• Mina Urgan, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi, İngiliz Dili ve Edebiyatı Bölümü'nden profesör olarak emekli olmuş. Edebiyatımıza Shakespeare ve Hamlet incelemesi, beş ciltlik İngiliz Edebiyatı Tarihi, Virginia Wolf ve D.H.Lawrence gibi kitapları kazandırmış. Kendi yazdığı bir kitabı olmayan yazarımız, bir profesörün nasıl kitabı olamaz diye :) emekli olduktan sonrada anılarını yazma kararı almış ve Bir Dinozorun Anılarını yazmış.

    Mina Urgan Bir Dinozorun Anıları'nda gayet samimi ve yalın bir Türkçe ile kendini, çevresindekileri ve birçok coğrafyada olan biteni anlatıyor.
    Halide Edip, Nazım Hikmet, Necip Fazıl, Abidin Dino, Neyzen Tevfik, Sait Faik, Yahya Kemal, Aziz Nesin, Atatürk ve başka pek çok isimle zenginleşmiş bir ömrü Mina Urgan Anılarında, aydın Türk kadını kimliği ile okuyucuya sunuyor.

    Mina Urgan 'ın Bir Dinozorun Anıları'nı okurken, anı türünün güzelliğine, içtenliğine, çekiciliğini hissediyoruz. Anı türünü çok sevebilmemiz için, yazarla düşüncelerimizin uyuşması gerekir. Mina Urganla birçok konuya bakış açımız aynı olduğu için gülümseyerek ve çok severek okuduğum bir eser oldu.

    Alıntı 1:
    Oğuz Atay'ı ayaküstü ve o kadar az gördüm ki, onunla ilgili ancak bir tek izlenim edindim: Tıpkı koskocaman bir kediye benziyordu. Koskocaman ve çok güzel bir kediye, öyle benziyordu ki, ona elimi uzatınca 'miyaaav' diyeceğini sandım. Miyavlayacağı yerde 'tanıştığımıza memnunum' deyince şaşırıp kaldım."

    Alıntı 2:
    ‘‘Anılarıma başlarken, her şeyden önce, gençliğin bir mutluluk, yaşlılığın ise bir mutsuzluk dönemi olduğu mitosunu yıkmak istiyorum. Gençliğin mutluluğu, gençlerin kendileri dışında nerdeyse herkesin inandığı koca bir yalandır.’’

    Not : Alıntı 1' de benzetme ifadesi olan tıpkı kelimesinin yerini değiştirip cümle düzenli hale getirilmiş olup; çok kocaman pekiştirme sıfatı da koskocaman olarak değiştirimiştir. Lütfen böyle bir alıntı kitapta yoktur diye şikayet etmeyin...
  • Bu incelememi Aziz Nesin'i en az babası kadar seven sevgili Tuco Herrera 'ya ithaf ediyorum.


    Zaman zaman geçmişte yaşayıp da keşke tanıma fırsatım olsaydı dediğim insanlara rastlıyorum. Sevgili Mîna'da artık onların başında geliyor. 1915 - 2000 yılları arasında yaşamış bu Dinazor (kendi deyimiyle ) ,Türkiye Cumhuriyetinin kuruluş yıllarından itibaren ülkenin gelişimine bir çocuğun büyüdüğüne şahitlik eder gibi şahitlik ediyor.Bu kitapta da çocukluğundan itibaren , ilk gençlik yılları, profesörlük yılları, emeklilik yılları yer alıyor. Kitap okur gibi değil de film izler gibi izliyorsunuz Mîna'nın hayatını.

    Kimler yok ki kaleminin değmediği, dostluğuna, ahbaplığına nail olmadığı.. Mesela ilk valsini çocukluğunda Mustafa Kemal Atatürk ile yapıyor. Necip Fazıl Kısakürek, Aziz Nesin, Sait Faik Abasıyanık, Oktay Rıfat, Falih Rıfkı Atay, Orhan Veli, Cahit Sıtkı Tarancı, Ahmet Hamdi Tanpınar, Neyzen Tevfik, Halide Edip Adıvar, Ahmet Haşim, Faruk Nafiz Çamlıbel, Yahya Kemal, Abidin Dino, Arif Dino, Oğuz Atay, Bedri Rahmi Eyüboğlu, Nazım Hikmet ve daha aklıma gelmeyen edebiyat ve sanat dünyasının değerli bir çok isimini kaleme alıyor.

    Mîna burjuva bir ailede dünyaya geliyor, çocukluk yılları yalılarda, balolarda, büyük bir azametin debdebenin içinde geçiyor. Fakat annesi Şefika hanım eşi Falih Rıfkı'dan boşanıp bütün parasını da tüketince iş Mîna'ya düşüyor. Evi geçindirmek için kolları sıvıyor, hatta benim çok hoşuma giden bir alıntısı vardı kitapta, diyor ki ;

    ''Annemin bütün parasını yemesinden de son derece hoşnutum. Helal olsun! Çünkü o Servet tükenmeseydi ben, ben olamazdım. Çok okuduğum için annemin deyişiyle, