• AŞKIN 7 HALİ- BİŞNEV !
    Selamünaleyküm kitapseverler, nasılsınız? İyisiniz iyi :)) Kötü olsak bile buraya iyi olmak için geliyoruz yanlış mıyım?
    Evet kitabı sonunda bitirdim… Uzun sürdü okumam, kabul ediyorum. 1. kısım daha başlar başlamaz kitabı bırakmama neden oldu. Bir hafta kadar Aylin ve Cengiz yüzünden kitabı elime almadım. Beklentimi yüksek tuttum galiba? (Arkadaş inceleme yazmak neden bu kadar zor?) Biraz kitabımızdan ve hissettirdiklerinden bahsedeceğim. O yüzden spoiler dediğinizden içeribilebilir… (:
    Kitabımız 7 bölüme ayrılmış 5 farklı aşkı anlatıyor...Diğer ikisini sorarsanız birincisi; birinci kısım Aylin ve Cengiz (okurken çok zorlandığım ve beğenmediğim kısım) yani henüz aşk yok ortada, ikincisi ise dördüncü kısım; Safvan ve Hz. Aişe’ye atılan iftirayı anlatıyor yani bu kısımda da aşk yok, beşeri aşk yok. (okurken göz yaşlarımı zorlukla tuttuğum arada kaçanlar da oldu ya neyse, en çok Peygamber Efendimize (sav.) yapılan işkenceler, hakaretler, zulümler üzdü beni… Hem de akrabaları tarafından. O (sav.) bunlara rağmen tek kelime dahi söylemedi... Hz. Aişe’ye atılan iftira ve aklanma sürecinin anlatıldığı kısımda en etkilendiğim yer ise; Hz. Aişe’nin aklanması üzerine ayetler inince annesi Resulullah’a teşekkür etmesini istedi ama O “Hayır ! Vallahi onun için kalkmam ve Allah’tan başka kimseye de hamd etmem…” demesi beni çok etkiledi… Ve bu kısmı çok beğendim zaten ondan sonra kitap akmaya başladı.)
    Ferhat ile Şirin’in aşkının yaşandığı şehir Amasya… Bu büyük aşkın yankılandığı dağları görmek isterdim. Evet kitapta öyle bir anlatıldı ki bu şehir hem tarihiyle hem de doğayla iç içe insanlarıyla bir harika yaşanılası bir yer… İmkanım olursa görmek istediğim yerlerden biri…
    Ferhat ile Şirin’in aşkı ise çok güzel… Zaten güzel dediğimiz aşklar bu dünya da kavuşamayanların ki değil mi?
    Yok yok en güzeli beşeri aşk değil ilahi aşktır tıpkı Leyla ile Mecnun’un hikayesinde olduğu gibi… Leyla, Leyla diye çöllere aşkını haykıran Kays aslında Mevla’yı arıyordu nitekim buldu da. Beşeri aşktan İlahi aşka kavuşmuştu. Soran Leyla’ya verdiği cevap çok güzeldi ; 'Ben seviyorsam sen bahanesin, asıl sevdiğim Hakk'tır...'
    O aradığını buldu biz ise hâlâ arayıştayız tıpkı Aylin ve Cengiz gibi… Evet onlar arayıştaydılar; benliğinin, kimliğinin, yanlışı nerede yaptığının, doğrunun peşindeydiler. Hakk’ı arıyorlardı, ilahi aşkın ne olduğunu bulmaya, anlamaya çalışıyorlardı. Kayıptılar… Bir boşlukta, karanlıktaydılar…
    Aylin ile Cengiz ve Cemil… Farklı hayatlar, farklı imtihanlar… Kesişen yollar… Tesadüflere inanmam ama tevâfuk evet olsa olsa tevâfuktur bu.... Mevlana ve Şems, Ferhat ile Şirin, Leyla ile Mecnun, Sezai karakoç ve Mona Roza’nın öyküleri bu kayıp gençlere birer rehber ve ışık oldu. Batakta çırpındıkça daha çok batan bu gençlere tutunacak dal olmuşlardı.
    Bu kitabı okuduğumda bende arayış içine girdim. Bende kayıp olmuştum… Şaşırmıştım yolumu… Ama sabretmeyi ve affetmeyi öğrendim… Eee bunları öğrenince mutlu da oluyorsun… Hâlâ çok soru var aklımda cevaplanmayı bekleyen… Sanırım onları da başka kitaplarda, başka hayatlarda bulacağım...
    İbretlerle dolu hayatlardan öykülerden dersler çıkardım. Yalnız son kısmını anlamadım. Aylin neden Cengiz’in aşkına karşılık vermedi? Aslında o da tıpkı Mecnun gibi ilahi aşka kavuşmuştu… Aşk romanlarını sevmem zaten bunu okumamın sebebi ilahi aşkın geçmesi… Pişman değilim aksine çok huzur buldum okurken… Yazarımızın diğer kitaplarını özellikle serisini çok merak ediyorum… Tavsiye olunur… Eminim sizde benim gibi kendinize bir pay çıkaracaksınız. Mevlana'nın en sevdiğim sözüyle veda ediyorum incelememe.

