• Müdire rafa doğru yürüdü, bir çay kutusu aldı, yanıma oturdu ve elbisesinin cebinden katlanmış bir kâğıt çıkardı. "Bana bir mektup bırakmış; bir tür vasiyetname." Kâğıdı açtı. "Mor renkli çay kutusunda daha para var. Bu parayı Michael Berg'e verin; o da bunu banka hesabındaki 7.000 Markla birlikte, kilise yangınından annesiyle birlikte kurtulan kıza versin. Bu parayla ne yapılacağına o kız karar vermeli. Ve Michael Berg'e selamlarımı iletin."
  • || Merhaba,

    Okuyucuyu okumayı bitireli saatler oldu; ama neden soruları kafamda hala yankılanıyor. Neden? Niye? Bir başkasının yazdığı satırlara, belki de bir başkasının yaşamına bu soruları yöneltmemiz ne kadar yerinde,bilemeyiz...Bu sadece bir sitem!
    Kitap, kapağının arkasında şöyle tanımlanıyor: " Sıradışı bir aşkın ardına gizlenmiş dehşet verici bir tarihin öyküsü bu..."
    Kitabın filme uyarlanmış şeklini gördüğümde,içinde sadece bir aşk öyküsü işleniyor sanmıştım. Oysa Okuyucu,sizi birbirinden farklı duygulara sokuyor. Üzüldüğünüz, hikayenin naifliğinden ruhunuzun titrediğini hissettiğiniz, zaman zaman çok kızdığınız;fakat empati yapmaktan kendinizi alıkoyamayacağınız bir kızış bu. İkinci Dünya Savaşı'ndan yıllar sonrasında Almanya, Michael Berg 14 yaşındadır ve zor bir hastalıkla mücadele içindedir, bir gün kendisine yardım eden 36 yaşındaki Hanna Schmitz'le yolu kesişir...Michael, Hanna ile tanıştıktan sonra yaşadığı otuz yılı anlatır bize bölüm bölüm, okunması kolay bu bölümleri düşünce süzgecinden geçirmek bir o kadar değerli ve biraz da zor diyebiliriz. Michael, Hanna'ya düzenli bir şekilde kitap okumak için onunla vakit geçirmeye başlar, ikilinin arasında diğer insanların adlandıramayacağı farklı bir ilişki oluşur. Yolları daha sonra -belki de çok zaman sonra- nazi kamplarında görev alan Alman'ların yargılanma sürecinde kesişir. Michael ve Hanna buraya nasıl geldiler? Geçen otuz yılda neler yaşadılar ya da neler yaşayamadılar... İşte keşif sürecimiz buradan sonrası. Sanırım son zamanlarda okuduğum bambaşka bir hikaye olduğu için sevdim seni Okuyucu! Söyleyemeden geçemeyeceğim bir şey var:Yolu kitaplardan bir şekilde geçen arkadaşlar, karakterlerimizin ne yaşarlarsa yaşasın edebiyattan ayrı kalamaması hoşunuza gidecek. Kitabı okuyan ve okumak isteyen arkadaşlar için bir can alıcı alıntı ekler, güzel geceler dilerim.

    "Yoksa 'çok geç' kalınmaz mı hiçbir zaman yalnızca 'geç' mi kalınır ve 'geç' olması, her şeye karşın 'hiç' olmamasından daha mı iyidir?"
  • Spoiler vardır.
    Geçen aya kadar Bernhard Schlink’in adını bile duymamıştım. Taki Melih Elal Okuma grubunda bu kitabın okunacağı söylenene kadar. Kitabı okulun kütüphanesinde rafta gözükmesine rağmen bulamayınca bisikletime atladım ve soluğu kitapçıda aldım. Kitapla ilgili bir bilgim olmadan başladım kitaba. İlk sayfalarda gördüm ki 15 yaşındaki bir hasta gencin (Michael Berg) 36 yaşındaki Hanna Schmitz ile olan ilişkisini anlatıyor. Hem de baya açık bir şekilde. Kafamda baya soru oluşmaya başladı. Acaba bir kitap okuma grubunda niye böyle bir kitap seçilmişti? Hem de abinin biri hep birlikte filmini de izleyelim diyor falan. Tam tövbe tövbe diyecekken kitapta ilginç olaylar olmaya başladı. Hanna, oğlancık dediği Michael ile ilişkiye girmeden önce Michael’e sesli bir şekilde kitap okutturuyordu. Michael’ı sanki denek bir fare gibi kullanıyordu diyebiliriz. Tabi bu sırada Hanna her daim Oğlancık’ı başarılı olmaya da yönelttiriyordu. Michael’in bir anda hayatı değişmişti. Kimseye Hanna ile olan ilişkisini söylemiyorken herkesin fark edeceği ölçüde derslerinde hızla başarılı olmaya başlamıştı. İşte böyle zaman hızla geçerken Hanna bir gün ortadan kayboldu ta ki 3-4 yıl sonra Nazi suçlusu olarak mahkemeye çıkana kadar.

