• "Futbol fena halde hayata benzer."
  • 248 syf.
    ·11 günde·Beğendi·10/10
    "Fenerbahçe Kuva-i milliye ruhunun sembolü haline gelmişti.
    Maçlarda sadece top oynanmıyor, her seferinde vatanın gerçek sahipleriyle işgalciler kapışıyordu.
    Bu bir hesaplaşmaydı.
    Mustafa Kemal emperyalistlerle cephede hesaplaşırken, Fenerbahçe sahada hesaplaşıyordu."
    ..
    Hayatımın iki önemli olgusu aynı karede; Mustafa Kemal Atatürk ve Fenerbahçe.
    Kurtuluş Savaşı döneminde Fenerbahçe'nin etkisi, futbolcularının Atatürk'ün isteği üzerine Anadolu'ya cephane kaçırmaları, Mehmetçikler cephede vuruşurken onların milli inançlar ile çıktığı 49 maçın 41 ini kazanması 4 ünde berabere kalması. Mesele sadece kulüp ya da futbol meselesi değil. Ortaya koydukları inanç ve azimle o zorlu dönemlerde halkla, askerle bütün olmaları. Sinan Meydan muhteşem kaynaklarla anlatmış Kurtuluş Savaşı'nı ve Fenerbahçe'yi.
    O dönemin şartlarındaki başarılar o kadar kıymetli ki.. Atamın dediği gibi düşmanlar Anadolu topraklarımıza da yeşil sahaya da geldikleri gibi gittiler. Çok büyük gururla okudum.

    Kitabı sadece Fenerbahçe olarak algılamayın, Kurtuluş Savaşı tarihini çok güzel anlatmaktadır.
  • 416 syf.
    ·Beğendi·8/10
    Hepimiz iyi kötü bir hayat yaşıyoruz. Farkında olarak yada olmayarak.Farkında olan kısım azınlıkta olsa da zamanla çoğalacağına inanıyorum.

    …HAZ… her ne kadar iç gıcıklayıcı bir kelime olsa da hakkını veren kısım da ne yazık ki azınlıkta. Ha sen çok mu biliyordun da bıdı bıdı yapıyorsun diyebilirsin (:
    Yooo bilmiyordum ama öğreniyorum ve öğrendikçe de paylaşıyorum. :)
    Toplumun ve anne babamızın bize öğrettiği saçmalıklar arasında o kadar kaybolmuşuz ki, bütün yaşamımız boyunca uğraşsak bile doğduğumuz an daki sıfır tertemiz zihnimize asla ulaşamayacağız.Bu çok acı bir gerçek.
    Ha ulaşamayacaksak neden çabalayalım o halde diyip beni köşeye sıkıştırmaya çalışacak arkidişlere sesleniyorum.
    Ne kadar az arıza o kadar güzel yaşam. Kapiş (:
    Gelelim konumuza. Erkek (eril),kadın (dişil) olarak adlandırılıyor.Bunu duymuşsundur. Erkekte de kadında da bu ikisi var. Mesele dengede tutabilmek. Biri baskın olursa sıkıntı başlıyor.
    Nedir bu eril ve dişil enerji derseniz;
    Eril enerji; sıcaktır, hareketi ve olayları başlatandır. İlk adımı atan, inisiyatif ve sorumluluk alan, tepkinin doğmasına yol açan, kendine güvenen, cesur, harekete geçebilen, meraklı, araştıran, olayları, ilişkileri başlatan, kendini ortaya koyabilen taraftır.
    Dişil enerji ise soğuktur, etkiye tepki gösterendir. Takip eden, savunan, güvenliğini düşünen, telaşsız, adım atmadan önce düşünen, edilgen, uyum sağlayan, fedakar, durağan, kolay inanan, harekete geçebilmek için dışarıdan motivasyona ihtiyaç duyan, izleyen, gözleyendir.
    Şöyle gıcık bir durum var.Kime aşık olacağımıza bilinçaltımız karar veriyor. Bilinçaltımızdaki korkularımızı deneyimleyeceğimiz ilişkileri hayatımıza çekiyoruz. Mesela kişi de kaybetme korkusu yüksekse çapkın bir erkeğe-kadına aşık oluyor. Böylelikle kaybetme korkusu her defasında tavan yapıyor. Kulağa çılgınca geliyor ama bunlar gerçek. Ben sayısalcıyım öyle körü körüne hiç inanmam birşeylere. Defalarca denklemlerin sağlamasını yaptım ve çok eminim.Bu söylediklerimin hepsi gerçek. Karşı çıkanlar olacaktır elbet. Ben de diyeceğim ki iç dünyanızdaki korkularınızı bastırmak için ego-nuzu öyle bir kullanıyorsunuz ki yeniliğe açık olamıyorsunuz. Alışmışsınız çünkü bu düzene.
    Değişim her zaman korkutur (:

    İlişkileri etkileyen 5 ana korku var.
    1-Değersizlik Duygusu
    2-Kaybetme Korkusu
    3-Yetersizlik-Başarısızlık Korkusu
    4-Yüzleşme Korkusu
    5-Yaşam-Ölüm Korkusu

    Bu korkuların dozu herkeste farklı.Kim de hangi duygu daha yüksekse hayatına çektiği kişilerde de o duyguyu yaşayacaktır.
    Mesela ilk 1-2 buluşmadan sonra erkek kadını aramaz.
    Neden ?
    Kadın yaydığı korku frekansıyla erkeği iter. Diyelim ki kaybetme korkusu tavan ablamızda (: Sürekli kafa da kuracak aramadı sormadı acaba beni beğenmedi mi bu da beni terkedecek vs bıdı bıdılar işte. Şapşik ablamız durup ne hissettiğine odaklansa çözecek aslında…Ama ablamız o kadar telaşlı yaşıyor ki hayatını. Toplum tarafından öğrendiği abuk sabuk kalıplar yüzünden … Kendini analiz edecek kadar ay-mıyor kafa o sadece evde kaldığına odaklı.
    Neden? anne baba öyle öğretti çünkü.
    Kadınlar böyle erkekler çok mu akıllı hayır tabiki de (:
    Erkeklerde de skor merakı var. İlişki değil futbol maçı sanki a.q (: Size de kızmıyorum çünkü yine anne babaya bağlanıyor her şey. O kadar çarpık düzen ki kim neyin kafasıyla bu saçmalıkları başlatmış ve yıllar içinde onaylanmış bilemesemde kulakları çınlasın (:
    Kadın kalbiyle hareket ettiği ve ilahi aşka daha kolay bağlanabildiği için daha özel bir varlık. Erkeği de ilahi olana bağlamak kadının elinde. Ama günümüz kadını kendini daha bağlayamazken ilahi olana erkeği nasıl bağlar bilemiyorum.
    Yazar Seda Diker’inde dediği gibi kadını sevdiği erkek karşısında dişi olmaktan, erkeği de eril olmaktan alıkoyan tek şey, bilinçaltında biriktirdiği korkular ve olumsuz inanç kalıplarıdır. Korkular arttıkça kadının dişi enerjisi azalır, erkeğin de eril enerjisi ve karizması küçülür.
    Dişi enerjisi zayıf bir kadın eril enerjisi zayıf bir erkek hayatına çeker. Bu bir bilinçaltı oyunudur.
    İdeal bir ilişki de erkek kadına güven verir. Ona sevgisini net ifade eder.Kadının gel-git leri arasında kaybolmaz. Onu sakinleştirmesini bilir. Ama günümüzde erkeklerin çoğu bu eril enerjiden yoksun olduğu için kadın güven duyamadığından dır-dır etmeye gerginlikler çıkarmaya kontrol etmeye başlar. Yani kadın erkek gibi davranmaya başlar erkek enerjisine geçer farkında olmadan. Çünkü erkeğe güvenmez korkuya kapılır ve kontrolü bilinçsizce eline alır. Eşlerinize sevgililerinize kızmadan önce kendinize bir bakın sevgili erkekler,gerçekten eril enerji yayabiliyor musunuz ???

    Sonuca gelecek olursak aslında konu o kadar uzun ki sayfalarca yazsam bitmez. Bu kitaba özellikle inceleme yazmak istedim. Çünkü şuursuzun biri okumaya değmez vs gibisinden kitabı kötülemiş ama grinin elli tonu serisini okumuş :))))
    Kitapta grinin elli tonu tarzı cümleler var evet ama odaklanılması gereken o cümleler değil, kadınların erkeklerin düştükleri zavallı durumlar !

    Ve sen gerçekten hayatını değiştirmek istiyorsan bence bir yaşam koçuyla çalışmalısın.
    Ama gerçek bir koç ile…Şarlatan ile değil (:
    Ben daha ne diyimmmm :)))
    Sevgiler…
  • 384 syf.
    ·10 günde
    Sporu, futbolu severim, spor kültürünü de severim, haliyle spor kitaplarını da okurum. Fakat spor kitapları konusunda ülkemizde, spora olan ilgiyle orantılarsak çok fazla eksiklik var. O nedenle öncelikle böyle bir kitap yazdığı için, sonra da bana hediye ettiği için kitabın yazarı Mehmet Bey'e teşekkür ederim.
    Bu kitabın neden yazıldığını ve de yazılması gerektiğini aslında en güzel kitaptaki şu cümle anlatıyor.
    "Tarihi efsaneler üretir çoğu zaman. Tarihi anlamlı ve çekici kılan bu olgudur. Eğer bir efsaneniz yoksa kayda değer bir tarihiniz de yok demektir. Efsaneler anlatıldıkça köklenir maziniz. Unutulmazlar arasına girer yaşadıklarınız. Futbol kulüpleri için de bu durum aynen geçerlidir. Tarihleri kültürleridir takımların. Bir diğer deyişle, mazisi olan kulüp, kültürü olan kulüp demektir."
    Futbol sadece bir oyun değildir, aynı zamanda bir kültürdür. Samsunspor'da ülkemizin güzide, mazisi olan, kültürü olan bir takımı. Ve bu maziyi, kültürü şimdiki ve gelecek kuşaklara anlatmak adına böyle bir kitap yazılmış Kitabı okumaya başladığımda kronolojik bir sırayla giden Samsunspor'un tarihini anlatan bir kitap sandım, bir yandan sevindim ama ilerledikçe sıkacağını düşündüm. Fakat biraz ilerleyince gördüm ki safi bir araştırma-inceleme kitabı değil. Samsunspor ile ilişiği olan ve taraftarları olan yazarların anı formatından yazıları da var kitapta. Bu kısmı çok duygusal açıkçası, tanınmış spor yazarları, Samsun tribünün bilinen tanınan kişilerinin bu anılarını okudukça tribün geçmişi olan biri olarak ben şahsen duygulandım. Duygu demişken Samsunspor'un tarihi duygusal zaten, Samsunspor dendiğinde insanda bir burukluk oluyor. Tabi en başta gelen 89 senesindeki kaza ve vefat eden hocası ve oyuncuları. Güzel şeylerden de bahsetmek lazım. Mesele Samsunspor'un başarıları Tanju'su, Serkan Aykut'u, Celil'i, Ertuğrul Sağlam'ı.. Bu arada Samsunspor'un tarihine geçmiş olan bu futbolcuların hepsiyle yapılan röportajlarda var kitapta. Sadece oyuncular değil, efsane başkan İsmail Uyanık, Taraftar Grubu başkanları, kimi ararsanız yani... Gerçekten üzerinde çok çalışılmış, emek harcanmış bir kitap, kesinlikle oturulduğu yerden yazılan bir kitap değil. Samsunspor'da ve kitapta beni en çok etkileyen Samsunspor taraftarlığı, ama "Sadece Samsunspor" taraftarlığı, yanında eşantiyon olarak sözde büyükler yok. Samsun'luların bu şehrine takımına sevgisi çok hoşuma gitti ve mutlu etti beni, zira ben de öyle birisiyim. Hatta bunla ilgili bir yazı yazabilirim şu incelemenin altına. Ama önce incelemeyi bitireyim. Kitap gerçekten çok hoşuma gitti, dediğim gibi Türkiye'de pek spor, futbol kitabı yok. Olanlarında içeriği malesef iyi değil. Şöyle ki bazısı sadece anılardan oluşuyor, bazısı sadece kronolojik tarih anlatımından, bazısı da sadece röportaj. Mesela Alex'in çıkan kitabı, heyecanla alıp okumuştum ama sadece röportaj olması beni çok sıkmıştı. Bu kitapta ise herşeyden var abartılmadan, eksiltmeden, çoğaltmadan. E bide buna Samsunspor'un film gibi mazisi eklenince çok hoş bir kitap olmuş, yazarın kalemine sağlık. Herkesin ilgisini çekmez ama sporla ilgisi olanlar okusun derim, hele ki Samsunlular ve Samsunspor'lular muhakkak okusun..




