• Metin Oktay
    Ensesiyle bile top alır, baldırıyla, oyluğuyla, hatta bademciğiyle.
    Avcı Raif ve Arslan Başer Kafaoğlu ile de konuştuk. Raif Ertem’e göre ülkemizde gelmiş geçmiş en büyük futbolcu Ergun (talihsiz). Kafaoğlu ile Çengel Hüseyin (ekonomik) üzerinde duruyor. Elbet, bunlar marjinal değerlendirmeler. Ayrıca, futbolcudan çok futbolseverlerin kaprislerini ortaya koymakta.
  • Aydınlığa çık da çil gözlerin ışısın
    İlkyazlar sıcağı biriksin yüreğine
    Yoksul olsan da uyan
    Garip olsan da uyan
    Madem ki güzelsin, güzeli yaşatmak için
    Madem ki iyisin, iyiliği yaşatmak için
    Madem ki umutlusun, umudu yaşatmak için
    Hadi uyan ️️️️
  • Metin Oktay ruhuyla oyna bu maçı kazan
  •  Merhaba arkadaşlar. İncelemeye başlamadan önce kısacık bir anımı anlatmak istiyorum. Lise dershanesinde edebiyat öğretmenim kadınların şiir yazamayacaklarını sadece şiire konu olabileceklerini söylemişti. Ve bu sözler beni hep kadın şairlere yakınlaştırdı, Onları anlamaya okumaya itti. O yüzden bu kitabın kapağında yazan "Modern Türk Şiirinde Kadın İmgesi" başlığı hemen ilgimi çekti ve aldım. Okumak ve öğrenmek istedim edebiyat öğretmenimin aksine değerli şairlerimiz kadınları toplumda ve gönüllerinde nasıl konumlandırmıştı.
     21 kadın şairimiz hepsi farklı bir şairi seçerek 21 erkek şairimizi inceliyor. Yaşadığı zamanların ve özel yaşamlarının kısa kesitleri, dünyaya ve kadına bakış açıları, şiiri oluşturuş şekilleri ve şiir alıntılarıyla konu tamamlanıyor. Eğer bu konuya ilginiz varsa sizi memnun edebilecek kitap. Ben okurken keyif aldım ve incelemerin hepsi beni doyurdu. Özellikle okumak istediğiniz bir şair varsa diye incelenen şairleri buraya bırakıyorum.
     Özdemir Asaf, Ahmet Haşim, Nazım Hikmet, Ahmet Hamdi Tanpınar, Asaf Halet Çelebi, Ahmet Muhip Dıranas, Bedri Rahmi Eyüboğlu, Orhan Veli, Oktay Rıfat, Cahit Külebi, İlhan Berk, Atilla İlhan, Can Yücel, Ümit Yaşar Oğuzcan, Turgut Uyar, Metin Eloğlu, Edip Cansever, Ece Ayhan, Cemal Süreyya, Sezai Karakoç.
  • “Yolda” başlıklı yazımda iki sözcük eksik çıkmış. 1950 kuşağı yazarlarının romanda, öyküde, denemede, anlatım yönünden, daha bir nitelikli olduklarını söylemiştim. “Anlatım yönünden” sözcükleri düştüğü için bir yanlış anlama olabilir. 1950 kuşağının, sözgelimi romanda daha önceki kuşağı aştığı sanılabilir. Oysa doğru değil bu. Bugün bir Kemal Tahir, bir Yaşar Kemal romanda aşılmış değil. Kemal Tahir’in, Yaşar Kemal’in, Orhan Kemal’in, Kemal Bilbaşar’ın yapıtlarını bugün de doruk yapıtlar olarak görüyorum. Yalnız yeni yazarları daha bir tatla okuduğumu da saklamamalıyım. Yeni yazarlar ortak dili kalkındırıyorlar da ondan mı? Sanırım öyle. Ortak dilden uzaklaşan yazar, bir süre büyük parıltılar yaratsa bile, geçici oluyor bu. ”Jargon”la “anlatım”ın ayrımını da burda buluyorum ben. Anlatım, ancak genel dilde gerçekleşebilir. Ya da o dilde gerçekleştiği zaman yücelebilir. Eski dergilerdeki “şive taklidi” tartışmalarını anımsıyorum. O sıralarda öğrenciydim. Yeni yeni yayın yapmaya başlamıştım. Ama o günlerde de anlamsız buluyordum bu tartışmayı. Kimler katılmıştı o tartışmaya? Bir iki ad aklımda: Orhan Kemal, Oktay Akbal, Tarık Buğra...
    “Fantastik” kavramıyla “olağanüstü “ kavramını karşılaştırırken bazı yazarlar “olağanüstü”yü “fantastik”in bir bölümü olarak görmüşlerdir. Oysa günümüzde “fantastik”, “olağanüstü”ye göre tanımlanmakta, bir yerde onun tersi öğelerden oluştuğu söylenmektedir. Jargon’la anlatım için de aynı şeyi söylemek mümkün. Anlatım jargon’dan uzaklaştıkça ortaya çıkıyor. Jargon’a dadandıkça biraz tanınmaz hale geliyor.
