• 222 syf.
    ·6 günde
    "Ey gönül istedik de vermedi deme. İstemeyi bilmedin bari yalan söyleme."
    Mevlâna Celaleddin-i Rumi

    Ya sen dua etmesini bilmiyorsan!!!

    Etkiliyici bir arkakapak yazısından dolayı alıp okuduğum 238 sayfalık bu kitap iki bölümden oluşuyor. İkinci bölüm dediğim 95. sayfadan sonuna kadar tek tek esma-ül hüsnanın açıklaması.

    İlk 94 sayfadan benim çıkarımlarım ise şunlar:
    1. Duanın önemi, özenli bir şekilde dua edilmesi gerektiği. Allah benim gönlümü ne istediğimi biliyor gibi kolaya kaçmanın özensizlik olduğu. Gelişi güzel dua etmemek gerektiği. Ne istiyorsak açık ve net bir şekilde istemek gerektiği.

    2. Besmelenin çeken insanı halife eylediği ve sırlı olduğu. Besmeleden sonra hangi konu için dua edeceksek Allah'ın ona uygun ismi ile dua etmemiz gerektiği.
    Mesela Bismillahirrâhmanirrâhim,
    Ya Şafi hastalıklarıma şifa ver.
    Ya Fettah, hayallerime ulaşmam için fırsat kapılarını sonuna kadar aç bana.
    Gibi...

    3. Kendi kelimelerimizle inanarak, özenli, temiz ve gizli dua etmemiz.

    4. Hayırlısı olsun demek evliya duası ve sen evliya mısın bunun sonucuna katlanabilecek misin diyor yazar. Yani hayırlısı olsun diye dua edeceğine gerçekten ne istiyorsan onu iste ve onun sonucu için güzel dileklerde bulun.

    5. Allah kaza belâ vermesin, Allah bozmasın  gibi sözler söylememek. Onun yerine Allah mutluluğunuzu daim eylesin gibi cümleler kurmak gerektiği.

    6. Dua ederken ellere bakmak. Vücudu oluşturan su moleküllerinin sırlı olduğu. Bu suyun çürümüş olabileceği.

    7. 4444. Kere şunu oku, 77 kere bunu oku gibi, zengin olma duası, borç ödeten dua gibi hazırlanmış bilmediğin cümlelerle dua edeceğine kendi cümlelerinle dua et.

    Kitabın bu ilk kısmında aynı cümleler tekrar tekrar söylenmiş. Besmele sırlı, su sırlı düşün anla gibi cümleler var. Ama açık ve düzgün yazılmış açıklama yok. Taş çatlasa on sayfalık bilgilendirme 90 sayfada verilmiş. Ve bir önceki kitaba atıflar var. Anlatmak istediklerinin kaynağı, dayanağı yok. Sadece duanın önemi kısmında Kuran'dan ayetler var.

    Kitabın sonunda suyun sırrı ile ilgili bir takım bilgiler var ama bunlar sözde bilim adamı japon yazar Masaru Emoto'dan alıntı gibi geldi bana.
    Bu konuda bilgi için aşağıdaki linke bakabilirsiniz.
     https://www.sabah.com.tr/...ilan-milyon-dolarlar

    Kitapta yazar ile ilgili hiç bilgi yok. Buradan veya netten bulduğum bilgiler de beni tatmin etmedi. Dinî bir kitap yazmaya kalkıyorsun ama bu konuda hiç bir eğitim, araştırma vs. görünmüyor.

    Kitabın ikinci bölümü esma-ül hüsna olduğu için güzel. Ama onun için kaynak çok zaten. Merak ediyorsanız bir kitapçıda bu kitabı elinize alıp incelemeniz yeterli.

    "Akıl edip sana yazılan "Oku..." diye gönderilen Kuran-ı Kerim'i okumadığın için de etrafta ne deniyorsa onların dedikleriyle bir oraya bir buraya savrulmuşsun."

    "Gönlümüzü sıkıntılardan, acılardan, hüzünlerden, ferahlıklara, sevinçlere ve mutluluklara hicret ettir ya Rabb."

    ""Dua edin vereyim" Ayet, Kuran-ı Kerim'de yazıyor. Bu Allah'ın sözü... Allah dediyse verir."

