• Dünyada ne yapıldı ise, öbür âlemde o görülür. Bu mevzu ile ilgili Hadis-i Şerif şöyledir:
    - “Dünya, ahiretin tarlasıdır.”
  • "Sen olmasaydın, Alemleri yaratmazdım" hadisinin "mevzu hadis" olması üzerine bir inceleme...

    ''Adem (a.s.) günah işlediğinde şöyle dua etti:
    Ya Rabb! Muhammed'in hakkı için benim günahımı bağışlamanı diliyorum.
    Allahu Teala dedi ki: Ey Adem! Sen Muhammed'i nereden biliyorsun, ben onu daha yaratmadım.
    Adem: Ey Rabbim, Sen beni yarattığında ve ruhundan bana üflediğinde başımı kaldırdım ve arşın sütunları üzerinde 'Lailahe İllallah Muhammedun Rasulullah' yazılı olduğunu gördüm. Ve bildim ki, Sen kendi adının yanına ancak en çok sevdiğin kişinin ismini ilave edersin.
    Allahu Teala dedi ki: Doğru söylüyorsun ey Adem, o (Muhammed s.a.v.) benim en sevdiğim kulumdur. Sen Benden onun (Muhammed s.a.v.) hakkı için istedin, Ben seni bağışladım. Muhammed olmasaydı Ben seni yaratmazdım''
    (Hakim Mustedrak, 2/615, Ömer (r.anh)'dan merfu olarak ; İbn Asâkir (2/323), el-Beyhâki, Delâil’un-Nubuvve (5/488)

    Uydurmadır.

    Râvilerinden olan Abdurrahm an b. Zeyd b. Eslem hakkında İbn Hibbân şöyle der: «Hadis uydurmakla itham olunmuş, Leys, Malik ve İbn Lehi’a üzerine hadisler uydurmuştur. Dolayısıyla imâm ez-Zehebî rivâyet hakkında uydurma ve batıl derken, İbn Hacer el-Askalânî de ona katılır.
    Zehebi, bu hadis hakkında: ''Hadis uydurmadır. Abdurrahman yalancıdır. Ve Abdullah İbni Meslem el-Fahri'nin kim olduğunu bilmiyorum'' demektedir.

    İmam Zehebî "Mizanu'l-İ'tidal" isimli eserinde bunun "batıl ve uydurma bir haber" olduğunu söyledi, İbnu Hacer el-Askalânî de "Lisanu'l-Mizan" isimli eserinde ona muvafakat etti.

    Elbânî, Abdurrahman bin Zeyd bin Eslem’in zayıf olduğu konusunda ittifak vardır. Ahmed bin Hanbel, Ebû Zur’a, Ebû Hatemi, En-Nesâî, ed-Dârâkutnî ve başkaları onu zayıf görmüştür.
    Elbânî: ...“Bana göre ...Zehebî el-Mîzân’da “el-Fiherî”ye yer vererek ona hadis isnad ettikten sonra bunun batıl bir haber olduğunu söyler.” dedi.
    İbn Hacer de, el-İsabe’de 3/360’ta aynısını söylüyor ve ilaveten el-Fiherî hakkında şöyle diyor: “Emsali olduğundan muhtemelen bu ondan önceki kişi olabilir. Bu kişi Abdullah bin Muslim bin Ruseyid’tir. İbn Hacer diyor ki: “İbn Hibban onu hadis uydurmakla itham” etti.

    Hâkim’in bu hadisle ilgili rivâyeti, onu red nedenlerinden biridir. Zira kendisi "el Medhulu İlla Ma’rifeti’s-Sahih-i Mine’s-Sakîm” adlı kitabında (uydurma) hadisler rivâyet ettiğini söyler.
    Bu işin erbabından olan ve düşünebilen bir insan, bu yaptığının onun aleyhinde olduğu konusunda zorluk çekmez.
    Elbânî der ki: Hâkim, el-Mustedrak’te kendi kendine çelişkiye düşmüştür. Zira (cilt 3 sh. 332)’de adı geçen Abdurrahman’dan rivâyetten başka bir hadis sahih görmediği halde bunu rivâyet etmiştir. Ayrıca Buhârî ve Muslim’in, Abdurrahman bin Zeyd’i Huccet olarak kabul etmediklerini de söyler.

