• "Nefsini bilen, Rabbini bilir."

    sözünün hadis olmadığı, mevzu' (uydurma) olduğu hakkında güzel bir tahric, tahkik makalesi.
    📎 http://yuzlen.net/...slimiyet-2012-05.pdf
  • Roman olarak yazılması okurken daha içine çekmesine sebep oluyor okuyucuyu. Fakat tasavvuf menşeili bir kitap olduğunu bilseydim okumaya başlamazdım.

    şu uydurma olay beni çok şaşırttı. hira’da s.a.v’e ilk vahiy gelmeden yıllae önce, bir vahiy gelmiş ve Fatıma müjdelenmiş”
    islamda bunu nereye koyarsan koy delilsiz bir isnaddır. hem israiliyat hem şia kokuyor yazılanlar...

    yazar sürekli ”bilimum” kelimesini kullanmış, yeni öğrenmiş gibi. iğreti durmuş.

    Kitap maalesef uydurma hadis olarak ünlenen “Sen olmasaydım alemleri yaratmazdım” sözünü ana tema olarak almış ve Allah’ın isimlerinden olmayan ve zikirde İslam tarihinde tek bir delil olmayan Hû çok fazla Allah lafzı yerine kullanılmış. Kitap beklediğim gibi çıkmadı maalesef...


    İlgili hadisin (!) uydurma olduğuna dair deliller:

    Uydurmadır.

    Râvilerinden olan Abdurrahm an b. Zeyd b. Eslem hakkında İbn Hibbân şöyle der: «Hadis uydurmakla itham olunmuş, Leys, Malik ve İbn Lehi’a üzerine hadisler uydurmuştur. Dolayısıyla imâm ez-Zehebî rivâyet hakkında uydurma ve batıl derken, İbn Hacer el-Askalânî de ona katılır.
    Zehebi, bu hadis hakkında: ''Hadis uydurmadır. Abdurrahman yalancıdır. Ve Abdullah İbni Meslem el-Fahri'nin kim olduğunu bilmiyorum'' demektedir.

    İmam Zehebî "Mizanu'l-İ'tidal" isimli eserinde bunun "batıl ve uydurma bir haber" olduğunu söyledi, İbnu Hacer el-Askalânî de "Lisanu'l-Mizan" isimli eserinde ona muvafakat etti.

    Elbânî, Abdurrahman bin Zeyd bin Eslem’in zayıf olduğu konusunda ittifak vardır. Ahmed bin Hanbel, Ebû Zur’a, Ebû Hatemi, En-Nesâî, ed-Dârâkutnî ve başkaları onu zayıf görmüştür.
    Elbânî: ...“Bana göre ...Zehebî el-Mîzân’da “el-Fiherî”ye yer vererek ona hadis isnad ettikten sonra bunun batıl bir haber olduğunu söyler.” dedi.
    İbn Hacer de, el-İsabe’de 3/360’ta aynısını söylüyor ve ilaveten el-Fiherî hakkında şöyle diyor: “Emsali olduğundan muhtemelen bu ondan önceki kişi olabilir. Bu kişi Abdullah bin Muslim bin Ruseyid’tir. İbn Hacer diyor ki: “İbn Hibban onu hadis uydurmakla itham” etti.

    Hâkim’in bu hadisle ilgili rivâyeti, onu red nedenlerinden biridir. Zira kendisi "el Medhulu İlla Ma’rifeti’s-Sahih-i Mine’s-Sakîm” adlı kitabında (uydurma) hadisler rivâyet ettiğini söyler.
    Bu işin erbabından olan ve düşünebilen bir insan, bu yaptığının onun aleyhinde olduğu konusunda zorluk çekmez.
    Elbânî der ki: Hâkim, el-Mustedrak’te kendi kendine çelişkiye düşmüştür. Zira (cilt 3 sh. 332)’de adı geçen Abdurrahman’dan rivâyetten başka bir hadis sahih görmediği halde bunu rivâyet etmiştir. Ayrıca Buhârî ve Muslim’in, Abdurrahman bin Zeyd’i Huccet olarak kabul etmediklerini de söyler.

    Değişik yollarında merfu mu? Yoksa mevkûf mu? olduğunda çelişkilik derecesinde farklılık vardır.
    Bu hadisi Kur’ân-ı Kerîm’e ters düşmesinden hadisin batıl ve uydurma olduğunu söyleyen âlimlerin tesbitini güçlendirmektedir.




    Şeyhulislam İbn Teymiyye dedi ki:
    "el-Hâkim'in, bu hadisle ilgili rivayeti, onun rededilme nedenlerinden biridir. Çünkü bizzat kendisi "el-Medhal ile Ma'rifeti's-Sahihi mine's-Sakim" isimli eserinde -hadisin ravilerinden- Abdurrahman b. Zeyd b. Eslem'in babasından mevdu -yani uydurma- hadisler rivayet etiğini söyler, bu işin erbabından düşünebilen bir kimse için böyle bir rivayetin kabul edilemez olduğu aşikardır. Ben derim ki, Abdurrahman b. Zeyd b. Eslem, hadiscilerin ittifakınca zayıf bir adamdır ve söylediği şeyleri çokça karıştırır. Ahmed b. Hanbel, Ebû Zur'a, Ebû Hatim, Nesâî ve Darakutnî ve daha başkaları onun zayıf olduğunu söylediler. Ebû Hatim İbn Hıbban dedi ki: Farkında olmadan haberleri öyle ters yüz ediyordu ki rivayetlerinin çoğunda murselleri merfu, mevkufları musned haline getiriyordu. Bu sebeble onun rivayetleri terkedilmeyi hak etmişlerdir (Şeyhu'lİslam İbn Teymiyye, Kaidetun Celiletün fi,t-Tevessuli ve-l-Vesile, s. 168-169)


    Beyhaki Delail Nubuvve'de ''Abdurrahman İbni Zeyd İbni Eslem zayıf ravilerdendir'' der.

    Muhammed Nasıruddin el-Elbânî dedi ki: "Sözün özü, bu hadisin aslı yoktur. Çünkü iki büyük hadis alimi Zehebî ve Askalânî bunun geçersizliğine kesinlikle hükmetmişlerdir. Nitekim yukarıda onlardan bu husus nakledildi (Silsiletu,l- Ehadisi'z-Zaifeti ve,l-Mevdua no : 25 et-Tevessul Envauhu ve Ahkamuhu s.115)


    El-Sagani “uydurulmuş” dedi. ( El-Sagani El-Hadis El-Mevzuat sy.7)
    El Acluni Uydurma olduğunu söylemiştir( el-Aclûnî, Keşfu'l-Hafâ, II, 214.)

    Şeyh Molla Aliyyul Kari ’Zayıftır ama anlamı doğrudur…” (Aliyyul Kari El-Esrar El-Merfuat sy 67-68) der ve şu iki hadisi bu görüşüne delil getirir:

    a. İbn Esakir tarafından nakledilen hadis ”sen olmasaydın dünya yaratılmazdı.” İbni Cevzi bunu nakletti ve şöyle dedi ”uydurulmuştur” (İbni Cevzi El-Mevzuat 1/288) ve Suyuti’de aynı şeyi söylemiştir. (Suyuti El-Laai 1/272)

    b. Deylemi’nin İbn Abbas (r.anhuma)'dan nakledilen bir hadiste :
    ”Ya Muhammed! Sen olmasaydın Bahce (cennet) yaratılmış olmazdı ve Sen olmasaydın ateş (cehennem) yaratılmış olmazdı."
    (Deylemi, Musnedi Firdevs, C.5, sf: 227, Hadis no: 8031)

    El Bâni derki: ”Deylemi’den hadisin sahih olduğunu ortaya koymadan gerçekliğini onaylamak doğru olmaz ki hiç bir alimin bu konu üzerinde durmuş olmasına rastlamış değilim… Deylemi’nin bunu aktaran tek kişi olması benim için bu hadisin zayıf olduğuna inanmak için yeterlidir, dahası Musned’inde (Deylemi, Musned, 1/41/2) rastladığımda zayıf olduğuna inandım.
    (El Elbani; Silsile El-Zayıf, 1/451 no. 282)

    Âlimler ilk hadis için “mevzu olduğunu” söylemişlerdir (el-Leknevi, el-Asaru’l-Merfua; 1/44-45)

    Sağani de bunun mevzu olduğunu bildirmiştir (el-Feteni, Tezkiretu’l-Mevzuat, 1/86)

    İbnu’l-Cevzi, Zehebi de “Sen olmasaydın dünyayı yaratmazdım” manasındaki bir rivayete yer vermiş ve senedindeki bir râvinin yalancı olduğunu ve bunu uydurma olduğunu belirtmişlerdir. (Zehebi, Telhis, 1/86)
  • Dinde Zorlama Yoktur ne demektir? İSLAMDA ZORLAMA YOK MUDUR