    "Besmele'yi söyledikten sonra Allah'ım... diye duaya başlıyorsan sen ne Besmele'yi anlamışsın ne de duanın sistemini."

    Neymiş şu sistem açık açık, düzgün düzgün, net bir şekilde anlatsana be adam dedim ben...
  • Ve gurur, batıl tarafından da olsa bu kadar sebepsiz ve mesnetsiz kaldığı zaman, aman Yarabbi, sahibini ne hale getiriyor!..
  • "Yunuslar, neredeyse nefret veya hor görmek kadar tehlikeli bir romantik düşünce biçiminin odağı haline gelmişlerdi, insanlar onları üstün bir tür olarak görme eğilimindeydiler, sözde iyilikleri sanki bulaşıcıymış gibi onlara yapışıyorlardı.Yunusların karşı karşıya kaldıkları dehşetengiz kötülüğü doğuran cahillik şimdi de mesnetsiz yüceltilmelerine yol açmıştı.İnsanlar onlara ya işkence yapıyor ya da ölesiye seviyorlardı."
  • 480 syf.
    ·Beğendi·9/10
    Bu uzun bir inceleme yazısı olacak çünkü İlber Ortaylı'nın Atatürk hakkında bir kitap yazması beklenen bir durumdu ve ne derece başarilı olduğu üstüne söylenecek çok şey var.Öncelikle tarafını ifrat ya da tefritten yana seçip uç noktalarda yaşayanlar yani kendilerini Cumhuriyetçi ya da Osmanlıcı olarak etiketleyenler bu kitapta aradığı Atatürk'ü bulamayacak çünkü sağ olsun Ilber Ortyalı gerçek bir tarihçi gözüyle fundamentalist davranmayarak çok geniş bir Atatürk portresi çizmiş.Yine de bu kitabı biyografik bir roman olarak değerlendirmek bence zor çünkü daha çok dönemin tarihi bilgileri ışığında aydınlanan bir kitap okudum.Mesela Ortaylı Rus tarihine ve Balkanlara oldukça hakim olduğu ićin sık sık oraları da anlattı ki belki de bazen bu üstünde çok fazlaca durdu.

    Öncelikle şuna cevap vereyim.Kitap okunmalı mı?Muhakkak okunmalı diyorum çünkü Atatürk'ü anlamak için Atatürk'ün kurmay olarak üstünlüğünü kavramak ve dönem şartlarında yaptıklarına hayal edebilmek için bu kitaba ihtiyacımız var.Fakat Yılmaz Özdil'in Atatürk ile ilgili kitabına da başladığım için biyografik roman arayanlara öncelikle o kitabı tavsiye ederim.Bu kitabın genel olarak bakarsak olumlu yönü olaylara tarihçi nesnelliğiyle bakılması ve dönemin şartlarını oldukça iyi aktarmasıdır ki bunu sık sık karşilaştırmalarla yapıyor.Eleştireceğim tek yönüyse bütün Ortaylı kitaplarında aşırı bilgiden doğan daldan dala atlama sorunu.Adam o kadar çok şey biliyor ki bu onun dağınık bir anlatim yapmasına sebep oluyor.


    Kitabı okuyamayacak olanlar için bundan sonra yazdıklarım *spoiler olacaktır o yüzden okumayabilirler fakat okumayacaklar için bazı önemli anekdotları yazmak istiyorum.Birincisi 1881'de doğan Atatürk'ün ömrünün ilk 28 yılı 2.Abdülhamid döneminde geçmiştir ki hakan-ı sabık hakkında Atatürkün söylediği menfi şeyler yoktur.Ikincisi Türk kurmayları yetişme tarzları ve eğitimleri açısından gercekten o dönem için ileri seviyededir,aralarında dil bilenleri çoktur ve Kurtuluş Savaşı'ndan önce Arap çöllerinde Trablus'ta ve Balkanlarda yogun savaş tecrübesi kazanmıslardır.Yani Milli Mücadele bir tesadüfün değil böyle ileri komutanların eseridir.

