• Bahâeddin! Eğer daima cennete olmak istersen, herkesle dost ol, hiç kimsenin kinini yüreğinde tutma!
    Şaban Karaköse
    Sayfa 188 - Yedİveren yayinlari 1. baskı 2013
  • Lokman -aleyhisselâm- oğluna yaptığı bir nasihatinde şöyle dile getirmiştir:

    “Ey oğlum! Âlimlerin (ve âriflerin) meclislerinde bulun! Hikmet ehlinin sözlerine gönül ver! Çünkü Allah Teâlâ, yağdırdığı bol yağmurla ölü toprağı dirilttiği gibi, ölü kalbi de hikmet nûruyla diriltir.” (Heysemî, Mecmauʼz-Zevâid, I, 125)

    Mevlânâ Hazretleri de bu gerçeğe şu ifadelerle dikkat çekmektedir:

    “Gönlün yitirdiği hikmet kumaşı, gönül ehlinin katında ele geçer.”

    Cenâb-ı Hakk’ın;

    “Ey îman edenler! Allah’tan korkun ve sâdıklarla beraber olun.” (et-Tevbe, 119) buyurmasının hikmetlerinden biri de budur.

    Şeyh Sâdî-i Şîrâzî, Kur’ân-ı Kerîm’deki Ashâb-ı Kehf kıssasını misal gösterdikten sonra şöyle der:

    “Bir kelp, sâlihlere bekçilik ettiği için sâdıklaştı ve Kur’ânî bir ifade kazandı. Hazret-i Nuh -aleyhisselâm- ve Hazret-i Lût -aleyhisselâm-’ın hanımları ise fâsıklarla beraber oldukları için küfre düşüp Cehennem yolcusu oldular.”

    İnsan, bütün dünyaya sahip olup maddî refahın zirvesine çıksa bile, hikmetten mahrûmiyetin rûhunda açtığı boşluğu hiçbir şeyle doldura­maz.

    Bunun içindir ki Rabbimiz, insanoğluna “kitap” ve “hikmet”i öğretmek için kulları arasından seçtiği peygamberleri göndermiştir. Peygamberlerin fiilen ve zâhiren mevcut olmadığı zamanlarda da onların mânevî terbiye vazifesine ihlâslı âlimler, irşâd ehli ârifler, sâlih zâtlar ve Hak dostları istîdat ve iktidarları nisbetinde vekâlet etmişlerdir. Nitekim bir hadîs-i şerîfte:

    “(İlmini irfan hâline getirmiş) âlimler, peygamberlerin vârisleridir.” buyrulmaktadır. (Ebû Dâvûd, İlim, 1)

    Dolayısıyla Hakkʼa yakınlıkta yüksek bir seviye kazanmış, takvâ ehli sâlih zâtların gönül âlemleri, ilâhî hikmet ve hakikat nurlarının aksettiği, mücellâ ve musaffâ bir ayna hâlindedir.

    Yanlış mecrâlara sürüklenerek yorulan ve bunalan ruhların tedavisi, hakkı ve hayrı görecek olan gönül gözlerinin açılması ve kalplerin ihyâ olması; ancak ilâhî hikmet ve hakikatlerle müzeyyen, diri bir gönül âlemine sahip olan Allah dostlarının izini takip etmekle mümkündür.

    Hak dostu Mevlânâ Hazretleri bu hakîkati şöyle ifâde eder:

    “Allah ile bulunmak, Allah ile beraber oturmak isteyen kişi, Allâh’ın dostları olan velîlerin huzûrunda otursun. Velîlerin huzûrundan uzaklaşırsan, onları ziyarete gidip duâlarını, sevgilerini kazanmazsan, hakîkatte Allah’tan uzaklaşmış olursun.”

    Bu hikmete binâen büyük İslâm âlimi Ebû Hanife Hazretleri, ilim ve feyz aldığı hocalarından biri olan Hammâd’a o kadar çok muhabbet ve hürmet göstermiştir ki, onun evinin bulunduğu tarafa doğru aslâ ayaklarını uzatmamıştır.

    Şanlı ecdâdımız da hikmet ehli âlim ve ârifleri dâimâ baş tâcı etmiş, onların duâ, himmet ve öğütlerinden istifadeye gayret göstermiştirler. Meselâ Osman Gâziʼnin etrafında bir Şeyh Edebali Hazretleri, Yıldırım Hânʼın yanında Emir Sultan Hazretleri, Fatih Sultan Mehmed Hânʼın yanında Akşemseddin Hazretleri, Sultan Ahmed Hânʼın yanında Hüdâyî Hazretleri ve daha niceleri; madde ile mânâ, dünyâ ile ukbâ arasında muhteşem bir denge unsuru olmuş, onların kalplerine âdeta bir istikâmet aşısı yapmışlardır.

