• Türkiye Cumhuriyetinin Milli Bayramları, bu ülkede yaşayan herkesin gerçek insan onuruna kavuşmasının merhalelerini hatırlatan en önemli günlerin ve o günlerce cereyan etmiş olan olayların milletçe tekrar hatırlama ve tekrar o günlerde cereyan eden olaylara sevinme vesilesidir. Ama her şeyden önce bu bayramlar ve onların kutlanması bizlerin insan haysiyetine kavuşmamızın kutlanmasıdır.
  • "Sık gelir misin buraya ?"
    "Sadece özel günlerde."
    "Özel günler derken? Dini ve milli bayramlar dahil mi ?"
  • “Morning, keep the streets empty for me.”
    “Gündüz, benim için sokakları boş tut.” Fever Ray*

    Uyarı : Lütfen evde denemeyiniz.

    Gecenin Sonuna Yolculuk : Hatta gecenin derinliklerinde olabildiğince uzaklara doğru hep beraber bir gezintiye çıkmamızda artık en ufak bir sakınca görmüyordum. (s. 369)

    Oğuz : Tamam, harika fikir, gidelim de... Planda neresi var?

    Kinyas ve Kayra : There’s no plan. That’s the fuckin’ plan! Yani anlayacağın, plan mlan yok, çıkıyoruz işte yola, bilinmezliğe ve gecenin sonuna doğru! Olabildiğine spontane! İşte bu kadar.

    Gece : Gece yavaş yavaş geliyor. İniyor... (s. 15) Akşam saatlerinde gecenin işçilerini görmek çok kolaydır artık herkes için. (s. 17) Fakat bu geceye özel, bu gecenin işçileri bizleriz.

    Beyaz Geceler : Beyler, korkuyorum, durun. St. Petersburg’da, her mayıs ile temmuz ayları arasında geceler kararmazdı bizde. Geceyi görebileceğimize emin miyiz?

    G.S.Y. : Ne diyorsun ulan sen? Burası İzmit ve eylül ayındayız! Geceler burada her zaman simsiyah olur, insanın doğumu öncesi ve ölümü sonrasının rengi gibi. İnsanlar boşuna salgılamazlar dimetiltriptamini (DMT) en çok doğum ve ölümlerinde olacak biçimde. Çekemiyorsanız yallah St. Petersburg’a! Hadi yola koyulalım artık!

    https://image.ibb.co/h5KgEz/gidiyoruz.jpg

    G.S.Y. : Gündüz, benim için sokakları boş tutmuş gibi! E peki, hani nerede bütün bu Ademoğlu?

    https://image.ibb.co/.../ademoglu_nerede.jpg

    Ademoğlu Neredeydin? : Kafelerde https://image.ibb.co/...emoglu_kafelerde.jpg,
    bana sunulan kapitalist tüketim kültüründe https://image.ibb.co/...moglu_tuketmekte.jpg, aslında beş para etmez duygusuz metal yığınlarının içinde https://image.ibb.co/...rabalarin_icinde.jpg ve insanların arasındaki korunaklı mesafeler gibi olan korunaklı evlerdeydim https://image.ibb.co/...orunakli_evlerde.jpg. Onlar gündüze ait insanlar. Senin 229. Sayfanda da dediğin gibi, asıl korkulması gereken insanlar yani. Onların seninle bir alakaları olamaz. Sen geceye aitsin. Oğuz da mesela herhangi bir arabadaki, herhangi tasasız insandan birisi olabilmeyi çok isterdi Hakan Akdoğan’ın dediği gibi. Sıradan bir yaşamın içinde, sıradan halledilebilir sorunlar için tasalanmak bile mutluluk verebilirdi ona. Ayrıca, ne oldu bir sorun mu vardı?

    G.S.Y. : Sorun şu; "Bir amaca bağlanmayan ruh, yolunu kaybeder; çünkü, her yerde olmak hiçbir yerde olmamaktır." der Montaigne. Sen Ademoğlu, sen ise her yerde olmak istiyorsun. Bunu bir id edinmişsin kendine. Her yeri sömürmek, her şeye sahip olmak istiyorsun.

    Ademoğlu Neredeydin? : E biz kafede, barda, avmlerde, korunaklı evlerimizde falan rahattık. Hem savaşlardan, yıkım edebiyatından falan bahseden kimse de kalmadı artık. Demek istediğim, şu savaşın boktan bir savaş olduğunu bilecek kadar mantıklısınız. (s. 105) Fakat niye rahatımızı bozuyorsunuz?

