İşte o akşam aşka çok yaklaşmıştık. Bana biraz daha uzun sarılsaydın; ahşap evlerin loş ışıklı pencerelerinden, sokak lambasının ışığında büyüyen gölgelerden çekinmeyip beni öpseydin; aşkı ertelemeseydin, belki de beni kurtarmış olacaktın. Gözün iki büklüm evlerin pencerelerine takılınca hemen uzaklaştın benden. 'Rezil olduk lokantacıya' dedin. Çok önemliydi sanki yediğimiz iki kap yemeğin parası. Ertesi gün gider verirdik.
Halbuki düşünsene, bir zamanlar bütün masumiyetimle yüksek makamlarda oturan, güzel evlerde yaşayan, banka hesabı olan eğitimli insanların ne kadar değerli olduklarına inanırdım.