• Merhaba arkadaşlar. Kitabımız “Osmanlıdan Cumhuriyete Yakın Tarihimiz, Osmanlıdan Günümüze Ortadoğu, Tarihi Miras ve İstanbul’un Geleceği” başlıklarıyla 3e ayrılıyor. Tabii kitaptan teferruatlı bahsedeceğimiz için Spoiler görmek de mümkün.
    --- 1. Bölüm ---
    Bu bölümde öncelikle Osmanlı Milliyetçiliği, ardından Balkan milliyetçiliğinden söz açılıyor. Balkanların durumu ve karmaşıklığı anlatılıyor. İmparatorluklardan Avusturya-Macaristan’ın durumundan söz ediliyor. Birinci Dünya Savaşı’nın sonuna dair bir yazımız mevcut. Tabii o döneme değinip İttihat ve Terakkiye değinmeden olur mu? Olmaz.
    Keza gene İtalyanlardan ve 1911’de Libya’ya yaptıkları çıkarmadan söz ediliyor. Burada Senusiler ile birleşen Türk subayları tabii ki başta Mustafa Kemal, Enver Paşa ve Ali Fethi Okyar ile pek bilinmeyen Cami Bey ve Nuri Beyler de orada bulundular. Şehzade General Osman Fuat Efendi de unutulmamalıdır. Bilindiği üzere Uşi Antlaşması ve yine pek bilinmeyen 90000 altın alan Osmanlı. Bunlar oldukça mühim tabi.
    Türk-Fransız ilişkilerine değiniyoruz. Fransızlarla sadece kapitülasyon anlamında değil yaşayış olarak da beraberliğimizden söz ediliyor. Ardından aramızın açılması ve Ermeni sorununa kadar yaşananlar film şeridi gibi hızlıca geliyor gündeme ve bitiriyoruz.
    Ardından VI. Mehmed yani bilinen adıyla Vahdettin’den bahsediliyor. Burada İngiliz Uşağı terimini bende çok sert karşılayanlardan birisiyim. Bakıldığında Fransa bize karşı zaten ılımlı olmuş ve Ankara ile anlaşmıştır. İtalya desen Üsküdar’da demirli ve Ankara ile günümüz tabiriyle artık ‘Kanka’ derecesinde ilişkiye ulaşmıştır. Yunanlılara sığınmak akla ve mantığa zaten aykırı. Elde kala kala İngiliz kalıyor onlar da dört gözle bekliyorlar padişahı. Tabii ondan faydalanmak amaçları var. Yoksa meraklısı değiller. Padişah yurt dışına çıkıyor ama sonrası da önemli. Bu sefer de İngiliz Uşağı yalanı tutmayınca saray hazinesini kaçırdı diyorlar ancak bu da söz konusu değil. Yanına sadece çanta alarak vatanından ayrılıyor ve cebindeki Harçlık derecesindeki az parasını da maiyetindeki bir adamı Monte Carlo’da kumar oynarak kaybediyor. Bu sefer de yalanı tutmayan Osmanlı düşmanı yanlı tarihçi kılıklılar; ‘Şey, ama o orada yazılar yayınladı devlet aleyhine konuştuydu yaa’ diyorlar. Tabii bu da tutmuyor çünkü böyle bir belge de yok. Peki Sadık Koçak, bu rahatlığın, bu kadar emin konuşman neden? Neden mi? Çünkü İlber Ortaylı. Aynı şekil Mustafa Kemal’e hakaret etti diyerek padişahı yerip sözde Atatürkçülük taslayanlara KAPAK mahiyetinde de şunu verir. Mustafa Kemal aleyhinde bir sloganın ardından hiddetlenir ve “Bir daha duymayayım! O benim paşam, askerim!” diyerek kızar. (s.70)
    Osmanlı’nın neden çöktüğüne dair bir yazımız var. Yeniçeriler, Islahatlar ve Dış Borçların başta tutulduğu bir yazı okuyoruz. Akabinde yeni kurulan devletin, dışarıda bırakılan Türkleri artık geriye öz vatanına alma hadidesi konuşuluyor. Mesela Ahıska Türkleri.