    G.S.Y. : Ben de bu konuyu anlatırım aslında kendimin içerisinde, kolonyalizmdir bunun adı -yani sömürgecilik-. Bayram seyran falan fark etmez bunlara! Her daim elinize kolonyal dökmek için yanıp tutuşurlar. Afrika’ya gittim kendim gördüm gözlerimle. Kakao işçilerinin hayatlarında çikolatayı ilk kez tattıklarında verdikleri tepki gibidir gecenin sonu! Fakat artık siz, heyecanı ve macerayı istemeyi unutan güruh olarak gündüze mahkumsunuz, bunu biliyorum. Siz sömürülmeyi ve köleleşmeyi hak ediyorsunuz. Yayılıyor içinizde sömürgeciliğin tohumları gitgide daha hızlı.

    Gece : Gecenin işçileri diyorduk. Onlar, geceyi hazırlamakta, geceye hazırlamakta kullandıkları aletler ellerinde, sokaklarda dolaşırlar. (s. 17) Gecenin işçileri sokak aralarında gezer. (s. 20) https://image.ibb.co/...ecenin_iscileri1.jpg
    İstenen, tanınmamaları; görevlerinin ürkütücülüğünden başka bir şey düşündürmemeleri. (s. 24) https://image.ibb.co/...cenin_iscileri_2.jpg

    G.S.Y. : Yahu babalık, sen ne diyorsun? Lafı ağzında geveleme de adam gibi konuş...

    Gece : Doğrusunu söylemek gerekirse, kendi düşüncelerimi değiştirmek durumunda kalabileceğimi düşünüyorum da, karşımda olanların bir gün benim düşüncelerime yaklaşabileceklerini hiç umamıyorum. (s. 87) Gecenin işçileri gözükmeye başladığı an, gecenin sonuna doğru yol almaya başlamışız demektir.

    G.S.Y. : Bak, şimdi doğru dedin. Hadi durmayalım, daha çok sürüklenelim o zaman gecenin en dibine doğru.

    https://image.ibb.co/fBkk7K/bayrak.jpg

    G.S.Y. : Oğuz, söyle bana. Bütün bu evlere asılan, her tarafınızı kaplayan bayraklar da neyin nesi, neden bu kadar fazlalar, hiçbir ülkede bu kadarına da rastlamamıştım doğrusu?! Başım döndü!

    Oğuz : Burası Türkiye! Buna alışsan iyi edersin. Çünkü, vatan bizden uğruna kanımızı dökmemizi istediğinde, bizi elbette kanımızın son damlasına kadar akıtmaya hazır bulacaktır, hiç oyalanmadan. (s. 25)

    G.S.Y. : Yahu sallama şimdi. Sanki seni tanımıyorum. Einstein ve Zweig’ın pasifist çizgisinden gidiyorsun sen de, hem de askerlikten daha yeni dönmene rağmen. Ben de biliyorum, askerliğin vatanını koruma yeri değil fiziksel ve düşünsel eziyet yeri olduğunu. Saçının teli kadar değeri olmayan adamların, egolarını tatmin etme merkezidir orası. Tamam kabul ediyorum, ben bir anarşistim Oğuz. Yani başrolüm Ferdinand Bardamu karakteriyle tabii ki. Anarşizmin kapsamına göre, bireyler, her zaman bir devletin diğerleri aleyhine topraklarını genişletmek, yağma veya ulusal ihtişam arayışı nedeniyle patlak veren savaşlarda çarpışmaya, öldürmeye ve ölmeye mecbur bırakılmaktadır, bu ise tam bir yönetim yokluğu gerektirmektedir bence. (Siyasi İdeolojiler – A. Heywood, s. 176)

    Ferit Edgü benim önsözümde : “Vatan, millet, eşitlik, özgürlük, kardeşlik gibi kavramlar içleri boş, üzerlerine tükürülecek kavramlardır. Tüm yazarlık yaşamı boyunca bunların üzerine tükürür. Kendisinin de bu toplumun bir ürünü olduğunu unutmadan. Dolayısıyla kendi üzerine de tükürerek.” der yazarım Céline için. Çevirmenim olan Yiğit Bener ise sonsözümde : “O kokuşmuş “değerler”, her türlü milliyetçilikler, militarizmler, katı inançlar, sömürgecilik ve vahşi kapitalizm, varoşların sefaleti, insanın itaati ve boyun eğişi, birbirini kazıklayışı, acımasızlığı ve sevgisizliği, bütün bunlar hala yerde hüküm sürmüyor muydu yetmiş yıldır,...” der. Bunların hepsini mide bulandırıcı bulduğumu ve dünyayı da kanlı bir katliam lağımı olarak tasvir ettiğimi anlatır size.