    1950 kuşağı yazarlarının öykülerinde, romanlarında ortak dile dayanmaları bir özellik olarak ortaya çıkmakta. Köy romancılarının hemen hepsinin 1950 kuşağından olmaları bugün bu gerçeği değiştirmiyor artık. Önemli bir çıkış noktasıdır bu. Son yıllarda 1940 kuşağı yazarlarının da buna daha çok önem vermeye başladıkları görülüyor. Sözgelimi Yaşar Kemal’in Yusufçuk Yusuf’taki büyük başarısının gizi biraz da burdadır. Orhan Kemal de ölümünden hemen önceki yıllarda ortak dile daha yaslanmaya başlamıştı. Onun eski yapıtlarının daha güçlü olduğunu nasıl açıklayacağız? Bence Orhan Kemal’de son yıllarda bir iniş başlamıştı da ondan bu.
    Tolstoy, Rus halkının hep atasözleriyle konuştuğuna dikkat etmiş. Bunu eleştirir. Bu tür konuşmanın düşünceyi öldürdüğü kanısındadır. Bir sıvışma, işin içinden sorumsuzca çıkma olarak görür bunu. Bence burda Tolstoy’un yazara bir bildirisi var. Abbas Sayar, peki? Abbas Sayar’ın bütün yapıtı öyle değil mi? Sanırım, Abbas Sayar bu türün ülkemizdeki son iyi temsilcisidir.
    Atasözü dedim, burda hemen bir İran atasözünü anımsayabiliriz: “Türkçe bilenin işi rast gider”. Türkçe böylesine büyük bir dil. Ama dilimizin son yüzyılda kendisini iki kez yenileme çabasına girdiğini de unutmayalım. Türkçe dil devriminden sonra yeni yeni oturuyor. Bugün de tam oturdu sayılamaz. Belki de bazı yazarları “şive taklidi”ne sürükleyen nedenlerden biri de o günlerde Öz Türkçenin getirdiği sorunlardı, dilin oturmamışlığıydı belki de. 1940 kuşağından olup şive taklidine yönelmemiş yazarların on beş yıl kadar önce yazdıkları bugün daha okunaklı değil onlarınkinden.
    1950 kuşağı, o yazımda da belirttiğim gibi dil devriminin değerleri içinde daha çok yaşadı. 1960 kuşağı da öyle. Yeni kuşaklar için bu daha çok böyle olacak. Her şey daha doğallaşacak.
    Şair Oğuz Kâzım Atok yazdığı denemeleri bir kitapta toplamış. Bilmiyordum, emekli generalmiş Oğuz Kâzım Atok. Ülkemizde tek general şair o sanırsam.
    Ve yeni bir şair: Metin Altıok. Gezgin’i bir iki kez okudum. Güzel şiirler var içinde. Duyarlılıkla tıka basa. Ama daha önemlisi, şiirin bir dil uğraşı olduğunu daha bu iki kitabında kavramış Metin Altıok. Son yıllarda kullanılmış bazı biçimlere fazlaca bağlı. Yine de ayrıntıda yenilmiyor onlara. Bir hüzün var Metin Altıok şiirlerinde. İç kapayıcı değil, iç açıcı bir hüzün, ancak böyle dersem anlatabiliyorum.
  • Edebiyata, felsefi ve fantastik bir bakış açısı getirmesinin yanında, kendi tarzını yaratan bir yazar İhsan Oktay Anar. Öyle ki, bir iki romanını okuduktan sonra kendisine ait olan ancak isminin yazılı olmadığı bir metin okuduğunuzda, bu metni rahatlıkla İhsan Oktay Anar'a atfedebilirsiniz. Türk edebiyatına getirdiği soluğun yanı sıra, okuyucuya da zengin kelime haznesi ile dolu dolu bir nefes aldırmayı başarmış bir yazar. Yazarın kelime bilgisi karşısında ezilip, ilk kitaplarını elimde bir sözlükle okuma mecburiyeti hissettiğimi belirtmeliyim. Hayal gücünün genişliği ve üstün hikaye anlatıcılığı bu kelime deryasıyla buluşunca ortaya Puslu Kıtalar Atlası gibi muhteşem bir eser çıkmaması kaçınılmaz oluyor. Puslu Kıtalar Atlası aynı kitabın içerisinde, gerçekliğin ve boşluğun sorgulandığı, Descartes'in gerçekliğe bakış açısının lime lime edildiği, rüya ya da gerçek olduğu belli bile olmayan bir macerada Yeniçerilerle, Lağımcılarla, dilencilerle dolu bir dolu hikayenin aynı kapta harmanlandığı bir roman. Uzun İhsan Efendi, Bünyamin, Alibaz, Kubelik gibi her yazında karşılaşamayacağınız türden temiz ve efsunlu bir kurguyla harmanlanmış karakterlere sahip olması da ayrıca kitabı ilgi çekici kılıyor.
  • Selim Bey'in Galatasaray tutkusu belki de hasta bir Galatasaray taraftarı olduğum için beni bu kitaba itse de, Metin Oktay'ın (kitap karakteri olan) o tertemiz ve emsalsiz Galatasaray aşkı beni bitirdi. Bazı kitaplar edebi yönden her zaman bir şey vermez ama okunur, keyif verir. Bu da öyle bana göre. Tekrar okunur mu? kesinlikle.