• Son derece ciddi kayıtlar olan vakıf defterlerini inceleyen Rasuh Nuri İleri tarafından ileri sürülen bu belgeye göre, Cervantes ve Mimar Sinan, aynı eserin yapımında bir arada bulunmuşlar!
    Sunay Akın
    Sayfa 16 - İş bankası kültür yayınları
  • "Cirakligimi İstanbul'daki Şehzade Camii'nde yaptım. Kalfaligimi da Süleymaniye Camii'nde tamamladım. Fakat bütün gücümü bu Sultan Selim Han camiine sarf edip ustalığımi ayan ve beyan ettim." Mimar Sinan
    Yavuz Bahadıroğlu
    Sayfa 103 - Panama
  • Yıl 1543...
    Kanuni Mimarbaşısı Sinan'ı çağırıyor ve diyor ki:
    "Oğlumun adına öyle sağlam bir eser yap ki, o yaşadıkça şehzadem de yaşasın, o anıldıkça Mehmed'im de anılsın."
  • Sinan mermere yürek katan mimardır...
    Bunu estetik bir anlayış içinde öylesine büyük bir ustalıkla başarmıştır ki, genç yaşta vefat eden Şehzade Mehmed'in ruhuna ithaf amacıyla yaptırılan Şehzade Camii'nde hüzün, Süleymaniye Camii'nde kudret, Selimiye Camii'nde azamet vardır.
  • İstanbul'da Fatih Sultan Mehmed döneminden kalma nadir eserlerden olan Vatan ve Millet Caddelerinin kesiştiği noktadaki Murad Paşa Camii'ni Nidayi Sevim yazdı.

    10 Temmuz 2017


    https://www.dunyabizim.com/...sa-camii-h26746.html

    1985 yılından beri Murat Paşa Camii’ne zaman zaman uğrarım. Bu ibadetgâh hakikaten tam bir uğrak yeridir. Pek çok İstanbullunun bir vesile önünden, yanından geçip gittiği, belki de şehrin koşuşturmasından, telaşından bir türlü fark edemediği nezih bir ortam vardır burada.

    Bilindiği üzere Fatih, Aksaray, Fındıkzade ve Laleli semtleri günün her saati, her milletten insanla dolup dolup taşmaktadır. İşte bu semtlerin kesiştiği noktada bulunan tarihi camide yine her milletten Müslüman, günün her vaktinde namaz için bir araya gelir. Caminin bu özelliğini bilmeyen bir insan mekândaki bu görüntüyü fark edince kendisini adeta Birleşmiş Müslüman Milletler Cemiyetinde zanneder.

    16. yüzyıl Mimar Sinan eserlerinde olduğu gibi burada çoklu pencerelerle aydınlatılmış bir ortam, genişlik ve ihtişam yoktur. Sadelik, ferahlık ve sessizlik hâkimdir. Şehrin yoğunluğuna, karmaşasına ve aceleciliğine karşı bir direnç vardır bu ibadetgâhta. Camiden içeriye adım attığınız an kendinizi suya salıverilmiş balık gibi hissediyorsunuz. “Mekânların da ruhu vardır.” sözü burada tam anlamını buluyor. Evet, burası Fatih Sultan Mehmed Han nezaretinde yaptırılan, kubbelerinde hala onun nefesini barındıran müstesna bir mekândır…

    İmareti, hamamı ve medresesi yok edilmiş

    Murad Paşa Camii, XV. yüzyılın ikinci yarısında inşa edilen Murat Paşa Külliyesi'nin günümüze ulaşan maalesef tek yapısıdır. Fetihten sonra Bursa üslubuyla yapılan tabhaneli (zaviyeli) cami tipinin ender örneklerinden biri olarak gösterilir. Aksaray’da, Vatan ve Millet caddelerinin, yeni adıyla Adnan Menderes Bulvarı ile Turgut Özal Caddesinin kesiştiği noktada yer alır. Fâtih Sultan Mehmed’in vezirlerinden, “N’imelceyş” (Fâtih’in ve Feth’in kutlu askerlerinden), Rumeli Beylerbeyi Has Murad Paşa tarafından 1471-72 yılında yaptırılmıştır.

