• 158 syf.
    Daha önce hiç böyle garip bir kitap okumamıştım.Ve daha önce okuduğum hiçbir kitap böyle arafta bırakmamıştı.Kitapta anlatılanların doğru ya da yanlış olduğuna dair hiçbir fikrim yok.Tek gerçek olan bu kitabı okuduktan sonra Mısır'a gitmek istemez kimse.Kitap Mısır'ı anlatıyor.İdris aleyhisselam döneminden başlayıp İslam tarihine kadar özetliyor.Piramitlerden de büyük ehram olarak bahsediyor.Hatta piramitlere ait bazı yazıtlar bile kısaca açıklanmış.Ve ikinci bölüm başlıyor.Mısır halkının yaşam tarzını anlatıyor.Şok geçirdiğim, gülme krizine yakalandığım bölüm bu kısım.135 sayfalık kitabın yaklaşık 50-55 sayfası ve en can alıcı kısmı işte burası.Bombardımana hazırsanız başlayalım.
    *Bir hadis-i şeriften bahsediyor evvela."Orasını yurt edinip de o ülkeye girmeyin ve o diyarda yerleşmeye sürüklenenlerin az ömürlü olduklarından gafil kalmayın." Mısır'a gidenlerin fazla yaşamayacaklarını ifade ediyor.
    *Sonra kahvehaneleri anlatıyor.Ebced alfabesini öğrenmek için kullanılan "karaşet" diye bir terkip varmış.Kahvehanelerdeki afyon tiryakileri buna "kara eşek" dermiş.Yazar da onlara karaşete kara eşek diyen iki ayaklı eşekler diyor."
    Sıkı durun mevzuya derinlemesine bir dalış yapacağız şimdi.
    *Mısırlıların havuza tükürüp, burunlarını sümkürüp o sudan abdest aldıklarını rivayet ediyor.İmam-ı Şafi bunları görseydi hiç şu sudan abdest almaya ruhsat verir miydi diyor.
    *Bir gün bir ilim meclisine davet ediyorlar Gelibolulu Mustafa Ali'yi.Kadılar elbiselerini soyunmaya başlıyor.Herhalde güreşecekler diye düşünüyor.Sonra bir de bakıyor itişe kakışa sofraya oturuyorlar.Manzarayı görünce bütün iştahı kaçıyor.
    *Mısır'da mal sahibi tüccara satıştan pek bir şey kalmazmış.Dellal denilen adamlar tüccarın malını alır pazarda bağıra çağıra satarmış.Dilediği fiyata satışı yapar mal sahibine de satıştan çok az bir para bırakırmış.Satış işine gelmezse alana da satana da sövermiş. Gelibolulu da diyor ki alan da satan da aslında kendi olduğuna göre söverken isabet buyurmuş.
    *O dönemde kötü kadınları eşeğe bindirerek teşhir edermişler.Mısırlı kadınlar da eşeğe binerek gezermişler.Bu yüzden Mısırlı kadınların kendisini kötü kadınların seviyesine düşürdüğünü ifade ediyor.
    (Tehlikeli kısım hemen kaçalım...)
    *Tam bir dilenciye para uzatmak için elini cebine attığında bütün dilencilerin adamın çevresini sardığını söylüyor ve ne kadar büyük sevap gelecek olsa bunlara para vermem diyerek dilencilerden yaka silktiği ifade ediliyor.
    Mevzu daha uzayıp gidiyor.Son bölümde önce bazı devlet yöneticilerini anlatıyor.Sinan Paşa diye bir adamdan bahsederken rüşveti hiç sevmez diyor.Bu adam hazinenin tamamını yutar üç beş kese altına dönüp bakmaz diyor.Ve daha tuhafı Otuzbeşli denen adamın hikâyesi.Bu adam resmi bir evrak hazırlayacağı zaman ayın otuz beşi diye tarih atarmış.Adı bu yüzden Otuzbeşli kalmış.Buna ayın otuz beşi olmaz diyenler olmuş.Zoruna gitmiş ve "Bu itibari bir hesaptır iki ayı yan yana getirince otuz beşi değil ayın kırk beşi de olur."demiş. Deha diye buna denir işte...
    Kitabın son bölümünde İslam tarihinde Mısır'ı yöneten hükümdar ve valilerden, beylerbeyi görevinde bulunan kişilerden bahsediyor.
    En başta da söylediğim gibi anlatılanların ne kadarının doğru ya da yanlış olduğuna dair hiçbir fikrim yok.Tamamen Mısır eyaletini karalamak için yazılmış bir eser de olabilir.Gerçekten insanların tükürdüğü sudan abdest aldığı temizlikten uzak bir diyar da anlatılmış olabilir.Abartılmış da olabilir.Ben bu konuda yorum yapma hakkını kendimde görmüyorum.Sadece ilginç bir kitap olduğunu söyleyebilirim vesselam...
  • Hz. Peygamber’e (aleyhissalatu vesselam) nispet edilen diğer bir rivayet de Hz. Âişe ve Zeyd ibn-i Sabit’ten gelmektedir:

    (Mealen): “Kadınlara itaat pişmanlıktır.” Ne var ki, âlimler bunun da “sahih” değil, “zayıf” (bazıları da mevzu) olduğunu belirtirler. Ancak, aynı manayı ifade eden, zayıf da olsa başka rivayetler de gösterilebilir.

    Burada hatıra şöyle bir soru gelebilir: “Hadis ilminin umumi prensiplerinden birine göre, zayıf hadisle de amel edilebilir. Diğer taraftan bir mevzuda birkaç tane zayıf hadis varsa, bunlar birbirlerini kuvvetlendirir ve ayrıca “sahih bir asla” dayandıklarını gösterir. Şu halde, bu meselede aynı prensip muteber olamaz mı?”

    Cevap: Evvela “Zayıf hadisle amel edilebilir.” mevzuunu ele alalım. Bu, doğrudur. Ancak, zayıf bir hadisle amel edebilmek için, zayıf hadisin âyete veya sahih hadise muhalefet etmemesi, bir başka ifade ile o mevzuda zayıf hadisten başka “nass”ın bulunması lazımdır.

    Yukarıda görüldüğü üzere, “Kadınla istişare etmeyin!” ifadesi değil sahih hadislere, bizzat Kur’ân’a aykırıdır.

    Saniyen: Bu mevzudaki zayıfların birbirini destekleyip kuvvetlenmeleri ve bir “sahih asl”a delalet etmeleri meselesine gelince, söz konusu rivayetlerin ifade ettiği manayı “mutlak” değil “mukayyet” olarak alırsak cevap müspet olabilir.

    “Kadınlarla istişare edin ve fakat muhalefet edin!” veya “Kadınlara itaat pişmanlıktır!”, “Kadınların reyi ile amel kalbi ifsat eder!” gibi rivayetler söylendiği şekilde yani mutlak olarak alınınca, “Hiçbir meselede, hiçbir surette, hiçbir kadınla istişare etmeyin!” manası çıkar. Hâlbuki en azından bazı meselelerde istişarenin bizzat Kur’ân-ı Kerîm’de emredildiğini gördük. Sünnette gelen deliller ise daha çoktur.
  • “İslâm’da istişare” mevzusu açıldığı vakit her seferinde, mevzu üzerine gelen suallerden biri “kadınla istişare” meselesidir. Bunun da sebebi muhtemelen, bu mesele hakkında verilen ana fikrin, dinleyenler tarafından çoğunlukla bilinen ve bir bakıma umumi kültür hâlini almış bazı mevcut malumata ters düşmesidir.

    Umumiyetle şu soruyla karşılaşırız: “Kadınlarla istişare edin, fakat onların sözüne uymayın!” diye sahih bir hadis var mı? Bu konuda esas nedir? Kadınlarla istişarenin hükmü nedir?”

    Biz, ehemmiyetine binaen, bu mevzuyu müstakil bir başlık altında, biraz daha detaylı olarak incelemeyi uygun bulduk. Hemen kaydedelim ki, kadınla istişareyi mutlak bir ifade ile reddetmek hem Kur’ân ve hem de sünnette gelmiş bulunan bir kısım muhkem naslara aykırıdır.

