• Vuslatının ardından yedi yüzyıl geçmesine rağmen inancıyla yaşamıyla eserleriyle "Aşkıyla" tüm dünyayı aydınlatmaya devam eden gönüllerin incisi Mevlâna Celaleddin Rûmi 'yi bir nebze olsun anlamak anlatmak için yazılan bu eserde Mevlana Hazretleri tüm yönleriyle ele alınmış. Dil, din, ırk, mezhep farkı gözetmeksizin bütün gönüllere akan Mevlana deryasından payımıza düşeni almak ümidiyle...

    Hayırlı okumalar...
  • Mevlâna Celâleddin-i Rumî Hazretleri'nin büyüklüğünün sırrını ararken, "Evliyalar Sultanı" unvanlı babası Bahâüddin Veled Hazretleri yanında annesi Mü'mine Hatun'a da dikkat etmek gerekir. İşte Mevlâna'yı büyük yapan ince bir sır, annesinin ağzından çocuğunun ruh dünyasına şöyle giriyor:
    - Babandan daha çok oku evladım!.. Evladı, annesini ve babasını geçmeyen hiçbir millet yükselemez!..
  • Mazlumun Ahı:

    İsmail Fakirullah Hazretleri’ne hizmet eden İbrahim Hakkı Hazretleri, birgün su almak için çeşmeye gider.

    Su dolduracağı sırada oraya gelen bir atlı:

    “–Çekil önümden be çocuk!” diye bağırır.

    İbrahim Hakkı Hazretleri’ni azarlayarak atını çeşmeye sürer.

    O da testisini alıp bir kenara çekilmeye uğraşırken atını mahmuzlayan adam, onu bir köşeye sıkıştırır.

    İbrahim Hakkı, testisini bırakıp kendisini kurtardığı esnâda at da testinin üzerine basarak onu paramparça eder.

    Ağlayarak hocasının huzuruna gelen İbrahim Hakkı olup biteni anlatır. Hocası sorar:

    “–Testini kıran atlıya sen bir şey söyledin mi?”

    “–Hayır, hiçbir şey söylemedim.” der. Hocası:

    “–O hâlde çabuk git ve o adama bir-iki lâf söyle!” diye emreder.

    İbrahim Hakkı Hazretleri gider, çeşmenin başında atını tımar etmekte olan adamın yanına varıp bekler.

    Fakat terbiyesinden dolayı bir türlü:

    “–Benim testimi niye kırdın be zâlim adam!” diyemez.

    Dönüp geldiğinde hocası Fakirullah Hazretleri sorar:

    “–Ona bir şey söyleyebildin mi?”

    “–Söyleyemedim efendim; niyetlendim, lâkin bir türlü dilimi çevirip de ağır bir söz sarf edemedim!” der.

    Hocası tekrar ve daha yüksek bir sesle haykırır:

    “–Sana diyorum, çabuk git ve o adama bir şey söyle, yoksa sonu. felâket!”

    İbrahim Hakkı Hazretleri bu defa kararlı olarak koşup çeşmenin başına gider.

    Bir de bakar ki, testisini kıran adam, kendi atından yediği çiftelerle yerde hareketsiz yatıyor.

    Koşarak gelip, hocası İsmail Fakirullah Hazretleri’ne bu vahim vaziyeti haber verir. Hocası bu hâle üzülür:

    “–Vah vah, bir testiye mukâbil, bir adam!..” der.

    Huzurundakiler bundan bir şey anlamadıklarını söyleyince, büyük veli şöyle îzah eder:

    “–O atlı adam, İbrahim Hakkı’ya zulmetti.

    Zulme uğrayan da tek kelimeyle olsun mukâbelede bulunmadı, böylece zâlimi Allâh’a havâle etmiş oldu.

    Bu da Allah Teâlâ’nın gayretine dokunup zâlimi cezalandırdı.

    Şayet İbrahim Hakkı onun zulmüne karşılık verip bir şeyler söyleseydi, ödeşeceklerdi.

    Fakat İbrahim, büsbütün mazlum olmayı tercih etti. Bense ödeştirip adamı kurtarmak için uğraşıyordum, maalesef muvaffak olamadım!”

    Olgun mü’minler, sûretâ insanlardan geliyormuş gibi görünen ezâ ve cefâların, aslında

    Hak’tan gelen bir imtihan cilvesi olduğunu düşünerek onlara en güzel bir sûrette tahammül etmeye çalışırlar.

    Mevlânâ Hazretleri buyurur:

    “Mâdeninde birkaç geçer akçesi olan dağ, kazma darbeleriyle paramparça olur.”

    Yâni meyveli ağaç taşlanır. Meyveli ağaç nasıl ki başına yağacak taşlara hazırlıklı olmalıysa,

    kâmil mü’minler de câhil ve kaba insanlardan gelebilecek eziyetlere hazır olmalıdırlar.

    Hak rızâsı için insanların ezâ ve cefâlarına katlanmak da, yüksek bir îman şuurudur.

    Cenâb-ı Hak, velî kullarına lutfettiği bu firâset, basîret, incelik ve hikmetten gönüllerimize hisseler ihsân eylesin!

    Câhil ve nâdanların kabalıklarına, sataşma ve tahriklerine kapılmaktan cümlemizi muhâfaza buyursun!

    Hepimizi, kâmil mü’minlere yakışan akl-ı selîm ile yaşayıp huzûr-ı ilâhîye selîm bir kalb ile varabilenlerden eylesin!
  • Dünyanın en zor işi bu. Gündelik hayat acımasızlık çarkı üzerine dönüyor. Bizi o masum özümüzden uzaklaştırmak için hayat birbirinden parıltılı ilişkiler sunuyor: Yalanla, sahtekarlıkla, bencillikle cilalanmış ilişkiler. Nefsimizin iştahını kabartacak renkli oyuncaklar. Ruhumuzu köle edip, aklımızı bedenimizin emrine sokmak için. İşte buna karşı uyarıyor bizi Mevlâna Hazretleri. Ve kirlenmemiş olana, bulunmayana, donmayana övgü düzüyor."
  • Ne güzel buyurmuş Mevlana Hazretleri:
    Akıp giden zaman içinde bir kafesteyim,
    Her türlü amelde çok ahesteyim. Kabrim beni bekliyorken dünyalık hevesteyim.
    Uyandır artık Ya Rab!
    Belki de son nefesteyim...
    RABBİM Bu güzel gün hürmetine
    * Sarsılmaz İman
    * Güzel Ahlak
    * Şükredici Kalp
    * Sabredici Beden
    * Zikredici Dil
    * Hayırlı ömür nasip etsin.
    Rabbim Rahmet nazarından, Cennet kokusundan, kendi rızasından mahrum etmesin. Kimin ne sıkıntısı varsa Rabbim yetişsin imdadına. Bütün hastalara da acil şifalar versin.
    Hayırlı Cumalar.