• Dışarıda sanki hayat durmuştu. Saatlerdir Kerberos'un da sesi duyuluyordu. Ahtapotlar, midyeler, balıklar, koskoca Karadeniz susmuştu. Ne bir otomobil ne de bir sokak kedisi geçiyordu, minareler susmuştu. Mezarda yatan Arzu, kahvedeki Hatice Hanım'ın kocası kasabaya uzanan yol susmuştu. Bütün dünya kardeşimin hikayesini dinliyordu.
  • KÜFÜR, CİNSELLİK, ALKOL!

    Bir Bukowski kitabı daha bitti.
    Bu adamın gerçekten de kaçık olduğuna karar verdim. Okuyucu - yazar ilişkimiz bu sebepten dolayı çok iyi gidiyor.
    Buko'nun öykülerinden oluşan bir kitap.

    Bazı öykülerini okumakta zorlandığımı söyleyebilirim. Mide bulandırıcı olan kısımlar vardı. Mesela, mezbağada başından geçenleri anlattığı öyküsünde, bir vegan olarak okurken bir hayli çaba sarfettim. Evet, kendimi zorlamak ayrı bir zevk veriyor.

    Diğer Bukowski incelemelerimde de dediğim gibi bu adamın çocukluğu kötü geçmiş. Bu yüzden aykırı bir insan. Aykırı bir yazar. Hangimiz çocukluğumuzdan etkilenmedik ki?
    Benliğimizi çocukluk dönemimizde şekillendiriyoruz. Kötü bir çocukluk geçiren insanlara ... oluyor. Biliyorum. Buko anlıyorum seni. Anlamam neyi değiştirir sanki. Mezarda yatıyorsun şimdi. Mezar demişken, Bukowski'nin mezarının alt kısmında eldivenli bir boksörün silüetini andıran bir görüntü vardır. Onun altında da ' Don't Try' (sakın deneme) yazar.

    https://i.hizliresim.com/Rr6o1Y.png

    Kaçık diyorum ya, bakınız bir kanıt daha.

    Ben ne yazayım mezar taşıma? Bunu düşünmek lazım. Hayret şu ana kadar hiç düşünmemişim.

    Yazar böyle samimi gelince incelemede de düşündüklerimi olduğu gibi yazıyorum. Umrum değil. Haha ha

    Şimdi, Buko kitapta fazlasıyla küfür ediyor. Dürüst olayım. Ben küfürden rahatsız olan bir insan değilim. Küfür bana gayet doğal geliyor.
    Hani bazı insanlar vardır ya böyle beyfendi, hanımefendi falan filan.

    " Ay aman küfür etme, bünyem kaldırmıyor! "

    Ciddiyim. Bunu diyen oldu ya. Tuhaf. Ben mi tuhafım yoksa onlar mı? Aman ya. Ne çıkar sanki.

    " Küfür, konuşmayı bilmeyen insanların ağzında olur ancak!"

    Gibi (...) ve daha da fazlasını söyleyen insanlar var. Bu tutumlara katılmamakla birlikte, saygı duyuyorum sizlere. Ama sizler hayatınızda hiç mi küfür etmiyorsunuz? (Meraktan yoksun bir soru bu.) Küfür de insana ait. Evet, küfürler genelde cinsel içerikli oluyor. Ve bu çoğunlukla kadının cinsel organın kullanılmasıyla oluyor. Bundan rahatsızlık duymanız olağan. Ne bileyim ben artık bundan da rahatsız olmuyorum.

    Küfürden rahatsız olmayanlar için:

    https://youtu.be/XvJh_hoL6Xo

    Cinsiyet belası ( böyle bir kitap ismi vardı) her yerde kendini gösteriyor. Bu küfür içinde de var tabii. Illaki kafamıza bir şeyleri takmak istiyorsak, daha öncelikli olması gereken konular var. Neyse şimdi cinsiyet söylemlerine falan filan girmek istemiyorum. Içim bunalıyor artık bu konulardan. Ne dersem diyeyim, ne yazarsam yazayım insanlar asla kendi fikirlerini aceba? gözüyle bile bakmayacak, bakmıyor. Bu böyle. Kabul edelim. Ben kabul ediyorum.
    Bakınız işte güzel insan modeli. Haha ha hxbsjbzbbshbszx

    NOT: Tabii bu benim görüşüm. Sizler içinizde feminist (ya da her ne ise) duygular barındırıp, bu dediklerime karşı çıkabilirsiniz. Umrum değil.

    Ilave bilgi: Türkiye'deki ilk feministler erkektir. Ziya Gökalp'ın
    Türkçülüğün Esasları isimli kitabı, Türk Feminizmi'yle ilgili yapılanlardan ve fikirlerinden bahsettiği bir kitap. Türk Feminizmiyle ilgili bilgi edinmek isteyenler için iyi bir kaynak bu kitap.