    Kur’ân-ı Kerîm’de, kadınla istişareyi ne sarahaten ne de zımnen men eden bir âyet vardır. Aksine bazı meselelerde kadınla istişare emredildiği gibi, muhtelif istişare örnekleri de vardır.
  • 🌾
    O ALLAH’TAN İNEN BİR EMİRDİR … EMİR İSE FARZDIR … ONU OLDUĞU GİBİ BIRAKMAK GEREKİR … KESMEK İSE HARAMDIR

    Değerli kardeşlerim … ! bu çalışmamda sizlere bahsetmeye çalışacağım mevzu “ sakal ibadetinin islamdaki yeri ” başlığı altında olacaktır…

    Hepinizinde şahit olduğu gibi, bugün bir çok müslüman sakal tıraşı hastalığına müptela olmuşlardır. Bu sapık adet bize, ne yazık ki bir çok İslami ülkeyi işgal eden kafirlerden ve içimizden kafirlerin ülkelerine gidip de onlardan etkilenen kimseler vasıtasıyla girmiştir.

    Halbuki sakal ibadeti islamın emrettiği ve salih geçmişimizin de bu ibadeti hakkıyla yerine getirdikleri önemli bir husustur…

    Allahu Teâlâ’nın müslüman kardeşlerimizi faydalandırması ümidiyle ben inşaallah Kitap ve Sünnet çizgisinde sakalın İslam’daki yerini gücüm nisbetinde açıklamaya çalışacağım.

    Sakal : Bilindiği gibi yanaklar ve çene arasında çıkan kılların ismidir. Dolayısıyle bıyık dışında, çene, iki çene kemiği altı, iki yanak ve boynun iki yanında biten tüm yüz kılları sakaldır.

    Sakal bırakmak buluğ çağına ermiş bütün akıllı müslüman erkeklere farz olan bir ibadettir. Allah resulü s.a.v iman etmiş bütün Müslüman erkeklere sakallarını bırakmalarını emretmiş, kesilmesini veya kısaltılmasını da yasaklamıştır…

    1 = SAKAL FARZ OLAN BİR SÜNNETTİR …

    Değerli kardeşlerim … ! unutmayalımki sakal farz olan bir sünnettir… Sakal ibadetinin farz oluşu, onun emir sığasıyla gelişinden dolayıdır…Yani ; şeriat lisanında emir, vucubiyete delalet eder.

    İnsanların kısmı azamı sakal farz olan bir sünnettir sözünü duyunca, bu ifadeye cahilce itiraz etmektedirler. Bunun ise birkaç sebebi vardır.

    Birincisi ; sünnet kavramını hakkıyla bilemediklerinden. Yani sünnet denildiği zaman ; bunun sadece nafilelere verilen bir isim olduğunu zannetmelerinden dolayıdır.

    İkincisi ise ; sakal ibadetinin Kur’an’da emredilmediğinden dolayı. Çünkü bu insanlara göre bir ibadetin farz olabilmesi için, onun kur’an’i bir emir olması gerekir...

    Birinci arızanın izahı : Değerli kardeşlerim … ! biraz önce de ifade ettiğimiz gibi ; toplumumuz arasında sünnet kavramı iyi bilinmediğineden dolayı, bunu sadece nafile olan ibadetler için kullanmaktadırlar…. Halbuki sünnet sadece nafile ibadetlere verilen bir isim değildir.

    Sünnet : kelime olarak ; takip edilen yol … Usul … Adet …ve … Çığır anlamlarına gelen
    bir ifadedir. Bunun ıstılahi anlamı ise :

    Rasulullah sallalahu aleyhi vessellem takip ettiği yoldur…Yani onun din adına ortaya koyduğu kavilleri, fiilleri ve takrirleridir.

    Dolayısıyla sünnet denildiği zaman illa da nafile olan şeyler akla gelmez… Bununla beraber Allah Rasulü s.a.v’in emirleri ve nehiyleri de akla gelmelidir.

    İşte bahsini etmeye çalıştığımız sakal hususu da Rasulullah s.a.v’in emir olan sünnetlerindendir… Yani – emir vucubiyete delalet ettiği için – sakal bırakmak farz olan bir ibadettir.

    İkinci arızanın izahı : Değerli kardeşlerim … ! şunu asla unutmamamız gerekir ki ; bir şeyin farz olabilmesi için onun illa da kur’an da geçmesi gerekmiyor … Allah’u Azze’nin emirleri – yani farz kıldığı şeyler – nehiyleri – yani haram kıldığı şeyler – ve muhayyer bıraktıları ya Kur’an’da ya da sünnette zikredilir.

    Mesela hemen hemen hepimizin bildiği gibi sabah namazının iki rekat farzı, öğle namazının dört rekat farz oluşu, ikindinin dört, akşamın üç ve yatsının da dört rekat farz oluşu Kur’an da geçmez… Yani bu namazları, zikredilen sayılarda kılmaları müslamanların üzerine farz olmasına rağmen, bunlar Kuran’da geçmez… Ve yine Cuma namazının iki rekat farz oluşu da Kur’an da zikredilmez… Bunların hepsi sünneti seniye de zikredilmektedir.

    Dolayısıyla, islamdaki helaller, haramlar, emirler, nehiyler ve muhayyer bırakılan şeyler kendisini ya Kuran’da ya da Sünnet’te gösterir.

    2 = SAKAL MÜSLÜMAN ERKEKLERE EMREDİLEN BİR İBADETTİR …

    Başta Buhari ve Müslim olmak üzere pek çok hadis kitaplarında bir çok saha-beden nakledilen hadislerde, sakal bırakmayı ifade eden kelimeleri incelediğimiz zaman, bunların hepsinin de emir sığasında kullanıldığını göreceksinizdir.

    Müslim’in Abdullah ibni Ömer’den rivayet ettiği bir hadisi şerifte Allah Rasulü s.a.v şöyle buyurmaktadır : “ Bıyıklarınızı kısaltın, sakallarınızı da bol ve uzun bırakın. “

    MÜSLİM : 1.C.259.N

    “ … Abdullah ibni Ömer şöyle dedi : Allah Rasulü s.a.v Bıyıkları kısaltmayı ve sakalları da bol ve uzun bırakmayı emir buyurdu. “

    MÜSLİM : 1.C.259 / 53.N

    Değerli Müslümanlar … ! sakal konusundaki emir, değişik lafızlarla gelmiş olup bunlar beş nevidir. :

    E’fuu … Evfuu … Erhuu … Ercuu … Veffiruu … şeklindedir…. Dolayısiyle emir siğasıyla gelen bu lafızların ifade ettiği manalar şunlardır :

    E’fuu … Affedin, bağışlayın …
    Evfuu … Hali üzere terk edin …
    Erhuu … Hür bırakın , azadedin …
    Ercuu … Salıverin, sarkıtın ...
    Veffiruu … Yayın - yani sağından solundan almayın -

    3 = EMİR FARZ DEMEKTİR …

    Değerli kardeşlerim … ! bu bab’ta zikredeceğimiz şu üç hadisi şerif, islam’da emir olan bir şeyin farz anlamına geldiğini bizlere açıkça anlatmaktadır.

    “ … Ebu hureyre r.a dan. Rasulullah s.a.v şöyle buyurdular : Eğer mü’minler üzerine [ Zübeyr hadisin de ise - ümmetime - ] meşakkat vermeyeceğimi bilseydim her namazla beraber misvak kullanmalarını onlara emrederdim. “

    MÜSLİM : 1.C.252.N – AHMED : 2 / 259 – BEYHAKİ : 1.C.145.N – S.CAMİU’S SAĞİR : 3.C.7532.N – TABERANİ EVSAT : 2 / 138 – 1260.N

    “ … Ebu Hureyre r.a dan. Rasulullah s.a.v şöyle buyurdu : Eğer ümmetimin üzerine meşakkat vermeyeceğimi bilseydim, her abdestle beraber misvak kullanmalarını onlara farz kılardım. “

    BEYHAKİ : 1.C.148.N - S.CAMİU’S SAĞİR : 3.C.7536.N

    “ … İbni Abbas r.a dan. Rasulullah s.a.v şöyle buyurdular : Eğer ümmetimin üzerine meşakkat vermeyeceğimi bilseydim, onlara abdesti farz kıldığım gibi misvak kullanmalarını da farz kılardım. “

    BEYHAKİ : 1.C.152.N - S.CAMİU’S SAĞİR : 3.C.7536.N – İBNİ MACE : 1.C.289.N – KENZUL UMMAL : 9 / 318 – 26210 – MECMAU’Z ZEVAİD : 2 / 97

    Bu hadisi şeriflerin açık ifadelerinden de anlaşıldığı gibi, engelleyici bir karine bulunmadığı sürece emir, farz hükmündedir. Dolayısıyla emre muhalefet de azabı gerektirir.

    Rabbimiz kerim kitabında şöyle buyurmaktadır :

    فَلْيَحْذَرِ الَّذِينَ يُخَالِفُونَ عَنْ أَمْرِهِ أَن تُصِيبَهُمْ فِتْنَةٌ أَوْ يُصِيبَهُمْ عَذَابٌ أَلِيمٌ

    “ … O’nun emrine muhalefet edenler, kendilerine bir fitnenin isabet etmesinden veya onlara acı bir azabın çarpmasından sakınsınlar. “

    NUR : 63.AY.

    4 = SAKAL İBADETİNİ EMREDEN ALLAH’U TEALA’DIR …

    “ … Ebu hureyre r.a dan. O şöyle dedi : Rasulullah s.a.v’in huzuruna sakallarını tıraş etmiş, bıyıklarını uzatmış bir Mecusi geldi. Rasulullah s.a.v ona şöyle buyurdular :
    - Yazıklar olsun sana, sana böyle yapmanı kim emretti ? .. Mecusi :
    - Bunu bana Kisra emretti, dedi. Rasululllah s.a.v ise şöyle dedi :
    - Benim Aziz ve Celil olan Rabbim de, sakalımı uzatmamı, bıyıklarımı kısaltmamı emretti. “

    EBU’L KASIM B.BİŞR : EMALİSİN’DE – SUYUTİ : ESBABU VURUDİL HADİS 187.DE – İBN CERİR ET TABERİ HADİS HASEN DER.

    “ … Ubeydullah b.Abdullah r.a’dan.O şöyle dedi : Rasulullah s.a.v’in huzuruna sakallarını tıraş etmiş, bıyıklarını uzatmış bir Mecusi geldi. Resulullah s.a.v ona şöyle buyurdular :
    - Böyle yapmanı sana kim emretti ? .. Mecusi :
    - Bunu bana Rabbim - yani kralımız - Kisra emretti, dedi. Rasululllah s.a.v ise ona şöyle karşılık verdi :
    - Fakat benim Rabbim de bana sakalımı uzatmamı, bıyıklarımı kısaltmamı emretti. “

    SUYUTİ : ESBABU VURUDİL HADİS 187.DE – İBN SA’D : TABAKATU’L KÜBRA : 1 / 147 – İBN SA’D BU HADİSİN RAVİLERİNİN SIKA OLDUĞUNU SÖYLEMİŞTİR.

    Zikri geçen bu hadislerde de anlatıldığı gibi Müslüman erkeklere sakal koymalarını emreden Allah’u teala’dır…Ve ayrıyeten bu hadislerden de açıkça anlaşıldığı gibi sünnet de vahye dayalı bir kaynaktır.

    5 = SAKALI EMREDEN HADİSİ ŞERİFLER …

    “ … Abdullah ibni Ömer’den. Allah Rasulü s.a.v şöyle buyurdu : “ Bıyıklarınızı kısaltın, sakallarınızı affedin. “

    MÜSLİM : 1.C.259.N

    “ … Ebu Hureyre r.a dan. Allah Rasulü s.a.v şöyle buyurdu : “ Bıyıklarınızı kısaltın, sakallarınızı azadedin. Mecusilere muhalefet edin. “

    MÜSLİM : 1.C.260.N

    “ … Abdullah ibni Ömer’den. Allah Rasulü s.a.v şöyle buyurdu : “ Müşriklere muhalefet ediniz. Sakallarınızı bol bırakınız, bıyıklarınızı da iyice kısaltınız. “

    BUHARİ : 13.C.5926.S – MÜSLİM : 1.C.259.N

    “ … Ebu Umame r.a dan. O şöyle dedi : Rasulullah s.a.v bir gün oturan bir ensar topluluğunun yanından geçerken birinin sakallarının bembeyaz olduğunu görür ve o na :
    - Bunları kınala, Yahudi ve Hristiyanlara muhalefet et. Dediler ki :
    - Peki ey Allah’ın Rasulü, onlar sakallarını kısaltıyor, bıyıklarını uzatıyorlar, buna ne dersin ? . Allah Rasulü s.a.v :
    - Siz sakallarınızı hür bırakın - yani onlara hiç dokunmayın - bıyıklarınızı ise kısaltın. “