    İnsanlar, sizden yer gök inleyene kadar “Yaşasın 1 No’lu Vatan!” diye bağırmanızı isterler. (s. 26) Ben, savaşı olduğu gibi reddediyorum, içindeki insanlarla birlikte. İsterlerse dokuz yüz doksan beş milyon olsunlar ve ben tek başıma kalayım, yine de haksız olan onlar olacak Oğuz! (s. 84) Fransa’nın ulusal bayramı olan 14 Temmuz Milli Bayramı’nda muhteşem biçimde, bütün iğrençliğimle çürüyor olacağım mesela... (s. 87) Çünkü böyle bayramlar için hiçbir şey hissetmiyorum, kaderime hiçbir şekilde razı olmuyorum. Sizde de 15 Temmuz vardır mesela, bizden nicel olarak 1 gün farkla, niteliksizlik konusunda ise hiçbir farkı olmayacak şekilde... Artık sizde semavi dinin yerini bayrakaşığı din aldı, aynı bizdeki gibi. (s. 89)

    https://image.ibb.co/jy7XnK/p0.jpg

    G.S.Y. : Bizim de işte aynı senin gibi, her şeye rağmen az da olsa özgür olduğumuzu kendimize kanıtlayabilmek için Sen nehri kıyısına uzandığımız oluyordu. (s. 489)

    G.S.Y. : En çok da Paris ve Rancy sokaklarında yalnızlığımla birlikte gecenin sonuna yolculuk etmeyi severdim bir zamanlar. Bu durumda gecenin içindeki yolculuğunuzu tek başınıza sürdürmekten başka çare de kalmıyor zaten. (s. 418)
    İşte Paris’te gecenin sonuna yolculuk eden yalnız bir insan :

    https://image.ibb.co/irc41e/p2.jpg

    Nereye gidiyor bu adam böyle tek başına? Kim bilir neler düşünüyordur günlük yaşamında? Rüyasında neler görüyor? Kollarını niye sanki kendisini koruma tarzı bir istemle kavuşturuyor? Picasso’nun Repose adlı tablosundaki gibi bir ebedi istirahat metaforunu ve gecenin sonuna kadar uyumayı mı arzuluyor dersin? Kendisine dünyanın diğer her yerindeki gibi ırkçılık yapılmasından mı korkuyor olmasını istersin? Bu soruları cevaplamak her zaman çok zordur. Ben ise bu soruların hepsinin içine tükürmeyi yeğliyorum.

    G.S.Y. : Daha öteye de gidilemezdi, çünkü daha ötede yalnızca ölüler vardı. (s. 406) Eninde sonunda, bir karar verip ineceğiz sokağa, aramızdan yalnızca biri, ikisi, üçü değil, topumuz. (s. 396)
    Hadi bağıralım o zaman hep beraber ulan! Her şey gece için! Benim sloganım bu! Uyku durak yok geceyi düşünmek gerek! (s. 448)
    Kinyas ve Kayra : Her şey gece için!
    Beyaz Geceler : Her şey gece için!
    Ademoğlu Neredeydin? : Her şey gece için!
    Gece : Her şey benim için!

    https://image.ibb.co/...er_sey_gece_icin.jpg

    Gecenin sonuna ulaştığımız yerde ise kitabın çevirmeni olan Yiğit Bener’in bütün insanlığa bir çift lafı var : Silah alacaklarına ya da uyduruk biblo koyacaklarına evlerine, kitap alıp koysunlar... bir gün merak edip bir okuyanı çıkar belki!

