıdır.
    — Yalan söyleme. Yalan söyliyen, tutulmak korkusu içinde yaşayan hırsız, gibidir.
    — Bir kimseye söz vermeden evvel iyi düşün. Fakat verdiğin sözden dönme. Sözden dönmek yalancılığın en çirkinidir.
    — Daima olduğun gibi görün, göründüğün gibi ol. Olduğundan fazla görünmek isteyen, karşısındakilere kendisinin ahmaklığını göstermiş olur.
    — Kimseye karşı kin tutma ve kimsenin muvaffakiyyet ve saadetini kıskanma, fakat imren, sen de öyle bir muvaffakiyet ve saadete erişmeye çalış. İmrenmek terakkinin şartıdır. Kin ve kıskançlık ise, iç ferahlığının, sağlık ve saadetin iki azgın düşmanıdır.
    — Dost kazanmak için cömert ol. Bil ki hasisin dostu yoktur.
    — Gençliğinde iyi arkadaş kazan. Yaşlılıkta kazanılan arkadaşlık sağlam olmaz. Zira paslı teneke lehim tutmaz.
    — Gençlik güzelliğine şans denilen kör kuvvet bile âşıktır. Gençliğini boş yere harcama, onu kıymetlendirmeyi bil.
    — Herkesçe beğenilen asıl güzellik, ahlâk güzelliğidir. Çünkü ahlâkı güzel insan her yaşta güzeldir.
    — Ahlâkını güzelleştirmeğe daima çalış. Ahlak güzelliği insan için en kıymetli bir servettir.
    — En yakın arkadaşlarınla bile şakaların zarif ol-
    sun. Kaba şakadan hayvan bile hoşlanmaz.
    — Dost ol, tâ ki sana da dost olsunlar.
    — Dostluğunu kötü günde göster, tâ kî kötü müsamahalı bulasın.
    — Dostlarına vefalı, düşmanlarına müsamahalı ol ve yere yıktığın düşmanını tekmeleme, âlicenaplık göster. Vefa ve âlicenaplık yüksek ahlâkın iki parlak şiarı­dır.
    — Büyüklere hürmet et. Tâ ki büyüdüğün zaman sende küçüklerden hürmet göresin.
    — Kadınlara hürmet et. Düşün ki, kadınlık insanlı­ğın anasıdır.
    — Ana baba ahı alma. Ana baba ahinin zehirini içen kurtulamaz.
    — Yaşlıların tecrübesinden faydalan ve tecrübe
    edilmişi yeniden tecrübeye kalkışma, tâ ki pişman olmayasın.
    — Sonunda pişman olacağın bir işi başında düşün. Pişmanlık, ahmaklıktır.
    — Küçüklere şefkat göster. Tâ ki büyüdükleri zaman onlardan şefkat görmeye hakkın olsun.
    Bosuna iddia ve inad etme. Hakikati ara ve sev.
    Hakikat sevgisi, insan için, sevgilerin en yükseğidir.Kusurlarım kendin gör tâ ki onları tamir ve ikmal edebileşin.
    — Muvaffakiyetlerinle mağrur olma. Bil ki gurur
    gelecekteki muvaffakiyetlerinin en büyük düşmanıdır.
    — Hayatta cesur ol. Fakat bil ki cesaret gözü kapalı tehlikeye atılmak değildir.
    Başkasının kanaat vc akidesine hürmet et. Tâki
    başkası da seninki ne hürmet etsin.
    Kendine yapılmasını istemediğin bir muameleyi
    başkasına yapına. Tâ ki başkası da sana karşı aynı şekilde hareket etmesin.
    — Kendine iyilik yapılmasını istersen, başkalarına iyilik yap.
    — İyiliğe karşı iyilik adalettir, iyiliğe karşı kötülük
    cinayettir. Kötülüğe karşı iyilik ihsan ve atıfettir ve insanlığın en yüksek derecesidir.
  • 1112 syf.
    ·1 günde·Puan vermedi
    Öncelikle kitap hakkında sonrasında ise Kur'an-ı Kerim Fihristleri hakkında fikirlerimi yazacağım.

    Yazarın ve yayınevinin de belirttiği gibi bu kitabın ilk hazırlığı Zules la Beaume tarafından Fransızca olarak yapılmıştır. bu eseri arapçaya çeviren Muhammed Fuad Abdülbaki'dir. Evet doğru anladınız okuyacağınız kitap aslında bir çeviri yani kitapdaki herhangi bir konu ile alakalı ayetlerin hangileri olduğunu belirleyen kişi Zules la Beaume, bu kişi bir misyoner ve oryantalist olduğu için bu eseri İslam alimleri ile tartışırken kullansınlar diye misyonerler için yapmıştır. Doğal olarak da derdi Kur'an'ın daha iyi anlaşılması degil. Bu yüzden birçok eksiği var. Mesela "doğruluk" konusunda onlarca ayet var iken sadece 1 tane almıştır. Ama ne yazık ki yaptığım araştırmalara göre daha öncesinde benzer bir çalışma İslam dünyasında bile yapılmamıştır. Belki de ihtiyaç duyulmamıştır. Bu müslümanlar içinde alimlerimiz için de büyük bir eksiklik bence. Velhasıl kaynakça olarak kullanılmasını tavsiye etmesem de türünün ilk örneği diyebileceğimiz bir eser.

