• Sana söyleyemediklerimi fısıldasam
    mevsimler değişir, siyaha bürünür yıldızlar/

    I

    yüreğime kurulmuş bombalar gibisin
    pimi çekilmiş acılar sokuluyor hücrelerime
    sensizliği haykırıyor her bir zerrem
    parça tesirli yüksek sancılar çoğalıyor
    kızıl gölgeler üşüşüyor kanayan yanlarıma
    ve sen…
    usturanın ucunda yeşeren kızıl karanfilim
    hangi iklimlerde açarsın yapraklarını
    hangi coğrafyalar sarar narin bedenini
    hangi rüzgârlara takılır kirpiğinin oylumları
    hangi uçurumlarda uyanırsın
    cinnetlik sabahlara…


    II

    yalnızlığın duvarına yaslanıp
    küf kokan umutlar arasında
    salınır durur hayallerim
    ve hep umutsuzluğa sarılır
    zulamda ki sevda sözleri
    sıska ve cılız yanlarıyla
    yine, hep seni sayıklar durur…

    III

    şimdilerde suskuların usunda saklıyorum çaresizliğimi
    ve usul usul sokuluyorum susuşlarıma
    dut yemiş bülbüle dönüyorum
    tutunduğum mor halkalı keskin bakışlarda
    yeşilimsi gülüşler dökülüyor
    zifiri kaldırımlara
    aklımı kaldırıyorum fikirsizliğim üstüne
    kendimi kendimden kovuyorum
    iki büklüm aşk sayıklamaları arasında
    yarınsızlığımı bile bile
    yine senle kalıyorum…

    IV

    öksüz bıraktığın cümleler ağlıyor şimdi
    binlerce şiir kanıyor yüreğimde
    kan kaybına yenik düşüyor duygular
    karla karışık sitemler dökülüyor gözlerimden
    söyleyemediğim seni seviyorumlar üstüne
    sensizliğin üstüne
    kimsesizliğin üstüne

    ya gel al götür seni benden
    ya da beni bana bırak.

    Aşkın Ummanı/Ahmet EROĞLU®
  • Gün ağarıyordu otobüsten indiğimde,
    Deniz kokusuyla karışmış kokunu çektim içime,
    Sana gelen yolları incitmemek için,
    Yürümeye başladım yavaş yavaş,
    Her adımda bir kat daha artan heyecanım,
    Bir hamalın taşıyabileceği yükten de ağırdı.
    Birden ağlamaya başladı bulutlar,
    Her damlada sen yağıyordun üstüme,
    Saklanacak bir kuytu yer aramadım,
    Seninle sırılsıklam olmak için,
    Bir bardak çay içmek için börekçiye girdim,
    Her yudumda sen kokulu çayımı yudumladım,
    Hiç bitmesin diye damla damla içtim.
    Son yudumda sen girdin içeri,
    Delice yağan yağmurun ardından güneş olup doğdun,
    Hem İstanbul’a hem de gönlüme,
    Seni görmek ne güzeldi uzun zamandan sonra,
    Sabahın huzuruyla nura dönmüş yüzün,
    Gözlerinse güneşi kıskandırıyordu,
    Öylece bakakaldım gözlerindeki deryaya,
    Sen çıkalım dedin ben kendime geldim,
    Birlikte yürümeye başladık, biraz önce sana geldiğim yollarda,
    Sen yanımdayken yürümek ne hoştu,
    Hele birde koluma girip gözlerime bakıp gülmen,
    Ne çok özlemişim her halini,
    Sonra sen işe gittin bense senin şehrinde yalnız bir aşık,
    Oradan oraya attım kendimi, akşam olsun istedim hemen,
    Yalnızlığa inat akmayı bilmeyen zamanla kavga ettim,
    Biraz buruk ama şehrinde olmanın huzuruyla,
    Yine o kahveciye gittim,
    Az şekerli bir kahve söyledim,
    Seni yudumladım kendime gelmek için,
    Birden kağıt kalem düştü önüme,
    Yazmaya başladım yüreğimden dökülenleri,
    O kadar çok kırıntı vardı ki,
    Hangisini alıp hangisiyle birleştirecektim,
    Her kırıntıda sen vardın ya ,
    Anlamsız olmamalıydı kelimeler,cümleler ,
    Seni anlatırken yakışmalıydı bütün harfler sana,
    Ve her noktada, virgülde seni hissettim,
    Gelgitler arasında boğuldum kimi cümlede,
    Bazen karaladım, bazen yırttım attım kağıtları bir kenara ,
    Ama seni gönlüme yazarken kağıt kalem kullanmadım.
    Sensiz zaman durma noktasındaydı,
    Bir aşağı bir yukarı beynimde karmakarışık düşünceler,
    Aynı caddeden on defa geçtim belki de,
    Sanki herkes bana bakıyordu kim bu adam dediklerini duydum sanki,
    Hiç yorulmadım,
    Haberin olmadan bastığın yerlere basıyorum diye düşündüm.
    Ayaklarım nere basarsa bassın, gönlümün taşıdığı sendin.
    Akşam olmak üzereydi sabahtan beri beklediğim zaman nihayet geçmişti.
    Sen gelecektin ya gönlüm bayram yeri gibi,
    En kalabalık caddenin tam ortasıydı,
    Sen gelince kalabalıklar dağıldı sanki,
    Sonra yürüdük yavaş yavaş o en kalabalık cadde de yan yana,
    Yine bir kahveciye attık kendimizi,
    Sen bir kahve söyledin, ben sadece su,
    Başladık konuşmaya nerelerden nerelere geldik,
    Sonra düğümlendi kelimeler boğazımızda,
    Ne söyleyeceğimizi bilmiyormuşuz gibi bakıyorduk gözlerimize.
    Avuçlarımın arasına aldım,
    O çok özlediğim pamuktan farksız,
    Ayazda kalıp buz kesmiş, hiç ısınmayan ellerini,
    Avuçlarımın arasında biraz ısınsa da,
    Her dokunduğumda, yüreğimin yangınına ateş olup düştü.
    Derin derin baktım gözlerine, gözlerimi kaçırmadan,
    Boğulmak istercesine atladım sonumu düşünmeden,
    Güzelliğiyle beni benden alıp giden gözlerine,
    Birden nemlendi o güneşi kıskandıracak güzellikteki gözlerin,
    Şiddetli bir yağmur misali, ha yağdı ha yağacak,
    Zor tutuyordun kendini,
    Bende senden farklı değildim.
    İçimde taşan sensizlik bir kıvılcıma bakıyordu,
    Bir başlasam ağlamaya daha susturamazdım kendimi,
    Sensiz geçen günlerde hem ağladım hem sildim gözyaşımı ,
    Teselliyi verecek sendin, kendimi teselli etmeden ağladım.
    Gözyaşı dinerken yürek yangınım alev alev yanıyordu hem de kaç yerden.
    Ağlamayacaktım ve ağlamana müsaade etmeyecektim,
    Boğazında düğümlenen kelimelere arkadaş oluyordu gözlerinden süzülen inciler,
    Söylemekte zorlandığın aklından geçen o kadar çok şeyi anlatmaya çalışıyordu,
    Haykırıyordu sanki her damla en içten ve en cana dokunurcasına,
    Biriktirdim inci gibi kıymetli gözyaşlarını,
    Her damla yüreğime akıp sel oldu taşmadım,
    O selde boğulmak istedim.
    Sonra birden her şey değişti,
    Sanki mevsimler tersine döndü,
    Daha demin yaşlı olan gözlerimiz yerini mutluluğa bıraktı,
    Mucize gibiydi.
    İçimden taşan sevginin geri dönüşüydü,
    Hiç eksilmeyen sevdama cevaptı bu,
    Gözyaşlarının, düğümlenen cümlelerin altında ezilen gönlüm bir anda kuş gibi oldu.
    Otobüse kadar eşlik ediyordun bana ama yüzümüzde güller açıyordu,
    Benimde gönlümde huzur dolu bir aşkın tekrar gelişi,
    Ayaklarım gitmek istemiyordu,
    Ayaz vardı ve dışarıdaydık, aşkımızın ateşi beni çoktan sarıp sarmalamıştı,
    Öyle güzel bakıyordun ki, yüzündeki nur beni rahatlatıyordu,
    Nefesin nefesime değiyordu, bir nefes kadar yakındım sana,
    Her nefeste tazeliyordun ve başımı döndürüyordun.
    Ayrılık vakti yaklaşıyordu ve otobüs geldi.
    Doya doya öpüp koklayamadım, sımsıkı sarılamadım ama,
    Seni yüreğime sarıp sarmalamıştım ki ben,
    Ve yine yüreğime bastım seni ,
    İncitmeden usulca, aşk dolu,
    Sonra seni öperken dudağımda kalan yangın ve hoş tat,
    Kokunu içime çektim en derinde hep hissetmek için,
    Ve bir el sallaman ve bakışın eşliğinde ,
    Senide aldım gönlüme ayrıldım aşkınla dolu İstanbul’dan…
  • Artık ne masumuz, ne yalandan yoksun
    Bırak olsun
    Resimleri sen al, mevsimler zaten benim
    Hadi olsun
    Bölüşürüz bu şiirler, arkadaşlar şehirler
    Olan olsun
    Artık ne özgürüz, ne de özgür ömrümüz
    Hadi olsun