    Hasta bir yakınınız var ve ilaç içmesi gerekiyor. İlaç acı olduğu için içmekten hoşlanmayan yakınınıza nasıl muamele edersiniz? Güzellikle içirmeye çalıştınız olmadı, biraz uğraştınız istemedi. Ama içmesi gerekiyor. Ne yaparsınız? İlacın içilmesi gerektiğini anlatır, icabında kızar, sinirlenirsiniz ama illaki bir şekilde içirirsiniz. Size tavır takınacağını düşünmezsiniz bile, tavır takınacak olsa bile umrunuzda olmayacaktır. Neden? Çünkü herşey onun iyiliği için…

       Eşiniz eline aldığı zehirli suyu içmek üzere gördünüz. “İçme” dediniz, dinletemediniz, “yapma” dediniz dinletemediniz. “Hele bir içsin bakalım ne olacak” mı dersiniz, yoksa üzerine atılarak zorla o suyu dökmeye mi çalışırsınız?
       Bir polis amiri bile intihar etmek isteyen piskopatın üzerine giderek kendine zarar vermesini engellemeye çalışır. Hatta bu uğurda canını verir.

       Peki, canından olmasın diye bu çabayı gösteriyorsak, ahiretinden, cennetinden, Allah’ın rızasından olmasın diye neden gayret göstermiyoruz, kendimizi sevdiklerimiz için neden perişan etmiyoruz?

       Sulandırma projesine dahil olan bir tabir: “İslam’da zorlama yoktur ve dinde zrolama yoktur”

       Bir erkek ile kadın evleneceği zaman, adam kadının başını örtmesini isterse, bir baba çocuğunun namaz kılmasını, bir anne kızının kapanmasını istediği zaman hemen devreye bu kalıplaşmış cümle sokuluverir: “Ne yani zorla mı yaptıracaksın, İslam da zorlama yoktur ki” deyiverirler.

       Televizyonlarda, radyolarda muhakkak duyarsınız bu zırıltıyı.

       Peki, işin aslı nedir? İslam’da zorlama yok mudur?

       İslam’da zorlama yoktur diyenler şu ayetten yola çıkarlar: “Dinde zorlama yoktur! Doğruluk sapıklıktan kesin olarak ayrılmıştır. Artık her kim Tağut’a küfredip Allah’a iman ederse, işte o, en sağlam kulpa yapışmıştır. Allah, işiten ve bilendir. (Bakara 256)

       Ayeti Kerimenin başında “dinde zorlama yoktur” buyrulmuş ise de, sonundan anlaşılacağı üzere bu zorlama “İslama girmek” hususundadır. Yani kalpten tasdik olmayınca iman kabul olmayacağından  bir insan zorla müslüman yapılamaz, Müslüman olmaya zorlanamaz.

    MÜSLÜMAN İSLAMI YAŞAMAYA ZORLANIR!
       Evet, bir insan müslüman olmaya zorlanamaz ama bir Müslüman Allah’ın emir ve yasaklarını tatbik etmeye mecbur edilir çünkü:
       “Bununla beraber Allah ve Resulü bir işe hükmettiği zaman, gerek mümin bir erkek ve gerekse mümin bir kadın için, o işlerinde başka bir tercih hakkı yoktur. Her kim de Allah ve Resulüne âsi olursa açık bir sapıklık etmiş olur.”(Ahzab 36)

       Demek ki, bizler Allah ve Resulünün hükmünün dışına çıkmamak zorundayız. Yani üzerimizde Allah’ın yüklediği bir zorunluluk var zaten.

       Peki bir insan, başka bir insanı zorlayabilir mi?

       Eğer şeriat devleti var ise devletin mecbur edeceği hususlar vardır. Mesela Nur suresinin 2 ve 4. Ayeti kerimelerinde bahsedilen zinaya yüz, iftiraya seksen sopa gibi caydırıcı cezaların takdiri, Müslümanların günah işleme hürriyetine sahip olmadıklarını gösterir. Namaz kılmayanların ikna olmadığı takdirde hapis gibi cezalara çarptırılması da bunlardan bazılarıdır.

       Bir insan da başka bir insanı zorlayabilir. Çünkü bu ayeti Kerime de şöyle emredilmektedir:
    “Ey iman edenler! Kendinizi ve ailenizi, yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten koruyun. O ateşin başında gayet katı, çetin, Allah’ın kendilerine verdiği emirlere karşı gelmeyen ve kendilerine emredilen şeyi yapan melekler vardır.” (Tahrim Suresi 6)

       Ayeti Kerimede Mevla Teala önce kendimizi sonra da ailemizi, İslamın emirlerini yaşatma hususunda, bizlere büyük bir sorumluluk yüklüyor.

