bu bilgicikler de şuracıkta sevimli sevimli dursun..
ORTA ÇAĞ-------------------------

Orta Çağ: 375’te kavimler göçüyle başlar,1453 yılında istanbul’un fethine kadar sürer.

Orta Çağ (Middleage) Milattan Sonra 5. yüzyıl ve 13. yüzyıllar arasını kapsayan zaman dilimine verilen addır. Bu kelime 17. yüzyıldan beri Avrupa tarihi sözkonusu olduğunda, kullanılmaya başlanmıştır. Bu kavram, genellikle insanların öznel bilincinde biçimlendiği için kesin başlangıç ve bitiş noktalarından söz edilemez. Ancak, bütün bu nedenlere rağmen, tarih kitaplarında Roma imparatorluğunun bölünme tarihi (M.S. 395) yada son Batı Roma İmparatorluğunun düşüş tarihi ( 476) gibi noktalar Ortaçağın başlangıcı olarak alınmaktadır. Bitiş noktaları ise, İstanbul'un fethi ( 1453); İtalyan kaşif Kristof Kolomb'un Yeni Dünya'yı ( Amerika) keşif (1492); Din savaşları olarak bilinen 30 Yıl Savaşlarını sona erdiren Westphalia Antlaşması ( 1648); Fransız Devrimi ( 1789) gibi siyasi tarihte önemli sonuçlar doğuran tarihler sayılmaktadır.

Ortaçağ kavramı tarihte ilk defa Rönesans düşünürleri tarafından geliştirildi. Bunlar kendi dönemlerini, Roma İmparatorluğunda yaşanan parlaklık ve "yeniden doğuş" dönemleri arasında bir geçiş dönemi olarak görmektedirler. Roma'da yaşanan uygarlığın kendi dönemlerinde yeniden canlandığını görüyorlardı. Roma İmparatorluğu ile, kendi dönemlerine kadar geçen karanlık dönem için bu tabiri kullandılar.

Bu olumsuz değerlendirmelere karşın, Ortaçağ büyük siyasal, ekonomik, kültürel, toplumsal ve sanatsal değişimlerin yaşandığı bir dönemdir.

RÖNESANS-------------------------
İlk kez İtalyan sanatçı Giorgio Vasari tarafından Vite'de kullanılmış, 1550 yılında basılmıştır. Rönesans teriminin kökeni Fransızca'dır. Fransız tarihçi Jules Michelet tarafından kullanılmış ve İsviçreli tarihçi Jacob Burckhardt tarafından geliştirilmiştir. (1860'larda). Yeniden doğuş iki anlamı içerir


AYDINLANMA-------------
Avrupa 'da düşünce alanında en köklü değişimlerin yaşandığı dönem 18. yüzyıldır. Buyurucu ve değişmez kurallar ortaya koyan dinsel inanışlara ve bunlardan kaynaklanan skolastik (dogmatik) düşünceye karşı; aklın, deneyimlerin, kuşku ve araştırmaların ön plana çıkarılmasıdır.

Aydınlanma ÇağıSosyal Bilgiler Terimi Olarak Aydınlanma Çağı:
Aydınlanma, 18. yüzyılda Avrupa'da ortaya çıkan ve her konuda akla öncelik tanıyan düşünce sistemine Aydınlanma, bu düşünce sisteminin etkisiyle bilim ve felsefede büyük gelişmelerin olduğu bu yeni döneme Aydınlanma Çağı denmiştir.
Aydınlanma Çağı'nda "aklın kullanılması ile doğru bilgiye ulaşılabileceği" fikri temel alınmıştır.

Bu dönemin önemli bilim insanları;
- Newton (Nivton); fizik ve matematik alanında çalıştı.
- Copernik (Kopernik); Evrende Güneş merkezli bir sistem olduğunu ve Dünya'nın Güneş çevresinde döndüğünü kanıtladı.
- Galileo; Dünya'nın yuvarlak olduğunu ispatladı.
- Descartes (Dekart); analitik geometriyi geliştirdi.
- Jean Jacgues Rousseau (Jan Jak Russo); toplumsal alanda önemli eserler verdi.
- Mozart, Bach (Bah) gibi besteciler müzik alanında önemli başarılar elde etti.

KAYNAK:web

Güler Gündoğdu, bir alıntı ekledi.
20 Mar 08:46 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Sarsıldığı ve koparıldığı halde hep canlanan şey doğal değil de nedir ?

Rönesans, Jules Michelet (Sayfa 5)Rönesans, Jules Michelet (Sayfa 5)

Herkes esnesin. Her şey önceden bilinmektedir. Bu dünyadan hiçbir şey umulmamaktadır.

Michelet

Li-3, bir alıntı ekledi.
10 Şub 11:14 · Kitabı okudu · Beğendi

Yaşlanmaz kadın
Bu kitap yeni ufuklar açtı bana, aynı zamanda dinsel bir ilham gibi geldi. "Hiçbir kadın yaşlı değildir" ( dünyada hiç yaşlı kadın yoktur anlamına gelmiyor bu; yani, sevdiği ve sevildiği sürece hiçbir kadın yaşlanmaz, demek).

Not bahsi geçen kitap: aşk ve kadın - jules michelet

Theo'ya Mektuplar, Vincent Van Gogh (Sayfa 12 - YKY)Theo'ya Mektuplar, Vincent Van Gogh (Sayfa 12 - YKY)
Ebru Ince, bir alıntı ekledi.
28 Oca 11:19 · Kitabı okudu · İnceledi · 8/10 puan

Ecole Normale
"Öğrenciler aynı zamanda on dokuzuncu yüzyılın ahlaki krizlerine özellikle Dreyfus vakasında karşı müthiş tepki verdiler .
Ecole Normale 1830 'larda Michelet ve Cousin 'den Pasteur'e 1870 'lerde Bergson ve Jaunres'ye 1880 'lerde Durkheim 'a ve 1890'larda Blum ve Peguy'ye varıncaya kadar bir dizi seçkin şahsiyet yetiştirdi .
Öte yandan üniversitede modern dönemde belki en çok öne çıkan şahıs Lucien Herr oldu.Birçok dili bilen ve çok bilgili bir sosyalist olan Herr prensiplerine sıkı sıkıya bağlı sıradışı bir kutuphaneciydi ..

Samuel Beckett, Andrew Gibson (Sayfa 50 - Yapı kredi yayınları..)Samuel Beckett, Andrew Gibson (Sayfa 50 - Yapı kredi yayınları..)
DivaneAli, İki Şehrin Hikâyesi'ni inceledi.
 10 Oca 13:39 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Michel Foucault 1975 yılında Hapishanenin Doğuşunu yayımladığında, başka şeylerin yanında Victoria döneminin en büyük İngiliz romancısını meşgul eden o büyük soruyu da tartışıyordu: devrimci şiddet, devrim öncesi şiddetin yöntemleri ve zihniyetinin bir devamı mıdır yoksa ona bir son mu verir? Foucaultnun Fransa da ve İngiltere de özellikle mevcut suçlar içinde en büyüğünü, hükümdarın hayatına kastetme suçunu işleyenlere reva görülen idamları tarif ettiği bölümler ayrıntı zenginlikleri ve dehşet verici kesinlikleriyle okurların aklında uzun süre yer edinir. Aynı bölümlere İki Şehrin Hikâyesinde de rastlarız. Tıpkı Hapishanenin Doğuşunu okuyan birinin Damensde regicide (kralı katletmeye teşebbüs) suçunu işleyen mahkûmun göğsü, kolları ve kasıklarındaki etin ateşe batırılmış kıskaçlarla sökülüşünü, suçu işlediği sağ elinin sülfürle yakılışını, eritilmiş kurşunun ve kaynar yağın üzerine dökülüşünü, halatlarla bağlandığı dört at tarafından dört ayrı yöne çekilen vücudunun dört parçaya bölünüşünü, parçalanan uzuvlarının ateşe atılışını, ortaya çıkan küllerin rüzgârla ortalığa savruluşunu unutamayışı gibi çoğu okur Charles Dickensın İki Şehrin Hikâyesindeki devrimci şiddet sahnelerini de unutamaz.

