Onur Kanık, bir alıntı ekledi.
13 saat önce · Kitabı okudu · İnceledi

Heva ve heves, vatan ve milliyetçilik, ırkçı-lık, Demokrasi Allah‟ın indirdiği ile hükmetmeyenler ve anayasaları Kur‟ân olmayan meclisler de çağımız âlimlerinin “tâğut” olarak nitelendirdikleri şeylerdendir. Tüm bunlardan sakınmak gerekir.

Bir Yaşam Biçimi Olarak Lailahe İllallah, İbrahim Gadban (Sayfa 65)Bir Yaşam Biçimi Olarak Lailahe İllallah, İbrahim Gadban (Sayfa 65)
Murat Ç, Cengiz Han'a Küsen Bulut'u inceledi.
 18 saat önce · Kitabı okudu · 4 günde · Beğendi · 8/10 puan

Cengiz Aytmatov etkinliği vesilesi ile okuduğum bu güzel eser için, sevgili; Okuma Delisi ve Pınar Yiğitcan ‘a teşekkürlerimi iletiyorum.

Her inceleme yazdığımda kendime bir müzik listesi oluşturur o şekilde incelemelerimi yazarım. Bu sefer liste hazırlamıyorum. Discman’i (Cd Walkman)’i açıyorum ve gözüm kapalı seçtiğim cdlerden bir tane seçiyorum ve şansa elime Modern Talking geliyor. Cd’yi veriyorum fırına ve melodiler akmaya başlıyor.. Ah o nostalji rüzgarları… İşte şimdi sizlerleyim, hazırsanız incelemeye başlayalım?..!

İlk satırları okuduğum da aklıma ilk olarak 007 serisi geldi. KGB ajanları ve öttürülen gizli ajanların hikayesi ile hemen kurguyu kurdum kafamda. Romanı okurken, kitabın dışına çıkmak böyle bir şey. Sonra hemen kendime geldim ve kitabın asıl konusuna odaklandım. Sayfalar hızlıca akmaya başladı ve konunun nasıl Cengiz Han’a bağlanacağını merak ediyordum. Çok güzel bağlandı… Aytmatov okuyorsanız dünya harplerine, Sovyet Rusya’ya , Nazi Almanyası’na biraz hakim olmanızda fayda var. Çünkü fazlasıyla oralarda geçen konuları ele alıyor. Sevdiğim konular üzerinden ilerledikçe daha da keyif almaya başladım..
İzlediğimiz filmlerde her zaman çifte ajanlar, devletin içindeki hainler vs. temalı birçok film izlemişizdir. Bu filmlerin içinde devletinin bekası için çalışan ve bayrak uğruna can veren insanların nasıl kolay şekilde harcandıklarına da şahit oluruz. Biliriz ki, Devlet’in olduğu yerde, daha çok devletçilik oynayan, üne-unvana daha meraklı ve bunu kullanmayı amaçlayan kişiler her zaman olur. Hikaye bu tema üzerine kurulu bir gerçekçilik sunuyor.

Özellikle ikinci dünya savaşı ve sonrasında yükselen Sovyet Rusya, kendi içinde aşırı derece yüksek milliyetçilik duyguları barındırır. İnsanlar kardeşlerini ihbar eder, kardeşler birbirini öldürür, bir parmak seni işaret ediyorsa, istersen dünyanın en mülayim insanı ol, bu soğuk coğrafya da hainsindir ve özel bir işleme bile gerek olmadan hemen kenarda bir duvar varsa kurşuna dizilir, şanslıysan işkence görmeden kafana bir kurşun sıkılırdı. Ailenin geri kalanları işaretlenir ve takibe alınırdı. Bu takip için özel birimlere gerek olmamıştır. Komşu dedikleriniz sizi satacakların en başındadır çünkü… İşte Abutalip Kuttubayev’in hikayesi bu konuların en acılarını barındırıyor. Donmuş Sarı-Özek ovalarında dolaşırken, geriye gidiyoruz.. Cengiz Han’a…

Tanımayanlar veya bilgisi olmayanlar için kısa bilgi: Cengiz Han, Moğol İmparatorluğu'nun kurucusudur. Cengiz Han, 13. Yüzyılın başında Orta Asya'daki tüm göçebe bozkır kavimlerini birleştirerek bir ulus haline getirdi ve o ulusu Moğol siyasi kimliği çatısı altında toplamıştır. Detaylı Bilgi İçin Buyrunuz: https://www.youtube.com/watch?v=uWT5YRa-W8A

