• 214 syf.
    ·2 günde·Puan vermedi
    Halide Edip'in Kurtuluş Savaşı'nı anlattığı bu eser, realist bir tarzda yazılarak Aliye Öğretmen üzerinden Anadolu insanının savaşa bakış açısını yansıtır. Öyle ki genç idealist ve meslek aşkı ile tutuşan Aliye Öğretmen'in gerek yerel mütegallibe gerekse de Yunan komutanları arasında sıkışan bunalımlı hayatı, o dönemin ne denli büyük bir acı ile yoğrulmuş olduğunu gösterir. Bu olumsuz manzaraya
    karşın Milli Mücadeleyi destekleyip bu uğurda savaşan insanların mevcut olması, bağımsızlık ugruna savaşın kutsiyetini de gözler önüne serer. Zamanla Aliye Öğretmen ve onun gibi düşünen insanların da bağımsızlık uğruna mücadeleden yana bir tavır alması, romanın seyri içerisinde bağımsızlık ülküsünün yavaş yavaş halka sirayet ettiğini göstermesinin yanında, Kuvay-ı Milliye denilen yerel birliklerin daha da güçlenmesine zemin hazırlar. Nitekim bağımsızlık ülküsü namına yapılan bütün bu mücadeleler, zamanla meyve vermeye baslayarak yurdun Yunan mezaliminden kurtulmasıyla neticelenmiştir.
  • İşi dışında kalan herşey onun mesleğiyle uyum sağlamak zorundaydı.
    Pam Brown
    Sayfa 23 - İlkkaynak Kültür ve Sanat Ürünleri
  • 520 syf.
    ·66 günde·Puan vermedi
    Selamlar ️
    #gulessyorumluyor
    Aslında Martin Eden'i geçen hafta bitirip hızlıca yoruma geçecektim. Ama 200'den sonraki devam eden sayfalar beni durağanlaştırdı. Sanmayın ki ağır geldi veya sıkıcı. Aksine bitmesini bilerek geciktirdiğim az sayıda modern klasiklerden biri oldu.
    Popüler bir eser ve hakkında çiziktirilen hiç bir yoruma bakınmadım. En merak edinileni kendi gözlemimle tatmak en iyisiydi.
    Martin Eden karakterimiz hovarda, kaslı belli ki kızları cezbedecek kadar iyi görünüme sahip, içmeyi seven, kavga gırla, ve argo bir şekilde takılan yani aslında keyfine göre hayat yaşayan canlı dolu dolu bir gençtir. Bir arkadaşının hayatını kurtarıp, nezaketen katıldığı yemek faslında hayatının aşkı ile karşılaşır. Bu karşılaşma onun burjuvazi sınıfı ile tanışmasına ve yaşadığı hayatı kökten değiştirmeye ve kendini eğitmesine neden olacaktır. Bu saatten sonrasın da sürekli kütüphanelere gidecek, sayfalar dolusu kelimeleri beynine kazıyarak her şeyin anlamını iyice idrak edecektir. Zamanla kendisinin de yazma yeteneğini keşfetmesi ile yoğun bir çalışma temposuna girer. Sadece 4 saatini uyumaya ayırmasından söz ediyorum bu arada.
    Yazdıkları ve felsefi açıdan düşünceleri ile çevresinde işsiz, sorumsuz, işe yaramaz gibi anılsa da O editörlerin kapısını aşındırıp, kendini kabul ettirme çabasından hiç vazgeçmeyecektir. Ve işte burda zaman, geçen zaman ona istediği şan ve şöhreti getirmekle beraber hayatını boş, sıkıcı ve anlamsız da kılacaktır. Artık Martin istese de eskisi gibi olamamaktadır.
    Kitaba dair içimde kalanlar, kişisel gelişimine kendini bir insanın bu kadar odaklayıp, hedefinin kat be kat üstünde bir insan olarak yetiştirmesini takdir etmemek mümkün değil.
    İnsanları meslekleri hakkında konuşturmaya çalışıp içlerinin boş olduğunu öne sürmesi de beni çok gülümsetti. Çünkü meslek hayatımda çok bu karakterde insan ile karşılaşmıştım.
    Sonunu hiç böyle beklemesem de ben bir denizcinin yazar olma serüvenini ve kabul gördüğü vakit yaşadığı buhranı keyifle okudum. Kalemin ustalığına hayranlığımla okuyunuz mutlaka der, tavsiye ederim🤩️
  • ...kahvehane mahallenin kalbidir. Kahve çalıştırmak da o kalbe kan devretmektir. Herkes kahveci olamaz çünkü sadece çay demleyip askı çevirmekle kahveci olunmaz. Bu işin edebi âdabı, usulü erkânı vardır. Bu meslek yiğitlik, gözüpeklik, namuskârlık, himayekârlık ister. Yeri gelir fukara babası, yeri gelir mahallenin kabadayısı olmak ister.
    (...)
    Ama unutma, arasında gezdiğin, üzerine eğildiğin masalarda dilsiz, ağızsız ve de kulaksız olacaksın. Kimsenin konuştuğunu ne duyacak ne de duyduğunu anlatacaksın, iyi çay demlemek, kallâvi kahve köpürtmek kadar kahveciliğin bir şartı da budur."
  • Hayatın en önemli kararı olan, iki insanın birbirlerine tüm hayatlarını, geçmişlerini, geleceklerini, hayallerini, umutlarını, bedenlerini, canlarını, ahiretlerini emanet ettikleri, gayeleri nin mutluluk, huzur, ilim olduğu evlilik müessesesine adım atarken ne kadar insan, ne kadar hazırlıklı giriyordu?
    İnanın ben her zerreme kadar şahit oldum ki; zaten çoğunluk aileler bilinçsiz; iş güç meslek dışında başka hiçbir şeyi sormaz, umursamaz durumdalar. Ve kız tarafı da aynı ailesi gibi başka şeyi isteyememekte.
    Oysa herkes gerçek aşkı, sevdayı, güveni, emniyeti, nurlu yuvaları, ebedi sevdaları, nezaketi isterken niye kimse ben senin gönlüne, karakterine, ilmine, imanına talibim, bunlar olursa hem saadetli oluruz, hem de Allahın yolunda Allah için birlikte olduğumuz için Allah bize sahip çıkacaktır diyebilen niye kimsecikler yok?