    Kitapta arka kapakta da belirttiği gibi İkinci Dünya Savaşı sonrası kuşağın Nazi dönemiyle hesaplaşması ve uzlaşmaya çalışmasını görüyoruz. Zaman zaman Hanna’nın yaptıklarını kınarken zaman zaman da acaba ben onun konumunda olsam ne yapardım acaba demeden edemedim.
    Düşünsenize anne, babalarınız savaş suçlusu ve siz onların çocukları olarak doğmuşsunuz. Ne zor durum olsa gerek. İşte 1940 doğumlu Alman çocukları bu durumu fazlasıyla yaşamak zorunda kaldı. Bernhard Schlink bu durumu çok iyi bir şekilde ele almış. Artık çevirmenin iyi olmasından mı bilemem ama kitabın dilini de çok beğendim. Kitap su gibi akıp gitti. Ölmeden önce okumanız gereken kitaplar gibisinden bir listeniz varsa mutlaka bu kitabı bu listeye alın derim.
    Hanna ve diğer sanıkların yargılanma sebebi; yüzlerce insanı bir kilisenin içinde ölüme terk etmeleri. Herkes suçu birbirine atarken Hanna suçu tamamen üstüne aldı. Çünkü Hanna okuma, yazma bilmiyor ve bu durumdan aşırı derecede utanıyordu ve inkar ederse bu durum ortaya çıkacaktı. Bu durumu fark eden Bernhard hakime söylemeli miydi yoksa söylememeli miydi? (#15709241) Burada okuma yazmak ayıp değil ki olarak olayı ele almayın. Kişinin herhangi bir şeyden utanması olarak düşünün. İşte böyle durumda siz kişinin hapse gireceğini bile bile sırf hapse girecek kişi durumun ortaya çıkmasını istemediği için söylemez miydiniz? Yoksa adalet yerini bulması için her şeyi açık açık ortaya koyar mıydınız?

    Başka bir durumda sanıklara verilen komik cezalar. Hanna tüm suçu üzerine aldığından ömür boyu ceza alırken diğer sanıklar sanki o kilisenin çevresinde bulunmamışlar gibi 5-6 yılla yırtıyorlar. Adalet yerini bulması için ne yapılabilir? Kısasa kısas mı? Yoksa sanıkların durumunu yangından kurtulan anne ve kızının merhametine mi bırakmak? Sanıklar bir odaya girecek ve ateşe verilecek. Anahtar da anne ve kızında bulunacak. Kapıyı açma merhameti gösterseler bile içerden çıkacak sanıklar anne ve kızıyla göz göze geldikleri anda zaten ruhen ölmüş olacaklar. Tabi bu durumda bile tam adalet sağlanmış olunmuyor. Ne de olsa kilisenin içerisinde ölmüş insanların fikirleri bu dünyada hiçbir zaman alınamayacağı için. İşte böyle bir pis bir durum var. Hala da dünyamızda bir hiç uğruna ölen milyonlarca masum insan var. Umarım bu vahşet sona erer ve çocuklarımıza daha iyi bir dünya bırakırız.

    Son olarak kitabın bir de The reader ismiyle 2008 yapım filmi de var. Filmi de izlemenizi öneririm.
    http://ahmedyasirorman.blogspot.com.tr/...nk-kitap-yorumu.html
  • Okuyucu'nun yıllar önce filmini izlemiştim. Ve kitabı bir gün rafta görünce direk film aklıma geldi. Yoksa o filmi, bu kitaptan mı uyarlamışlar diye atladım kitaba. Ve evet o filmi, bu kitaptan uyarlamışlar. Aslında kitabı görünce filmin aklıma gelmesi çok tuhaftı. Çünkü güzel bir film izlediğim dışında hiçbir şey hatırlamıyorum filmle ilgili. İşte bu şekilde yetersiz hafızama güvenerek aldım bu kitabı.

    Kitabın zamanı İkinci Dünya Savaşı sonrası yıllar ve yer Almanya. Anlatımı ise iki ana karakterden biri olan Michael Berg karakterinin bakış açısından yapılıyor. Michael Berg 14 yaşındadır ve bir hastalık geçirir. Kendisine bir gün, bir şekilde yardım eden, 36 yaşındaki Hanna Schmitz'le aralarında farklı bir ilişki oluşur. Artık Michael düzenli olarak Hanna'ya gitmektedir ve ona kitaplar okumaktadır... Michael'ın hayatının atlaya atlaya anlatılan, otuz yıllık bir dönemini okuyoruz. Ve bu otuz yıl içinde Hanna ile olan ilişkilerini anlatırken, İkinci Dünya Savaşı sonrasında Almanya'da nazi kamplarında görev alan Alman'ların yargılanma süreci de ortaya dökülüyor.

    Kitabı gerçekten çok sevdim. Çok akıcı bir dili var. Betimlemeler, duygusal ve psikolojik tahliller çok iyiydi. Zaten uzun zamanda okumamın çok zaman ayıramamak dışındaki bir diğer sebebi ise aynı bölümleri -çok hoşuma gittikleri için- tekrar tekrar okumak. Aslında zaten kısa olan kitap, üç bölüme ayrılmış ve bölümler de 3-5 sayfalık bölümlere ayrılmış ki bu okumayı çok kolaylaştırıyor. Zaman ayırırsanız çok kısa sürede okuyabileceğiniz bir kitap Okuyucu.

    Okumalısınız diyor ve de keyifli okumalar diliyorum.