• Daha önceden paylaştığım (#34101435) iletiye desteğinizden dolayı çok teşekkür ederim. Destek veren bu kadar çok olunca, sonunda bende etkinliği başlatabildim. Şimdi bu etkinliğin amacı nedir ?

    Üniversite sınavına hazırlanırken kafasında çok fazla soru işaretleri olan birçok arkadaşımız vardır diye düşünüyorum:

    Acaba hangi mesleği seçsem ?

    Mühendislik, Mimarlık, Doktorluk, Öğretmenlik nasıl meslekler ? Avantajları, dezavantajları nelerdir ? Acaba bu bölümü seçsem gelecekte mesleği elime alabilir miyim ? Maaş durumları nedir...

    Uzar da uzar. Bu tarz sorularda yardımcı olabilmek için bu etkinlik kurulmuştur. Şimdi aşağıya elinde mesleği olan, belirli bir bölümü okuyan abilerim ablalalarımın isimlerini yazıyorum. Hepsi izin verdi, istediğiniz kadar soru sorabilirsiniz :D Ayrıca en alt kısma da Matematik, Fizik, Türkçe dersleri iyi olan arkadaşların isimlerini koyuyorum. Çözemediğiniz soruları atabilirsiniz. Tabi isterseniz etkinliğin altından da bu soruları sorabilisiniz.

    Bu arada listede olsun, olmasın; bir mesleğiniz varsa ve size de soru sorulmasını isterseniz lütfen bana bildirin. Sizin de isminizi listeye ekleyeyim.

    Meslekler ve Belirli Bölümler :

    Not: Arkadaşlar önceki ileti de genel olarak okuduğu bölüm yazıldığı için, hangi üniversiteden mezun olduklarını veya hangi üniversitede okuduklarını bilmiyorum. Özellikle istediğiniz bir üniversite ve bölüm varsa lütfen yorumlarda belirtin. Mutlaka o bölümden okumuş birisi çıkacaktır diye umuyorum :D


    Endüstri Mühendisliği :Mithril / Miss Manette

    Türk Dili Ve Edebiyatı: Defolu Kelebek Nedim M.

    Mekatronik Mühendisliği:Sıçrayan Midilli

    PDR: Saf papatya

    Hemşirelik:Esra
    İrisin Ölümü

    Tıp: Derya Gumus Hilal
    Esra
    Bahar Öztekin

    Sosyal Hizmet( 19 Mayıs Üniversitesi):Hatice Gümüş

    Beslenme ve Diyetetik: Sarius

    Muhasebe:My world

    Besyo: rosa

    Psikoloji:Elifcan

    Rus Dili Ve Edebiyatı:รiʀiuร

    Fayans Ustacılığı:Mıncıx

    Elektrik Elektronik Mühendisliği Damla

    Diş Hekimliği:berâ
    Ayrton Senna

    Bankacılık:Birzarifkatre

    Matematik Öğretmenliği:Efecan

    Okul Öncesi Öğretmenliği:Yuşa
    Büşra Bayırlı

    Biyoloji:N.B

    Fizyoterapist:Onuncu Köy Sakini

    Sınıf Öğretmenliği:Ahyâr
    Büşra Güneş

    Psikolojik Danışma:Melikee

    Sosyoloji:İlknur Akar
    diana

    Mimarlık:Zeynep
    Oğuz Aktürk

    Şehir ve Bölge Planlama: Zihnisinir

    Bilgisayar Mühendisliği:Nisanur


    Hukuk:Semih


    Şimdide test soruları bölümüne geçiyorum.


    Matematik:

    Sümeyye Pamih

    Evin

    Sarius

    Mona Rıza

    Hasan Duha

    Efecan

    İrisin Ölümü

    Esra

    Ayrton Senna

    Burcu




    Türkçe:

    Nedim M.