    Ben giderim İstanbul senin olsun

    Alırım başımı, başım bir deli nehir
    Silerim yaşımı, siler ismimi şehir
    Kestirir saçımı, kendimi avuturum
    Bi' gülü kurutur, kurursa unuturum

    Bir mektup yazarım, yokluğundan da ağır
    Bi' kedi alırım, sende anneni çağır
    Ellerin aklımda, sevdan kalbimde kalır
    Hep hüsran hep kahır, söyle artık olsun
  • Ruknettin'in aynalarda ağladığı kadar var.
    Bir mevsimin kıyısından tutarsan Ruknettin
    Kurak ovalara yağmurlar yağar,
    Ayak bileklerinden kavrarsan bir harfi,
    Kalbin şiir olup vadilerini sular.
    Senin de vadilerin vardır Ruknettin!
    Kehanetler kurarsın,yağmalarsın kendini
    Kurtarıp o yangında ilk önce kalbini
    Niyedir,aynalarda azalır sesin.
    Doktorum
    Ben bu kalbimi sarınır örtünürüm
    Kış gecelerinde o nu yakar ısınırım
    Üşürsem helak olacağımdan korkarım.
    Doktorum
    Gayya kuyusuna inmek istemem
    Bana bir ip uzat,yağmurlar istemem
    Aynaları kırarım,suretimi istemem
    Mevsimler dönedursun,bu dünyayı istemem
    Ben Allah'ı isterim.
    Ben hep aynalardan geçerim doktor
    Aynalar benden geçer.
    Araf'tan bir sepet sarkıtırım aşağı,
    Doluşur içine narin böcekler
    Yaşamayı yeni öğrenmiş kelebekler
    Üşüşür ben kalbimi sarkıtınca aşağı
    Ben hep aynalardan geçerim doktor!
    Günahları için ağlayan kim varsa
    Kanatlarıyla okşar onu meleklerHep böyle midir
    Kalbin hep böyle yavaş mıdır Ruknettin?
    Aynalar sana bir savaş mıdır Ruknettin?
    Yarin dudaklarından trenler geçer de
    Kalbiyin istasyonunda durmaz mı
    Sen hiç satrançta yenilmez misin
    Atına binip hep gider misin
    Bilmez misin,atından ayrı düşen bir vezir
    Zehir gibi çoğaltır kanında yalnızlığı
    Ve nihayet şahlar da aynalardan geçer
    Bir sen mi kalırsın bu rüyada Ruknettin
    Herhalde hep böyledir
    Bu dünya sevenlere bir tuzaktır Ruknettin!Buraya kalbinizi kuşatmaya geldiydik
    Konuşmayı unuttuyduk,hal diliyle söylediydik.
    Dua okuduyduk,yağmur dilediydik
    Kalbinizi kuşatmaya geldiydik.Hoşgeldiniz.Buyrun.İşte kalbim.
    Adımı unuttuğum zamanlarda RUKNETTİN'im
    Gövdesi ihlal edilmiş bir yetimim.
    Şu kapıdan buyurun, az ilerisi kalbim.Benim kalbim bir ıslahevidir doktor.
    Yetim bir çocuk durmadan azarlanır içinde
    Benim kalbim gövdesi ıslahevlerine çakılı bir kuştur
    Uçmayı bilmeden ölür kenar otellerde
    Kalbim ıslah olmaz bir kuştur doktor
    Tıkanır,ölür metropollerde.Bir çiçeği uyandırmak için mi
    Söner bu ateşgahlar
    Kaldırmak için mi yeraltını
    O derin uykusundan
    Kurur bu göl
    Ne var ve ne oluyor
    Neden türkü söylüyor fesleğenler
    Uzakta biri mi göründü
    Biri İncil okurken düşüp bayıldı mı
    Bir rüya mı gördü yalnız keşişler
    Ne oldu?Adım Ruknettin,tanışıyor olmalıyız
    Bir çay ocağında ya da bir merdiven başında
    Sunmuş olmalıyım kalbimi size