    “Bazen bitmek bilmeyen dertler yağmur olur üstüne yağar. Ama unutma ki, rengarenk gökkuşağı yağmurdan sonra çıkar.”

    Allah’a Emanet Olun Canlar...
  • Selamünaleyküm gönül dostları....


    Sevgide güneş gibi ol,
    Dostluk ve kardeşlikte
    Akarsu gibi ol,
    Hataları örtmede gece gibi ol,
    TEVAZUDA TOPRAK GİBİ OL,
    Öfkede ölü gibi ol,
    Her ne olursan ol,
    Ya olduğun gibi görün,
    Ya göründüğün gibi ol.

    Mevlana'nın bir eserini daha bitirmiş bulunmaktayım... İlk kitabı gibi beni çok çok büyülememişti ama yine çok şey öğrendim, dersler aldım, öğütleri kulağıma küpe yaptım... Derin düşüncelere daldım, kayboldum, sorguladım sanırım bir kaç soruya cevapta buldum yada Mevlana söyledi. Aslında kitabı okurken sanki Mevlana'nın huzurunda oturmuş, onun hoş sohbetini dinler gibi hissettim. Anlattığı ibretlik öyküleri bire bir yaşamış gibi gözümün önünde canlanıverdi her şey... bu hissi anlatmamın imkanı yok yaşadım resmen...
    Tevazuda toprak gibi ol; insanların hırs, mal, mülk ve mevki aşkı yüzünden gerçek Aşk'a şirk koşmaları sonucunun azaplarla dolu olduğunu ama tövbe kapısının her daim açık olduğunu anlattı bana bu kitap. Alçakgönüllü olmanın mükâfatı; cennet, şirk koşmanın bedeli ise; cehennem...
    Hz. Süleyman ile tahtına aşık Belkıs'ın hikayesi beni çok etkiledi. Kitabı okurken fark ettim ki Süleyman(as.) peygamber hakkında pek bir şey bilmiyordum. Hemen araştırdım ve insana ibretlik bir yaşamla karşılaştım. Dediğim gibi tahtına, tacına ve mevkiisine aşık bir melike idi Belkıs, Süleyman'ın dine daveti onu dünya sevdasından uzaklaştırdı, Gerçek Aşk'a ulaştırdı... Diğer bir mevki aşığı Firavun, onu Hak dinine davet eden Hz. Musa... Firavun şirk koşmaktan pes etmedi, tahtını, mevkiini ve dünyayı bırakmadı... davete icabet etmedi...
    Hz. Halime'nin Peygamber Efendimiz(s.a.v.)'i kaybetmesi... Bir Padişah'ın oğlunu evlendirmek istemesi ve şehzadenin başına gelen olaylar... Ama Beni en çok etkisi altına alan kısım Hz. Musa ile Allah'ın konuşması...Bunu biraz çıtlatsam sakıncası olmaz demi :)
    Musa Aleyhisselam'ın Allah'a "Neden halkı yarattın, sonrada onları helak ediyorsun? diye sorması ve Allah'ın bir misal ile cevap vermesi.... fazlasını anlatmayayım okuyun :) beni çok etkiledi eminim sizleri de etkileyecektir...
    Mevlana'nın anlatma tarzında bence çok ciddî bir hissettirme gayreti var.Mevlânâ her halleriyle insanları doğru yola teşvik eder, vâz ve nasîhatlarıyla hasta kalplere şifâ olan sözler söylerdi. Buna ek olarak kelimelerle ANLATILAMAZ bazı şeyleri KALBEN hissettirecek teşbihler çok. İnsanın kendi nefsine karşı mücadele etmesi, kötülüklerden uzaklaşması zaten Allah'ın emri. Ama Mevlânâ Hazretleri burada bir müjde veriyor, nefse karşı mücadele ederek daha ölmeden bazı şeyleri görmek, idrak etmek mümkün olabilir diyor. Ve bunu gerçekten hissetmenizi sağlıyor. Bence Mevlana'nın eserleri her daim okunması gereken ve her seferinde farklı duygular hissetmenizi sağlayan kitaplardır. Ama benim gibi peş peşe okumayın beyninizi yakabilir :) Bence ara vererek okunmalı ki her seferinde farklı lezzetler almalı insan... Mevlana'nın bir eserini mutlaka okuyun dediklerimi daha doğrusu hissettiklerimi çok iyi anlayacaksınız... Hayatımda çok güzel değişiklikler oldu ve asla pes etmemem gerektiğini bir kez daha fark ettim... kim ne derse, ne düşünürse düşünsün ben Allah'ın izni ile doğru bildiğim yoldan şaşmayacağım.
    Mevlana'nın bir duası ile incelememe veda ediyorum... Allah'a emanet olun kardeşlerim....