    *Epigrafta bahsi geçen şarkı : https://www.youtube.com/watch?v=jWFb5z3kUSQ
  • Merhaba arkadaşlar. İlber Hocam gene oldukça sitemkar. Aslında bende. Geçmişi Düşünerek Anmalıyız, Osmanoğulları ve Halifelik, Tarih ve Osmanlı Tarihine Yaklaşım, Tarih Bilinci ve Osmanlıya Bakış ve Son İmparatorluk Osmanlı başlıklarında hep aynı konu üzerinde duruluyor aslında. Osmanlı’da bizim, bu tarihte bizim. Sakalınızı kesebilirsiniz ama yüzünüzü söküp atamazsınız. Yani ucuz tarihçiler gibi Osmanlıyı inkar edemezsiniz, görmezden gelseniz bile. Bu böyledir, bu tarih bizimdir. İnkar niye? Bunu yapınca elinize ne geçiyor? Bu yüzyılın son ve en büyük tarihçisi İlber Hoca’dan daha iyi olduğunuz bir tarih alanı varda biz mi duymadık? Anca tarih kitaplarında gördüklerini araştıramadan kopyalayıp sayfaları düzenli hale getirip paylaşırlar, ondan sonra da ben Tarihçiyim ayakları. Bu millet bunları yemez.
    Türklüğü yalnızca Türkiye’de sanan, Türk olduğu için utanan, Türklük kelimesini elinden geldiğince küçük düşürmeye çalışıp kendileri küçük düşenler; bizim Tarihimiz çok büyüktür, sizi de yutar. Bizde Yahudi denilince akla Karaylar (bunlar hem Tevrat’ı kabul edip Talmut’u reddederler), Kırımçaklar (hem Tevrat hem Talmut kabuldür), Hristiyanlık ve Ortodoksluk denilince de Romanya, Moldova, Ukrayna ve tabii Bulgaristan’daki kardeşlerimiz aklımıza gelir. İslam denilince de zaten 1000 yıldır bu topraklarda onu da biz Türkiye yüceltiyoruz. İşte sadece Türkiye grubunu gören eksik tarihçiler ve sadece Müslüman grubu görüp kalanı dışlayan BOŞ grup bizim en büyük sorunumuz ve nedense bu eksikliler daha fazla okunuyor ve isim yapıyor. Hayret! İnsanların dilinden, dininden size ne? Özellikle DİN konusunda bir şey konuşun hemen “Harhorhurhoaa” diye üstünüze geliyorlar. Kardeşim, bir insanın DİN konusunda yargılanması kimin işi? Cevap: Allah. O halde siz bu yargılamayı yaparsanız kendinizi ona ortak yani dindeki büyük günahlardan ŞİRK koşmuş oluyorsunuz. Böyle deyince de hemen konu değişiyor. Herkes anca işine geldiği gibi, biz neyin ne olduğunu bilelim ama artık susmayalım. Bugün biz de Irak yahut Suriye ya da Uzak Doğu ülkelerinden birisi olsaydık, kim bizi kabul ederdi? Kültür Ortaklığı tamam ama Milletini unutmak yahut unutturmaya çalışmak Vatan Hainliğinden başka şey değildir, olamaz!
    Gelelim bir diğer konumuza. 2. Abdülhamid. Koskoca Osmanlı’da kimseyle uğraşmazlar (bunlara şeker amca 5. Mehmed ve hiçbir varlığı olmayan 6. Mehmed dahildir.) ama Türklük düşmanı kim varsa bu adamla uğraşır. Yazık bizim gençlerimiz de sosyal medyadan gördüğü bilgiyi TARİH diye yutarak konuşur. Araştırın biraz. Kendine yazar diyen bir SÜRÜNGEN, böyle bir padişaha Kızıl Sultan diyebilecek kadar hadsiz. Hadi bakalım neler olmuş, bunların çoğu da kitapta yok. Enver Paşamız vardır bizim. Darbeden sonra özellikle savaş yılında geri gelir padişaha, el açar özürler diler, yaptığı yanlışın farkındadır. Araştırın da okuyun azcık. Ondan önce meclis kapatma olayı vardır ki zamanında Aydınlık olması lazım, bir gazete bu meclisi kapattı bunu mecliste anıyorlar falan diye ANIRMIŞTI. O meclisi kapattığında meclisteki yabancı sayısı Türklere oldukça eşitti hatta nüfus dağılımına göre ¼ oranından da hayli fazlaydı. Üstelik bunlar sürekli toprak ve bağımsızlık derdine düşmüşlerdi. Şuan meclisteki teröristlerin siyasi uzantısı gibi. Bir de neymiş tepki alırmışım böyle deyince. Benim en yakınım (2 çocukluk arkadaşım, 1 kuzenim ve tek kardeşim) şuan askerdeler. Bu vatan için. Bu soysuzlar ve onların tepkisinden mi çekineceğim! Bir de şu haber vardı. Osmanlı arazilerini kendi üzerine yapmış. Doğru yaptı. Dış borçlar ona gelene kadar fazlasıyla arttığından yabancı devletler milli gelir getiren yerlere el koyuyordu. Padişahın şahsi mallarına ise el koyamıyorlardı. Son padişah bile tahta çıkarken karşı devletler saygıdan dolayı bombayı kesmişlerdi hatırlayın. Osmanlı hep önemlidir yani. Her neyse bu mülkleri üzerine geçirdi ve onlara da el konulmasını engelledi. Ama işin içini araştırmak yerine sadece dışını haber yapmak kolay çünkü okumayan gençleri rahatlıkla kandırıp kendi tarihlerine düşman etmek o kadar basit ki. Yazık! Anlamadıkları da şu aslında. İşin siyasi ayağını bırakamıyorlar, alacakları bir başka model de yok. En eski toplumlardan birisiyiz. Yediremiyorlar. Bunlar kimliğindeki Türkiye Cumhuriyeti yazısından, Türkiye’den rahatsız olanlar, bu kadar net.
    Burada işlenen ve Osmanlı için kötüleme sebeplerinden biri de ‘Harem’ ve bu konuda da gerçekten çok çekiyoruz. Anlamıyorum bir başkası sizi kötüler ama siz neden kendinizi kötülersiniz. Mesela dedenizi, babanızı yahut ağabeyinizi sevmeyebilirsiniz; bunu başkalarının yanında söyler misiniz? Ailenizi ve kendinizi küçük düşürür müsünüz? Peki yabancıların yapmaya çalıştığını bu vatanın öz evlatları neden onlardan daha iyi yapıyor? Yazıktır. Bakalım. “Hayırlı Kapılar Açan Allah’ım Bize de Hayırlı Kapılar Aç” yazısı. Bu yazı nerede? Bu yazı şimdiki gibi kızları soyup, makyajlayıp kendisine Hoca diyenlerle bir tutulabilir mi? Bunun adı Alçaklık, Omurgasızlık ve Sürüngenliktir. Tarihini beğenmezsin, geçmişini sevmezsin, İslama ve Türklüğe düşman da olabilirsin. Ya inkar? Var olan bir şeyi inkar etmek salaklık değil de nedir? Neyse.
    Osmanlı dönemine ait Öteki kavramı, Ahilik, Mahalle ve Mezarlıklar, bana göre en önemli olaylardan biri olan Kütüphaneler, Tanzimat Aydınları, Batılılaşma Hareketleri ki başta eğitimde ve Oryantilizm konuları işleniyor.
    Bunun yanında Doğu-Batı Kültür çatışmasından; Osmanlı’nın Avrupa ile İlişkileri ve Rusya İlişkilerine değinerek konumuzu bitiriyoruz. Böylelikle İlber Hocama ait son bir kitabım kaldı. Artık ondan sonra bu kadar tarih üstüne biraz farklı alanlara yönelip kafa dağıtma zamanımız gelmiştir diyebiliriz.
    Şimdiden mutlu bayramlar dilerim, hepimizin bayramı kutlu olsun..
  • Türkiye Cumhuriyetinin Millî Bayramları, bu ülkede yaşayan herkesin gerçek insan onuruna kavuşmasının merhalelerini hatırlatan önemli günlerin ve o günlerde cereyan etmiş olan olayların milletçe tekrar hatırlama ve tekrar o günlerde cereyan eden olaylara sevinme vesileleridir. Ama her şeyden önce bu bayramlar ve onların kutlanması bizlerin insan haysiyetine kavuşmamızın kutlanmasıdır. O bayramları kutlamak istemeyenler, onlara cephe alanlar insanlık düşmanı olmalıdırlar. Bu düşüncelerimi açıklayayım:

    23 Nisan Çocuk Bayramı: Bu bayramda kutlanan 23 Nisan 1920’de Ankara’da Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin açılmasıdır. Bu olayla Türkiye’de yaşayan insanlar kendi kaderlerini kendi ellerine almaya karar verdiklerini dünyaya duyurmuşlar ve bu kararlılıklarını fiile geçirecek olan en mühim organı teşkil etmiş olduklarını tüm âleme ilân etmişlerdir. O yüce mecliste her etnik kökenden Türkiye insanı vardır ve bu insanlar kendilerini liderliği ile bir arada tutup selâmete çıkaracağına inandıkları Mustafa Kemal Paşa'yı başkan seçmişlerdir. Daha sonra milletin ilk kez kendini bulduğu, kendi kendine karar vermeye başladığı bu gün çocuk bayramı ilân edilerek tüm çocuklara aynı konuda ilham olunması kararlaştırılmıştır. Bu bayramı istememek, ona gölge düşürmeye çalışmak çocuk düşmanlığıdır. (Bu bayramı gölgelemek için İslam Peygamberi Muhammed’in doğduğu haftayı temel alan bir kutlu doğum haftası icat edildiği söylenmektedir. Nisan’ın ortasına yerleştirilmeye çalışılan bu haftanın zamanlamasındaki ciddî yanlışlık bu söylentileri ne yazık ki destekler görünmektedir. İslâm Peygamberi muhtemelen 570 miladi senesinin Mart sonunda dünyaya gelmiştir, zira Rebiülevvel’de olduğu iddia edilen doğumunun o sene Rebiülevvel’in baharın başına, yani bahar ekinoksu olan 21 Mart’ı izleyen haftaya müsâdif olduğuna eldeki tarihler işaret etmektedirler. Ancak bu tarihleme tüm Avrasya’da Nevruz ve diğer isimler altında kutlanan Ekinoks Bayramı’na rast gelmesi için yakıştırılmış bir tarih de olabilir. Muhammed’in doğumunun tarihini yazan ve daha sonraki İslam tarihçilerinin kullandığı İbn İshak’ın Resûlallah’ın Hayatı adlı eseri ne yazık ki kayıptır. Gerçi bu eser bile Hicretten 150 sene sonraya aittir. Yani İbn İshak eserini yazarken, peygamberi kişisel olarak tanımış kimse artık hayatta değildi.)

    19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramı: 19 Mayıs 1919, genç bir Osmanlı generalinin Samsun'a ayak basarak Osmanlı’yı Orta Anadolu’ya hapsetmek isteyen müttefiklere karşı bir direniş ve ayaklanma hareketini başlattığı tarihtir. O zaman onun çevresindekiler de Balkan ve 1. Dünya Savaşı’nda pişmiş, bu felâketlerin acılarını kalplerinde en derin şekilde hissetmiş genç insanlardı. Onlar, kararlı, bilgili ve akıllı bir grup gencin neler yapabileceğini dünyaya gösterdiler. Bu nedenle o bayram daha sonra gençlik ve spor bayramı ilân edilerek gençlere o kararlılık, o bilgi ve o akıl hatırlatılmak istenmiştir. Bayramın aynı zamanda spor bayramı olması gençliğin sağlığına vurgu yapmak içindir. Bu bayramı gençlik ve spor bayramı yapanlar bunu “sağlıklı akıl sağlıklı vücutta bulunur” düşüncesine dayanarak yapmışlardır. Bu bayramdan çekinenler, gençlerden çekinen, gençleri bastırmak isteyen karanlık kafalar olabilir ancak.

    30 Ağustos Zafer Bayramı: Bu gün 23 Nisan’da kendi kendine karar vermek istediğini dünyaya duyuran, 19 Mayıs’ta Samsun’a çıkan ve ondan sonra bir araya gelen gençlerin rüyası olan kendilerini zincirlemek isteyenlerin zincirlerinin ve kafalarının kırıldığı mutlu bir tarihtir. Bu mutlu ânı millete tattıran onun genç çocuklarından oluşan ordumuzdur. Onun için 30 Ağustos milletin ordusunu kutladığı, kurtarıcısını ve koruyucusunu tekrar tekrar bağrına bastığı tarihtir. 30 Ağustosa düşman olan, hürriyet ve şahsiyet arayan insanların bu isteklerine kavuşmalarını istemeyen insan müsveddeleri olabilir ancak.

    29 Ekim Cumhuriyet Bayramı ise, 30 Ağustos’ta artık hürriyetine, şahsiyetine, haysiyetine kavuşmuş olan bir insanlar topluluğunun bundan böyle kimsenin kulu olmayacaklarını, kendi kendilerini yöneteceklerini dünyaya ilân ettikleri tarihtir. Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulduğu bu günü bayram addetmeyen, Türkiye’deki insanları sadece kulluğa, şahsiyetsizliğe ve haysiyetsizliğe lâyık gören bir insanlık düşmanı olabilir.

    10 Kasım ise bir bayram değil, bir yas ve düşünce günüdür. O gün, Türkiye’de yaşayan insanlara yukarıda saydığım özgürlüğü, saygınlığı ve insan olarak yücelme şansını veren insanların kendilerine lider ve önder olarak seçtikleri, bütün dünyanın hayranlıkla kutsadığı o büyük insanın insanlığa veda ettiği kara gündür. O günü düşünerek üzülmeyene ise insanlık' sevgisinden, insana saygıdan hiç nasibini almamış bir zavallı olarak bakılabilir ancak. Türkiye Cumhuriyeti’nin millî bayramları insanlık şölenleridir. Bunu böyle görmemek için insanın gerçekten gaflet, dalâlet veya insanlığa karşı bir hıyanet içinde olması gerekir.

    Prof.Dr.A.M.Celal Şengör, Aptalı Tanımak, KA Kitap, V.Baskı, İstanbul, 2015, s.192-194.
  • Merhabalar Efendim....!!!!

    Bugün 19 Mayıs Özel Yayını ile sizlerleyiz...!!
    Hazırlanın...!!! {Ç News} Yayında....!!!

    Bugün Başbuğ Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün doğum günüm dediği gündür..!! 19 Mayıs nedir, ne değildir haydi bir bakalım. Geçmişe dönelim...!!!

    1919 da Samsun'a çıkarken ona;
    "Ordu" yok dediler "Kurulur" dedi
    "Para" yok dediler "Bulunur" dedi
    "Düşman" çok dediler "Yenilir" dedi
    Ve gün geldi, bütün bu dedikleri oldu.(!)

    Sarı Paşamızın bugün Doğum Günü, Sevdiği şarkı ve Türküleri yoruma bırakarak O'na hediye edelim.. Katılımınızı bekliyoruz...

    "Cumhuriyetten Önce,
    Mustafa Kemal Atatürk'ten Sonra! Hatırla, Unutma!" Başlıklı bir video hazırlamış ve YouTube a yüklemiştim vakti zamanında, buyrunuz;
    --->>>>> https://youtu.be/r7nBtlbICTc

    "Parola Nuh idi… Nuh, Mustafa Kemal’in gizli adıydı. Üzerine mühür basılı bir kuruş büyüklüğünde bir kağıt verdiler. Bu gizli görev belgesiydi. Yakalanırsam ilk işim onu ağzıma atıp yutmak olacaktı…”

    "Kurtuluş Savaşı’nda İstanbul’dan Anadolu’ya silah kaçıran “gizli örgüt mensupları”, Mustafa Kemal Atatürk’ten söz edecekleri zaman “NUH” parolasını kullanmışlardır."

    Mustafa Kemal Atatürk, Samsun'a nasıl, ne için ve kim tarafından gönderildi. Kısaca yazalım...!

    Daha uzun kısmı akşam 19:19'da Turgut Özakman 'ın 19 Mayıs 1999 Atatürk Yeniden Samsun'da kitabının incelemesi'nde olacaktır... Kaçırmayın...!!

    İmza edilen, Mondros Ateşkes antlaşması gereği, Devlet-i Aliyye-i Osmaniyye yani Osmanlı Devleti harbi kaybetmiş ve itilaf devletlerinin dayattığı antlaşmayı boyun eğerek imzalamıştır. Daha sonra İstanbul İşgal olunmuş ve saltanat sadece isimden bir varlık olmuştur. Fiili olarak bir varlığı artık yoktur. İngilizlerin himayesi altında küçük bir sömürge hükümetine dönüşmüştür. Ne derlerse yapılıyor, mütareke şartları bahane edilerek, yurda giren düşman birliklere müdahale edilmemesi söyleniyordu… Tam bu esnada İngilizler, Mustafa Kemal’in imdadına yetiştiler.. Anadolu’da Türklerin, Ermeni köylerini bastığı yalanları üzerine, o bölgeye bir ordu gönderilmesi ve bu durumun kontrol altına alınması istenmişlerdir. Mustafa Kemal’i İstanbul’dan uzaklaştırmak isteyen bir grup, onun adını önermiş ve bu kabul edilmiştir. O esnada Mustafa Kemal’in gizliden bir şeyler planlandığı duyulmuş ve bu durumu bahane ederek İstanbul’dan gönderilme planı yapılmıştır. Aslında talih, bu şekilde Mustafa Kemal’in yanında olmuştur. Bu hususta Fevzi ÇAKMAK paşa çok yardımcı olmuş, arkadaşları ise onun yanında olmuştur.

    Verilen görev yetkilerini, kendi istediği tarzda uzun istişareler sonunda genişletmiş, Fevzi Çakmak ile beraber güzelce bir oyun oynayarak bu geniş yetkileri kabul ettirmiş ve 9 . Ordu Müfettişliği Unvanı ile Anadolu’ya İSYAN’ı BASTIRMAK üzere görevlendirilmiştir. Hangi isyanı peki? İngilizlere karşı direnen halkın isyanını.. Sözde Türklerin, Ermenilere uyguladığı zulmün isyanını… Ama Mustafa Kemal bastırmak bir kenara körüklemek ve tüm vatanda milli seferberliği yaymak için gün saymaktadır. Belgeler imza edildikten sonrasını şu şekilde anlatmaktadır Paşa;

    “Talih bana öyle müsait şartlar hazırlamış ki, kendimi onların kucağında hissettiğim zaman ne kadar bahtiyarlık duydum, tarif edemem. Bakanlıktan çıkarken, heyecanımdan dudaklarımı ısırdığımı hatırlıyorum. Kafes açılmış, önünde geniş bir âlem, kanatlarını çırparak uçmaya hazırlanan bir kuş gibi idim.”

    Kısaca tekrar edelim, Mustafa Kemal Anadolu'da DİRENİŞ başlatmak için değil, TÜRKLERİN ayaklanmasını bastırması için gönderilmiştir...! Emperyalist uşakları, İngilizlerle birlikte hareket etmektedir..!