    Bakın!demiş olmalıyım henüz avladım O'nu
    İgvanın zehrini boşalttığı kuyularda.
    Yalnız günah parlar zifiri karanlıkta
    Ve kuyudan kuyuya bir yol yoktur
    Bir avcı tüfeğini doğrulttuğunda
    Ay gibi ışıdığında bir aşk
    Bir mevsim yönünü şaşırdığında.Hayret etmiş olmalısınız,kalbim
    Hezarfen misali havalanınca.Korkarım sevgili doktor,bu mektuba kendimi üzerek başlayacağım
    Çabuk büyüyen bir çocuk gibi,
    Ceplerimin nerede olduğunu unutacağım önce
    Ve mazi gizlenecek bir yer bulamayacak kendine.
    Sonra bir menekşeyi teheccüde kaldırmayı unutacağım.
    Unutacağım,hangi şehirde durursam yar beni karşılar.
    Nerede ölürsem bahtıma idamlar çıkar
    Gülümseyen bir arap olacak yüzümün size bakan tarafı,
    Terkedip gitmelerin ağırlaştığı bir güz olacak öte yarısı.Alnımın dokunduğu yerden savaşlar artacak
    Ve bahar giysilerine bürünmüş gelirken kıyamet
    ''gönüllü mağlupları olacak hayatın'' doktor.
    Yarından korkan adam,Ruknettin böyle söyler.Siz doktor,yazabilir misiniz bir gülü yeniden
    Alıştırabilir misiniz baharı çürüyen toprağa
    Kabaran yağmuru yeraltına
    Ve bir aşkı ayrılığa
    Yakıştırabilir misiniz doktor
    Kanatlarında hüzün ve manolya taşıyan
    Kuşlarla konuşabilir
    Ve trampetimi geri verebilir misiniz bana?Ah kalbin moğolları ! size verecek ne kaldı
    Bir kitap olup yandı da o
    Külünden zehir kaldı
    Bir hayal olup uçtu da
    Gökte melekler bağırdı
    ''eve dön,eve dön!''Döndüm ki;şehrin ağrıları üstüme kaldı
    Bulvara uzanmış diskotek kızları/o melul orospular/
    Süpermarketler,bankalar
    /yani toplu insan mezarları/
    Üstüme kaldı.Size ne denir ey kalbin istilacıları
    Barbar denir,'bir hayal yıkan'denir.
    Alın O'nu da götürün,bir kalbim kaldı.Bir ilkokul atlasında gemilerim yandıydı
    Cenevizden geliyordum,elimde mektuplarım vardı.
    Elimde ölü bir kızın sağır saçları vardı
    Bir mevsimin ortasında kalakaldıydımBakkaldan manavdan değil,
    Cenevizden geliyordum doktor
    O kızın saçlarından geliyordum
    Yitirilmiş bir mahkemeden
    Galiba kalbimden geliyordum.Bir güle boyun eğdiren nedir
    O aşk değilse
    Nedir kalbe çıkartılan
    Tutuklama emri,
    Aşk değilse.
    Ah,o sığınaklardan
    Yitikleri toplayan
    Ve düşlere vuran gemi
    Nedir aşk değilseSize kendimden bahsediyorum doktor
    Biraz yağmur kimseyi incitmez.İyi ruhların arasında dolaşan
    Bir gölgeden sözediyorum.
    Acıdan çatlamış kalbi
    Soğuğa dayanıklı kılan bir bilgiden
    Terkedilmiş şizofrenleri
    Kendine çeken vadiden
    Keşişlerin hüznünden
    Ve bir aşk yüzünden
    Ayları karıştıran kişinin
    Tababet-i ruhiyyesindenSize kendimden bahsediyorum doktor
    Ben kar yağarken ıslanmam.Benim öbür adım rüzgar
    Uğradığım orman
    Değdiğim kalp uğuldar.Deki bulunur elbet
    İyi bir hal üzre kaybolan kişi
  • Tanrım ben bir kuşum, çatıda rakı içiyordum, göçü kaçırdım.