    Yâ Rabbî!
    Bizim hâlimize bakarak muâmele etme. Kendi ikrâm ve ihsânına göre bize muâmele eyle.

    Yâ Rabbî!
    Kerem ve lütfunla hidâyet ettiğin kalbi tekrar dalâlete, sapıklığa meylettirme. Belâları bizden sarf eyle, çevir ve değiştir. Ey affı çok olan, günahları örten Rabbim!
    O günahlar dolayısı ile bizden intikam alma. Bize azap etme.

    Yâ Rabbî!
    Biz nefis ile şeytana köpek gibi tâbi olduksa da sen, azab arslanını bize saldırtma.

    Ey Hayy, ebedî diri olan Rabbim!
    Taleb ve duâ üzerine nasıl olur da kerem etmezsin. Sen kerem sâhibisin. Ey mahlûkâtın, yaratıkların canlıların ihtiyâcını gideren Rabbim! Sen varken hiç bir kimseyi hatırlamak ve ondan bir şey ummak lâyık değildir.

    Yâ Rabbî!
    Rûhumda bir ilim katresi var. İlâhî onu hevâ rüzgarıyla ten toprağından muhâfaza eyle.
    Ey ihsânı çok olan Rabbim!
    Cefâ içinde geçip giden ömre merhamet et.
    Ey affetmeyi seven Rabbim!
    Bizi affeyle. İsyân derdimize çâre eyle.
    Ey yardım isteyenlerin yardımcısı!
    Bizi hidâyete çıkar.

    Yâ Rabbî!
    Duâ ve yakarışlarımızda sana lâyık olmayan sözleri bilmeyerek söyleyip hatâlarda bulunmuş isek, o kelimeleri sen ıslâh et ve duâmızı kabul buyur.
    Çünkü sözlerin hâkimi ve sultanı ancak sensin.

    Ey âlemin yaratıcısı!
    Kasvetli, kararmış, katılaşmış âdetâ taş gibi olmuş olan kalbimizi mum gibi yumuşat, feryâdımızı, âh u vâhımızı, hoş eyle ki rahmetini celbetsin, çeksin.
    Bizi köle gibi kullanan bu serkeş nefisten bizi satın al.
    O nefis bıçağı kemiğe dayandı (zulmü canımıza yetti).

    Yâ Rabbî! Sana ne arz edeyim. Çünkü sen gizli ve açık her şeyi bilirsin."
    (AMİN)
  • Mevlana'nın Öyküleri çoğu kez 'ben dili'yle anlatıldığını görüyoruz. Eğer bir kişiye 'sen' diye cephe hucumu yapılırsa ikisi de aynı yoğunlukta karşı cephe savunmasına girişir. Böylece ego savaşları başlar. Mevlâna'da bunun olmadığını görüyoruz. Hiç kimseyi tam olarak iyi ya da tam olarak kötü diye nitelendirmiyor. Insana iyi sifatlariyla koyu sifatlarini ayırarak yaklaşıyor.