    Değişik yollarında merfu mu? Yoksa mevkûf mu? olduğunda çelişkilik derecesinde farklılık vardır.
    Bu hadisi Kur’ân-ı Kerîm’e ters düşmesinden hadisin batıl ve uydurma olduğunu söyleyen âlimlerin tesbitini güçlendirmektedir.




    Şeyhulislam İbn Teymiyye dedi ki:
    "el-Hâkim'in, bu hadisle ilgili rivayeti, onun rededilme nedenlerinden biridir. Çünkü bizzat kendisi "el-Medhal ile Ma'rifeti's-Sahihi mine's-Sakim" isimli eserinde -hadisin ravilerinden- Abdurrahman b. Zeyd b. Eslem'in babasından mevdu -yani uydurma- hadisler rivayet etiğini söyler, bu işin erbabından düşünebilen bir kimse için böyle bir rivayetin kabul edilemez olduğu aşikardır. Ben derim ki, Abdurrahman b. Zeyd b. Eslem, hadiscilerin ittifakınca zayıf bir adamdır ve söylediği şeyleri çokça karıştırır. Ahmed b. Hanbel, Ebû Zur'a, Ebû Hatim, Nesâî ve Darakutnî ve daha başkaları onun zayıf olduğunu söylediler. Ebû Hatim İbn Hıbban dedi ki: Farkında olmadan haberleri öyle ters yüz ediyordu ki rivayetlerinin çoğunda murselleri merfu, mevkufları musned haline getiriyordu. Bu sebeble onun rivayetleri terkedilmeyi hak etmişlerdir (Şeyhu'lİslam İbn Teymiyye, Kaidetun Celiletün fi,t-Tevessuli ve-l-Vesile, s. 168-169)


    Beyhaki Delail Nubuvve'de ''Abdurrahman İbni Zeyd İbni Eslem zayıf ravilerdendir'' der.

    Muhammed Nasıruddin el-Elbânî dedi ki: "Sözün özü, bu hadisin aslı yoktur. Çünkü iki büyük hadis alimi Zehebî ve Askalânî bunun geçersizliğine kesinlikle hükmetmişlerdir. Nitekim yukarıda onlardan bu husus nakledildi (Silsiletu,l- Ehadisi'z-Zaifeti ve,l-Mevdua no : 25 et-Tevessul Envauhu ve Ahkamuhu s.115)


    El-Sagani “uydurulmuş” dedi. ( El-Sagani El-Hadis El-Mevzuat sy.7)
    El Acluni Uydurma olduğunu söylemiştir( el-Aclûnî, Keşfu'l-Hafâ, II, 214.)

    Şeyh Molla Aliyyul Kari ’Zayıftır ama anlamı doğrudur…” (Aliyyul Kari El-Esrar El-Merfuat sy 67-68) der ve şu iki hadisi bu görüşüne delil getirir:

    a. İbn Esakir tarafından nakledilen hadis ”sen olmasaydın dünya yaratılmazdı.” İbni Cevzi bunu nakletti ve şöyle dedi ”uydurulmuştur” (İbni Cevzi El-Mevzuat 1/288) ve Suyuti’de aynı şeyi söylemiştir. (Suyuti El-Laai 1/272)

    b. Deylemi’nin İbn Abbas (r.anhuma)'dan nakledilen bir hadiste :
    ”Ya Muhammed! Sen olmasaydın Bahce (cennet) yaratılmış olmazdı ve Sen olmasaydın ateş (cehennem) yaratılmış olmazdı."
    (Deylemi, Musnedi Firdevs, C.5, sf: 227, Hadis no: 8031)

    El Bâni derki: ”Deylemi’den hadisin sahih olduğunu ortaya koymadan gerçekliğini onaylamak doğru olmaz ki hiç bir alimin bu konu üzerinde durmuş olmasına rastlamış değilim… Deylemi’nin bunu aktaran tek kişi olması benim için bu hadisin zayıf olduğuna inanmak için yeterlidir, dahası Musned’inde (Deylemi, Musned, 1/41/2) rastladığımda zayıf olduğuna inandım.
    (El Elbani; Silsile El-Zayıf, 1/451 no. 282)

    Âlimler ilk hadis için “mevzu olduğunu” söylemişlerdir (el-Leknevi, el-Asaru’l-Merfua; 1/44-45)

    Sağani de bunun mevzu olduğunu bildirmiştir (el-Feteni, Tezkiretu’l-Mevzuat, 1/86)

    İbnu’l-Cevzi, Zehebi de “Sen olmasaydın dünyayı yaratmazdım” manasındaki bir rivayete yer vermiş ve senedindeki bir râvinin yalancı olduğunu ve bunu uydurma olduğunu belirtmişlerdir. (Zehebi, Telhis, 1/86)
    Bu rivayetlerin zayıf olma sebebi; bunların sağlam bir senetle rivayet edilmemesi ve büyük hadis alimlerinin kaynaklarında bunlara yer vermemesi gibi sebeblerdir.