    Küfürden sonra sırada cinsellik var.
    Buko'nun aşırılıklarıyla (?) kullandığı cinsellik, kitaplarının pornografik olarak algılanmasına sebep oluyor. Evet, abartılan kısımlar var. Aslında abartı değil burada kişinin yetiştiği ortam, benlik yapısı, ve en önemlisi çocukken aldığı cinsel eğitim önem taşıyor. Bir çocuk kendi cinsel organını keşfettiğinde bununla eş zamanda da cinsel kimliği (sexual identity) gelişmeye başladıkça hayatı boyunca ekileneceği cinsel hayatının ilk adımlarını atmış oluyor. Türkiye'de (çoğunlukla) aileler çocuğa cinsel eğitim vermez. Bunun eksikliği içinde, kulaktan dolma bilgiler ya da verilen bazı yanlış bilgilerle büyüdü çoğumuz.
    Ama batıda bu böyle değildir. Onlarda aşırılık vardır. Bukowski'nin dikat çekmek istediği bazı noktaları cinselliği kullanarak yazması çok akıllıca. Özü anlatmada kullanılabilecek en güzel eylem cinselliktir. Ama tabi bu toplum ve ülkede hala cinsellik, sex, (...) gibi kelimelerden rahatsız olan insanlar varken, bu anlatımda sadece sembolik olarak kullanılan cinselliği anlamalarını beklemek komik olur.
    Çocukluktan gelen bu yargıları aşmanın kolay olmadağını biliyorum. Okumak lazım. Daha da mantıklısı okuduklarımızı hayatımızda kullanmak.
    Vayy ki ne vayy!

    İnsanlar çok tuhaf... Anlayamıyorum. Anlamak da istemiyorum artık.

    Söyleyecek çok fazla mevzu var tabii fakat akıl sağlımın selameti ve ruh yorgunluğum sebebiyle cinsellikle ilgili yazacaklarım bu kadar.

    https://youtu.be/vmqMwqNeSmg


    Bir diğer Buko efsanesi ise, alkol!
    Fazlasıyla alkol tüketen bir insan olduğu için kitapların da bunun tasvirleri epey yer kaplıyor.

    "Sihirli bir şeydi içki. Neden kimse söylememişti bunu bana? İçki ile hayat harikulade, insan mükemmeldi, kimse rahatsız edemezdi onu."

    (Ekmek Arası kitabında içkiyle nasıl tanıştığını anlatıyor. Yukarıdaki cümleler de bu kitaba ait.)

    Farkettiniz mi? Incelemede çokça 'fazlasıyla, bayağı' gibi çokluk belirten kelimeler kullandım. Buradan Charles Bukowski'nin 'aşırı' bir yazar olduğunu çıkarabiliriz. Bırakılan etki önemli.

    Bir kaç Buko fotoğrafı bırakıyorum buraya:

    Karısı Linda ile,
    https://i.hizliresim.com/36RYpp.png

    Sigara!
    https://i.hizliresim.com/lqzvbg.png

    Olmassa olmaz.
    https://i.hizliresim.com/Llo1OV.png

    Diğer fotoğraflarına bakmak isteyenler varsa, web sitesinin adresini buraya bırakıyorum:

    https://www.gettyimages.com/...e=charles%20bukowski

    Benden bu kadar.

    Ayrıca "Bukowski okumalı mıyım?" diyenler varsa, daha önce de dediğim gibi keyfiniz bilir.


    https://youtu.be/JtddPCkEfGI

    Özledik...
  • “Çiçeği evrende bir eşi daha bulunmadığını söylemişti. Oysa işte bir tek bahçede bile ona tıpatıp benzeyen beş bin çiçek vardı!
    “Görse ne kızardı,” dedi kendi kendine. “Kim bilir nasıl öksürür kendine gülünmesin diye ölüyormuş gibi yapardı. Ben de ölmemesi için seve seve ona bakıyormuşum gibi yapardım. Çünkü aşağıdan almazsam gerçekten ölmeye kalkardı.”