    Sana en dengeli halimle geldim. Düşünmüyorum, düşünsem de hatırlamıyorum şu an.

    Dediğini unutmadım; şemsiye açanların, şemsiyelerine sıçıyorum ama iyi bir şey sanıp piyango bileti alıyorlar.

    Dediğini unutmadım; insanlara yakın uçmaya çalışıyorum ama şiir yazıyorlar. Fena değiller ama iyi yazanların çoğu ölmüş.

    Tanrım biliyor musun, nefret kokuyorlar. Birbirlerine kötü bakıyorlar, sonra birbirlerine gülüyorlar.

    Sana en dengeli halimle geldim. Üşümüyorum korkma! Kuşlar üşümez, sadece boş zamanlarında ölürler.

    Tanrım öldüğümde kanatlarımı bağışlamak istiyorum.

    Tanrım öldüğümde yalnız kalmak istiyorum. Beni gönderdiğin bu son şehirden çok sıkıldım.

    Normalde şehirler göç alır, burada insanlar göç alıyor. İçleri çok kalabalık, kim olduklarını bilmiyorlar. Aynı anda hem o kadar çok, hem de o kadar azlar ki, gençliğim aklıma geliyor.

    Ben güzel yaşamışım, hep uçmuşum. Bunlar ömür boyu ölüp, son gün yaşamaya kalkıyorlar.

    Tanrım kızacaksın ama böyle gecelerde, sen de bir duble içmelisin…

    Zaman daralıyor, çocuklar bizi unutacak.

    Zaman daralıyor, sonbahar gelsin artık.

    Napalım Tanrım? Can sıkıntısına hüzünleniyor buradakiler, ben de alıştım.

    Mevsimler daha güzel uçmaktan. Ve uçmak bazen koyuyor kuşa. Mahallenin zengin çocuğu gibi hissediyorum kendimi, utanıyorum.

    Güzel kadınlar keşfettik, kırık boyunlu, zarif gözleri var.

    Tanrım kızacaksın ama sana bir liste versek, bazı kadınları kuş yapsan?

    Özür dilerim.