    Hâkim, zikrettiği bir rivayette şu cümlelere de yer vermiştir:
    “Muhammed olmasaydı, Ademi yaratmazdım, Muhammed olmasaydı cenneti de cehennemi de yaratmazdım”
    (Hâkim, 2/671)
    Ancak, Zehebi bu rivayetin mevzu olduğunu belirtmiştir. (Zehebi, Telhis, Hâkim ile birlikte, 2/671)


    Yukarıdaki sözün uydurma olduğuna bir delil de yine başka bir rivâyetten! Akıl sahiblerini çelişkiyi görmeye davet ediyorum :

    Adem (a.s.)’ın Nebî (s.a.v.)’i, kendi yaratılışından sonra cennette iken yer yüzüne inmesinden bilmesidir. Halbuki zayıf, ancak daha iyi bir senedle gelen başka rivayette:
    Adem (a.s.) Hindistana iner ve yanlızlık hisseder, bunun üzerine Cebrâil inerek; Allâhu Ekber, Allâhu Ekber, Eşhedu En Lâ İlâhe İllallâh(iki defa), Eşhedu Enne Muhammeden Rasûlullâh (iki defa) deyip ezan okur. Adem şöyle der: «Muhammed de kim»? Cebrâil: «Peygamberlerden son oğlundur» der.
    İbn Asâkir (1/323/2).

    Râvilerinden Ali b. Behrâm bilinmemekte, diğer bir râvi olan Muhammed b. Abdullâh b. Suleyman aynı şekilde bilinmemektedir.
    Bir önceki rivâyette Âdem (a.s.) daha cennette iken Peygamber (s.a.v.)’i tanıyordu, bu ikinci rivayette ise, Âdem (a.s.) yer yüzüne indiği halde Muhammed (s.a.v.)’i tanımamıştır.
    Menfaatları için birbirinden habersizce Panik halinde hadis peydahlayanların düştüğü bu trajikomik durum tam ibretlik !


    *********************


    Bir üstteki sözün benzeri olan ;

    "Ben gizli bir hazineydim ve ben bilinmeyi diliyordum bundan dolayı ben yaratılmış olanı (insanoğlunu) yarattım sonra kendimi onlara bildirdim ve onlar beni tanıdı”. sözü


    Sehavi (905 , İbni Hacer El-Askalani’nin öğrencisi) dedi ki “İbni Teymiyye derki “İbni Teymiyye der ki: ‘Bu Peygamberin (s.a.v.) hadislerinden değildir ve sahih yada zayıf oluşuna dair bilinen hiç bir isnad yoktur.’ Zerkaşi ve Şeyhimiz (İbni Hacer) onu (bu kararında) desteklemiştir.” (Sehavi, el-Makasıdu’l-hasene, no:. 838)


    Suyûti (911) dedi ki “bunun aslı yoktur” (Suyuti, Durural Muntasar, no: 330)

    El Acluni (1162) dediki “bu söylem genellikle ona itimat eden ve bazı temellerini onun üzerine kuran sufilerde vuku bulur.” (El-Acluni, Keşfu’l-hafa, no. 2016)

    el- Elbani derki “bu hadisin aslı yoktur” (Muhammed Nasiruddin El-Elbani, Silsile El-Zayıf, 1/166)


    "kuntu kenzen mahfiyye" diye başlayan bu gizli hazine uyduruk hadisi de bir benzeri gibi "men arafe nefsehu fe kad arafe rabbehu" yani "kim kendini bilirse rabbini de bilir" rivayeti gibi "gizli kardeşlik" tarafından uydurulmuş bir sözdür. Bu tarz sözleri uydurmanın amacı vahdeti vücüd akidesine sözde islami dayanak hazırlamaktır.
    Buna göre güya Allahu teala gizli bir hazineyken kendisinden bir parçayı yani kainatı yaratıb kendisini açığa vurmuştur. Buna göre kainat Allah'dan sudur etmiştir, doğmuştur.(sudur teorisi)
    Alemlerin rabbini sofilerin bu tarz iftiralarından tenzih ederiz.