    Bu cümleler Küçük Prens’in çiçeği için mi yoksa Uğultulu Tepeler’in Catherine’i için mi söylenmiş? Yazar, Küçük Prens’in gururlu çiçeğini alıp ona hayat vermiş. Hatta bir Heathcliff yaratıp onu da Küçük Prens gibi uzaklara yollamış. Herhangi bir adamın söylediği gibi; Emily Bronte, kadındır!
    Tanıştığım ilk klasiktir Uğultulu Tepeler. Ne şanstır ki en kaliteli kitaplardan biriymiş o da. Her okuduğumda yeni bir özellik katıyorum karakterlere, her okuduğumda hak verdiğim değişiyor, her okuduğumda daha da hüzünleniyorum. Bu kalite değildir de nedir? Eşsiz bir olay örgüsüyle birlikte karakterlerden öngörülemezlik akıyor. Hangi karakterin ne yapacağını bilemiyordum ilk başta, tahmin etsem bile yanılıyordum. Şimdi bile her okuduğumda yapılan hareketin amacını yeniden düşünüyorum, tartıyorum.
    Eşsiz bir aşk hikayesi barındırıyor kitap. Hani koskoca Gurur ve Önyargı kitabını bir pazarlama hilesi yaparak Aşk ve Gurur diye çevirmiş ya bazı yayınevleri, işte o kitabı yeren bu isim Uğultulu Tepeler’e nasıl güzel yakışırdı!

    “Linton’a olan aşkım ağaçların yapraklarına benziyor. Kışın gelip ağaçları değiştirmesi misali, zamanın da bu aşkı değiştireceğini çok iyi biliyorum... Ama Heathcliff’e olan aşkım toprağın altındaki kayalar gibi... Pek göremediğimiz ama gerekli olduğunu bildiğimiz kayalar.”
    Ah Catherine! Nasıl seviyorum her yaptığını, nasıl anlıyorum... Benim bile her okuduğumda kalbim bir Edgar’a bir Heathcliff’e gidiyor. Acaba o mezarda hangisine dönüksün kim bilir!

    İngiliz Edebiyatının en çarpıcı eserlerinden biridir Uğultulu Tepeler, tanışanlara ne mutlu. Kurduğum en garip ilişkiyi açıklayacağım son olarak; Heathcliff B-612’deki Küçük Prens’tir, Catherine ise oranın eşsiz çiçeği... Sönmüş yanardağlardır Edgar da, sönmüş ama hala önemli. Teşekkür ederim.
  • “(...)Bu ne biçim hayat? Hep telaş, hareket içinde yaşamak. Sakin, rahat bir mutluluğa ne zaman kavuşacağım ben?”
    İvan Gonçarov
    Sayfa 421 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
  • Durun kalabalıklar, bu cadde çıkmaz sokak! 
    Haykırsam, kollarımı makas gibi açarak:
    Durun, durun, bir dünya iniyor tepemizden,
    Çatırdılar geliyor karanlık kubbemizden,
    Çekiyor tebeşirle yekûn hattını âfet; 
    Alevler içinde ev, üst katında ziyafet! 
    Durum diye bir lâf var, buyrunuz size durum; 
    Bu toprak çirkef oldu, bu gökyüzü bodurum! 
    Bir şey koptu içimden, şey, her şeyi tutan bir şey,
    Benim adım Bay Necip, babamınki Fazıl Bey; 
    Utanırdı burnunu göstermekten sütninem,
    Kızımın gösterdiği, kefen bezine mahrem.
    Ey tepetaklak ehram, başı üstünde bina; 
    Evde cinayet, tramvay arabasında zina! 
    Bir kitap sarayının bin dolusu iskambil; 
    Barajlar yıkan şarap, sebil üstüne sebil! 
    Ve ferman, kumardaki dört kıralın buyruğu; 
    Başkentler haritası, yerde sarhoş kusmuğu! 
    Geçenler geçti seni, uçtu pabucun dama,
    Çatla Sodom-Gomore, patla Bizans ve Roma! 
    Öttür yem borusunu öttür, öttür, borazan! 
    Bitpazarında sattık, kalkamaz artık kazan! 
    Allahın on pulunu bekleye dursun on kul; 
    Bir kişiye tam dokuz, dokuz kişiye bir pul.
    Bu taksimi kurt yapmaz kuzulara şah olsa; 
    Yaşasın, kefenimin kefili karaborsa! 
    Kubur faresi hayat, meselesiz, gerçeksiz; 
    Heykel destek üstünde, benim ruhum desteksiz.
    Siyaset kavas, ilim köle, sanat ihtilâç; 
    Serbest, verem ve sıtma; mahpus, gümrükte ilâç.
    Bülbüllere emir var: Lisan öğren vakvaktan; 
    Bahset tarih, balığın tırmandığı kavaktan! 
    Bak, arslan hakikate, ispinoz kafesinde; 
    Tartılan vatana bak, dalkavuk kefesinde! 
    Mezarda kan terliyor babamın iskeleti; 
    Ne yaptık, ne yaptılar mukaddes emaneti? 
    Ah, küçük hokkabazlık, sefil aynalı dolap; 
    Bir şapka, bir eldiven, bir maymun ve inkılap.

    Üstad N.F.K
  • Bu şehrin her yerini hayat şevkinin ışığı sarmış
    Ki orda ölüm gelmez insanın aklına, mezarda bile.
    Can Dündar
    Can Yayınları