        Ayrıca Ayeti kerimede “Ey iman edenler”buyruluyor. Yani bu emir ile bir erkeğin, hanımını günah işlemekten koruması gerektiği gibi bir kadının da erkeğini günahlardan koruması gerekiyor.

       Çünkü bir hadisi şerifte Peygamberimiz: “Hepiniz çobansınız ve hepiniz elinizin altındakilerden sorumlusunuz  Yönetici bir çobandır  Erkek, aile halkının çobanıdır  Kadın, kocasının evi ve çocukları için çobandır  Hepiniz çobansınız ve hepiniz çobanlık yaptıklarınızdan sorumlusunuz “(Buharî, Nikah, 91)

       Demek ki aslında hepimiz birbirimizi günah işlememesi için zorlamak durumundayız.

       Başka bir hadisi şerifte de: “Sizden biriniz bir kötülük görsüğü zaman eli ile değiştirsin, gücü yetmiyorsa dili ile değiştirsin, ona da gücü yetmiyorsa kalbi ile buğzetsin”buyruluyor.

       Yine Peygamberimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) “çocuklarınıza 7 yaşına gelince namazı emredin, 10 yaşına gelince (kılmıyorlar ise) onları hafifçe dövün” (Ebû Davut, Salât, 26, h.no: 495; İbn Ebî Şeybe, I/304, h.no:3482; Darakutnî, I/230; Hâkim, Müstedrek, I/311, h.no: 708; Beyhakî, Şuabu’l-İman, VI/398, h.no: 8650;)

       Ayeti Kerime ve hadis-i şeriflerden anlaşılacağı üzere bir adamın karısına başını kapatmak için zorlaması, bir kadının kocasına içkiyi bırakması için zorlaması, bir annenin evladını namaza zorlaması gerekiyor. Olması gereken budur.

    KENDİ RIZASIYLA İSYAN
       Şimdi bazıları diyor ki: “Çocuğu namaza zorlamak istemiyorum, kendi rızasıyla başlarsa daha samimi kılar, daha ihlaslı kılar.”

       Biz de soruyoruz: “Sen o çocuğun yarına çıkacağına dair bir garanti mi aldın?”

       Ya o genç bu haliyle ölürse ne olacak? Bunun hesabını kim verecek?

       “Ben çocuğumu namaza zorlamam”demek “çocuğum Allah’a bir vakit daha isyan etsin” demektir. Allah’u Teala namaza çağırıyor ama sen yavrunu Allah’ın çağrısına icabet etmesi için zorlamıyorsun! Okula gitmesi için zorluyorsun, namaz kılması için zorlamıyorsun!

    NE YAPMAK LAZIM? 
       Bu iş gerçekten çok ciddi. Herkes böyle bahanelerle üzerindeki sorumluluğu atmaya çalışıyor. Bahane aramayalım. Aile fertlerimizde işlenen günahlardan mesulüz. Bir adam başı açık olan hanımıyla dışarıda gezerken, o kadın ne kadar günaha girmiş ise kocası da ortaktır. Çünkü o günaha rıza gösteriyor. Bir hadisi şerifte: “Günaha rıza günahtır” buyruluyor.

       O halde işin ucundan köşesinden başlayıp önce kendimizi sonra ailemizi düzeltmek için çalışmalıyız. Namaz kılmayan çocuklarımız varsa güzelliklerle, tatlı dillerle, hediyeler vererek ikna etmek, alıştırmak, Kur’an-ı kerim öğrenmesini sağlamak vs.. gerekiyor.

    HERŞEYDE ZORLAMA VAR DA İSLAMDA MI YOK?
       En başta söylediğimiz gibi dünyalık bir zarar geleceğinden korktuğumuz zaman zorluyoruz, engel oluyoruz, önüne geçiyoruz, tartışıyoruz da İslam mevzu bahis olunca neden “zorlama yoktur” deyip kestirip atıyoruz?

         Düşünebiliyor musunuz; para için, mal için, geçim sıkıntısı için kavga etmeyi, mahkemelere düşmeyi, ayrılmayı göze alan insanlar dini meseleleri birbirine dayatmaktan korkar hale gelmiş. Bunu neyle izah edebilirsiniz?

       Demek ki bilinçaltımız öyle şekillendirilmiş ki eşimize dahi İslamı tebliğ etmekten aciz hale gelebiliyoruz. Çocuğumuza “namaz kıl” demekten yüksünüyoruz.