    "Ben cinleri ve insanları ancak bana ibadet etsinler diye yarattım." (Zariyat 2)
    “Hanginizin daha güzel iş ortaya koyacağını denemek için, ölümü ve hayatı yaratan O’dur. O azîzdir, gafurdur” (Mulk, 2)
  • بسْم اللّٰه الرّحْمٰن الرّحيم

    Evvelâ yazmış olduğum nacizane şu birkaç cümleyi inceleme olarak değil, "ben okudum sizlere de tavsiye ediyorum" olarak okumanızı temenni ederim. Çünkü efendimiz (sav)'in mübarek hadisi şerif ve sünnetleri mevzu bahis. Hadis okumak isteyen kardeşlerim ilk olarak bir hadis tarihi, akabinde bir hadis usulü kitabı okumak suretiyle başlarsa çok daha sağlıklı olacaktır diye düşünüyorum. Sonrasında
    hadis okumaya bu eserle başlamalarını nacizâne tavsiye edebilirim. Cilt cilt hadis kitaplarından başlamak iştahınızı kapatabilir, ancak bu eserde müellif çeşitli konu başlıkları altında sahih hadisleri toplamış, toplamda 1001 hadisi şeriften oluşan güzel ve doyurucu bir hadis seçkisi hazırlanmış. Bu sebepten mütevellit hadis okuması yapacak olan okuyuculara tavsiye edilir. Peygamberimiz (sav)in birbirinden kıymetli hadis ve sünnetlerini okuyup hayatınıza tatbik etmek adına başucu kitabı yapabileceğiniz, bir konu hakkında hadislere başvurmak istediğinizde konu başlıkları yardımıyla aradığınızı bulabileceğiniz bir eser. Bu eseri "Muhtelif konulardan seçilmiş, sahih hadislerden oluşan hadis derlemesi" diye nitelemek de mümkün. Okuyup, anlayıp, amel etmek, sünnet-i seniyyeleri hayatımıza tatbik edebilmek temennisiyle...
    في أمان اللٰه
  • Hiç ölmeyecekmiş gibi dünya için,
    Yarın ölecekmiş gibi ahiret için çalış.

    İlim Çinde de olsa alınız.

    Vatan sevgisi imandandır.

    Bir saat tefekkür , bin sene ibadetten hayırlıdır.

    Bunlar yazarımızın Peygamber as. Efendimize isnad edilen uydurma rivayetlerden bazıları....
    Bir de dün Cübbeli Ahmet Hocadan bir rivayet duydum ki akıllara zarar.
    Diyor ki; ‘’Allah bir kavme gazap etti mi, fiyatlar artar.’’
    Böyle bir hadis yok ki ve mevzu bir söz…
    Hamiş;
    Demem o ki hangi konu olursa olsun mutlaka sahih kaynaklardan bizzat okuyarak,araştırarak öğrenelim derim vesselam..
    Iydin(m)iz said, ömrün(m)üz mezid olsun efendim…
  • "Nefsini bilen, Rabbini bilir."

    sözünün hadis olmadığı, mevzu' (uydurma) olduğu hakkında güzel bir tahric, tahkik makalesi.
    📎 http://yuzlen.net/...slimiyet-2012-05.pdf
  • Roman olarak yazılması okurken daha içine çekmesine sebep oluyor okuyucuyu. Fakat tasavvuf menşeili bir kitap olduğunu bilseydim okumaya başlamazdım.

    şu uydurma olay beni çok şaşırttı. hira’da s.a.v’e ilk vahiy gelmeden yıllae önce, bir vahiy gelmiş ve Fatıma müjdelenmiş”
    islamda bunu nereye koyarsan koy delilsiz bir isnaddır. hem israiliyat hem şia kokuyor yazılanlar...

    yazar sürekli ”bilimum” kelimesini kullanmış, yeni öğrenmiş gibi. iğreti durmuş.