İşte hikayemiz birden 13. Yüzyıla gidiyor… Çünkü Abutalip Kuttubayev ‘in yazdığı bir kitap, sorgu yargıcı Tansıkbayev ‘in bu kitabı yazdıysa kesin içinde bir şey vardır demesine yol açacaktır.. Cengiz Han, tam da o sıralarda bir sefere hazırlanıyordur. Bu sefer Avrupa Fethi üzerinedir. Yüce Han’ın karşısında kimse duramıyordur. Han bir buyruk verir fetih başlamadan önce ve kesinlikle uyulmasını emreder. Davullar çalar ve yer gök inler… Bu emirlere uyulmazsa olacak tek şey, ibreti alem olsun diye ölümdür. Bu buyruk ve konu içeriğini anlatmıyorum. O sizinle kitap arasındaki bir konu. Yazarsam spoiler olacaktır. Han, sefere çıkmadan önce onu bir bilge ziyaret eder.. Söylediği şeyler kellesini alabilecekken, ödüllendirilir ve gönderilir. Bu kehanet Bir bulut ve sefer hakkındadır diyor ve konuyu kapatıyorum. İşte tam bu sırada bir spoilerdan daha kurtuluyorsunuz… Şimdi doğaçlama yapıp, kitabı mecazen parçalayalım. Biz hazırız ya siz?

Aytmatov’un diline hayran kaldığımı belirtmek isterim. Yalın bir anlatımla, sizi kitaba bağlıyor. Dil ve örneklemeler usta işi. Ben biraz Dostoyevski tadı aldım. Bu ve benzeri tatları alanlar yorumda paylaşırsa sevinirim. Soğuk savaş dönemi, hesaplaşma dönemidir. Neyin hesaplaşması? Karşı görüşlerin, devlet sistemini eleştirenlerin ve onu yok etmek isteyenlere karşı açılan bir savaş. Biliyorsunuz ki, dışarıda da korku salan bir ordu vardır. İçeride ki ajanlarımız ünlü KGB ajanlarıdır. Bunun üzerine 1950’ler de nelerin yaşandığını detaylı bilirseniz, kitabı okumanız ve sindirmeniz o derece kolaylaşacaktır. Kapalı bir ülkedir Sovyet Rusya.. Komünizm ile yönetilmektedir ve halk bu sisteme inandırılmış, karşı gelenlere bizzat cezalar kesilmiş.. Park cezasından bahsetmiyoruz, toplu halde duvar dibinde kurşuna dizilme cezasıdır. İftiraların atıldığı ve bu iftiralar gerçek olmasa dahi karşılık bulduğu dönemlerdir. Yan bakmak bile Stalin’e karşı gelmek gibi bir eyleme dönüşmüştür. Bilirsiniz işte.. Kraldan çok kralcı olmak, yaranmacı olmaktır. Bunun sonucu para ve mevkidir. Oradan konuyu Cengiz Han’a bağlayalım.. Kudretli hükümdarların olduğu dönemlerde çok farklı değildir. Her zaman kulağa birileri bir şeyler fısıldar. Bu hiçbir zaman diliminde değişmez. Romanda şunu görüyoruz ki bu dönemde yapılan kadın tarifi, bizim şuan hoşuma gitmeyecektir. Özellikle savaş seferi tarifi yapılırken, kadının ayak bağı olduğunu betimleyen yazılar silsilesi bölümü.. Çünkü erkeklerin hakimiyeti her dönemde hissedilmiştir. Unutmayın, ilk insanlar dahil olay şu şekildedir; Erkek avlar, kadın bakar. Bu kadar basit. Neyse ki modern Dünya’da sıkıntılar olmasına rağmen, Kadının yeri çok daha güzel… Bu dönem işlenirken biraz, hoşunuza gitmeyecektir, belirtmek isterim. 1950 ler de geçen hikayemize döndüğümüzde ise Kuttubayev’in fazla seçeneği yoktur. Eğer o zindanlara düşmüşseniz; melek olsanız dahi yalan beyanlar verip, olmayan şeyleri itiraf etmeniz gerekmektedir. Ne yaparsanız yapın, sonu belli olan bir durumdur. İşin acı tarafı gerçek hayatta yaşanmış olaylar olduğundan içiniz acı ve keder dolacaktır. Gerçekler'in yerini yalanların aldığına insanlardır.. Bu hücrelerde kimin, kimi satacağı belli değildir, çünkü; acıya katlanmak hiçte kolay değildir....