    Yazının bundan sonrası memleketçilik ve şehir takımlarının tutulması gerektiği üzerine şahsi anılarım ve fikirlerimden oluuyor. Kitapla ilgili değil. Dileyen okumayı bırakabilir. Konu ilgisini çeken buyursun...

    Geçmişten korkmamak lazım, geçmişten kaçmamak lazım aksine geçmişle yüzleşmek ders çıkarmak gerek. Bunu neden söylüyorum. Birazdan anlatacağım geçmişimden dolayı. Beni bilenler bilir, bilmeyenlerde bilsin Akhisarspor aşığı, memleket takımı sevdalısı ve memleket takımı tutmanın gerekliliğini şiddetle savunan biriyim. Fakat bende eskiden sözde büyüklerden bir takım tutuyordum. Hatta 16-17 me kadar fanatik olarak 22-23 üme kadar taraftar olarak. İlk cümleyi kurma nedenimi anladınız şimdi dimi. Dİyeceksiniz ki arkadaş sen eskiden zaten böyleymişsin, şimdi bize diyorsun. İşte fikir değiştirmek bu yüzden çok zordur. Fikir değiştirenleri kimse sevmez ne oraya yaranabilirsin, ne de buraya ama aslında fikir değiştiren insan cesurdur, hatta kendince doğru yolu bulmuştur, hatta fikir değiştirenlere karşı bakışın böyle olduğu bir ülkede fikir değiştirecek kadar göze aldıysa bunu, o adamı dinlemek lazım, ne diyor bu adam diye. Hatta yeni geçtiği fikirdeki insanlar -ki onlarda eleştirir- daha çok dinlemeli. "Arkadaş biz bu fikirin içinde doğduk ama adam aramış kendi bulmuş itikadı daha sağlam olur." demeleri lazım. O yüzden de mesela ben Necip Fazıl'ı çok severim. Arkadaş adam kumarın, kadının, hayatın bütün şehevi zevklerini tatmış. Onun yanlış olduğunu anlamış nefsine galip gelip onları bırakıp gelebilmiş. Ben ne zaman Necip Fazıl'dan bahsetsem önüme kumar resimleri, Kadın Bacakları şiirini falan atıyor bazı arkadaşlar, beni kızdırmak için. Bense aksine bunları gördükçe daha da mutlu oluyorum nereden gelmiş diyerek. Neyse konuyu çok dağıttım, kusura bakmayın kendime döneyim.
    Fenerbahçe benim ilk tuttuğum takım neden tutuyordum onu bilmiyorum. İki tahminim var birisi babam Galatasaray'lı diye olabilir, diğeri de benim aklımın başına ermeye başladıı yıllarda (1995-2000) Galatasaray hegomonyası vardı bende hep ezilenden, zayıftan yana olurum ya ondan olabilir. İlk okulda futbolcu çıkartmaları vardı benim en sevdiğim topçu Fenerli Ogün'dü evet Ogün Temizkanoğlu defans, herkes forvet sever mahalle maçında kendine forvet ismi verir ben kendime Ogün derdim. Ve Ogün futbolcu çıkarmasını bana getirene iki kart verirdim 200-300 tane Ogün'üm vardı benim. Ortaokulda maçlarını hiç kaçırmaz, hergün spor gazetesi alır Fenerbahçe haberlerini keser gazete arşivime koyardım. Lisede keza öyle 2008'de ilk kez İstanbula geldiğimde -lise gezisi- ulan bir daha İstanbul'a ne zaman gelicem deyip, gezi konvoyundan kaçıp ilk Fener maçıma hem de Saraçoğlu'nda gittim. İşe bak üniversiteyi İstanbul kazandım, Marmara hemde.. Kadıköyde yaşadım 5 yıl, 5 yılda 2 ke şampiyon oldu Fener 2 Şampiyonluk kutlamasında da staddaydım. Hatta birinde