    AHMED : 5 / 264 – HEYSEMİ : MECMAUZ‘Z ZEVAİD : 5 / 131 / 8576.N – TABERANİ KEBİR : 7924.N – BEYHAKİ Ş.İMAN : 6405.N - EL – ALBANİ S.SAHİHA : 3 / 1245.N

    6 = RASULULLAH S.A.V’İN SAKALI …

    “ … Enes r.a şöyle dedi : Rasulullah s.a.v’in sakalı, onun göğsünü doldurmaktaydı. “

    TABERANİ : KEBİR – İBNİ ASAKİR : TARİH

    “ … Bera r.a şöyle dedi : Rasulullah s.a.v yiğit, orta boylu, iki omuzunun arası geniş, kaba sakallı ve al yanaklı idi. “

    NESEİ : 8.C.5197.N

    7 = SAKAL FITRATTANDIR, FITRATI DEĞİŞTİRMEK İSE HARAMDIR …

    “ … Aişe r.a dan. Allah Rasulü s.a.v şöyle buyurdu : On şey fıtrattandır : bıyıkları kısaltmak, sakalı azad etmek …… “

    MÜSLİM : 1.C.261.N

    Değerli kardeşlerim … ! unutulmamalıdır ki Allah’u azze ve celle insanı şerefli bir mahluk olarak yaratmıştır…Ve bu şerefini koruyabilmesi için de O’nun emir ve nehiylerine uygun hareket etmesi gerekir.

    O’nun mevzumuzla alakalı emirlerinden birisi de, kullarının fıtratları ile uğraşmamaları ve onları değiştirmemeleridir. Yani ; kendisinin emri olmadan yaratılışları ile alakalı değişiklikler yapmamalarıdır. Çünkü Allah’ın izni olmadan yapılan değişiklikler, şeytanın emrine dayalı olan değişikliklerdir.

    Kaş almak, bacak kıllarını yolmak, dişlerin arasını yontmak, yüzden tüy almak ve erkeklerde sakal traşı olmak gibi şeyler hep fıtratı değitirmek anlamındadır.

    Rabbimiz kerim kitabında, şeytanın insanlara sokularak, onların fıtratlarını değiştirmeleri husunda emirler vereceğini bizlere şöyle anlatmaktadır :

    “ … Onlara emredeceğim, Allah’ın yaratışını - yani fıtratlarını - değiştirecekler … “

    NİSA : 119.AY.

    Bu konuda sünneti seniyede ise Allah Rasulü s.a.v tarafından şu ifadeler kullanılmaktadır.

    “ … Abdullah İbn Mes’ud r.a dan. Dedi ki : Rasulullah s.a.v şunları yapanlara lanet etmiştir ; Bedenlerine dövme yapan ve yaptıran kadınlara … yüzünün tüylerini alan kadınlara … seyrek dişli görünmek için dişlerinin arasını yontan sırıtkan kadınlara ve Allah’ın yarattığını değiştirenlere.

    Abdullah’ın bu hadisi Esedoğullarından Ümmü Yakup denilen bir kadının kulağına ulaştı. Hemen İbni Mes’ud’a geldi ve :

    - Senin şöyle şöyle yapanlara lanet ettiğin haberi bana ulaştı, dedi. İbni Mes’ud ona :
    - Ben Rasulullah s.a.v’in lanet ettiği insanlara niye lanet etmeyeyim ki ? dedi. Kadın dedi ki :
    - Andolsun ki ben, mushafın iki kapağı arasında ne varsa hepsini okudum, fakat senin söylemekte olduğun şeyi onda bulamadım. İbni Mes’ud ona :
    - Yemin olsun eğer sen onu hakkıyla okumuş olsaydın, elbette bunu görmüş olacaktın. Sen Allah’u Teala’nın :

    “ Rasul size neyi verdiyse onu alın, size neyi yasak kıldıysa ondan da uzak durun …. “ HAŞR : 7

    buyurduğunu okumadın mı ? dedi. Kadın - bu sefer şunu - dedi :
    - Ama ben senin ehlinin de – yani hanımının da – bunu yaptığını görüyorum. İbni Mes’ud ona :
    - Git ehlime bir bak bakalım. Kadın ona gitti baktıki dediği o şeyden onda bir şey yok. - Kadın İbni Mes’udun yanına dönünce - Ona dedi ki :
    - Eğer eşim böyle bir şey yapmış olasaydı, bizimle arkadaşlık edemezdi. “

    BUHARİ : 10.C.4846.S

    Bu hadisin ifadeleri her ne kadar kadınları hedef alan müennes siğasıyla da gelmiş olsa, unutmayalım ki “ hüküm illet üzere döner “ kaidesi gereğince bu fiilleri kim işlerse fıtratını değiştirmiş ve haram irtikab etmiş olur.

    Yani ; dövme yapan ve yaptıran … yüzünden tüy alan … dişlerinin arasını yontan ve yaratılışı değiştiren ister kadın olsun ister erkek olsun, bu tehditin kapsamı içerisindedir.

    8 = ÖNEMLİ BİR UYARI …

    Değerli kardeşlerim … ! sakal konusunda bilinmesi gereken önemli bir husus şu ki ; Rasulullah s.a.v’in bu konudaki emri, sakalın bırakılması değil, onun azad edilmesidir. Yani onu bıraktıktan sonra, ona bir daha dokunmamaktır.

    Zaten bu konuda asrı saadete az da olsa vukufiyeti olanlar bilirler ki, gerek ehli kitabın ve gerekse Mekkeli müşriklerin zaten sakalları vardı. Onların problemi ise, sakallarını kısaltmaları bıyıklarını uzatmaları idi. Ebu Umame hadisinde de anlatıldığı gibi :

    “ …. Peki ey Allah’ın Rasulü, onlar sakallarını kısaltıyor, bıyıklarını uzatıyorlar, buna ne dersin ? . Allah Rasulü s.a.v’in cevabı ise :
    “ Siz sakallarınızı hür bırakın – yani onlara hiç dokunmayın – bıyıklarınızı kısaltın. “ şeklindedir.

    Değerli kardeşlerim … ! ifadelere dikkat ederseniz eğer, onların bu konudaki problemi sakallarını kısaltmalarıdır… Dolayısıyla, sakalı traş etmekle kısaltmak farklı şeylerdir. Öyleyse sözün özü ; bizden istenen sakal bırakmak değil, onu bıraktıktan sonra onlara dokunmamak, onları hür bırakmaktır.

    9 = SAHABE SÖZ VE FİİLİ RASULULLAH’IN SÖZ VE FİİLİNE TERCİH EDİLİR Mİ … ?

    Bu konuda yapılan yanlışlıklardan birisi de ; sahabe söz ve fiilinin Rasullah s.a.v’in söz ve fiiline tercih edilmesidir…

    Yani ; bazılarının, sahabilerden bir veya ikisinin sakallarını bir kabzadan sonra kısaltmalarını bu konuda örnek almalarıdır…

    Halbuki bu konu da bilinmesi gereken en önemli kural ; Rasulullah s.a.v’in söz ve fiili varken, buna muhalif hiçbir söz ve fiil kabul edilmez. Bunu söyleyen ve yapan kim olursa olsun…

    Dolayısıyla, Rasulullah s.a.v’in sakal konusundaki emirlerinin azadedilmesi şeklinde olması. Kendisinin de sakalından kesinlikle almadığı hususu, bu konunun açık ve net ölçüsüdür. Kaldiki sahabeden ibni Ömer ve Ebu Hureyre’nin bu fiili – yani sakallarının bir kabzadan sonrasını kesmeleri – Hacc ve umre de yaptıkları bir fiildir.

    “ … Nafi’ r.h der ki : İbni Ömer r.a hacc ve umre yaptığı zaman başını traş ettirirken sakalının üzerinden eliyle tutar da bir kabzadan fazlasını alırdı. “

    BUHARİ : 13.C.5927.S

    Bu konuda İbni ebu Şeybe’nin musanefinde gelen bir rivayette Ata şöyle demektedir : Sahabeler Hacc ve Umre’nin dışında sakallarını bırakmayı seviyrorlardı.

    İBNİ EBİ ŞEYBE : 2 / 108

    Öyleyse şunu tekrar etmekte fayda vardır ; Rasulullah s.a.v’in söz ve fiili varken, buna muhalif hiçbir söz ve fiil onun önüne alınmaz… Bunu söyleyen ve yapan kim olursa olsun…

    Hatta şunu da söyleyebiliriz ; madem sakalın kısaltılması hususunda sahabilerden rivayet edilen o sözler sizin için delil, o zaman siz bunu Hac ve Umre yaparken kesin … Çünkü onlar bunu Hac ve Umre yaparken keserlermiş … Hacc ve Umre’nin dışında sakallarını bırakmayı seviyorlardı.

    Hulasa ; mevzuyla alakalı söylenmesi gereken son sözler şunlardır :

    1 - Sakal emredilen bir sünnettir …

    2 - Bu sünnet ise, farz olan bir sünnettir …

    3 - Bu ibadeti emreden ise Allah’u azze ve celledir …

    4 - Sakal fıtrattandır, fıtratı değiştirmek ise haram ve lanetlik bir iştir…

    5 - Rasulullah s.a.v sakalından asla almamıştır ve bu konuda sahih bir nakil yoktur…

    6 - Her konuda olduğu gibi bu konuda da örnek ve önder Allah Rasulü s.a.v’dir, dolayısıyla sahabeden bir iki kişinin bu konudaki söz ve fiili asla örnek alınmaz …

    7 - Sakal konusunda bir müslümandan istenen şey, onu azadetmesidir. Yani sakalını bıraktıktan sonra ona asla dokunmamasıdır…

    8 - Bu konuda bilinmesi gereken hususlardan birisi de ; gerek ehli kitabın ve gerekse Mekkeli müşriklerin sakallarının olduğu, dolayısıyla onların bu konudaki problemleri, sakallarını kısaltmaları ve bıyıklarını uzatmaları idi… Ama islamın istediğ ise, onlara muhalefet ederek sakalın tamamen azadedilmesi ve onlara dokunulmamasıdır….

    10 = BU KONUDAKİ UYDURMA BİR RİVAYET …

    “ … Amr bin Şuayb’ın dedesinden rivayet edilmiştir : Allâh Rasûlu s.a.v sakalının boyundan ve eninden alırdı. “

    Tirmizi : 4.c.2911.n

    BUHARİ R.H : Ravilerinden olan Umer b. Hârûn el-Belhî hakkında şöyle der : “ Bu hadisten başka, aslı olmayan veya tek kaldığı hiç bir hadisini bilmiyorum. “

    UKAYLİ R.H : şöyle der : “ Bu hadis ancak onunla – yani Umer b. Hârûn el-Belhî ile - bilinir ve Peygamber s.a.v’den - bunun zıddına - iyi senedlerle şöyle dediği sabittir : “ Sakalınızı uzatın, bıyıklarınızı kısaltın “

    YAHYA İBN MAİN : şöyle der : Bu adam pis bir yalancıdır.

    SALİH CEZERE : şöyle der : bu adam yalancıdır.

    Rabbim her konuda bütün Müslümanlara gönül rahatlığı ile İslama ve onun delillerine teslimiyet nasibeylesin.

    Amin
    Vel hamdu lillahi rabbil alemin …

    | Tacuddin El Bayburdi
  • Evet, fenn-i hadîsin muhakkikleri, nekkadları o derece hadîs ile hususiyet peydâ etmişler ki Resûl-i Ekrem Aleyhisselâtü Vesselâmın tarz-ı ifadesine ve üslûb-u âlîsine ve suret-i ifadesine ünsiyet edip meleke kesbetmişler ki; yüz hadîs içinde bir mevzu'u görse, "Mevzu'udur." der. "Bu, hadîs olmaz ve Peygamberin sözü değildir." der, reddeder. Sarraf gibi hadîsin cevherini tanır, başka sözü ona iltibas edemez.
  • Şâir Külsûm b. Amr el-Attabî şöyle bir uydurma sözünü, hadis diye rivayet etti:
    “Dilini burnunun ucuna dokundurabilen kimse, cehenneme girmeyeceğinden emin olabilir.”

    ek:
    Bu sözü işiten Muhammet ikbal de, dilini burnuna değdirmek için ameliyat olup dil ekletmeye karar verdi. Böylelikle cehenneme girmemeyi garantileyen ikbal, cenneti de garantilemiş oldu.
    #enigma