    Has Murad Paşa, Bizans'ın Paleólogos hanedanından Vitos'un oğlu olup ihtida ederek Fatih Sultan Mehmed'in hizmetine girmiştir. Zekâsı sayesinde Vezirliğe kadar yükselmiş ve Rumeli Beylerbeyliğine atanmıştır. Külliye olarak planlanan caminin İmareti, hamamı ve Murad Paşa’nın Trabzon’un fethi için seferde iken Otlukbeli’nde şehit düşmesinden sonra kardeşi Sadrazam Mesih Paşa tarafından tamamlanan medresesi günümüze ulaşmamıştır. Medresenin bulunduğu bölüm hâlihazırda tuvalet olarak kullanılmaktadır. Zeynep Hatice Kurtbil'in bildirdiğine göre Caminin batı kısmında yer alan bu medrese 1929-1930’da belediye tarafından, doğudaki çifte hamamın kadınlar kısmı ile erkekler kısmının soğukluğu XX. yüzyıl başında, geri kalanları ise 1956’da yol çalışmaları sebebiyle yıktırılmıştır. (TDVİA c.31, s. 191) Yangın ve depremler sebebiyle müteaddit zamanlarda elden geçen cami 1935’te Mimar Vasfi Egeli tarafından esaslı bir onarım görmüştür.

    Murad Paşa Camii, kesme taştan alçak bir ihata duvarı ile çevrili, genişçe sayılabilecek bir avlunun ortasında yer alır. Avluya giriş farklı iki yönde bulunan basık kemerli birer kapı ile sağlanır. Yapı, mihrap ekseninde sıralanan, eşit büyüklükte, kare planlı ve kubbeli iki birimin meydana getirdiği harim ile bunun yanlarındaki ikişer tabhane biriminden ve kuzey (giriş) cephesi boyunca gelişen son cemaat yeri revakından oluşur. İstanbul'da örneğine nadir rastlan bu çift kubbeler ne çap, ne de yükseklik itibariyle birbirini tutmaz ki, bu da camiye ayrı bir özellik katar. Giriş kapısı üzerinde tarih kitabesi, bununda üzerinde müsanna hatlı Rabbena duası yer alır. "Rabbenâ âtinâ fîd dunyâ haseneten ve fîl âhirati haseneten ve kınâ azâben nâr / Ey Rabbimiz! Bize dünyada da iyilik ver, ahirette de iyilik ver. Bizi cehennem azabından koru!" (Bakara, 201.) Yazı, hat sanatı tarihimiz açısından pek kıymetli bir örnektir. Sırf bu sanat şaheserini görmek için bile Murad Paşa Camii ziyaret edilmelidir diye düşünüyoruz.

    Şeyhülislâm Pîrîzâde Osman Sâhib Efendi’nin kabri de burada

    Yapının mihrabı ve minberi yenidir. Mermer minber gayet sade görünümlüdür. Minberin sadeliğine karşılık mihrap, mukarnaslı yaşmakla donatılmıştır. Son dönemde yenilenen ahşap vaaz kürsüsü de kare şeklinde olup geometrik bezemelidir. Kürsü sekizgen külâhla örtülüdür. Caminin düşük kodlu ilk biriminde, son dönemlerde ahşap malzemeden yapılan ve merdivenle çıkılan, kare planlı müezzin mahfili bulunur. Avluda yer alan şadırvan ve dış giriş kapısı sağında yer alan çeşme, XVII. yüzyılda Kara Dâvud Paşa tarafından yaptırılmıştır. Sekizgen şadırvan son dönemde yenilenmiştir. Kâidesinde iki güneş saati bulunan tek bir minaresi vardır. Mukarnaslı şerefesi, kesme taştan yapılan minaresinin Fatih döneminden kaldığının önemli habercisidir. Kimi kaynaklarda Camii iç kısımlarında Fatih dönemi kalem işi izlerine rastlandığı ifade edilir. Ancak biz bu detayı gözlemleyemedik. Tarih içerisinde caminin kıble yönünde büyük bir hazîre de oluşmuştur. Bu hazirede Sadrazam Mesih Paşa, Kara Dâvud Paşa, Şeyhülislâm Pîrîzâde Osman Sâhib Efendi (ö. 1183/1770) ve Altıparmak İbrâhim Efendi gibi önemli şahısların kabirleri de bulunuyor. İbn Haldûn mütercimi diye bilinen Şeyhülislâm Pîrîzâde Mehmed Sâhib Efendi (ö. 1162/1749), Osman Sâhib Efendi’nin babasıdır. Son dönem şeyhülislâmlarından Pîrîzâde Mehmed Sâhib Efendi (1838-1910) ise kızının torunudur. Tahsin Özcan’ın verdiği bilgilere göre Aksaray Caddesi açılırken o dönemde Evkaf nâzırı vekili olan torunlarından İbrâhim Bey tarafından Osman Sâhib Efendi’nin kemikleri Üsküdar’daki Selimiye Tekkesi karşısında bulunan aile mezarlığına taşınmıştır. (TDVİA c.34, s. 292)