    Mustafa Kemal Samsun'a ayak bastığında genel görünümü şu şekilde tarif etmektedir:

    1919 yılı Mayıs'ın 19. günü Samsun'a çıktım. Genel durum ve görünüm:

    (...)Saltanat ve hilafet makamında bulunan Vahdettin soysuzlaşmış, kendini ve yalnızca tahtını güvenceye alabileceği alçakça önlemler araştırmakta. Damat Ferit Paşa'nın başkanlığındaki hükümet zavallı, beceriksiz, onursuz ve korkak; yalnızca padişahın buyruğuna bağlı ve onunla beraber kendilerini koruyabilecek herhangi bir duruma razı (...)

    Peki Mustafa Kemal yurdu düşman işgalinden kurtarmak için Samsun'a çıktığında, sultan ve ekibi ne yapıyordu?

    Vahdettin ve Damat Ferit Başkanlığında İngiliz Muhipleri Cemiyeti kuruldu. Milli Mücadele aleyhinde propaganda başlatıldı. Yurdun her yerinde isyanlar çıkartıldı. İngiliz Uçaklarından bildiriler yayınlandı. Mustafa Kemal ve onunla birlikte olanlar Vatan Haini ilan edildi.  1920’de Sevr Antlaşması imzalandı. Artık Emperyalist güçler bahane arıyordu. Ülkenin her bir yanı düşman işgali altındaydı. Vahdettin ve kabinesi, İngilizler ile birlik olmuş, Kuvay-ı Milliye’ye savaş açmıştı.

    Mustafa Kemal, Hem yurt içi isyanlarla boğuşuyor hem de emperyalist güçlerle savaşıyordu. Bu tabloya insanın yüreği dayanmıyor? Dışarıda ki düşman tamam da, içeride ki düşman tüm gücüyle saldırıyordu. Gazetelerde boy boy ilanlar veriliyor, Damat Ferit her yerde İsyanları teşvik ediyor, Din’i bu işe alet ederek, masum halkı kandırıyorlardı. Ancak istediklerine kavuşamadan, tüm gücü ve milleti ile Mustafa Kemal bu soysuzlarla baş etti. Henüz düzensiz olan ordu bütün isyanlarla basm ederek hem Ingilizlere hem de Istanbul Hükumetine gereken cevabı verdi..!!

    Şuan geldiğimiz nokta ise;

    Milli Bayramlar yasaklanıyor, ülke dışa bağımlı hale getiriliyor, milli olan ne varsa özelleştiriliyor, Cumhuriyet'in zor şartlarda kazandığı ve yaptığı ne varsa, hem manevi olarak hem de maddi olarak saldırıya uğruyor..!!

    Son cümle olarak şunu demek isterim;

    Bu ülkede MUSTAFA KEMALLER bitmez...!! Bizler var olduğumuz sürece ne yurt içi düşmanlarına ne de yurt dışı düşmanlarına teslim olmayız...! Sizin köhne zihniyetlerinizi yerin bin kat dibine sokarız..!

    Ey Şanlı Komutan! Ulu Önder! Milli Şef! Mareşal! Başbuğ! Başkomutan! Reis-i Cumhur! Gazi! Mustafa! Kemal! Atatürk.....!

    Gösterdiğin YOLDA,

    Durmadan ve 'KARARLILIKLA' YÜRÜYECEĞİMİZE,

    AND İÇERİZ!!!!!

    Yolun; YOLUMUZDUR...!

    NE MUTLU TÜRK'ÜM DİYENE.....!

    Ruhun Şad Olsun Büyük Komutan...!

    19 MAYIS ATATÜRK'Ü ANMA,
    GENÇLİK VE SPOR BAYRAMIMIZ KUTLU OLSUN....!!!

    Seninle birlikte bu yola baş koymuş herkesi, gazi ve şehitlerimizi minnet ve saygı ile anıyoruz.!
    Var olsunlar!
  • Sevgili 1K ailesi,
    Bugün bütün Türkler için en önemli bayramlardan birindeyiz. Nevruz ne yazık ki artık pek de önemsenmeyen, özellikle Noel'in gölgesinde kalmış en eski ve en değerli bayramlarımızdan biridir. 12 Hayvanlı Türk Takviminin yılbaşı(yeni gün)'dır. Hatta dünyanın en eski bayramlarından biri kabul edilir. Ayrıca baharın gelişinin(malumunuz) de kutlandığı bayramdır. Milli kültürümüzdür. Önemle rica ediyorum unutmayalım unutturmayalım. Kültürümüze sahip çıkıp koruyalım.

    HEPİMİZE İYİ BAYRAMLAR DİLERİM :)