    Kitapta çok önemli bir konuya daha değiniyoruz. Cumhuriyet, Osmanlı İmparatorluğunun devamı mıdır? Gerçekten önemli bir konu ve önemli bir sorun. Nihal Atsız’ın da belirttiği hususta Ortaylı da aynen devam diyor ve değişenin devlet değil sistem olduğunu belirtiyor. Bu konunun genç tarihçiler açısından da anlaşılması ve yazıların da buna göre yazılması zaruriyettir. Zaten bizden başka da sanırım Tarihçilerinin ihtilafa düştüğü bir devlet daha görüşmemiştir.
    Osmanlıya bu kadar değindikten sonra Osmanlı’nın yetiştirdiği ve Cumhuriyetin kurucusu büyük devlet adamı Mareşal Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ten bahsetmemek olmazdı değil mi? Tabi burada Atatürk’ün Hatay konusundan sonraki en büyük arzusu çok partili dönem üzerine yoğunlaşıyoruz.
    Cumhuriyet döneminde atılan adımlara, ilk anayasamıza (20 Ocak 1921) ve 80 dönemine kadar getirilen anayasalarımıza değiniyoruz. İstanbul’un İşgalden Kurtuluşu (6 Ekim 1923) konusuna değiniliyor. Burada sadece Yakup Kadri’nin Sodom ve Gomore’si değil; Ercüment Ekrem Talu’nun Kan ve İman adlı kitabı da öneriliyordu ki listeye eklendi.
    Cumhuriyet döneminde yapılan ulaşım hamlelerine, İkinci Dünya Savaşı ve Etkileri ile Yeni Türkiye’nin şekillenmesine, Kıbrıs sorununa çok güzel değiniliyor. Böylelikle ilk bölümümüz tamamlanıyor.
    --- 2. Bölüm ---
    Bu bölümde Ortadoğu üzerinde yoğunlaşıyoruz ve Osmanlı sonrasından itibaren günümüze kadar gelen bu bölgedeki karışıklık ve nedenleri üzerine yoğunlaşıyoruz. Arap Milliyetçiliğinin getirisi ve Filistin konusuna değiniliyor ki orada bahsedilen Filistin ile günümüzdeki Filistin arasında çok büyük fark olduğu da aşikar.
    --- 3. Bölüm ---
    Tarihi Miras ve İstanbul’umuzun Geleceği kitabımızın son konusu. Ortaylı’nın ilk defa geldiği İstanbul’un dönüşümü ve ardından gelen kirlilikle beraber yapılan imar yanlışları ve yıkımların da neden olduğu olumsuz koşullar anlatılıyor. Kara Ahmet Paşa Camii, Kara Mustafa Paşa Külliyesi gibi Mimar Sinan eserlerinin nasıl yıkıldığından; çarpık kentleşmeye kadar her konuda gidip geldik burada. Çünkü ortaya bir Tarihi Kimlik çıkardık.
    Türk çocuklarının neden okumadığı üzerine üstünkörü bir yorum değil; tarihten gelen bir cevap niteliğiyle konuşuyordu hocamız. Aynı şekilde Tarihi Eserlerimizin de ne denli yağmalanıp, önemsiz görüldüğü ve sahip çıkılmadığı üzerine bir bağlantı kuruyorduk. Bu bağlamda da özellikle müzelerimize sahip çıkılması ve kültürümüzün tanıtılması üzerinde yoğunlaştık.
    Evet sert eleştiri getireceğimiz bir konuya daha değiniyoruz. Kütüphaneler. Bu konuda ben çok sert tavırlıyım. Kütüphane denince benim aklıma -genelde de gözlüklü- böyle hafif ihtiyarlamış ama elinde kitabı, gelenlere yardımcı olan ve sürekli okuyan bir bey amca timsali gelir. Günümüz Kütüphanecilerine gelelim. Elinde sigara, sürekli kapıda, iki de bir “Susun, Fısıldaşmayın, hmmm o kitaplar nerde bilmiyorum canım yaaa, hmmm sanırım yok, SANIRIM,” gibi laflar eden saçma tipler var. Hani size yardımcı olacak bir unsur göremiyorsunuz gittiğinizde. Sonra da neden kimse kütüphaneye gitmiyor, internetten yalan yanlış araştırıp konuşuyor diye laf ediliyor. Böyle insanlar oldukça bu da devam eder. Maalesef bizde de durum bu. Bir de bu söylediğim konuşma tipi Kültür Merkezlerinin içindeki kütüphanelerden. KÜLTÜR ..
    Böylelikle güzel bir eserimizin daha sonuna gelmiş bulunduk. Aslında dün gece okurken bir anda uyuyakalmasam bitecekti ama neyse nasip sabahaymış. Cümleten mutlu sabahlar, güzel bir gün geçirmeniz dileğimle..
  • Kitapta en ilgimi çeken bölümler

    1. Şehzadebaşı Camii ile ilgili bölümdür. Bu bölümde 1990 yılında kemerlerin restore edilmesi gerekmekte fakat geçmiş yıllarda yapılan ve taş ustalığının konuşturulduğu bu kemerleri tekrar nasıl restore edileceği büyük bir boşlukken, çıkarılan kilit taşının altında bulunan cam şişe ve içinde bulunan beyaz kağıda yazılı mektup.
    2. Mimar Sinan'ın kafatasına ne oldu?

    Tabii gerisi kitapta yazılı
  • İşte DP (Menderes) döneminde İstanbul’da yıktırılan tarihi cami lerden bazıları:
    • 1465 tarihinde inşa edilmiş olan tarihi Murat Paşa Camii, Vatan Caddesi yapılırken 1957’de yıktırılmıştır.
    • Pertevniyal Lisesi yakınlarında bulunan tarihi Oruç Gazi Camii, 1956 yılında yol yapım çalışmaları sırasında yıktırılmıştır.
    • Yeni Kapı yakınlarında Fatih döneminden kalma 1479 tarihli Ça kır Ağa Camii yine yol yapım çalışmaları nedeniyle 1958’de yıktı rılmıştır.
    • Aksaray’da Vatan Caddesi’nin başlangıcında yer alan Fatih dö neminden kalma Camcılar Camii ve çeşmeleri, 1957 yılında yol yapım çalışmaları nedeniyle yıktırılmıştır.
    • Aksaray’da, 1555 yapımı tarihi Kazasker Abdurrahman Camii 1957’de yol yapım çalışmaları nedeniyle yıktırılmıştır.
    • KaraköyKabataş arasında bugünkü Mimar Sinan Üniversitesi’nin tam karşısındakiSalıpazarı Süheyl Bey Camii 1957’de yol yapım çalışmaları sırasında yıktırılmıştır.
    • KaraköyKabataş arasında 18781879 yapımı, özgün mimariye sahip çok nadide eserlerden biri olan Karaköy Mescidi veya Camii 1958’de yol yapım çalışmaları sırasında yıktırılmıştır.
    • Karaköy Kabataş arasında II. Mahmud döneminden kalma, 1826 yapımı, tarihi Nusretiye Camii ve Sebili 1958’de yol yapımı sıra sında tahrip edilmiştir.
    • KaraköyKabataş arasındaki Mimar Sinan eserlerinden Kılıç Ali Paşa Camii ve dükkânları 1958’de yol yapım çalışmaları sırasında tahrip edilmiş, bazı duvarları yıkılarak yeniden yapılmıştır.
    • Saraçhane’de Horhor Caddesi’nin köşesinde Amcazade Külliyesi’ nin önünde trafik ışıklarının yerindeki 1467’de yapılmış Mimar Ayaş Mecidi Mecidi (Saraçbaşı Mescidi) 1958’de yol yapım çalışmaları sırasında, yeniden yapılmak bahanesiyle yıkılmış yeniden yapıl madığı gibi banisinin kabri de yok edilmiştir.Menderes, yol açma ve değişik imar faaliyetleri nedeniyle sade ce İstanbul’da 60’tan fazla tarihi camiyi yıktırmıştır. Bunlara, benzer amaçlarla Anadolu’da yıktırılan tarihi camileri de ekleyince bu sayı yüzleri geçmektedir.
  • Prof. İlber Ortaylı, Milliyet gazetesinde “Cami Olmaktan Çıkan Camiler” başlıklı yazısında Menderes’in İstanbul’da Mimar Sinan’ın mescitlerini, camilerini buldozerle yıktırdığını, ancak hiçbir “Müslümanın” nedense bu gerçekten söz etmediğini şöyle ifade etmiştir:
    “70 ila 50 sene evvelinin camiyi ambar yapma, kışla yapma olay larını tekrarlamak ne tarihi açıklamaya yeter ne de politika yapmaya, üstelik yeterince delil de ileri sürülmüyor. Falan mahallelerdeki cami lerin depo yapıldığı söyleniyor ama Menderes’in imar çalışmaları sıra sında rölöveleri ve albümleri bile çıkarılmadan tarihe gömülen Mimar Sinan mescitlerinden, Beyazıt’ta yıkılan Kemankeş Kara Mustafa Paşa Camii ve medresesinden, Topkapı’daki Kara Ahmet Paşa’nın Mimar Sinan eseri zarif sebilinden (ki bence istisnai bir Rönesans tipi fon tanaydı, inşaat makinelerini dayayıp yıkılışını gözümle gördüm) bah seden Müslüman yok. Bu memleketin tahribi şu veya bu grubun işi değildir. Toptan yaptığımız bir kepazeliktir.
  • Kimileri Mimar Sinan'ın Mihrümah Sultan'a aşık olduğunu söyler.Ama bir mimar parçasının sultan kızına gönlünü kaptırması olacak iş değilmiş.Zavallı mimar da aşkını gönlüne gömmüş,içinde yanan bu gizli ateşi kimseye belli etmemeye çalışmış.Bu arada Kanuni,çok sevdiği kızını Rüstem Paşa adında biriyle evlendirmiş.Paşa sadrazam olunca işleri artmış. O işlerin çokluğunda adamcağız karısına nasıl vakit ayırsın?Çaresiz kalan Mihrümah Sultan kendini hayır işlerine adamış.Mihrümah Sultan Mimar Sinan'dan bir cami yapmasını istemiş. Ve Sinan büyük maharetini göstererek Üsküdar iskelesinin karşısındaki camiyi yapmış ama bu yetmemiş,ikinci bir cami daha istemiş güzel sultan.Bunun üzerine Sinan ikinci Mihrümah Sultan Camii'ni de Edirnekapı'ya yapmış.Ama bu iki caminin Mihrümah Sultan'ın ismine gönderme yapan bir özelliği varmış.Mihr,güneş demekmiş,mah ise ay,yani sultanın ismi güneş ve aymış.Sinan güneşin battığı yere bir cami,ayın doğduğu yere bir başka cami yaparak sultana olan sevgisini en anlamlı biçimde dile getirmiş.Ve Mihrümah Sultan yılda bir kez,günbatımında,Edirnekapı'daki caminin minaresinin arkasında güneş batarken Üsküdar'daki caminin minarelerinin arasından doğan ayı izlermiş.
    Ahmet Ümit
    Sayfa 583 - Nevzat başkomiser
  • O kadar ki, Yunanistan'ın bugün Trikala denen Tırhala'sındaki Osman Şah Camii, Halep'teki camiler ve İstanbul'daki Mimar Sinan eserlerini tanıyabilmek için eğitimli mimar olmak gerekmiyor. Bunları gören, bir kaçına dikkatli bakan herhangi bir şehirli, mimarî bilgisi olmasa bile, aynı mimarın elinden çıktığını anlar. İşte böyle özgün üslûp sahibi olmak, ancak dahilere hastır.
  • •Mimar Sinan 60 yaşında Ayasofya ve Bayezid Camii’ni inceleyip Haliç’e bakan tepeye bu Cami’yi inşa etmiştir.
    •26,50 metre çapında, merkezi kubbe 53 metre yüksekliğinde İstanbul’da ikinci büyük kubbeye sahiptir.
    •Dört paye üzerine oturtulmuştur.