malum herif, benim bulunduğum tribüne dönüp "pavalı köpeklev" demişti. Neyse ona gelicem yine. Alex'in heykeli açılırken 5 metre ilerisindeydim, onunla beraber gözlerim doldu, yine havaalanından onu uğurlarkende öyle. Son maçta Galatasaray'a şampiyonluk kaybederken stadın oradaydım içerde olmasamda, o trajediyi yaşadım, Keza Bursa'ya şampiyonluk kaybettiğimiz günde de, hatta o günün gündüzünde maçtan önce Fener formasıyla Beşiktaş'a gittiğim için (hala böyle bir hatayı nasıl yaptım sorguluyorum, heralde 18 yaşında olmamdan) Beşiktaş taraftarı beni denize atıyordu. Lefterin cenazesine gittim mezarına toprak attım.. Falan filan işte Böyle bir Fenerliydim. Ama neden Fenerliydim. Sorsanıza bana Akhisar'ın köyünde yaşıyorsun Feneri tutuyorsun? İşte tam da o yüzden ben Akhisar'a ayda yılda bir giderdim. Akhisarspor diye bir takım olduğunu öğrenemeden medya sözde büyükleri soktu hayatıma, televizyonda onlar, okulda onlar, büyüklerimiz onları tutuyor, cipsten sporcu kartından onların oyuncuları çıkıyor. Naparsın? Bizim elimizden tutup Akhisar maçına götüren olmadı ki küçükken.
    Şimdi oraya geleyim Akhisarspor. İlk orta okulda duydum, liseye giderken gördüm. O zamanlar 3. Ligdeyiz Şehir stadında yapıyoruz maçları tamamen amatör biletler 2 lira çakma birşey. Haftasonları dersaneyi kırıp maçlara gitmeye başladım. İlk Akhisarpor sevgim o zaman başladı. (Fener99/Akhisar1) Bi yandan Feneri destekliyoruz yine ama sorgulamıyoruz arkadaş şehrimizin takımı varken biz neden hiç görmediğimiz maçına gitmediğimiz kilometrelerce uzakta bir takımı tutuyoruz, çocukluk işte. Sonra maçlara gittikçe, sevgi arttı. Akhisar'da yükselişe geçti 2008'de ilk kez 3. Lig şampiyonu olup tarihinde ilk kez 2. Lige çıktı. Şampiyonluğu sahada futbolcularla kutladım. Taraftar arttı, bütün maçlara gider olduk. (Fener75/Akhisar25). Tam biz Akhisarlı olucaz Üniversiteye başladık Marmara Hukuk. Kadıköy. Stada 10 dk ev. Hayat bizi Fenerbahçe'ye attı yine. Fakat Akhisar'ım durur mu peşimden geldi. İlk sene sadece Güngören deplasmanı vardı İstanbul'da kşa koşa gittim. Sonra 2010'da 2. Lig Şampiyonluğu ve 1. Lige çıktı yine tarihinde ilk kez. Maçlar tv'de yayınlanmaya başladı, ben her hafta izliyorum birde Kartalspor, Güngörenspor deplasmanı yapıyorum. Derken o sene 2012, 1. Lig şampiyonluğu ve ilçem Süper Lig'de önce Beşiktaş deplasmanı. Tabi ben Fener formasıyla gittiğimden daha önce tedirginim biraz Akhisar formasıyla binlerce Beşiktaşlı arasından İnönüye yürüyorum. Arkadan biri "hiştt" demez mi? Eyvah dedim yine mi ya. Dedi ki Akhisardan mı geliyon "Evet" dedim. "Hoşgeldin" dedi yırttık bu sefer. Sonra Galatasaray deplasmanı, Kasımpaşa deplasmanı ve nihayet Fenerbahçe deplasmanı. Hiç düşünmedim, daha önce defalarca Fener formasıyla gittiğim Saraçoğlu'na Akhisar formamı giyip deplasman tribününe girdim bu sefer. Yenildik ama olsun eğlendik, tezahürat yaptık, fenere küfrettik. (Fener49/Akhisar51).
