Tinsel olarak doğumum kısa bir kış gününe isabet etmiş olabilir. Gece, varlığıma çok erken çökmüştür belki de. Hayatım mahrumiyet ve hüzünle yaşanmaya mahkûmdur.
Evet, eskiden buralıydım gerçekten de; bugün en yeni görünen manzaraların karşısında bile, sürgüne gidip de geri dönmüş gibi hissediyorum kendimi, hem hancıymışım hem de ebedi göçebe, gördüğüm, duyduğum her şeyin yabancısıymışım, kendimden yaşlanmışım.
İstemek, muktedir olmamaktır. Eyleme geçmiş olan varsa, bunu eylemi yapabilmesinden önce, ama ancak gerçekten muktedir olduğu zaman istemiştir. İsteyen asla muktedir olamaz, çünkü isterken yitip gider. Bence bunlar temel ilkeler.
Var olmak, inkâr etmek demektir. Bugün yaşayan ben, dün ben olan şeyin, dünkü benin, tekrar inkârından başka neyim ki? Var olmak, kendini yalanlamaktır. Hiçbir şey hayatı, yazılanların bir gün sonra tekzip edildiği gazetelerden daha iyi anlatamaz.
Hepimiz uyuruz, tek fark düşlerimizde, düşlerimizin eriştiği nitelik ve seviyededir. Ölüm belki bizi uyandırıyordur, ama bu da cevapsız bir mesele - imanın verdiği cevabı saymazsak tabii, buna göre inanmak zaten kazanmak demektir; umudun cevabına göre sahip olmak arzulamakla olur; Tanrı sevgisi ise, veren, alır, der.