    Kitap maalesef uydurma hadis olarak ünlenen “Sen olmasaydım alemleri yaratmazdım” sözünü ana tema olarak almış ve Allah’ın isimlerinden olmayan ve zikirde İslam tarihinde tek bir delil olmayan Hû çok fazla Allah lafzı yerine kullanılmış. Kitap beklediğim gibi çıkmadı maalesef...


    İlgili hadisin (!) uydurma olduğuna dair deliller:

    Uydurmadır.

    Râvilerinden olan Abdurrahm an b. Zeyd b. Eslem hakkında İbn Hibbân şöyle der: «Hadis uydurmakla itham olunmuş, Leys, Malik ve İbn Lehi’a üzerine hadisler uydurmuştur. Dolayısıyla imâm ez-Zehebî rivâyet hakkında uydurma ve batıl derken, İbn Hacer el-Askalânî de ona katılır.
    Zehebi, bu hadis hakkında: ''Hadis uydurmadır. Abdurrahman yalancıdır. Ve Abdullah İbni Meslem el-Fahri'nin kim olduğunu bilmiyorum'' demektedir.

    İmam Zehebî "Mizanu'l-İ'tidal" isimli eserinde bunun "batıl ve uydurma bir haber" olduğunu söyledi, İbnu Hacer el-Askalânî de "Lisanu'l-Mizan" isimli eserinde ona muvafakat etti.

    Elbânî, Abdurrahman bin Zeyd bin Eslem’in zayıf olduğu konusunda ittifak vardır. Ahmed bin Hanbel, Ebû Zur’a, Ebû Hatemi, En-Nesâî, ed-Dârâkutnî ve başkaları onu zayıf görmüştür.
    Elbânî: ...“Bana göre ...Zehebî el-Mîzân’da “el-Fiherî”ye yer vererek ona hadis isnad ettikten sonra bunun batıl bir haber olduğunu söyler.” dedi.
    İbn Hacer de, el-İsabe’de 3/360’ta aynısını söylüyor ve ilaveten el-Fiherî hakkında şöyle diyor: “Emsali olduğundan muhtemelen bu ondan önceki kişi olabilir. Bu kişi Abdullah bin Muslim bin Ruseyid’tir. İbn Hacer diyor ki: “İbn Hibban onu hadis uydurmakla itham” etti.

    Hâkim’in bu hadisle ilgili rivâyeti, onu red nedenlerinden biridir. Zira kendisi "el Medhulu İlla Ma’rifeti’s-Sahih-i Mine’s-Sakîm” adlı kitabında (uydurma) hadisler rivâyet ettiğini söyler.
    Bu işin erbabından olan ve düşünebilen bir insan, bu yaptığının onun aleyhinde olduğu konusunda zorluk çekmez.
    Elbânî der ki: Hâkim, el-Mustedrak’te kendi kendine çelişkiye düşmüştür. Zira (cilt 3 sh. 332)’de adı geçen Abdurrahman’dan rivâyetten başka bir hadis sahih görmediği halde bunu rivâyet etmiştir. Ayrıca Buhârî ve Muslim’in, Abdurrahman bin Zeyd’i Huccet olarak kabul etmediklerini de söyler.

    Değişik yollarında merfu mu? Yoksa mevkûf mu? olduğunda çelişkilik derecesinde farklılık vardır.
    Bu hadisi Kur’ân-ı Kerîm’e ters düşmesinden hadisin batıl ve uydurma olduğunu söyleyen âlimlerin tesbitini güçlendirmektedir.




    Şeyhulislam İbn Teymiyye dedi ki:
    "el-Hâkim'in, bu hadisle ilgili rivayeti, onun rededilme nedenlerinden biridir. Çünkü bizzat kendisi "el-Medhal ile Ma'rifeti's-Sahihi mine's-Sakim" isimli eserinde -hadisin ravilerinden- Abdurrahman b. Zeyd b. Eslem'in babasından mevdu -yani uydurma- hadisler rivayet etiğini söyler, bu işin erbabından düşünebilen bir kimse için böyle bir rivayetin kabul edilemez olduğu aşikardır. Ben derim ki, Abdurrahman b. Zeyd b. Eslem, hadiscilerin ittifakınca zayıf bir adamdır ve söylediği şeyleri çokça karıştırır. Ahmed b. Hanbel, Ebû Zur'a, Ebû Hatim, Nesâî ve Darakutnî ve daha başkaları onun zayıf olduğunu söylediler. Ebû Hatim İbn Hıbban dedi ki: Farkında olmadan haberleri öyle ters yüz ediyordu ki rivayetlerinin çoğunda murselleri merfu, mevkufları musned haline getiriyordu. Bu sebeble onun rivayetleri terkedilmeyi hak etmişlerdir (Şeyhu'lİslam İbn Teymiyye, Kaidetun Celiletün fi,t-Tevessuli ve-l-Vesile, s. 168-169)


    Beyhaki Delail Nubuvve'de ''Abdurrahman İbni Zeyd İbni Eslem zayıf ravilerdendir'' der.