Kapitalizmin temelleri
Ancak bir diğer tarihsel romanı Barnaby Rudge daki gibi burada da Dickens affedilmez rejimi affetmeyenlerin yaptıklarını affedilmez bulur: Adaletsizliği yeni bir adalet rejimiyle düzeltmek isteyenler Dickens için her zaman yeni adaletsizliklere neden olurlar. Herhalde Bastille'in ele geçirilişini, idamları ve sokaklarda coşkuyla dans eden Parislileri sözcüğün en olumsuz anlamıyla bir güruh olarak resmeden Dickens için asıl sorun, adaletin sekülerleşmesinin onun ilahi çeşitlemesinden farksız oluşuydu. Özellikle de Cartonun roman boyunca yaşadığı dönüşüm ve fedakarlığı, Dickens?ın onu en çok seven okurlarından Dostoyevski üzerindeki etkisini de bize yeniden hatırlatır: İki Şehrin Hikâyesi boyunca hep belli bir sentimentalizm, aşırı tiyatral bir hava, romanın daha Kafkaesk, karanlık, keskin ayıntılarla örülmüş bölümlerine eşlik eder. Fransız edebiyatı öğretmenliğini meslek edindiğini unutmamamız gereken Darnayin kitabın ikinci kısmında öğleden sonra idam cezasından kurtulup akşama doğru Sohoda içki içmeye gitmesi, ilerleyen bölümlerde eski bir hizmetkârını kurtarmak için Fransaya geri döndüğünde bir tutuklanıp bir salıverilmesi, özgürlük ve tutsaklık arasında tek bir otoritenin tek bir sözüyle gidip gelişleri Dickens romanlarının miras hukuku, çalışma sistemi ve adalet üzerine kurulu üçlü temelini bize tekrar hatırlatır (çünkü bunlar Dickensa göre kapitalizmin temelleridir). Kafkanın Yasanın kapısının önünde bekleyen adamının yaşadıklarıyla Darnayin önce Üçüncü George sonra ise Fransız Halkı adına yargılanışı sırasında kendisi için dikilen adalet gömleğinin içine girişi birbirine çok benzer.
Dickens karısından ayrılmış, yayıncısıyla anlaşmazlığa düşüp en yakın dostlarından Wilkie Collinsle birlikte romanlarını tefrika ettikleri Household Words dergisini kapatmış, yaşantısında yeni bir dönemin eşiğine gelmişti ve ilk olarak All The Year Around adlı yeni dergisinin birinci sayısında okurlara sunduğu İki Şehrin Hikayesiyle devrim ve özgürlük üzerine kendi fikirlerini de yeniden sınama imkânı bulmuştu. Thomas Carlyleın Fransız Devrimi kitabından öğrendikleri kadar Romada bizzat tanık olduğu giyotinli idamlarda, Paris seyahatinde Michelet ve Victor Hugoyla yaptıkları sohbetlerdeki izlenimlerini de bir araya toplayıp romanını yazmaya başladığında acaba Foucaultnun bir yüzyıl sonra cezalandırma usullerinin bedensel şiddetten gözetim teknolojilerine kayışını incelediği Hapishanenin Doğuşunu hayal edebilir miydi Dickensı endişelendiren ve hak verdiği, korktuğu ve hayranlık beslediği Fransız Devrimi olayını izleyen dönemde Marksizm ve özel olarak yapısalcılık-sonrası düşünceyle yaşanan zihniyet değişiminde, solun devrimci hakikate ve onun ideolojisine, adalet kavramına eleştirel bakışının yerleşmesinde elbette pek çok kuramcı kadar Charles Dickensın ve onun her seferinde merakla okunan tuhaflıkta bölümlerle bu romanının da önemli bir payı vardır.

Sümerya, bir alıntı ekledi.
08 Oca 22:32 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Michelet
Herkes esnesin.Her şey önceden bilinmektedir.Bu dünyadan hiçbir şey umulmamaktadır.

Bütün Öyküleri, Yusuf Atılgan (Sayfa 64)Bütün Öyküleri, Yusuf Atılgan (Sayfa 64)
Ahmet, bir alıntı ekledi.
06 Kas 2017 · Kitabı okudu · Puan vermedi

"Bizim 1930'lar Türkiye'sinde bulunan girişimleri takip etmemiz lazım.O anane 1940'larda bile devam edemedi.Yani Atatürk'ü kendi halefleri yeterince anlayamadı veya yanlış tefsir ettiler.Bu çok önemli...Hegel demiştir ya,"Talebelerimin hiçbiri beni anlayamadı,bir tek Michelet anladı o da yanlış anladı."

Türklerin Tarihi 2, İlber OrtaylıTürklerin Tarihi 2, İlber Ortaylı
Ömer Kavas, bir alıntı ekledi.
11 Eyl 2017 · Kitabı okudu · 8/10 puan

Kadavralar üzerinde otopsi yapmak ve çalışmak Bağdat'ta daha 10.yy da yapılıyordu, halbuki kilise buna 18.yy'a kadar izin vermedi yasakladı. Bunun için Michelet kendine has bir uslubuyla '' Arablar, şu korkusuz işi, şu ulvi tecavüzü de yaparak, ölüleri bile hayatlarını okuyabilmek, için açtılar'' demiştir.

Batının Politik Ahlaksızlığı, Ahmet Rıza Bey (Sayfa 161)Batının Politik Ahlaksızlığı, Ahmet Rıza Bey (Sayfa 161)