İncelemeyi toplamam gerekirse; Sovyet Rusya’nın o dönemleri fazla seçenek sunmuyor. İtaat edecek, devlet için ve en önemlisi Stalin için çalışacaksın. Onu baş tacı edecek, anandan, babandan, çocuğundan önce tutacaksın.. İyi bir Yoldaş olacaksın.. Yoksa vatan haini bir yoldaş olarak sonunu hazırlayacaksın….!!

Bu eser, Gün Olur Asra Bedel’in kahramanlarından Kuttubayev’i anlatır. Aslında bu roman, o dönem itibari ile asıl romandan çıkartılır ve ileri ki yıllarda yani tehlikenin geçtiği yıllarda ayrı olarak yayınlanır.

Etkinlik için tekrardan teşekkür eder, Aytmatov okumayanlara hızlıca okumalarını tavsiye ederim..

Herkese iyi okumalar….

Nihavend İflazi, bir alıntı ekledi.
23 May 18:58 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 10/10 puan

Dışlayıcı bir milliyetçilik muzaffer ulusların bile yararına değildir.

Neye İnanıyorum, Bertrand RussellNeye İnanıyorum, Bertrand Russell
Hasan HAKAN, bir alıntı ekledi.
 23 May 00:31 · Kitabı okuyor

Gelibolu Cephesi'ni, Kafkas Cephesi'ni, Süveyş'i, Kut'ül Amare'yi ve Galiçya'yı yaşayan nesle kimse Türklükten başka bir kimliği kabul ettiremez. "Ottoman" diye bir kimlik kabul etmezler.
...
Herkesin ne kadar milliyetçi olduğunu görüyorlar. Milliyetçilik dışarıda öğrenilir, içeride öğrenilmez.

Gazi Mustafa Kemal Atatürk, İlber Ortaylı (Sayfa 294)Gazi Mustafa Kemal Atatürk, İlber Ortaylı (Sayfa 294)

Yazar 17 yıla yayılan altı araştırma gezisi yaparak Lasistan olarak adlandırdığı Doğu Karadeniz Bölgesi'ni bir bütün olarak anlatmaya çalışmıştır. O bölgede yaşayan insanlar hakkında gözlemledikleri, deneyimledikleri seyler ile birçok veri toplama tekniğinin kullanarak o bölgede araştırmalar yapmışlardır.

Kitabın giriş bölümünde Lazistan bölgesi'ne ait genel bilgiler verilmiştir. Verilen bilgilerden bir parça verecek olursam eğer, yazar kitabında şöyle bir alıntı yapmıştır.

"Lazlar hakkındaki stereotipler, denizle özdeşleştirilme, şiddete eğilim, şeref ve dini bağlılıklara düşkünlük, batıdaki büyük
şehirlerde emlak, inşaat ve pastacılık sektörünü de içeren iyi para getiren ekonomi alanlarında yer edinme gibi özellikleri
kapsar." (Sayfa 23)

Bu alıntıyı seçmekte ki amacım genel bir yargıdan bahsediyor olmasına rağmen benim buna pek katılmıyor olmam. Lazların
denizle uğraşmaları yanı başlarında denizin bulunmasından ve tarım için yeterli alanın bulunmamasından kaynaklanıyor.
Şiddete eğilimli olmak ise bence tamamen bulunduğu coğrafi konumundan kaynaklanan bir durum o bölgenin ağaçlarla kaplı
olması ve yabani hayvanların bulunuyor olması o bölgedeki insanların silahlanmasına yol açmıştır. Şeref ve dini bağlılıklara
düşkünlükten bahsedilmiş bu sadece o bölge için değil tüm Türkiye için geçerli bir durum yani sadece lazlara özgü bir durum
değil ancak çok düşkün oldukları bir gerçek. Batıya göç etmişlerdir batıdaki büyükşehirlerde emlak,inşaat ve postacılık sektöründe İyi para getiren alanlarda çalıştığı dile getirilmiş sadece iyi anlarda mı çalışmışlar yani kötü anlarda çalışmış
olamazlar mı! Ayrıca gelir düzeylerinin yüksek olması onları batı kentlerindeki iyi para getiren işlere yönlendirmiştir. Genel
olarak onları tanımlamaya çalışılmış ancak yeterli olduğu söylenemez.