    1504 tarihli Şirmerd Çavuş Camii de yok edilmiş

    1950’li yıllardaki yol yapım çalışmaları sırasında dış kısımda bulunan çeşmeyle birlikte burada bulunan mezar taşları daha içeri taraflara taşınmıştır. XVI. yüzyılın başına tarihlenen ve Haseki Hastahanesi önünde yer alan Şîrmerd Çavuş Türbesi, Camii’nin Millet Caddesi tarafından avluya girişte sağ kolda yer alır. Klasik Osmanlı üslûbunu yansıtan türbe’de I. Selim’in yüksek rütbeli komutanlarından Şîrmerd Çavuş ile kızı Kamerşah Hatun yatmaktadır. Esma İgüs ve Hayriye İsmailoğlu, “Osmanlı Kenti İstanbul’u Yıkmak ve Yeniden Yapmak Paradoksu” isimli yazılarında Nedime Pamak’a atfen verdikleri bilgilere göre Millet Caddesi üzerinde, Aksaray’dan Topkapı’ya uzanan istikamette, Selçuk Sultan Camii’nin karşısında Şirmerd Çavuş’un 1504 yılında inşa ettirdiği camii yer almaktaydı. Yol yapım çalışmaları esnasında bu eserde ortadan kaldırılmıştır. Akıbeti hakkında bilgi yoktur.

    Olanlar Tekkesi, türbe ve çeşmesi cami avlusuna nakledilmiş

    M. Baha Tanman’ın verdiği bilgilere Cerrahpaşa caddesiyle Millet caddesinin kavşağında, Aksaray Karakolu’nun yanında bulunan Oğlanlar (Olanlar) Tekkesi’de 1957’de Millet caddesinin açılması sırasında yıktırılmış, türbe, sebil ve çeşmesi Murad Paşa Camii’nin avlusuna taşınmıştır. (TDVİA c.33, s. 320) Olanlar Tekkesi 1453-1461 yılları arasında Sekbanbaşı Yâkub Ağa tarafından kurulmuştur. Cami avlusunun kuzeyinde yeniden kurulan Olanlar Tekkesi’nin türbe-sebil-çeşme grubu mermer cephelidir. Türbede tekkenin ilk bânisi Yâkub Ağa ile Olan Şeyh İbrâhim Efendi’nin de içinde bulunduğu bazı şeyhler yatmaktadır.

    Olanlar Çeşmesinin cephesi adeta hat sanatı müzesi gibidir. Çeşmenin ayna taşında tarih kitabesi bulunuyor. Üst kısmın ortasında celi hat ile: “Hayru'l-mâli mâ ünfika fî sebîlillâhi - Malın hayırlısı Allah yolunda infak edilendir.” (Hadis-i Şerif), Sağında:“ve cealnâ minel mâi kulle şey’in hayy / Ve her canlı şeyi sudan yarattık.” (Enbiya, 30), Solunda:“ve sekâhum rabbuhum şarâben tahûrâ / Rableri onlara tertemiz bir içecek içirecektir.” (insan, 21), En tepede ise: “Aynen yeşrabu bihâ ibâdullâhi yufeccirûnehâ tefcîrâ / Bir pınar ki Allah’ın kulları ondan içer, onu (istedikleri şekilde) fışkırtıp akıtırlar.” (insan, 6.) ayet-i Kerimeleri yer alır. Çeşme ile türbe arasında kalan birim günümüzde muvakkithane olarak kullanılmaktadır.

    Restorasyon bir an evvel başlatılmalı

    Restorasyona alınması planlanan caminin kemerlerinde ve duvarlarında yer yer çatlaklar bulunuyor. Bu çatlakların oluşumuna yapının hemen yakınından geçen tramvay yolunun veya Adnan Menderes Bulvarı altından geçen metro tünelinin sebebiyet verip vermediği ciddi şekilde araştırılmalıdır. Bir restorasyon yapıldığında ileride meydana gelebilecek olumsuzluklar için önceden tedbir alınması elzem gibi gözüküyor. Çatlakların dışında cami ve çevresinde de bazı ufak tefek müdahalelere gerek duyuluyor. Ancak restorasyon beklentisi sebebiyle bunlarda sürekli ötelenmektedir. Bu da ayrı bir sorun! Cami haziresinde bulunan mezar taşlarının durumu pek iç açı değil. Elden geçirilecek günü bekliyorlar. Şayet elden geçirilecek ve bu esnada tarihi mezar taşları, tazyikli su ve kumlama yöntemi ile tarihten arındırılacaksa lüzum yok böyle kalması daha isabetli olur diye düşünüyoruz...

    15. yüzyıl mimarimizin ender uygulamalarından biri olarak kabul edilen Murad Paşa Cami, hüzünlü hikâyesi, çevresinde bulunan zarif hat sanatı örnekleri ve hazîresindeki farklı yüzyılların sanat anlayışına ayna tutan mezar taşları ile hakikaten görülmeğe değer bir ibadetgâhtır…
  • Osmanlı Devleti’nin yükseliş döneminde Kanuni Sultan Süleyman tarafından Mimar Sinan’a yaptırılan Süleymaniye Camii, 1550 yılında yapılmaya başlanmış, külliyesi ile beraber tam olarak 1557 yılında yapımı tamamlanmıştır. Mimarisindeki incelik ve görünüşündeki heybet, Osmanlı’nın o dönemdeki gücünü bir kez daha dünyaya ispatlamıştır. Ana kubbesi, yan kubbeleri, minareleri ve olgun yapısıyla Haliç sırtlarında bakışları ve ilgiyi hemen kendisine çeken Süleymaniye Camii, hiç şüphesiz dünya mimarlık tarihinin en önemli eserlerinden biridir ve her dönemde İstanbul’a damgasını vurmuştur.

    Oldukça ihtişamlı bir devirde haşmetli eserlere imza atmış olan Mimar Sinan, “kıyamete kadar yıkılmayacak olan kalfalık eserim” diye nitelendirdiği Süleymaniye Camii’ne şüphesiz büyük önem vermiştir. Öyle ki; yaptığı onlarca eserden ziyade Süleymaniye’yi çok önemsemiş, bu büyük külliyeye türlü sırlar gizlemiş ve adeta bir ressam gibi yaptığı eserin alt sağ köşesine, adeta imza niteliğinde kabrini hazırlamıştır.

    İçerisindeki akustiğinden, kubbelerini taşıyan fil ayaklarına, örümcek ağına karşı konulan devekuşu yumurtalarından cevahir minaresine kadar birçok manidar sırrı bünyesinde barındıran Süleymaniye Camii’nin “İs Odası” ise, anlaşılması ve genç nesillere anlatılması gereken tarihi değerlerden belki de en önemlilerinden biridir.
    Mimar Sinan bu büyük ve haşmetli Camii tamamladıktan sonra, o dönemde elektrik olmadığı için Camii içerisine 275 adet kandil ve mihrabın iki yanına da dev mumlar koydurarak yapının aydınlanmasını sağladı. Daha sonra ise bu kandillerden ve mumlardan çıkan isin Camii içerisine ve özellikle kubbeye zarar vermemesi için orta kapının hemen üst tarafında bir oda yaptı. Ve Camii içerisinde kubbeye yakın olan bölümlere karşılıklı olan iki adet menfez açarak kandillerden ve iki adet büyük mumdan çıkan isin hava akımına uğrayıp, mihrabın tam aksi yönüne hareket ederek, kapının üstünde dışarı açılan 4 adet pencereden içeriye çekilip bu is odasına girmesi sağlandı.

    Mimar Sinan hava akımının is odası yönüne olmasını sağlamak için Camii “İs Odası” merkezli yapmıştır. Bu şekilde Camii’ye hiç zarar verilmeden, isler hazırlanmış olan bu “İs Odası”na kolayca toplanmış ve kurduğu özel nemlendirme sistemi ile isler odanın duvarlarına yapışmıştır. Daha sonra ise isler duvarlardan kazınıp bir kaba koyulmuş ve içerisine baharat ve su katılarak İs Mürekkebi elde edilmiştir. Elde edilen İs Mürekkepleri ile yüzyıllar boyunca dini, siyasi, idari pek çok ferman ve berat yazılmıştır.

    Elde edilen mürekkepler Surre Alaylarındaki develerin boyunlarına takılarak kutsal topraklara gönderilmiş, geri döndüklerinde ise kutsal topraklara giden mürekkepler özel hattatlara verilerek Kur’an-ı Kerim’ler yazdırılmıştır. Hattatların kamışı ile birleşen mürekkeplerden nice Kur’an-ı Kerim’ler, hat levhaları ve dualar yazılmış ve bu eserler günümüze kadar ulaşmışlardır. Rivayetlere göre dönemin en önemli Hattatı Ahmet Karahisari pek çok yazısını Süleymaniye Camii’nin içerisindeki “İs Odası”ndan aldığı mürekkeple yazmıştır.

    Bunlara eklememiz gereken diğer bir unsur ise, mumlardan çıkan islerin “İs Odası”na ulaşması için açılan menfezlerin birinden bakıldığında yalnızca camii içindeki Allah yazılı levha, diğerinden bakıldığında ise yalnızca Muhammed yazılı levhanın görünüyor olmasıdır. Tüm bunlar asla rastlantı değil, Mimar Sinan’ın yine ince bir hesapla bunları ayarlamış olmasındandır.
  • Mimar Sinan "ustalık eserim" dediği Selimiye Camii'ni 80'li yaşlarındayken yapmıştır.