    Muhammed Nasıruddin el-Elbânî dedi ki: "Sözün özü, bu hadisin aslı yoktur. Çünkü iki büyük hadis alimi Zehebî ve Askalânî bunun geçersizliğine kesinlikle hükmetmişlerdir. Nitekim yukarıda onlardan bu husus nakledildi (Silsiletu,l- Ehadisi'z-Zaifeti ve,l-Mevdua no : 25 et-Tevessul Envauhu ve Ahkamuhu s.115)


    El-Sagani “uydurulmuş” dedi. ( El-Sagani El-Hadis El-Mevzuat sy.7)
    El Acluni Uydurma olduğunu söylemiştir( el-Aclûnî, Keşfu'l-Hafâ, II, 214.)

    Şeyh Molla Aliyyul Kari ’Zayıftır ama anlamı doğrudur…” (Aliyyul Kari El-Esrar El-Merfuat sy 67-68) der ve şu iki hadisi bu görüşüne delil getirir:

    a. İbn Esakir tarafından nakledilen hadis ”sen olmasaydın dünya yaratılmazdı.” İbni Cevzi bunu nakletti ve şöyle dedi ”uydurulmuştur” (İbni Cevzi El-Mevzuat 1/288) ve Suyuti’de aynı şeyi söylemiştir. (Suyuti El-Laai 1/272)

    b. Deylemi’nin İbn Abbas (r.anhuma)'dan nakledilen bir hadiste :
    ”Ya Muhammed! Sen olmasaydın Bahce (cennet) yaratılmış olmazdı ve Sen olmasaydın ateş (cehennem) yaratılmış olmazdı."
    (Deylemi, Musnedi Firdevs, C.5, sf: 227, Hadis no: 8031)

    El Bâni derki: ”Deylemi’den hadisin sahih olduğunu ortaya koymadan gerçekliğini onaylamak doğru olmaz ki hiç bir alimin bu konu üzerinde durmuş olmasına rastlamış değilim… Deylemi’nin bunu aktaran tek kişi olması benim için bu hadisin zayıf olduğuna inanmak için yeterlidir, dahası Musned’inde (Deylemi, Musned, 1/41/2) rastladığımda zayıf olduğuna inandım.
    (El Elbani; Silsile El-Zayıf, 1/451 no. 282)

    Âlimler ilk hadis için “mevzu olduğunu” söylemişlerdir (el-Leknevi, el-Asaru’l-Merfua; 1/44-45)

    Sağani de bunun mevzu olduğunu bildirmiştir (el-Feteni, Tezkiretu’l-Mevzuat, 1/86)

    İbnu’l-Cevzi, Zehebi de “Sen olmasaydın dünyayı yaratmazdım” manasındaki bir rivayete yer vermiş ve senedindeki bir râvinin yalancı olduğunu ve bunu uydurma olduğunu belirtmişlerdir. (Zehebi, Telhis, 1/86)
  • Dinde Zorlama Yoktur ne demektir? İSLAMDA ZORLAMA YOK MUDUR

    Hasta bir yakınınız var ve ilaç içmesi gerekiyor. İlaç acı olduğu için içmekten hoşlanmayan yakınınıza nasıl muamele edersiniz? Güzellikle içirmeye çalıştınız olmadı, biraz uğraştınız istemedi. Ama içmesi gerekiyor. Ne yaparsınız? İlacın içilmesi gerektiğini anlatır, icabında kızar, sinirlenirsiniz ama illaki bir şekilde içirirsiniz. Size tavır takınacağını düşünmezsiniz bile, tavır takınacak olsa bile umrunuzda olmayacaktır. Neden? Çünkü herşey onun iyiliği için…

       Eşiniz eline aldığı zehirli suyu içmek üzere gördünüz. “İçme” dediniz, dinletemediniz, “yapma” dediniz dinletemediniz. “Hele bir içsin bakalım ne olacak” mı dersiniz, yoksa üzerine atılarak zorla o suyu dökmeye mi çalışırsınız?
       Bir polis amiri bile intihar etmek isteyen piskopatın üzerine giderek kendine zarar vermesini engellemeye çalışır. Hatta bu uğurda canını verir.

       Peki, canından olmasın diye bu çabayı gösteriyorsak, ahiretinden, cennetinden, Allah’ın rızasından olmasın diye neden gayret göstermiyoruz, kendimizi sevdiklerimiz için neden perişan etmiyoruz?

       Sulandırma projesine dahil olan bir tabir: “İslam’da zorlama yoktur ve dinde zrolama yoktur”

       Bir erkek ile kadın evleneceği zaman, adam kadının başını örtmesini isterse, bir baba çocuğunun namaz kılmasını, bir anne kızının kapanmasını istediği zaman hemen devreye bu kalıplaşmış cümle sokuluverir: “Ne yani zorla mı yaptıracaksın, İslam da zorlama yoktur ki” deyiverirler.

       Televizyonlarda, radyolarda muhakkak duyarsınız bu zırıltıyı.

       Peki, işin aslı nedir? İslam’da zorlama yok mudur?

       İslam’da zorlama yoktur diyenler şu ayetten yola çıkarlar: “Dinde zorlama yoktur! Doğruluk sapıklıktan kesin olarak ayrılmıştır. Artık her kim Tağut’a küfredip Allah’a iman ederse, işte o, en sağlam kulpa yapışmıştır. Allah, işiten ve bilendir. (Bakara 256)

       Ayeti Kerimenin başında “dinde zorlama yoktur” buyrulmuş ise de, sonundan anlaşılacağı üzere bu zorlama “İslama girmek” hususundadır. Yani kalpten tasdik olmayınca iman kabul olmayacağından  bir insan zorla müslüman yapılamaz, Müslüman olmaya zorlanamaz.

    MÜSLÜMAN İSLAMI YAŞAMAYA ZORLANIR!
       Evet, bir insan müslüman olmaya zorlanamaz ama bir Müslüman Allah’ın emir ve yasaklarını tatbik etmeye mecbur edilir çünkü:
       “Bununla beraber Allah ve Resulü bir işe hükmettiği zaman, gerek mümin bir erkek ve gerekse mümin bir kadın için, o işlerinde başka bir tercih hakkı yoktur. Her kim de Allah ve Resulüne âsi olursa açık bir sapıklık etmiş olur.”(Ahzab 36)

       Demek ki, bizler Allah ve Resulünün hükmünün dışına çıkmamak zorundayız. Yani üzerimizde Allah’ın yüklediği bir zorunluluk var zaten.

       Peki bir insan, başka bir insanı zorlayabilir mi?

       Eğer şeriat devleti var ise devletin mecbur edeceği hususlar vardır. Mesela Nur suresinin 2 ve 4. Ayeti kerimelerinde bahsedilen zinaya yüz, iftiraya seksen sopa gibi caydırıcı cezaların takdiri, Müslümanların günah işleme hürriyetine sahip olmadıklarını gösterir. Namaz kılmayanların ikna olmadığı takdirde hapis gibi cezalara çarptırılması da bunlardan bazılarıdır.

       Bir insan da başka bir insanı zorlayabilir. Çünkü bu ayeti Kerime de şöyle emredilmektedir:
    “Ey iman edenler! Kendinizi ve ailenizi, yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten koruyun. O ateşin başında gayet katı, çetin, Allah’ın kendilerine verdiği emirlere karşı gelmeyen ve kendilerine emredilen şeyi yapan melekler vardır.” (Tahrim Suresi 6)

       Ayeti Kerimede Mevla Teala önce kendimizi sonra da ailemizi, İslamın emirlerini yaşatma hususunda, bizlere büyük bir sorumluluk yüklüyor.

        Ayrıca Ayeti kerimede “Ey iman edenler”buyruluyor. Yani bu emir ile bir erkeğin, hanımını günah işlemekten koruması gerektiği gibi bir kadının da erkeğini günahlardan koruması gerekiyor.