    Bir diğer önemli husus Latin harflerinin kabulüdür.Bu konuda 2.Abdülhamit'in dahi harflerin okumayı zorlaştırdığına dair değerlendirmesini görmek bemi mutlu etti.Kısacası harf devrimi bazı cahil kafaların dediği gibi bir gecede olmuş olay değildir.19.yy'ın basından itibaren mütala edilen bu konuyu Mustafa Kemal daha Selanikteyken Türkologlarla tartısmaya başlamıştı.Harflerin değişmesi bir gereklilikti,sekiz ünlü harfe sahip bir dil üç ünlüye sahip Osmanlıcayla ifade zorluğu ve karışıklıgı yaşıyordu.Şunu da kitaptan hareketle belirtmem lazım ki Arap harflerinin bırakılmasının kültürun kaybedilmesiyle ilgisi yoktur kaldı ki Latin harflerinin sahibi olan Roma da tarihten yok olalı çok oldu.

    Yine fundamentalist kişiler tarafından son zamanlarda deniyor ki Mustafa Kemal Çanakkale'de yoktu.Bu Türkiye'nin ölümsüz liderini yok etme çabasının ürunüdür zira Kurtuluş Savası'nın önderi olurken Anafartalar kumandanı olarak biliniyordu.1.Dünya Savaşı'nda istese Sofya'da kalabileceği halde özellikle yazısarak "Arkadaslarim ates hattındayken burada kalmam doğru değil." kendini cepheye tayin ettiiştir.Bugün bedelli çıktı diye sevinenlerin Atatürk'ü olumsuz anmaya hakkı yoktur.

    Mustafa Kemal kendi anılarında ve Nutukta Sultan Vahideddin'i uyuşuk,iradesiz olduğu kadar da daima yarı kapalı gözleriyle hilekar entrikalar çevirmeyi seven bir kişi olarak tasvir ediyor.Bazıları çıkıp diyor ki "Vahideddin Atatürk'ü kurtulus Savası'nın lideri yaptı."
    bu da cehaletin bir ürünüdür ki ben öğrencilerimin böyle mesnetsiz düşünmesini istemem.Yahu her şeyden önce Atatürk hakkında idam kararı çıkaran biri nasıl Atatürk'ü destekliyor anlamıs değilim.


    Çok uzadı ama Lozan konusu çok tartışıldığı için Ortaylı'nın kitaptaki görüsünü aktarayım "Lozan ne hezimettir ne de bir zafer şartların elverisliliği ölçüsünde bir uzlaşmadır."
    Kısa kısa
    #Hilafet ruhani değil siyasi bir kurumdur.
    #Cumhur kelimesinin bir rejim anlamında kullanımı Türklerin icadıdır.
    #Cumhuriyet ve Osmanlı bir bütündür sadece devletin adı değişmiştir.
    #Menderes gelmiş Türkçe ezanı kaldırmıs deniliyor oysaki Türkçe ezanın kaldırılması Halk Partisinin teklifidir.Kaldı ki Türkçe ezan da kaldırilmadı sadece cezai takibattan kurtuldu.
    #Atatürk 1.68 boyundadır.Kızdıgında asla küfretmez "inatçi katır"derdi.Çevresindekilere "namazı da kılın resim de yapin"derdi.Kendisi de kur'an okur iyi okunmasını isterdi.
  • 214 syf.
    ·Beğendi·4/10
    Dersim katliamını (Tertele) anlatan birçok güvenilir kitap okudum.
    Hüseyin Aygün’ün kitabını okumak istememin sebebi, katliamı yaşamış Hıdır Ataç’ın defterinden bahsedilmesiydi.
    Fakat ne yazık ki yazarın “1938’de günü gününe yazıldığını” iddia ettiği notlar 2001 yılının ajandasına yazılmıştı ve bu günlüklerin yazıldığı ajandanın sayfaları kitaba da konulmuştu.
    Oysa Sayın Aygün’ün “Hıdır Ataç’ın Defteri” diye alenen yalan söylemesine hiç gerek yoktu.
    “Sözlü Tarih” diye bir tarih yazma metodu vardır.
    Gider Hıdır Ataç’la konuşur, bunu kitap haline dönüştürürsünüz. Bu çok güvenilir bir yöntemdir, yalan söyleyip güvenirliğinize gölge düşürmenize hiç gerek yok.
    Ayrıca Aygün “milislerin beş lira karşılığında kelle kestiklerini ve karakollara bunları teslim edip ücretlerini aldıklarını” belirtiyor ama konu ile ilgili bir belge veya bir şahit gösteremiyor.
    Kısacası bütün tarihimiz boyunca hep olduğu gibi, 1938’de de Dersim’de korkunç ve acımasız bir katliam yapılmış, bunu böyle mesnetsiz iddialarla sulandırmaya, tartışılır, şüpheli hale getirmeye kimsenin hakkı olmamalı.
    Zira ortada aleni bir vahşet ve zulüm zaten var, yalan söylemenize, abartmanıza gerek yok ki, siz gerçekleri söyleyin yeter.
  • 240 syf.
    ·4 günde
    Günümüzde Sünnet'i reddeden Kur'an müslümanlığı bir furyadır gidiyor. Kendilerini "Mealciler", "Kuraniyyun" olarak tanıtıyor, şaşırtıcı bir şekilde de sayılarını günden güne artırıyorlar. Sorsan senet-metin ayrımından, Kütüb-i Sitte'den, tek bir hadisi almak için 1 aylık mesafeyi gidip ravi ile mülaki olan nice alimlerden ve sair durumlardan bihaber olan sözümona din alimleri sünneti reddetmek için adeta yarışıyorlar.
    Oryantalizmanın yerli mümessilleri olan bu güruh biliyor ki merkezinde Peygamber olmayan din dağılacaktır. Bu sebepten piyasalara Peygambersiz Müslümanlığı sunuyorlar.

    Kendilerini Kur'aniyyun olarak tanımlamayı biliyor, ekranlara iyi oynuyorlar lakin birçok ayeti anlamaktan gafiller. Allah şu şekilde buyururken nasıl oluyor da Peygambersiz, Sünnet-i Seniyye'siz bir Müslümanlığı savunuyorlar akıl almıyor doğrusu...
    "Kendilerine indirileni insanlara açıklaman için ve düşünsünler diye, sana da bu Kur'ân'ı indirdik."(Nahl Suresi-44)
    İhsan Şenocak Ehl-i Sünnet ve'l Cemaat'in savunucusu olup maalesef hakkı teslim edilmeyen bir alimimiz. Bu kitabından Mealcilere çıkış noktaları hususunda cevaplar veriyor, ne kadar mesnetsiz bir durum içerisinde olduklarını gözler önüne seriyor.
    Bu konuda bilgi sahibi olmak hepimizin üzerine bir vazifedir. Zira bu dinimize açılmış bir savaş mesabesindedir. Giriş olarak tercih edilebilecek bir eserdir.

    Okuyalım, okutalım, anlayıp anlatalım ve en önemlisi de yaşayalım, yaşatalım hak davamızı...
  • 272 syf.
    ·10/10
    Oscar Wilde, ölümünün üzerinden 100 yıldan fazla zaman geçmiş olsa da yazdıklarıyla insanı sarsabiliyor. Dorian Gray’in Portresi , yazdığı kitaplar içinde Wilde’nin başyapıtı diyebilirim. Kitap her ne kadar 270 sayfa olsa da okumak oldukça zaman alıyor.Dilinin ağır olmasından dolayı değil her cümlesini sindirerek okumak gerektiği için
    Eser günümüzde yazılmış olsaydı sanata , sanatçıya hatta toplumun değer yargılarına dokunduğu için çok fazla eleştiriye maruz kalacağı kesindi fakat yazar öyle mesnetsiz şekilde ifade etmemiş bu dokunuşlarını dolayısıyla eleştirmekte sanıldığı kadar öyle kolay olmayacaktı.
    Belki de kitabın beni en çok etkileyen tarafı kelimelerin inanılmaz ustaca kullanılması. Hatta kitabın da edebiyatta kelimelerin bu şekilde yazılması gerektiğini de vurgulamıştır.
    " Ben eylemle hiç uğraşmam; kavgam kelimelerledir. Bu sebeptendir ki edebiyattaki kaba saba gerçeklikten nefret ediyorum. Küreğe kürek diyenin eline vereceksin küreği, kazdıracaksın bahçeyi; böyle kelimeler kullanan biri ancak bu tür işlere uygundur. "