    KENDİMİZE GELELİM!
       Müslümanlar kendimize gelelim. Kendimizde, çevremizde, etrafımızda, ailemizde İslam’a ters olan her şeyi ikaz edelim, elimizden ve dilimizden geldiği kadar değiştirelim, değiştirmeye çalışalım
  • ''Size benden bir hadis geldiğinde bunu Kur'an'a arz edin.
    Eğer Kur'an'da onunla ilgili bir asıl buluyorsanız hadisi alın,
    bulamıyorsanız reddedin.''

    Şafii,224; Darekutni,IV208; Beyhaki, Delailul- Nubuvve,I/27;
    İbn Hazm,İhkam,II/76
  • Müslümanların hayatına girmiş olan şirkin her çeşidini temizlemek. Münker olan her beşeri ideolojiden ve bid'atten müslümanları sakındırmak, İslam'ın özünü bilen mutebar hadis alimleri tarafından kusurlu görülen bütün zayıf ve mevzu rivayetlerden sünneti arındırmaktır. Çünkü bu iftiralar, tertemiz olan İslam'ı bozmakta ve müslümanların önünde her zaman bir engel teşkil etmektedir.
  • Din düşmanlarının bir kurnazlığı da hadisi şerifler in bazıları hadis değil birileri hadis diye uydurmuş demeleri okuduklarına duyduklarına bakalım bu sahih mi hadis mi mevzu mi diye itiraz etmeleridir çok titiz bir konu neden böyle söylüyorlar hadisler in değerini bitirmek için uyanık olalım muhaddisler hangi hadis sahih hangisi mevzu bizler e aktarmislardir
  • Es-Selam Değerli dostlar;
    Daha önce 2 kez okumuş olduğum 7 ciltlik Hadis Külliyatının 1.cildini bitirdim.
    İlahiyat Fakültesinde iken seçmeli dersleri genellikle 3 ders üzerinden seçerdim,
    Tefsir, Hadis ve Kelam…Şu an Konyada okuyanlar bilirdir Fıkıhı Orhan Çekerin yüzünden hiç ama hiç seçmedim:))) Hatta fıkıh dersimize geldiğinde maalesef Feraiz sınavını bir arkadaşımızla kopya çekerek geçtik diyebiliriz:)
    Bu sebeble öğrencilerim her daim
    –Hocam! kopya çekmek günah mı diye sorduklarında,
    -Çocuklar ben çektim bu yüzden bana sormayın diye takılmışımdır:))
    Hadis Dersleri bağlamında hocalarım hep şu demişlerdir;
    Hangi hadis kitabını okursanız okuyun Rüdani’nin Külliyatını okumadan hadis okudum demeyin…!
    Eserde ondört kitap mevcuttur;
    Sahihayn ( Buhari-Müslim )
    Tirmizi
    Nesai
    İbn Mace
    Ebu davud
    İmam Malik
    Ahmet Bin Hanbel
    Ebu Ya’la
    Darimi
    El-Bezzar
    Ve Taberanin 3 eseri olan Mu’cemleri.
    Eserde sahih hadisler bol olmakla birlikte aralarında uydurma hadislerinde bulunduğu Mevzu sözler de vardır.
    Önce hadisin senedi ( Hadisi nakledenlerin isimleri );
    Sonra da metini ( hadisin anlatılmak istenen sözü) verilip
    Dipnotunda kaynak verilmiştir.
    Bu noktada isterseniz şöyle bir örnek verelim;
    YANLIŞ KAYNAK ÖRNEĞİ:
    İman yetmiş küsür derecedir.
    Hadisi Şerif
    DOĞRU KAYNAK ÖRNEĞİ:
    İman yetmiş derecedir.
    Buhari,İman-3 Müslim,İman-57
    Bu sebeple nerde karşıma bir ayet veya hadis çıksın öncelikle kaynağına bakarım ve yanlış anlaşılmasın kontrol ederim:)
    Bu islam ilimlerinde prensiptir.Özellikle Ahkam ile ilgili hükümlerde asla delilsiz mesnetsiz konuşulmaz.
    Ve şu sözü şiar edinelim derim;
    ‘’Usul olmadan esas olmaz…’’
    Akaid,Tefsir veya Hadis ilmi ile ilgili mutlaka usul ilmini bilmemiz gerekir.
    Eserde dipnotlarda yazıyor,
    Bu hadis sahihtir,mürselddir,hasendir…
    Bunları bilmeden asla o hadis ile ilgili hükme varamayız.