       Çünkü bir hadisi şerifte Peygamberimiz: “Hepiniz çobansınız ve hepiniz elinizin altındakilerden sorumlusunuz  Yönetici bir çobandır  Erkek, aile halkının çobanıdır  Kadın, kocasının evi ve çocukları için çobandır  Hepiniz çobansınız ve hepiniz çobanlık yaptıklarınızdan sorumlusunuz “(Buharî, Nikah, 91)

       Demek ki aslında hepimiz birbirimizi günah işlememesi için zorlamak durumundayız.

       Başka bir hadisi şerifte de: “Sizden biriniz bir kötülük görsüğü zaman eli ile değiştirsin, gücü yetmiyorsa dili ile değiştirsin, ona da gücü yetmiyorsa kalbi ile buğzetsin”buyruluyor.

       Yine Peygamberimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) “çocuklarınıza 7 yaşına gelince namazı emredin, 10 yaşına gelince (kılmıyorlar ise) onları hafifçe dövün” (Ebû Davut, Salât, 26, h.no: 495; İbn Ebî Şeybe, I/304, h.no:3482; Darakutnî, I/230; Hâkim, Müstedrek, I/311, h.no: 708; Beyhakî, Şuabu’l-İman, VI/398, h.no: 8650;)

       Ayeti Kerime ve hadis-i şeriflerden anlaşılacağı üzere bir adamın karısına başını kapatmak için zorlaması, bir kadının kocasına içkiyi bırakması için zorlaması, bir annenin evladını namaza zorlaması gerekiyor. Olması gereken budur.

    KENDİ RIZASIYLA İSYAN
       Şimdi bazıları diyor ki: “Çocuğu namaza zorlamak istemiyorum, kendi rızasıyla başlarsa daha samimi kılar, daha ihlaslı kılar.”

       Biz de soruyoruz: “Sen o çocuğun yarına çıkacağına dair bir garanti mi aldın?”

       Ya o genç bu haliyle ölürse ne olacak? Bunun hesabını kim verecek?

       “Ben çocuğumu namaza zorlamam”demek “çocuğum Allah’a bir vakit daha isyan etsin” demektir. Allah’u Teala namaza çağırıyor ama sen yavrunu Allah’ın çağrısına icabet etmesi için zorlamıyorsun! Okula gitmesi için zorluyorsun, namaz kılması için zorlamıyorsun!

    NE YAPMAK LAZIM? 
       Bu iş gerçekten çok ciddi. Herkes böyle bahanelerle üzerindeki sorumluluğu atmaya çalışıyor. Bahane aramayalım. Aile fertlerimizde işlenen günahlardan mesulüz. Bir adam başı açık olan hanımıyla dışarıda gezerken, o kadın ne kadar günaha girmiş ise kocası da ortaktır. Çünkü o günaha rıza gösteriyor. Bir hadisi şerifte: “Günaha rıza günahtır” buyruluyor.

       O halde işin ucundan köşesinden başlayıp önce kendimizi sonra ailemizi düzeltmek için çalışmalıyız. Namaz kılmayan çocuklarımız varsa güzelliklerle, tatlı dillerle, hediyeler vererek ikna etmek, alıştırmak, Kur’an-ı kerim öğrenmesini sağlamak vs.. gerekiyor.

    HERŞEYDE ZORLAMA VAR DA İSLAMDA MI YOK?
       En başta söylediğimiz gibi dünyalık bir zarar geleceğinden korktuğumuz zaman zorluyoruz, engel oluyoruz, önüne geçiyoruz, tartışıyoruz da İslam mevzu bahis olunca neden “zorlama yoktur” deyip kestirip atıyoruz?

         Düşünebiliyor musunuz; para için, mal için, geçim sıkıntısı için kavga etmeyi, mahkemelere düşmeyi, ayrılmayı göze alan insanlar dini meseleleri birbirine dayatmaktan korkar hale gelmiş. Bunu neyle izah edebilirsiniz?

       Demek ki bilinçaltımız öyle şekillendirilmiş ki eşimize dahi İslamı tebliğ etmekten aciz hale gelebiliyoruz. Çocuğumuza “namaz kıl” demekten yüksünüyoruz.

    KENDİMİZE GELELİM!
       Müslümanlar kendimize gelelim. Kendimizde, çevremizde, etrafımızda, ailemizde İslam’a ters olan her şeyi ikaz edelim, elimizden ve dilimizden geldiği kadar değiştirelim, değiştirmeye çalışalım