    O gün maçtan sonra düşündüm, yaşta olmuş ya 21-22 artım düşünebiliyoruz. Oğlum dedim ne Feneri, Galatasarayı, Beşiktaşı ya, senin doğduğun, büyüdüğün, ekmeğini yediğin, çocukluğunun geçtiği, geçmişinin, sülalenin bulunduğu şehir varken sen hala niye iki takımı birden destekliyorsun. Ama hemen öyle bırakılmıyor tabi. Çoğu insan hayatında bu takımların hiç maçına gitmemiş görmemiş. Fanatik bir şekilde bu takımları tutuyor. Eşi dostuyla kavga ediyor bu takımlar için. Ee bizim biraz geçmişimiz var yine. O gün fark ettim artık benim birinci takımım Akhisarspor, Fener arkada kalmış ama var hala. Tabi o süreçte Fener'de bana çok yardımcı oldu şike muhabbeti, Aziz'in tribünde bize sarması, Alex'in ayrılışı, Akhisarspor sayesinde Anadolu takımlarını nasıl ezdiklerini, haksızlık yapıldığını görmem de bana çok yardımcı oldu. Sonraki birkaç yıl Akhisardaki Fener maçlarının ekseriyetine gittim, bildiğiniz üzere de Feneri sürekli yendik, benim Akhisarlı damarım da kabardıkça kabardı. Ama şampiyonluk yarışında, İstanbul takımlarının kendi aralarındaki rekabette hala Fenerbahçeyi destekliyorum. (Fener25/Akhisar75)
    Ve o sene geçen sene Fenerbahçe'yi iki maçtada yenmişiz Şampiyonluktan etmişiz, Türkiye Kupasında tarihimizde ilk kez finale kalmışız bil bakalım rakip kim? Kim olacak Fenerbahçe. Atladım uçağa hemen Diyarbakıra. Biz orda 300-500 Akhisarlı Fenerbahçe taraftarı 15000 kişi maç başlar başlamaz bunlar başladı Akhisar kümeye demeye. Tabi bizim sesimiz çıkmıyor adamlar bizden 30 kat kalabalık. Neyseki takım sesimiz oldu Fenere 3 tane atıp bütün Fenerlileri susturdu, ağlaya ağlaya çıktılar staddan. (Fener1/Akhisar99)
    İşte o gün bugündür tamamen Akhisarsporluyum. Fenerbahçeyi sadece Avrupada desteklerim, diğer Türk takımlarını olduğu gibi, maçlarını izlemem. Galatasaray ya da Beşiktaşla yapıyorsa kazansın isterim ama pek de umrumda değil varsa yoksa Akhisar. Başarıyla orantılı olduğunu söyler çevrem dönüşümün, ama kimseye kanıtlamak zorunda değilim. Küme düşsek de ki düşecek gibiyiz bundan sonra benim için tek takım Akhisar, çocuğum olursa giydiricem Akhisar formasını götürücem maça, götürülen olmadık, götüren olaalım.
    Aslında bu değişimi benim gibi çoğu Akhisarlı yaşadı 170.000 nüfuslu şehir her hafta 10.000 kişi maça gidiyor bu da yüzde 6 falan yapar İstanbul'da her hafta 1 milyon kişinin maça gitmesi gibi. Açtığımız pankartlardan da anlaşılıyor. Bir Fener maçında "Doğduk burda yaşıyoruz, Şehrimizi satmıyoruz." bi Galatasaray maçında "Sizinkisi aşk, bizimkisi Memleket meselesi" pankartı açtık boydan boya kocaman. Bu iki pankart Akhisarsporlunun ve şehrinin takımını tutanların duygularını çok güzel ifade ediyor.Samsunsporlu arkadaşlarda bu durumu kitapta çok güzel ifade etmiş. Bir kaç alntıyla sonlandırayım incelememi. Öyle içimden geldi yazdım kafanızı şişirdiysem affola.

