"ağır ağır kendimle barışmaya ,daha doğrusu kendimi kabul edilir görmeye çalışıyorum. "
Kitabı okumaya başladığımda ilk önceleri isimle içerik arasında bir bağ kuramadım. Yani bu dört karakter dört bambaşka hayat coşkuyla yaşayamadıkları için coşkuyla ölüyorlar mıydı?
İnsan hiç şüphesiz gürül gürül yaşayamazsa coşkuyla ölür.
"Yaşamış olana ölüm zor gelmiyor."altını çizdiğim bu düşüncemi destekler bir cümleydi...
Yaşamış olana yaşayabilmiş olana ölüm anlaşılabilir bir şey geliyor muhakkak. Peki ya coşkuyla ölenler yaşayamayanlar mı?
Hikayelerden karakterlerin hepsinin ortak özelliği yabancı oldukları hayatlarda coşkuyla ölmeleriydi.
Ama şüphesiz son karakterin içinde bulunduğu evliliğe karşı bakışı üzerimde buz gibi bir etki bıraktı, çevremizde acaba kaç kişi böyle yabancısı olduğu hayatı kendinin sanıyor...
Velhasıl Şule Gürbüz okumanın damakta bıraktığı bu tadı geç keşfetmiş olmanın hüznü ama geçte olsa eksik olmamanın mutluluğu var üzerimde...
İyi okumalar diler, çokça tavsiye ederim.