    Gelelim diğer fihrist örneklerine.Kavramsal olarak Kur'an-ı Kerim Fihristi ile Meal'in fihristi farklı şeyler çünkü meal dediğimiz şey en basit tabiriyle bir çeviri. Ve art niyetli olmasa bile çeviriyi yapan kişiye göre kelime anlamları farklılık arz edebilir. Hele ki çeviri yapılan kelime birkaç anlama gelebiliyor ise. Kaldı ki Kur'an kendisi muteşabih ve muhkem ayetler içerdiğini kendisi dile getirirken çevirilerin yani meallerin ulaşabileceği farklılıklar bazen sınır tanımayabiliyor.

    Ama temelde Kur'an fihristlerinin iki büyük sorunu var .

    birincisi yapılan fihrist kelime aramaya yönelik ise aradığınız kelime ile alakalı ayetlerin hepsine ulaşamama ihtimaliniz. Çünkü aradığınız kelime birebir geçmiyen ayetleri fihristlerde yer almıyor. Bir örnekle ne demek istediğimi anlatayım.
    "Sakınmak" veya "takva" kelimesini arıyorsunuz. Fihristler size Bakara suresi 2. Ayeti gösterir ama 3,4 ve 5. Ayetleri almazlardı. Nedeni ise 2. Ayette geçen kelime sonraki ayetlerde üçüncü çoğul şahıs sıfatı olan "onlar" kelimesi ile anılmış olması.

    "Bu, kendisinde şüphe olmayan kitaptır. Allah’a karşı gelmekten sakınanlar için yol göstericidir."
    (Bakara Sûresi/2. Ayet)
    "Onlar gaybe inanırlar, namazı dosdoğru kılarlar, kendilerine rızık olarak verdiğimizden de Allah yolunda harcarlar."
    (Bakara Sûresi/3. Ayet)
    "Onlar sana indirilene de, senden önce indirilenlere de inanırlar. Ahirete de kesin olarak inanırlar."
    (Bakara Sûresi/4. Ayet)
    "İşte onlar Rab’lerinden (gelen) bir doğru yol üzeredirler ve kurtuluşa erenler de işte onlardır."
    (Bakara Sûresi/5. Ayet)





    Devam edecek..
  • .
    • Çalışmak için müsait gün ve saat bekleme. Bilki, her gün ve her saat çalışmanın en müsait zamanıdır.

    • Çalışmak için müsait yer ve köşe arama. Bil ki, her yer ve her köşe çalışmanın en müsait yeridir.

    • Bir günde ve bir zamanda yapman lâzım gelen bir işi (bir dersi, bir vazifeyi) ertesi güne bırakma. Zira her günün derdi gibi, işi de kendine yeter.

    • Bir zamanda yalnız tek bir iş yap, yalnız bir
    ders, bir kitap, hattâ bir fasıl üzerinde çalış. Tâ ki, dikkatin ve kuvvetin yayılıp zayıflamasın. Bir zamanda birden fazla iş yapayım diyen, hiçbirini tam ve temiz yapamaz. Dünyaca tanınmış olan büyük İslâm mütefekkiri «İmam-ı Gazali» ye «İlıya-i Ulam» adlı muazzam eserini nasıl bir çalışma ile vücdea getirdiğini sormuşlar: bir zamanda yalnız bir fasıl, bir bahis, bir mesele üzerinde çalıştım, demiş.

    • Başladığın bir işi (Bir dersi, bir kitabı, bir vazi-
    feyi) yapıp bitirmeden başka bir işe (derse, kitaba ve vazifeye) başlama. Yarıda kalan iş, başlanmamış demektir.

    • Bir günün işini (dersini, vazifesini) bitirdikten
    sonra ertesi günü ne işi yapacağına karar ver. Yahut, hiç olmazsa çalışmağa başlamadan evvel, hangi iş (ders, kitap) üzerinde çalışacağını düşünüp kararlaştır ve çalışmaya bu kararla otur.

    • Bir işe başlamadan, bir dersi öğrenmeye, bir kitabı okumağa oturmadan evvel düşün ve çalışman için lâ­zım olan şeyleri yanında ve elinin altında bulundur. Tâ ki, ikide bir kalem, kâğıt aramağa kalkıp ta dikkatin dağılmasın.

    • Çalışmağa oturduğun zaman tıpkı ateş hattında düşmanı gözetleyen bir asker gibi uyanık ol, ve dikkat kesil. Ve bütün ruhî ve bedenî kuvvetinle kendini işe ver.

    • Bir işe başlamazdan evvel o işi (dersi,vazifeyi,
    kitabı) en kısa bir zamanda, en kolay ve en temiz bîr surette nasıl yapmak, nasıl öğrenip etüd etmek mümkün olduğunu iyice düşünüp hesapla.

    • Çalıştığın bir iş (bir ders, bir kitap, bir yazı)
    üzerinde herhangi bir güçlüğü yenmeden bir adım bile gerileme. Ve bil ki, yılgınlık maskeli bir tenbelliktir. Gene bil ki, çalışma sevgisi güçlükleri yenmekten doğar ve kuvvetlenir. Güçlüğü yenmekten hasıl olan manevî zevk, eşsiz bir zevktir. Emin ol ki, harpte zafer ve işte muvaffakiyet yılmayanındır. Sebat önünde güçlükler erir ve imkansız görünen, mümkün olur.

    • İşinde rastladığın bir güçlüğü evvelâ parçala.
    Her parçayı birer birer ve sıra ile yenmeğe çalış. Bunun için de, meselâ, bir dersi, bir kitabı en basit elemanlarına, kısım, fasıl ve bahislerine ayır. Sıra ile her bahsi iyice ve noksansızca anlayıp öğrenmeden öbür bahse geçme. Fasıllar ve bahisler üzerinde bir kör gibi yürü. Yani attığın adımı iyice basmadan öbürünü atma.

    • Devamlı ve ittiratlı çalış. Ve hergün aynı saatlerde behemehal çalışmağa otur. Çalışmayı uzun fasıla ile kesip terk etme. Hasta ve yorgun değilsen tatil aylarında bile yavaş ve az da olsa çalış. Tâ ki çalışma itiyadın körlenmesin ve tekrar çalışmaya koyulmak için zahmet çekmeyesin.

    • Bir iş üzerinde yorulursan dinlenmek için işini
    değiştir ve çalışma hızını yavaşlat. Fakat dinlenme bahanesi ile, asla boş oturma. Boş oturanın içi, işlemeyen demir gibi, pas tutar.

    • Çok düşün. Ve bil ki, çalışmak mutlaka hareket etmek veya okumak, yazmak demek değildir. Düşünen bir insan, maden kuyularında kazma sallayan işçiden daha çok çalışıyordur.

    • Verimli çalışmayı sakın iş üzerinde geçirdiğin
    zamanla ölçüp de, eh bugün şu kadar saat çalıştım, yeti­şir deme. Çalışmanın neticesine ve öğrendiğine bak.

    • Fikri çalışmalar için, aynı saatlerde devamlı ve
    tertipli bir surette, günde iki üç saat bile kâfidir. Büyük İslâm feylesofu Ibni Sina, dünyaca meşhur olan (Kitabuşşifa) sini, hergiin, sabah namazından sonra Bağdattaki bir caminin büyük kandili altında oturarak, kuşluk vaktine kadar, yani takriben iki saat çalışmak suretiyle vücuda getirmiştir. Meşhur İngiliz feylesofa Spencer, muazzam eserlerini, günde iki saat çalışarak yazmıştır. Her sene bin, bin ikiyiiz sahifelik eser veren Fransız edibi Emil Zoîa’ya bu muvaffakiyetinin sırrını sormuş­lar: Hergün yalnız üç saat çalışır ve yazarım demiş.

    • Sebat et, genç dostum, sebat et! Damlaya damlaya göl olur. Ve aynı noktaya düşen damlacıklar, zamanla mermeri bile deler.

    • Bir işe başladığın, bir dersi öğrenmeğe, bir kitabı okumağa koyulduğun zaman telâş edip sabırsızlanma. Sakin ve metin ol. Yol al, fakat acele etme. Sindirerek çalış ve ogren.

    • İşinde ve dersinde herhangi bir fikri ve noktayı
    küçümseyerek ihmal edip geçme. Küçük ihmalden bazan büyük zararlar doğduğunu unutma.

    • Gece yatağına uzandığın zaman, o gün ne yaptı­ğını ve yarın ne yapacağını kendine sormadan uyuma.

    • Hergün iyi bir eserden yüksek sesle beş on sahife oku. Bu sayede konuşma ve söz söyleme istidadın gelişir.

    • Rastladığın edebi, felsefî bazı güzel parçaları ezberle. Bu sayede hem kelime ve ifade hâzinen zenginler lıcm de hafızan kuvvetlenir.

    • Çalıştığın bir dersin, bir kitabın fasıl ve bahis-
    lerini bitirdikçe, kitabı kapayıp, okuduğunu ezberden hülâsa halinde not et. Bir dersi, birsuretle iyi anlayıp öğrenmenin yolu, onu bu suretle yazmaktır.

    • Bir dersten öğrendiğin, bir kitabtan okuduğun
    fasıl ve bahisleri arkadaşlarınla ezberden müzakere ve münakaşa et. Bu suretle hem zekân işler ve öğrendiğin hazmolur, hem hafızan kuvvetlenir; hem de düzgün konuşma ve fikirlerini vuzuh ile ifade etme melekesi elde edersin.

    • Dikkat et: Sözlerin ve yazıların kısa, açık ve
    manalı olsun.

    • Fikrî çalışmanın herkesin mizacına göre deği­
    şen verimli ve aziz saatleri vardır. Bunlar bazı kimseler için sabahın erken saatleri, bazıları içinde öğleye doğru öğleden sonra, gece saatleridir. Kendini yokla vesenin aziz saatlerin hangileri ise, bunları hiç bir eğlenceye feda edip kaçırma.

    • Okuduğun bir kitapda rastladığın güzel bir parçayı veya orijinal bir fikri yerini ve sahifesini işaret ederek not et. Bu suretle biriktirdiğin notları bir dosyaya ve bir fiş kutusuna sırasile yerleştir. Bir yazı yazmak veya bir eser yapmak istediğin zaman, bu notlar senin için zengin bir malzeme hâzinesi olur.

    • Bir mevzu ve mesele hakkında bir yazı veya bir eser yazmağa karar verdiğin zaman, evvelâ, bu mevzu ve mesele üzerinde evvelce yazılmış eserleri oku. Tâ ki yazılmış ve söylenmiş şeyleri tekrar edip ömrünü israf etmiyesin.

    • Gök kubbe altında yepyeni hiçbir fikir yoktur. En yeni fikir, eski bir fikrin yeni bir elbise giymişidir.

    • Her şeyden evvel, ana dilini iyi konuşmayı ve iyi yazmayı öğren. İnsan için en faydalı olanı kendi ana dilidir.

    • Dil bilgisi bir gaye değil, bir vasıtadır. Asıl gaye
    olan, fikir zenginliğidir.

    • Kişinin kıymeti dilinin altında ve kaleminin ucunda gizlidir. Onu söz ve yazı açığa vurur.

    • Bir işi yapıp yapmamakta kararsızlığa düştüğün vakit, iki şıktan herbirinin fayda ve zararlarını iyice hesapla. Faydası çok, zararı az olan şıkkı tercih et.

    • Bir işe öfkeli ve sinirli iken karar verme. Bekle
    öfken geçsin. Zira öfke ile kalkan zararla oturur.

    • Çok konuşma. Yerinde ve özlü konuş. Kıymet ve tesir çok sözde değil, yerinde ve özlü sözdedir.

    • Dilini tut ve bil ki, dil yarası bıçak yarasından
    daha vahimdir.

    • Kimsenin yüzüne karşı söyliyemediğini arkasından söyleme ve bil ki arkadan konuşma korkaklığın en iğrenç şeklidir.

    • Kimsenin cahilliğini yüzüne vurma. Bil ki insanları en çok kızdıran ve gücendiren, cahilliklerinin yüzlerine vurulmasıdır.

    • Yalan söyleme. Yalan söyliyen, tutulmak korkusu içinde yaşayan hırsız, gibidir.

    • Bir kimseye söz vermeden evvel iyi düşün. Fakat verdiğin sözden dönme. Sözden dönmek yalancılığın en çirkinidir.

    • Daima olduğun gibi görün, göründüğün gibi ol. Olduğundan fazla görünmek isteyen, karşısındakilere kendisinin ahmaklığını göstermiş olur.

    • Kimseye karşı kin tutma ve kimsenin muvaffakiyyet ve saadetini kıskanma, fakat imren, sen de öyle bir muvaffakiyet ve saadete erişmeye çalış. İmrenmek terakkinin şartıdır. Kin ve kıskançlık ise, iç ferahlığının, sağlık ve saadetin iki azgın düşmanıdır.

    • Dost kazanmak için cömert ol. Bil ki hasisin dostu yoktur.

    • Gençliğinde iyi arkadaş kazan. Yaşlılıkta kazanılan arkadaşlık sağlam olmaz. Zira paslı teneke lehim tutmaz.

    • Gençlik güzelliğine şans denilen kör kuvvet bile âşıktır. Gençliğini boş yere harcama, onu kıymetlendirmeyi bil.

    • Herkesçe beğenilen asıl güzellik, ahlâk güzelliğidir. Çünkü ahlâkı güzel insan her yaşta güzeldir.

    • Ahlâkını güzelleştirmeğe daima çalış. Ahlak güzelliği insan için en kıymetli bir servettir.

    • En yakın arkadaşlarınla bile şakaların zarif ol-
    sun. Kaba şakadan hayvan bile hoşlanmaz.

    • Dost ol, tâ ki sana da dost olsunlar.

    • Dostluğunu kötü günde göster, tâ kî kötü müsamahalı bulasın.

    • Dostlarına vefalı, düşmanlarına müsamahalı ol ve yere yıktığın düşmanını tekmeleme, âlicenaplık göster. Vefa ve âlicenaplık yüksek ahlâkın iki parlak şiarı­dır.

    • Büyüklere hürmet et. Tâ ki büyüdüğün zaman sende küçüklerden hürmet göresin.

    • Kadınlara hürmet et. Düşün ki, kadınlık insanlı­ğın anasıdır.

    • Ana baba ahı alma. Ana baba ahinin zehirini içen kurtulamaz.

    • Yaşlıların tecrübesinden faydalan ve tecrübe
    edilmişi yeniden tecrübeye kalkışma, tâ ki pişman olmayasın.

    • Sonunda pişman olacağın bir işi başında düşün. Pişmanlık, ahmaklıktır.

    • Küçüklere şefkat göster. Tâ ki büyüdükleri zaman onlardan şefkat görmeye hakkın olsun.

    • Bosuna iddia ve inad etme. Hakikati ara ve sev.
    Hakikat sevgisi, insan için, sevgilerin en yükseğidir.

    •Kusurlarını kendin gör tâ ki onları tamir ve ikmal edebilesin.

    •Muvaffakiyetlerinle mağrur olma. Bil ki gurur
    gelecekteki muvaffakiyetlerinin en büyük düşmanıdır.

    • Hayatta cesur ol. Fakat bil ki cesaret gözü kapalı tehlikeye atılmak değildir.

    • Başkasının kanaat vc akidesine hürmet et. Tâki
    başkası da seninki ne hürmet etsin.

    • Kendine yapılmasını istemediğin bir muameleyi
    başkasına yapına. Tâ ki başkası da sana karşı aynı şekilde hareket etmesin.

    • Kendine iyilik yapılmasını istersen, başkalarına iyilik yap.

    • iyiliğe karşı iyilik adalettir, iyiliğe karşı kötülük
    cinayettir. Kötülüğe karşı iyilik ihsan ve atıfettir ve insanlığın en yüksek derecesidir.

    • Düşenin elinden tut. Tâ ki sen de düştüğün zaman tutacak el bulasın.

    • Sözlerin tatlı, tavırların zarif olsun. İnsanın ka-
    bası, ısırgan köpek gibidir, herkes tarafından taşlanır.

    • Başkalarından gördüğün kötülük, seni iyilik yapmaktan alıkoymasın. İyilik ibadettir, kötülükle mahsuplaşmaz.

    • Kibirli olma. Kibirli insan sarımsak kokan ağız
    gibidir. Herkesi kendisinden uzaklaştırır.

    • Alçak gönüllü ol. Mütevazı insan, meyve
    benzer. Meyve dalının yere eğilmesi meyvesinin çoklunğundandır.

    • Herkesin imrendiği pırlanta gibi kıymet sahibi ol. Korkma, yerde kalmazsın.

    • Kendinden üsttekilere değil, kendinden alttakilere bak, rahat edersin.

    • İşinde ve sözünde doğruluktan ayrılma. Hak doğ­ruların yardımcısıdır.

    • Çalış, daima çalış, fakat hırsı bırak. Zira hırs,
    verimli çalışmanın, sağlık ve saadetin düşmanıdır.

    • Çalış, fakat haris olma. Haris insan, ciğer bulaş­mış eğeyi yalayan aç kedi gibidir: dilinden akan kanı yalar da bilmez.

    • Hayatın ve tutacağın yol hakkında tereddüde ve kararsızlığa düşüp de bir ışık aradığın zaman, fikrini ve reyini soracağın kimseyi iyi seç. Düşün ki, isabetsiz bir fikirden hareket ederek verdiğin karardan bütün ö­mür boyunca pişmanlık duyman mümkündür. Fakat isabetli bir fikirden aldığın ışık da bütün Ömrünce yolunu aydınlatır.
  • “— Çalışmak için müsait gün ve saat bekleme. Bilki, her gün ve her saat çalışmanın en müsait zamanıdır.
    — Çalışmak için müsait yer ve köşe arama. Bil ki, her yer ve her köşe çalışmanın en müsait yeridir.
    — Bir günde ve bir zamanda yapman lâzım gelen bir işi (bir dersi, bir vazifeyi) ertesi güne bırakma. Zira her günün derdi gibi, işi de kendine yeter.
    — Bir zamanda yalnız tek bir iş yap, yalnız bir
    ders, bir kitap, hattâ bir fasıl üzerinde çalış. Tâ ki, dikkatin ve kuvvetin yayılıp zayıflamasın. Bir zamanda birden fazla iş yapayım diyen, hiçbirini tam ve temiz yapamaz. Dünyaca tanınmış olan büyük İslâm mütefekkiri «İmam-ı Gazali» ye «İlıya-i Ulam» adlı muazzam eserini nasıl bir çalışma ile vücdea getirdiğini sormuşlar: bir
    zamanda yalnız bir fasıl, bir bahis, bir mesele üzerinde çalıştım, demiş.
    — Başladığın bir işi (Bir dersi, bir kitabı, bir vazi-
    feyi) yapıp bitirmeden başka bir işe (derse, kitaba ve vazifeye) başlama. Yarıda kalan iş, başlanmamış demektir.
    — Bir günün işini (dersini, vazifesini) bitirdikten
    sonra ertesi günü ne işi yapacağına karar ver. Yahut, hiç olmazsa çalışmağa başlamadan evvel, hangi iş (ders, kitap) üzerinde çalışacağını düşünüp kararlaştır ve çalışmaya bu kararla otur.
    — Bir işe başlamadan, bir dersi öğrenmeye, bir kitabı okumağa oturmadan evvel düşün ve çalışman için lâ­zım olan şeyleri yanında ve elinin altında bulundur. Tâ ki, ikide bir kalem, kâğıt aramağa kalkıp ta dikkatin dağılmasın.
    — Çalışmağa oturduğun zaman tıpkı ateş hattında düşmanı gözetleyen bir asker gibi uyanık ol, ve dikkat kesil. Ve bütün ruhî ve bedenî kuvvetinle kendini işe ver.
    — Bir işe başlamazdan evvel o işi (dersi,vazifeyi,
    kitabı) en kısa bir zamanda, en kolay ve en temiz bîr surette nasıl yapmak, nasıl öğrenip etüd etmek mümkün olduğunu iyice düşünüp hesapla.
    — Çalıştığın bir iş (bir ders, bir kitap, bir yazı)
    üzerinde herhangi bir güçlüğü yenmeden bir adım bile gerileme. Ve bil ki, yılgınlık maskeli bir tenbelliktir. Gene bil ki, çalışma sevgisi güçlükleri yenmekten doğar ve kuvvetlenir. Güçlüğü yenmekten hasıl olan manevî zevk, eşsiz bir zevktir. Emin ol ki, harpte zafer ve işte muvaffakiyet yılmayanındır. Sebat önünde güçlükler erir ve imkansız görünen, mümkün olur.
    — işinde rastladığın bir güçlüğü evvelâ parçala.
    Her parçayı birer birer ve sıra ile yenmeğe çalış. Bunun için de, meselâ, bir dersi, bir kitabı en basit elemanlarına, kısım, fasıl ve bahislerine ayır. Sıra ile her bahsi iyice ve noksansızca anlayıp öğrenmeden öbür bahse geçme. Fasıllar ve bahisler üzerinde bir kör gibi yürü. Yani attığın adımı iyice basmadan öbürünü atma.
    — Devamlı ve ittiratlı çalış. Ve hergün aynı saatlerde behemehal çalışmağa otur. Çalışmayı uzun fasıla ile kesip terk etme. Hasta ve yorgun değilsen tatil aylarında bile yavaş ve az da olsa çalış. Tâ ki çalışma itiyadın körlenmesin ve tekrar çalışmaya koyulmak için zahmet çekmeyesin.
    — Bir iş üzerinde yorulursan dinlenmek için işini
    değiştir ve çalışma hızını yavaşlat. Fakat dinlenme bahanesi ile, asla boş oturma. Boş oturanın içi, işlemeyen demir gibi, pas tutar.
    — Çok düşün. Ve bil ki, çalışmak mutlaka hareket etmek veya okumak, yazmak demek değildir. Düşünen bir insan, maden kuyularında kazma sallayan işçiden daha çok çalışıyordur.
    — Verimli çalışmayı sakın iş üzerinde geçirdiğin
    zamanla ölçüp de, eh bugün şu kadar saat çalıştım, yeti­şir deme. Çalışmanın neticesine ve öğrendiğine bak.
    — Fikri çalışmalar için, aynı saatlerde devamlı ve
    tertipli bir surette, günde iki üç saat bile kâfidir. Büyük İslâm feylesofu Ibni Sina, dünyaca meşhur olan (Kitabuşşifa) sini, hergiin, sabah namazından sonra Bağdattaki bir caminin büyük kandili altında oturarak, kuşluk vaktine kadar, yani takriben iki saat çalışmak suretiyle vücuda getirmiştir. Meşhur İngiliz feylesofa Spencer, muazzam eserlerini, günde iki saat çalışarak yazmıştır.
    Her sene bin, bin ikiyiiz sahifelik eser veren Fransız edibi Emil Zoîa’ya bu muvaffakiyetinin sırrını sormuş­lar: Hergün yalnız üç saat çalışır ve yazarım demiş.
    — Sebat et, genç dostum, sebat et! Damlaya damlaya göl olur. Ve aynı noktaya düşen damlacıklar, zamanla mermeri bile deler.
    — Bir işe başladığın, bir dersi öğrenmeğe, bir kitabı okumağa koyulduğun zaman telâş edip sabırsızlanma. Sakin ve metin ol. Yol al, fakat acele etme. Sindirerek çalış ve ogren.
    — İşinde ve dersinde herhangi bir fikri ve noktayı
    küçümseyerek ihmal edip geçme. Küçük ihmalden bazan büyük zararlar doğduğunu unutma.
    — Gece yatağına uzandığın zaman, o gün ne yaptı­ğını ve yarın ne yapacağını kendine sormadan uyuma.
    — Hergün iyi bir eserden yüksek sesle beş on sahife oku. Bu sayede konuşma ve söz söyleme istidadın gelişir.
    — Rastladığın edebi, felsefî bazı güzel parçaları ezberle. Bu sayede hem kelime ve ifade hâzinen zenginler lıcm de hafızan kuvvetlenir.
    — Çalıştığın bir dersin, bir kitabın fasıl ve bahis-
    lerini bitirdikçe, kitabı kapayıp, okuduğunu ezberden hülâsa halinde not et. Bir dersi, birsuretle iyi anlayıp öğrenmenin yolu, onu bu suretle yazmaktır.
    — Bir dersten öğrendiğin, bir kitabtan okuduğun
    fasıl ve bahisleri arkadaşlarınla ezberden müzakere ve münakaşa et. Bu suretle hem zekân işler ve öğrendiğin hazmolur, hem hafızan kuvvetlenir; hem de düzgün konuşma ve fikirlerini vuzuh ile ifade etme melekesi elde edersin.
    — Dikkat et: Sözlerin ve yazıların kısa, açık ve
    manalı olsun.
    — Fikrî çalışmanın herkesin mizacına göre deği­
    şen verimli ve aziz saatleri vardır. Bunlar bazı kimseler için sabahın erken saatleri, bazıları içinde öğleye doğru öğleden sonra, gece saatleridir. Kendini yokla vesenin aziz saatlerin hangileri ise, bunları hiç bir eğlenceye feda edip kaçırma.
    — Okuduğun bir kitapda rastladığın güzel bir parçayı veya orijinal bir fikri yerini ve sahifesini işaret ederek not et. Bu suretle biriktirdiğin notları bir dosyaya ve bir fiş kutusuna sırasile yerleştir. Bir yazı yazmak veya bir eser yapmak istediğin zaman, bu notlar senin için zengin bir malzeme hâzinesi olur.
    — Bir mevzu ve mesele hakkında bir yazı veya bir eser yazmağa karar verdiğin zaman, evvelâ, bu mevzu ve mesele üzerinde evvelce yazılmış eserleri oku. Tâ ki yazılmış ve söylenmiş şeyleri tekrar edip ömrünü israf etmiyesin.
    — Gök kubbe altında yepyeni hiçbir fikir yoktur. En yeni fikir, eski bir fikrin yeni bir elbise giymişidir.
    — Her şeyden evvel, ana dilini iyi konuşmayı ve iyi yazmayı öğren. İnsan için en faydalı olanı kendi ana dilidir.
    — Dil bilgisi bir gaye değil, bir vasıtadır. Asıl gaye
    olan, fikir zenginliğidir.
    — Kişinin kıymeti dilinin altında ve kaleminin ucunda gizlidir. Onu söz ve yazı açığa vurur.
    — Bir işi yapıp yapmamakta kararsızlığa düştüğün vakit, iki şıktan herbirinin fayda ve zararlarını iyice hesapla. Faydası çok, zararı az olan şıkkı tercih et.
    — Bir işe öfkeli ve sinirli iken karar verme. Bekle
    öfken geçsin. Zira öfke ile kalkan zararla oturur.
    — Çok konuşma. Yerinde ve özlü konuş. Kıymet ve tesir çok sözde değil, yerinde ve özlü sözdedir.
    — Dilini tut ve bil ki, dil yarası bıçak yarasından
    daha vahimdir.
    — Kimsenin yüzüne karşı söyliyemediğini arkasından söyleme ve bil ki arkadan konuşma korkaklığın en iğrenç şeklidir.
    — Kimsenin cahilliğini yüzüne vurma. Bil ki insanları en çok kızdıran ve gücendiren, cahilliklerinin yüzlerine vurulmasıdır.
    — Yalan söyleme. Yalan söyliyen, tutulmak korkusu içinde yaşayan hırsız, gibidir.
    — Bir kimseye söz vermeden evvel iyi düşün. Fakat verdiğin sözden dönme. Sözden dönmek yalancılığın en çirkinidir.
    — Daima olduğun gibi görün, göründüğün gibi ol. Olduğundan fazla görünmek isteyen, karşısındakilere kendisinin ahmaklığını göstermiş olur.
    — Kimseye karşı kin tutma ve kimsenin muvaffakiyyet ve saadetini kıskanma, fakat imren, sen de öyle bir muvaffakiyet ve saadete erişmeye çalış. İmrenmek terakkinin şartıdır. Kin ve kıskançlık ise, iç ferahlığının, sağlık ve saadetin iki azgın düşmanıdır.
    — Dost kazanmak için cömert ol. Bil ki hasisin dostu yoktur.
    — Gençliğinde iyi arkadaş kazan. Yaşlılıkta kazanılan arkadaşlık sağlam olmaz. Zira paslı teneke lehim tutmaz.
    — Gençlik güzelliğine şans denilen kör kuvvet bile âşıktır. Gençliğini boş yere harcama, onu kıymetlendirmeyi bil.
    — Herkesçe beğenilen asıl güzellik, ahlâk güzelliğidir. Çünkü ahlâkı güzel insan her yaşta güzeldir.
    — Ahlâkını güzelleştirmeğe daima çalış. Ahlak güzelliği insan için en kıymetli bir servettir.
    — En yakın arkadaşlarınla bile şakaların zarif ol-
    sun. Kaba şakadan hayvan bile hoşlanmaz.
    — Dost ol, tâ ki sana da dost olsunlar.
    — Dostluğunu kötü günde göster, tâ kî kötü müsamahalı bulasın.
    — Dostlarına vefalı, düşmanlarına müsamahalı ol ve yere yıktığın düşmanını tekmeleme, âlicenaplık göster. Vefa ve âlicenaplık yüksek ahlâkın iki parlak şiarı­dır.
    — Büyüklere hürmet et. Tâ ki büyüdüğün zaman sende küçüklerden hürmet göresin.
    — Kadınlara hürmet et. Düşün ki, kadınlık insanlı­ğın anasıdır.
    — Ana baba ahı alma. Ana baba ahinin zehirini içen kurtulamaz.
    — Yaşlıların tecrübesinden faydalan ve tecrübe
    edilmişi yeniden tecrübeye kalkışma, tâ ki pişman olmayasın.
    — Sonunda pişman olacağın bir işi başında düşün. Pişmanlık, ahmaklıktır.
    — Küçüklere şefkat göster. Tâ ki büyüdükleri zaman onlardan şefkat görmeye hakkın olsun.
    Bosuna iddia ve inad etme. Hakikati ara ve sev.
    Hakikat sevgisi, insan için, sevgilerin en yükseğidir.Kusurlarım kendin gör tâ ki onları tamir ve ikmal edebileşin.
    — Muvaffakiyetlerinle mağrur olma. Bil ki gurur
    gelecekteki muvaffakiyetlerinin en büyük düşmanıdır.
    — Hayatta cesur ol. Fakat bil ki cesaret gözü kapalı tehlikeye atılmak değildir.
    Başkasının kanaat vc akidesine hürmet et. Tâki
    başkası da seninki ne hürmet etsin.
    Kendine yapılmasını istemediğin bir muameleyi
    başkasına yapına. Tâ ki başkası da sana karşı aynı şekilde hareket etmesin.
    — Kendine iyilik yapılmasını istersen, başkalarına iyilik yap.
    — iyiliğe karşı iyilik adalettir, iyiliğe karşı kötülük
    cinayettir. Kötülüğe karşı iyilik ihsan ve atıfettir ve insanlığın en yüksek derecesidir.
    — Düşenin elinden tut. Tâ ki sen de düştüğün zaman tutacak el bulasın.
    — Sözlerin tatlı, tavırların zarif olsun. İnsanın ka-
    bası, ısırgan köpek gibidir, herkes tarafından taşlanır.
    — Başkalarından gördüğün kötülük, seni iyilik yapmaktan alıkoymasın. İyilik ibadettir, kötülükle mahsuplaşmaz.
    — Kibirli olma. Kibirli insan sarımsak kokan ağız
    gibidir. Herkesi kendisinden uzaklaştırır.
    — Alçak gönüllü ol. Mütevazı insan, meyve ağacına benzer. Meyve dalının yere eğilmesi meyvesinin çoklunğundandır.
    — Herkesin imrendiği pırlanta gibi kıymet sahibi ol. Korkma, yerde kalmazsın.
    — Kendinden üsttekilere değil, kendinden alttakilere bak, rahat edersin.
    — İşinde ve sözünde doğruluktan ayrılma. Hak doğ­ruların yardımcısıdır.
    — Çalış, daima çalış, fakat hırsı bırak. Zira hırs,
    verimli çalışmanın, sağlık ve saadetin düşmanıdır.
    — Çalış, fakat haris olma. Haris insan, ciğer bulaş­mış eğeyi yalayan aç kedi gibidir: dilinden akan kanı yalar da bilmez.
    — Hayatın ve tutacağın yol hakkında tereddüde ve kararsızlığa düşüp de bir ışık aradığın zaman, fikrini ve reyini soracağın kimseyi iyi seç. Düşün ki, isabetsiz bir fikirden hareket ederek verdiğin karardan bütün ö­mür boyunca pişmanlık duyman mümkündür. Fakat isabetli bir fikirden aldığın ışık da bütün Ömrünce yolunu aydınlatır.“