    Meselâ Fatih Sultan Mehmed Hân’ın, İstanbul’u fethettiği gün etrafındakilere:

    “–Bende gördüğünüz bu sevinç ve huzur, yalnız bu kalenin fethinden değil; Akşemseddîn gibi aziz ve mübarek bir Allah dostunun benim zamanımda ve benimle beraber olmasındandır…” buyurması, dikkate şâyandır.

    Yine büyük fetihler sultânı Yavuz Sultan Selim Hân’ın şu mısrâları, hakikî zaferin ancak ilim, irfan ve hikmet ehli zâtların irşâdıyla gönül âleminde vukû bulacağının ne güzel bir ifâdesidir:

    Pâdişâh-ı âlem olmak bir kuru kavga imiş;

    Bir velîye bende olmak cümleden âlâ imiş!..

    ...
  • “Bahaeddin! Eğer daima cennette olmak istersen, herkesle dost ol, hiç kimsenin kinini yüreğinde tutma!
    Fazla bir şey isteme ve hiç kimseden de fazla olma!
    Merhem ve mum gibi ol! İğne gibi olma!
    Eğer hiç kimseden sana fenalık gelmesini istemezsen, fena söyleyici, fena öğretici, fena düşünceli olma! Çünkü bir adamı dostlukla anarsan, daima sevinç içinde olursun.. İşte o sevinç Cennetin ta kendisidir.
    Eğer bir kimseyi düşmanlıkla anarsan, daima üzüntü içinde olursun. İşte bu gam da cehennemin ta kendisidir.
    Dostlarını andığın vakit içinin bahçesi çiçeklenir, gül ve fesleğenlerle dolar. Düşmanları andığın vakit, için dikenler ve yılanlarla dolar, canın sıkılır, içine pejmürdelik gelir.. Bütün peygamberler ve veliler, böyle yaptılar, içlerindeki karakteri dışarı vurdular. Halk onların bu güzel huyuna mağlup olup tutuldu, hepsi gönül hoşluğu ile onların ümmeti ve müridi oldular.”
  • Mevlana oğluna der ki:
    “Bahaeddin! Eğer daima cennette olmak istersen, herkesle dost ol, hiç kimsenin kinini yüreğinde tutma!
    Fazla bir şey isteme ve hiç kimseden de fazla olma!
    Merhem ve mum gibi ol! İğne gibi olma!
    Eğer hiç kimseden sana fenalık gelmesini istemezsen, fena söyleyici, fena öğretici, fena düşünceli olma! Çünkü bir adamı dostlukla anarsan, daima sevinç içinde olursun.. İşte o sevinç Cennetin ta kendisidir.
    Eğer bir kimseyi düşmanlıkla anarsan, daima üzüntü içinde olursun. İşte bu gam da cehennemin ta kendisidir.
    Dostlarını andığın vakit içinin bahçesi çiçeklenir, gül ve fesleğenlerle dolar. Düşmanları andığın vakit, için dikenler ve yılanlarla dolar, canın sıkılır, içine pejmürdelik gelir.. Bütün peygamberler ve veliler, böyle yaptılar, içlerindeki karakteri dışarı vurdular. Halk onların bu güzel huyuna mağlup olup tutuldu, hepsi gönül hoşluğu ile onların ümmeti ve müridi oldular.”
    Mevlana oğluna der ki:
    "Bahaeddin! Düşmanını sevmek, düşmanının da seni sevmesini istersen, kırk gün onun hayrını ve iyiliğini söyle, o düşman senin dostun olur.
    Çünkü gönülden dile yol olduğu gibi, dilden de gönüle yol vardır."
  • "Bahaeddin! Düşmanını sevmek, düşmanının da seni sevmesini istersen, kırk gün onun hayrını ve iyiliğini söyle, o düşman senin dostun olur.
    Çünkü gönülden dile yol olduğu gibi, dilden de gönüle yol vardır."
  • Mevlana oğluna der ki:

    Bahaeddin!
    Düşmanını sevmek, düşmanının da seni sevmesini istersen,

    kırk gün onun hayrını ve iyiliğini söyle, o düşman senin dostun olur;

    Çünkü gönülden dile yol olduğu gibi, dilden de gönüle yol vardır.