Kitabın 'Devlet' bölümünde Türkiye Tarihinden kemalizmden bahsedilmiş bölgenin eğitim, yönetim, milliyetçilik ve bölgesel gelişimleri ele alınmıştır. Sonraki bölümlerde ise yazarın ele aldığı konular değişmektedir.

"Kızlar daha sıkı bir disiplin altında yetiştirilirken ve erkek kardeşlerine oranla daha
küçük yaşlarda ev işlerine katkıda bulunmaları beklenirken erkekler daha çok
şımartılır ve oyun oynama özgürlüğünün tadını çıkarırlar."

Bu alıntı bizim toplumsal yapı örüntümüzün bir yansıması, bu sadece Lazistan bölgesi'ne ait bir özellik değil maalesef, bu tüm Türkiye'de görülen, toplumsal cinsiyetin sonuçları...

Ataerkillik bölümünde Lazistan kadınlarının sömürülmesi üzerinde durulmuş. Ataerkil bir yapı mevcut tüm Türkiye'de olduğu gibi...

Kadınlar ve erkekler arasında iş bölümü vardır. Kadınlar çay bahçelerinde ve evde çalışır. ( sömürülür ) erkekler ise kahvehanede oturur!
Bu yüzden Doğu Karadeniz'de kahvehaneler çoktur.

Arada geçen bir kaç söz çok dikkatimi çekti.

"Kadın sepettir. Boşaltıyorsun, sonra yine dolduruyorsun,"
"Kadın sepettir. Eskisini atarsın, yenisini alırsın."

Aşağılamaya bakar mısınız! Bu benzetme ile kadının ikincil konumda olduğu ve değersiz bir eşyayı nitelendigi anlamı çıkıyor.

Dinin bireysel hayatları ve toplumsal ilişkileri şekillendiren önemli bir güç olduğundan bahsedilmiş. Dinin toplumsal hayat üzerindeki etkisini örneklerle açıklamıştır.

Kitabın bir yerinde geçen bir yazıda ise şunlar söylenmiş;tabi bu söylenen şeyler yazarın kendi görüşleri değil. En başından da belirtildiği gibi,yazar elde ettiği gözlemler sonucunda bu verilere ulaşmıştır.

" Bazı erkekler kadınların kirlenmesini, kadınların fiziksel ve zihinsel olarak aşağı yaratıklar olmasına bağlarlar. Ancak bazı kadınlar başka yorumlarda bulundular. Kadınların fiziksel kirlenmeye müsait oldukları için, ahlaki kirlenmeye de müsait olduklarını kabul ederler; ancak erkekleri doğaları gereği pis olarak nitelendirirler. Bir kadının kalbi temizken erkeğin kalbi her zaman pistir. Bu yüzden hiç durmadan kırk gün namaz kılan bir kadının evliya olabileceğini, normal bir erkeğinse dört yüz yıl bile namaz kılsa evliya olamayacağını söylerler. Dolayısıyla bazı kadınlar erkeklerin üstünlüğünü doğrudan sarsmadan, en azından "eşit derecede kusurlu" olduklarını ima ederler." ( Syf.258 )

Kirli ve üstün tanımları göreceli şeylerdir, kime göre ya da neye göre kirli ve üstün bu yüzden alıntıya katılmıyorum.
Allah insanın üstün bir varlık olarak yaratmış, burada cinsiyetler arası bir üstünlük söz konusu bile değil, burada önemli olan nefistir ve bizim ona ne kadar hükmettiğimizdir. Bence erkeğin kalbi pistir’deki kasıt, nefsine düşkün olmasıdır.
Kadınlar ve erkekler arasında kıyaslama yapılmış kadınların sanıldığının aksine aşağı yaratıklar olduğunu erkeklerin ise daha üstün olduklarını söylemiş. Kadınlar ise doğaları gereği pis olduklarını kabul etmişler ancak erkeklerin de onlardan aşağı kalır yanının olmadığını dile getirmişler. Her iki tarafta birbirine sorumluluk yüklemiştir. İnsanların ruhlarını cinsiyete göre yorumlayamayız, eğer yorumlarsak erkeklerin ruhlarının daha kirli oldukları gereği kaçınılmaz olarak ortaya çıkar. Ayrıca erkekler de kadınlar da birbirlerinin kusurlarını söyleyerek sonunda birbirlerinin eşit derecede kusurlu olduklarını ve her iki tarafında doğası gereği eksik yanlarının olduğu ve bundan dolayı üstünlük savaşı’nın gereksiz olduğunu söyleyebilirim .

Genel olarak kitabı ele alacak olursak eğer, bir araştırma yazısı olmasına rağmen sıkıcı bir kitap değil. Bu kitap sayesinde Doğu Karadeniz bölgesinde yaşayan insanlar hakkında genel bir kanıya vardığımı söyleyebilirim. Onları az çok tanıdım diyebilirim.

Büyük emekler sonucu yazılan bu kitabın okunmaya değer olduğunu ve okuması gerektiğini söyleyebilirim.

Şimdiden okuyan ve okumayı düşünen kitap severlere iyi okumalar dilerim. :)

Murat Ç, bir alıntı ekledi.
21 May 17:02 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 8/10 puan

Geçmişten Günümüze Alalım Bir Dal;
"Hakkında “şüpheli fikirleri var” şeklinde en küçük bir ihbar yapılan kimse, kim olursa olsun, kendisi de, yakınları da derhal baskı altına alınıyordu. Onun için insanlar, bunca acı deneyden, unutulmaz olaylardan sonra milliyetçiliğin 'm’sini bile ağızlarına almamak, konuşmalarında ve yazılarında milliyetçiliği çağrıştıran bir sözcük kullanmamak için çok dikkatli davranıyorlardı.

---->>>Aksine, herkes milliyetçilik aleyhinde, millî değerler, hatta ana dilleri aleyhinde atıp tutuyordu. İkide bir ve yerli yersiz sadece Lenin’i göklere çıkaran, onun sözleriyle konuşan bir insanı nasıl ve ne ile suçlarsınız?... "

Cengiz Han'a Küsen Bulut, Cengiz Aytmatov (Sayfa 19 - Ötüken, Aytmatov Klasikleri, 29.Basım)Cengiz Han'a Küsen Bulut, Cengiz Aytmatov (Sayfa 19 - Ötüken, Aytmatov Klasikleri, 29.Basım)
Meryem Feyza, bir alıntı ekledi.
21 May 13:17

Okulda ahlak
Gençliğin terbiyesi irade terbiyesidir. Hayatı, tesadüflerin elinde bir kumar, bir piyango telakki eden, sinema afyonlarıyla uyuşturulmuş ruhlar, iradenin yüksek bir tecellisi, yüksek bir dilek beraberliği olan milliyetçiliğe nasıl sahip oluyorlar, anlamıyorum. Yoksa milliyetçilik kelimelerle alkışlardan, merasimler ve ziyafetlerden mi ibarettir?

Türkiye'nin Maarif Davası, Nurettin Topçu (Sayfa 207)Türkiye'nin Maarif Davası, Nurettin Topçu (Sayfa 207)
Eray Turkoglu, bir alıntı ekledi.
21 May 00:36 · Kitabı okudu · 6/10 puan

Milliyetçilik vasfı atılmış bir Atatürk Cumhuriyeti, ön tekerleği koparılmış bir bisiklet gibi, ayakta duramaz ve yürüyemez.

Din, İnkılap, İrtica, Peyami Safa (Sayfa 199)Din, İnkılap, İrtica, Peyami Safa (Sayfa 199)
Mehmet Y., bir alıntı ekledi.
20 May 16:26 · Kitabı okudu · İnceledi · 9/10 puan

Livaneli'nin Kaleminden Cengiz Aytmatov
Cengiz Aytmatov’un ölümü dünyayı sarsmaya devam ediyor. Bu büyük yazarın bıraktığı boşluğu, Nâzım’ın deyimiyle “Kesik bir kol gibi omuz başımızda” hissetmeye başladık bile.