    "Biz Samsunspor'un Samsunspor gibi tutulması gerektiğine inanıyoruz; yanında eşantiyonu olmaz!"

    "Benim nazarımda İstanbul takımlarının hazır başarılarını alkışlayarak mutlu olmaya çalışan milyonlarca insan bir yana; şehrinin takımını iyi günde kötü günde ve her yerde sahip çıkanlar bir yana.."

    "Samsunspor varken İstanbul'un gönüllü yalakalığını yapmanın bir anlamı olmadığını gösteren. Ama çoğunluk yine bunlarda. Güce tapanlar, kolayı seçenler... Bu yüzden ben tatillerde İstanbul'dan memleketime geldiğimde hep igrendim bu tiplerden. Kraldan çok kralcı, İstanbulludan çok İstanbulcu olanlardan. Şuan yine Samsun'dayım ve halen televizyonun başına formalarla geçip tezahürat yapan tipleri zavallı buluyorum. Sözde büyük takımları tutmakla büyük adam olunduğunu, hayattaki başarısızlıklarını kapatacaklarını sanan, hazır başarılara konmaya çalışan zavallılar hepsi değilse de mühimce bir kısmı."

    "Velhasıl, Türkiye'deki futbol sistemini bilen biliyor, hatta bu üç İstanbul takımının taraftarı da biliyor. Çoğunluk düzenin parçası olma kolaylığına kaçıyor, sonra da bunun adına renk aşkı diyorlar. Lakin bence bunun adı güce tapıcılıktan başka birşey değil. Anadolu'da yaşadığı halde İstanbul takımı tutanlar; o yaldızlı camialara özenen, milyonlarca dolarlık transferlere, şatafata ortak olmaya çalışan zavallılardır. Sanki bizler "malum üç takımdan birini tutuyorum" dediğimiz anda bunu yapamaz mıyız? Yapmıyoruz, bu iğrençlikleri görüyoruz çünkü ve yüreğimiz el vermiyor. Şehrimizin takımı var, mazisi var, gelecekten umudumuz var. Şu çok açıktır ki, Türkiye'de bugünün ortamında şehrinin takımını destekleme erdemini gösterebilen idealist insanlardır. Zordur çünkü bir Anadolu takımına gönül vermek."
  • 304 syf.
    ·3 günde·Beğendi·10/10
    #KitapYorum
    #AlexDeSouza
    #BüyükKaptan #VarOl

    Alex'in gidişi, bir insanın vücudundan bir parça koparmak gibiydi..

    Sadece Fenerbahçe'nin değil tüm ülkenin idolüydü Alex. Saha içinde saha dışında yaşantısı, insanlara olan saygısı, kendini bozmayan o çizgisiyle içimizden biri olan, sporcudan çok ama çok öteydi.

    Kitap Alex'in zor şartlarda olan çocukluk yıllarından bugüne kadar olan hayatını anlatıyor. Hayatı diyorum ama bol bol futbol okuyacaksınız çünkü hayatı futbol. Brezilya'daki salon futboluyla başlayıp 80 milyonluk Türkiye’nin sevgilisi olma hikayesi. Efsana bir kitap. Heyecanla, geçmişi hatırlayarak, kritik maçların arka planını okurken şaşkınlıkla ama en çok da ağlayarak okudum. Örnek olması gereken bir azim hikayesi Alex'in ki.

    Alex'in Fenerbahçe'ye ilk geldiği günü hatırlıyorum, 14 yaşımdayım ve harçlıklarımdan biriktirip Fenerbahçe gazetesi almıştım. Çünkü Alex'in posterini veriyordu.
    16 yaşıma geldiğimde ise evden kaçtım. Ama öyle kocaya falan değil Fenerbahçe'nin maçına kaçtım. Çünkü babam başta olmak üzere tüm ailem Galatasaraylıydı ve babam asla Fenerbahçeli olmamı istemiyordu. Ben de kuzenimden yalvar yakar, kendisine bi şekilde beleşten gelen, derbilerde 5 katına satarak 4 yıl üniversitede paşalar gibi yaşadığı kombinesi almış, kaçıp maça gitmiştim. Alex'in hattrick yaptığı Ankaraspor maçına. Üstelik Alex köşesindeydi koltuğum . Alex gol attıkça köşe gönderiyi geliyor selam veriyordu , aman Allahım dedim kalbim yerinden çıkacaktı neredeyse. Neyse sonrasında babam beni 3 gün eve almadı gitsin stadda yatsın dedi de halama gittim. Bu da benden böyle bir anı.

    Alex ve ailesi ile ilgili söylenen çok ama çok şeyler var. Anlatmaya gerek yok, Kadıköy Yoğurtçu Parkı'ndaki heykeline bakmanız yeterli.

    Benim söyleyeceklerim Aziz Yıldırım ve Aykut Kocaman ile ilgili; bu takımın başına gelmiş en lanet tiplersiniz. Hırslarınız ve karaktersizliklerinizke koskoca kulübü yediniz bitirdiniz. Hele ki Aziz Yıldırım. Yıllarca taraftar her lafınıza iştirak etti, varını yoğunu koydu, Feneriumun önünde kuyruklarda bekledi. Mesele sadece Alex e yaptığınız haksızlıklar değil. Aynı şekilde Ali Koç'unda çok önünü kapatmaya çalıştı Aziz Yıldırım ve en sonunda dağ gibi bir borçla bıraktı Fenerbahçeyi.
    Oldum olası sizden nefret ettim etmeyede devam edeceğim..
    ...
    Ve bu uzun yorumumu sonlandırırken inşallah bir gün kaptanın yuvaya antrenör olarak döndüğünü görmek de nasip olur diyorum.