    Büşra Bayırlı

    Büşra Güneş

    Hatice Gümüş



    Fizik:

    Evin

    Mona Rıza

    Hasan Duha

    Esra



    Biyoloji:

    Esra

    Vanessa Doofenshmirtz


    İngilizce:

    Artemis

    Beyza Nur

    Tarih ve Coğrafya:


    Hatice Gümüş




    Gelecek bizlerin elinde. Umarım vatana millete yararlı, düşünen, ne yaptığını bilen gençler oluruz. Hepinize başarılar diliyorum, hayallerinizi gerçekleştirebilmeniz dileğiyle...


    Üniversite Sınavına Hazırlanan Öğrenciler(Katılımcılar) :

    1)Hakan Arık

    2)Samet Hızır

    3)Arzunalbant

    4)Selma OFLAS

    5)https://1000kitap.com/benimolanguzeldir

    6)Başak

    7)wabi sabi

    8)Sarius

    9)Tuğçe Nur

    10)Meray Su
  • Ama sana güzelleştirmeyi tavsiye ederken inandırıcı olandan uzaklaşmanı yasaklıyorum: Okur kendisinden fazla talepkâr olunduğunu fark ettiğinde öfkelenme hakkına sahiptir; yazarın onu kandırmaya çalıştığını anlarsa öz saygısı zedelenir, kandırılmak istendiğinden şüphelendiği an artık hiçbir şeye inanmaz.

    Bunun dışında, önünde hiçbir engel yoktur; kendini frenlemeyi bırakman, bizi hazırladığın hazlar için zaruri hale geldiğinde, Tarih'in anlattığı tüm anekdotların zincirlerinden kurtulma hakkını dilediğince kullan. Tekrar edersek, senden gerçeği anlatman talep edilmiyor, sadece inandırıcı olman bekleniyor; senden fazla talepkâr olmak bizi bekleyen zevklere halel getirecektir: Yine de gerçeğin yerine imkânsızı koyma, uydurduğun şeyi layıkıyla anlat yeter. Hayal gücünü hakikatin yerine koyman ancak süsleme ve şaşırtma açık koşuluna riayet etmen kaydıyla bağışlanır. Yazar istediğini anlatmakta özgürse de bunu kötü ifade etmeye hakkı yoktur; eğer Nicolas-Edme Restif de La Bretonne * gibi, herkesin zaten bildiği şeyleri anlatmak için yazıyorsan, onun gibi bize ayda dört cilt vermeye mecbursun, yoksa kalemi eline almaya zahmet etme; kimse seni icra ettiğin mesleğe zorlamıyor; madem buna girişiyorsun, o zaman hakkıyla yap. Sakın hayatını idame ettirmek için bu işe soyunma; emeğin ihtiyaçlarının kokusunu hissedecektir, ona kendi zayıflığını aktaracaksındır; açlığının solgunluğuna bürünecektir. Karşına başka meslekler çıkacaktır, kunduracılık yap ama kitap yazma. Bu yüzden sana daha az saygı duymayız, hatta canımızı sıkmayacağın için belki de seni daha fazla severiz.

    Bir kez taslağını karaladın mı onu genişletmek için hummalı biçimde çalış, ama bunu, onun başta sana sanki dayattığı sınırlara hapsolmadan yap, bu yöntemi izlerseni zayıf ve sönük yazarsın. Oysa senden istediğimiz kurallar değil, yaratıcı hamlelerdir. Planlarını aş, onları çeşitlendirip genişlet; fikirler ancak çalışırken gelir.

    * (1734-1806) yatağının başucunda baskı makinesi olan yazar.
  • Paranın her zaman sahip olunamayan, şu veya bu yoldan ele geçirilmesi gereken bir şey olduğunu da sezmişti. Rahat bir hayatı çok olağan yaşamış olduğunu, sağında ve solundaki derin uçurumları bir gün bile fark etmediğini ilk kez şimdi idrak ediyordu. Hayatta meslekler ve ilkeler olduğunu, yakından dokunabileceği bir sürü bilinmezlikle çevrildiğini o an fark ediyordu.
    Stefan Zweig
    Sayfa 95 - Venedik Yayınları
  • Bir devlette aşırılıklar ve hastalıklar çoğalırsa, orada adalet ve hastane koridorları hiç boşalmaz; hal böyle olunca da pek çok özgür insan avukatlık, doktorluk gibi mesleklerin büyüsüne kapılır. Bu zamanla ülkedeki en gözde meslekler haline gelir.
    Platon
    Sayfa 145 - Panama Yayınları
  • İnsanları cennete ve cehenneme götüren meslekler var. İnsanları cehenneme götüren mesleklerin başında, silah üreticileri, savaş uçağı üreticileri, alkol üreticileri, uyuşturucu madde üreticileri geliyor.
  • Oyunlarla Yaşayanlar, Oğuz Atay’ın tiyatro eseri. Kısacık toplamda 108 sayfa ama her bir sayfası dolu dolu. Tehlikeli Oyunlar eserine oldukça benziyor ama daha çok içinden bir bölüm gibi… Hani deseler; “Oyunlarla Yaşayanlar, Tehlikeli Oyunlar’ın yayınlanmayan bir bölümüdür, ilk kez iletişim yayınlarından okurun beğenisine sunulmuştur.” Vallahi inanırım… Aynı sorgulamalar, eleştiriler, hicivler, şakalar… Tam bir Oğuz Atay kitabı öyle ki okuyanlar bilir bu adamın nasıl şahsına münhasır bir anlatımı olduğunu ya da bütünüyle kendine özel bir dünyası olduğunu. Ben çok keyif alıyorum bu herifin kitaplarının dünyasında solumaktan, gerçekten öyle diyaloglara denk geliyorum ki arada bir espri de ben patlatayım istiyorum, bir eleştiri de ben yapayım istiyorum hatta üstatlar; “Ben gelecekten geliyorum çok değişen bir şey yok yine insanlar yalnız, yine yarım, yine rezil hayatlar sürüyorlar bunlardan biri de benim hayatımdır.” Demek istiyorum ama olmuyor okuduğumla kalıyorum işte.

    Kitabın genel hatları emekli tarih öğretmeni Coşkun Ermiş üzerine kuruludur. Bir şekilde erken emekliye ayrılan ve oyunlar yazmaya başlayan yani hayallerinin peşinden koşan bir aydının hikayesine şahit oluyoruz. Keman dersleri alır, okur, yazar. Yazar dedik lakin yazmak kolay iş değildir elbette. Ülkemizde elle tutulur garanti işler yapmak gerekir; öğretmenlik, memurluk, doktorluk gibi… İşte bu sebeple sanata yönelik meslekler şayet aileniz zengin değilse hayalperestlik olarak görülür. Önünüze ailenizden, arkadaşlarınızdan, çevrenizden engeller konur ve psikolojik baskıya dahi maruz kalırsınız. Coşkun Bey de bu baskılara maruz kalan kanlı canlı bir Oğuz Atay karakteridir. Bilmiyorlardı ki yanlış adama baskı yapıyorlar bilselerdi yapmazlardı elbet. Oğuz Atay karakterleri sonuna kadar gider, tutunamazlar ama olsun bir amaç uğruna feda ederler kendilerini. Kimi karakterleri gerçek benliği adına çoğu şeyden vazgeçer (Hikmet Benol), kimileri de Oyunlar yazmak adına. (Coşkun Ermiş) Soy isimlere dikkat edelim lütfen birisi Benol diğeri Ermiş. Birinin sonu kendi benliğini bulduğunda, diğerinin ise bir şeylerin farkındalığını insanlığa yansıttığında gelir.

    Coşkun Bey üzerinden devam edelim o zaman. Coşkun Bey tıpkı yaşamında olduğu gibi, oyunlarına da yarım kalmışlığını bulaştırır. Oyunların asla sonu gelmez, sonu gelmediği gibi karakterlere dahi acır kimisini işten çıkaramaz kimisini ise ölüme mahkûm edemez. Öyle ki bir zamansa sonra oyun ve gerçek iç içe geçer. Hani hep denir ya Oğuz Atay bilinç akışı yöntemini kullanır hangisi gerçekte oluyor hangisi zihninde yaşanıyor, ayırt etmek okur nezdinde zorlaşır diye, Coşkun Bey’in yaşamı da Oğuz Atay’ın anlatımı gibi karmaşıklaşır. Bu noktada bir örnek alıntı ekleyeyim de daha açıklayıcı olsun.

    Sayfa 40.
    “SAFFET: Bence hiç olmazsa bu sütçüyü kaldırabiliriz. (Kapı çalınır. Coşkun kalkar.)
    COŞKUN: Sütçü geldi galiba. Merak etme onu kaldırdığımızı söylerim kendisine. (Kapıyı açar. Servet ve Emel görünür.)”

    Çok değerli eleştiriler var kitapta hani belki hepsini burada açık edemem ama aklımda kalanlara değinmeden de asla geçebileceğimi zannetmiyorum. Örneğin, Saffet diye bir karakter var, bu da bir hayalperest benim gözümde lakin Coşkun Bey’e nispeten daha muzip. İşte bu Saffet sürekli bir yerlerden ya da birilerinden alıntı yaparak konuya dair fikirlerini söylerken hep unutuyor. Bu çabaları beni gülümsetse de daha çok düşündürüyor. Düşünürken aklıma hemen Bilge Karasu geliverdi. Karasu der ya hep anlamanın bir adım ötesi kavramaktır. Önce anlamak sonrasında kavramak hemen akabinde de fikir üretmek gelir. Saffet anlamadan alıntılamaya çalıştığı için hep unutuyor. Peki biz ne yapıyoruz, bir tartışma olduğunda gerçekten fikirlerimiz var mı yoksa alıntı düşüncelerle mi idame ettiriyoruz tartışma fasıllarımızı! Sorguluyor olmak kendi fikirlerimizin sahibi olmak yanlış dahi olsa bunu savunuyor olmak benim nazarımda alıntı bir düşüncenin savunulmasından daha değerli bir eylemdir. Kendi fikirlerimiz bizi eninde sonunda gerçeğe götürür ama alıntılar yanlışa da götürebilir.

    Az daha unutuveriyordum; günümüze dair çok güzel bir eleştiriyi es geçmekle ayıp etmiş olacaktım. Önce alıntıya göz atalım.

    Sayfa 58.
    “SAFFET(Okur): Ey nefer-i bihaber! Muharebeyi azamın bu şedit lahzasında bu denlu gaflet ve delalet ve hatta hıyanet içinde ne halt ediyorsun?
    COŞKUN: Düşman topçusunu gözlüyom paşam.
    SAFFET(Güler): Bu cahil nefer, paşanın sözlerini nasıl anladı?
    COŞKUN: Fakire yalnız son iki kelimesi yetti. Okumuş yazmış takımı genellikle halkın anlayacağı birkaç söz ederler nutuklarının sonunda.”

    Aslında alıntıyı yaptıktan sonra daha fazla değinme gereği duymadığımı fark ettim şu an!

    Eleştiriler, şakalar, hicivler derken keyifli geçen her bir sayfayı arattırır olur son sayfalarına doğru Oğuz Bey. Oyun birden dramatikleşir, olaylar ciddileşir, birileri ölür derken hayatın kendisiyle karşı karşıya kaldığımızı ivedilikle fark ederiz.

    Oğuz Bey sana ne diyeceğimi bilemiyorum. Güldürürken ağlatan aynı zamanda düşündüren bir adamsın değerini bu kadar geç anladığım için senden defalarca özür diliyorum umarım beni affedebilirsin. Aa bir dakika sanırım mesaj geldi. Yoksa Oğuz Bey’den “Affedildin kardeşim.” Mesajımı dersiniz!

    Keyifli okumalar dilerim herkese.
  • “Kitapçıların ve çiçekçilerin bazı özellikleri olmalıdır Olric. Gelişigüzel insanlar bu mesleklerin içine girmemeli. Kitaplar ve çiçekler özel itina isteyen varlıklardır. Ne yazık, bu meslekler de artık olur olmaz kimselerin elinde, sattıklarıyla ilgileri olmayan kişilerin. Durmadan kitaplara ve çiçeklere eziyet ederler, onlara nasıl davranılacağını bilmezler. Bana kalırsa, bir “kitapları koruma derneği” kurmalı ve kitaplara kötü muamele edilmesini önlemeli…”