Ne mutlu bana ki onun evrenini bir parça da olsa paylaşma olanağı bulabildim, bilgeliğinin ve dostluğunun tadına varabildim.

Dünyanın her köşesinde birçok hayranı olan bu büyük ve namuslu adamın anısı önünde bir kez daha saygıyla eğilirken, bir noktaya dikkat çekmekte yarar görüyorum.

İki gündür beni yurt dışından ve yurt içinden arayan bütün basın yayın organlarına tekrarladığım bir şey bu.

“Cengiz Aytmatov bir kültür milliyetçisiydi!”

Bu tanımı o kadar önemsiyorum ki tekrar tekrar vurgulamak istiyorum.

Aytmatov kelimenin dar anlamında bir “milliyetçi” olsa, sadece Kırgızistan’a kısılır kalırdı.

Oysa o şunu söyleyebiliyordu:

“Ey insanlar, dağların, denizlerin ardında yaşayan insanlar! Neden savaşıyorsunuz? Toprak mı istiyorsunuz? Hepinizin anasıyım ben. Ve sizler benim önümde eşitsiniz. Kavgalarınızı değil, çalışmalarınızı, dostluğunuzu istiyorum ben.”

Bütün insanlığa seslenen bir yazar olduğu için sesi her yerde yankılandı.

Ama bu politik tavra rağmen, bir “kültür milliyetçisi” idi o.

Peki ne demektir kültür milliyetçiliği?

Milliyetçilik ideolojisinden farkı nedir?

Bu soruları çok önemsiyorum.

Çünkü zaman zaman gençlerden iyi niyetli sorular geliyor ve “Zülfü abi, insanın vatanını milletini sevmesinin kötü yanı ne?” diye soruyorlar.

İşte sorun da burada.

***


İnsan kitlelerinin iki büyük kutsalı var: Din ve milliyetçilik!

Bu duygular bütün insanlarda ortak olduğu için, istismara, çarpıtmaya, kötüye kullanmaya da çok elverişli.

Bu yüzden tarih boyunca bir sürü politika bezirgânı bu iki kutsal duyguyu sömürerek kitleleri peşlerine taktı ve felaketlere yol açtı.

Milliyetçilikten yola çıkan Hitler’leri, Mussolini’leri hatırlayın.

Din de kutsal bir duygu olarak çok kullanıldı ve o da felaketlere yol açtı.

Yaşar Nuri Öztürk’ün önemli kitabında anlattığı “Allah ile aldatmak” durumundan söz ediyorum.

Cengiz Aytmatov bu iki tuzağa da düşmeyen, dünya insanlarının tümünü seven bir büyük yürekti ama ana diline, kök kültürüne, masallarına, destanlarına da son derece bağlıydı.

Ömrü boyunca içinde yetiştiği Kırgız ovalarının, dağlarının kadim kültürünü yüceltmeye çalıştı.

Aynen Türkçeyi dünyaya taşıyan Nâzım Hikmet gibi, Yaşar Kemal gibi.

İşte kültür milliyetçiliği derken bunu kastediyorum ve bu anlamıyla hepimiz kendi kültürümüzün ve ana dilimizin milliyetçisiyiz.

Hem de kendisine “milliyetçi” sıfatını layık gören birçok kişinin anlayamayacağı, hayal bile edemeyeceği kadar.

Bu milliyetçilik, dünyadaki bütün ana dillere, kültürlere, halkların yarattığı her güzel şeye sahip çıkmayı gerektiriyor.

Düşmanlığın değil dostluğun dilini konuşuyor.

Schiller ve Beethoven’in hayat verdiği biçimiyle “Hepimiz kardeş olacağız!” diyor.

Aytmatov sürekli olarak kök kültürünü yüceltti, onu yetiştiren topraklara borcunu ödemeye çalıştı ve böylece evrensel insan kardeşliğine unutulmayacak katkılarda bulundu.

Dünkü yazımdaki dileğimi bir kez daha tekrar ediyorum:

Yerin uçmak olsun Cengiz Aga.

Zülfü Livaneli

Cengiz Aytmatov (Büyük Boy), Ramazan Korkmaz (Sayfa 127 - T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı)Cengiz Aytmatov (Büyük Boy), Ramazan Korkmaz (Sayfa 127 - T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı)