İtibarın büyük bir sakıncası daha var, o da hayatımızı insanların algısına göre yaşamak zorunda oluşumuz; yani insanların hep kaçtığı şeylerden kaçarak, hep istediği şeyleri isteyerek.
Mesela ihtiras; ruh öyle bir esir düşüyor ki buna, iyi bir şey bulmuş da sükûna ermiş gibi başka bir şey düşünemez hale geliyor. Ama hazzına vardığı anda da, peşi sıra gelen büyük bir hüzne garkoluyor. Hüzün, zihni esir almıyor belki, yine de darmaduman ediyor, sersemletiyor.
Kapının arkasına saklanıyorum ki, Gerçeklik içeri girince beni göremesin. Masanın altına sığınınca, Olası birden korkuyor. Öyle ki, kucaklaşmış iki kol gibi uzaklaştırıyorum kendimden beni sarmalayan iki sıkıntıyı - Gerçeklik'ten başka şey yaşayamamanın sıkıntısı ve sadece Olası'yı tahayyül edebilmenin sıkıntısı.
Duyarlılığı gereksiz yere artırılmış bir fotoğraf camıyım ben. Bütün ayrıntılar, dışımdaki şeylere kıyasla ölçüsüzce kazınıyor üzerime. Cam sadece kendimle uğraştırıyor beni. Apaçık görülüyor ki, dış dünya benim için saf duygudan ibaret. Asla unutmuyorum hissettiğimi.