    Bu sebeple kısaca bu esere dair mini bir hadis usulü hazırladım;
    HADİS USULÜ
    Sahih hadis: Adalet ve zabt sıfatlarını haiz ravilerin, muttasıl senedle rivayet ettikleri şaz ve muallel olmayan hadislerdir.
    Hükmü: Fukahanın meşhur görüşü ve muhaddislerin icmasıyla sahih hadisle amel edilmesi vaciptir, şer’i delillerden bir delildir, hiçbir Müslüman’a terki caiz değildir.
    Hasen Hadis: Adalet şartını haiz olmakla birlikte zabt yönünden sahih hadis ravileri derecesine çıkamayan ravinin muttasıl bir senedle şaz ve illetli olmayan rivayetidir.
    Hükmü: Derece bakımından sahih hadisten düşük olmakla birlikte, kendisiyle delil getirmek hususunda sahih gibidir.
    Merdud Hadis: Sıhhat şartlarına haiz olmadığından amel edilemeyecek nitelikteki zayıf haber.
    Mürsel Hadis: İsnadından sahabi ravisi düşmüş olan hadistir. Yani tabiinden olan bir ravinin hadisi işitmiş olduğu sahabiyi atlayarak direk Hz. Peygamber’den rivayet ettiği hadise mürsel denilir.
    Munkatı Hadis: Senedin ortasından bir ravinin düştüğü hadislere denilir.
    Mevzu Hadis: Çeşitli sebeplerle Hz. Peygamber’in ismine izafeten hadis diye uydurulmuş sözlere denir. Uydurma olduğunu açıklama düşüncesi haricinde rivayet edilmesi dahi haramdır. Hadis diye isimlendirilmesi teknik açıdandır.
    İslam ümmetini önceki ümmetlerden ayıran en önemli özelliklerinden bir tanesi, kendilerine gönderilen kitapla birlikte bu kitabın ilk elden yorumu olan Hz. Peygamber'in yaşantısını da sahih biçimde muhafaza etmeyi başarmış olmasıdır. Hz. Peygamber’in öncelikli görevi elbette ki yüce kitabımız Kur’an-ı Kerim’i muhataplarına ulaştırmaktır. (Tebliğ)
    Fakat Hz. Peygamber’in dini hayattaki rolü bundan çok daha fazladır. Hz. Peygamber’in dini yaşama biçimi olan sünnet, İslam tarihi boyunca, âlimler tarafından dinin en önemli iki kaynağından biri olarak değerlendirilmiş ve Kur'ân-ı Kerim'de anlaşılamayan bir âyetle karşılaşılması durumunda ilk olarak Hz. Peygamber'in bu konuda bir açıklamasının olup olmadığı araştırılmış, yani Kur'ân'ın ilk müfessiri olarak sünnete yer verilmiştir. (Tebyin)
    Sünnetin Kur'ân-ı Kerim'i açıklamak dışındaki ikinci vazifesi ise Kur’an’da yer almayan emir ve yasakları doğrudan belirlemesidir. Sünnet, İslam âlimlerinin büyük çoğunluğu tarafından, dini hüküm vaz’ edebilme salahiyeti açısından Kur'ân gibi müstakil bir delil kabul edilmiştir. (Teşri’)
    Aslında sadece bu gerçek bile Sünnet'in dindeki yerini açıklamaya yetmektedir. Eğer Sünnetin dinde değer ifade eden bir yeri olmasa ve din sadece Kur'ân-ı Kerim'den ibaret bulunsaydı, İslam dini son derece kısır, çok dar bir alanı kapsayan, hayatın her alanına hitap etmekten uzak ve kısa zaman içinde yok olmaya mahkûm biçimde ortaya çıkmış olurdu. Oysa dine, hayatın her alanına hitap etme salahiyetini ve iddiasını kazandıran husus, bizzat bu hayatın içinde yer alan, her türlü problemle yüzleşen ve onlara çözüm üreten Hz. Peygamber'in tüm yaşamının bir hülasası olan Sünnettir
    HULASA;
    Detaylı bir şekilde hadis okumaları yapmak istiyorum diyenlere şiddetle tavsiye ediyorum:)
    Ayrıca bu hadis külliyatın dışında da iki kitap tavsiye etmek istiyorum;

    MUSANNEF Yazarı: İbn Şeybe
    HADİSLERLE İLİM VE HİKMET Yazarı Recep El Hanbeli

    Keyifli okumalar…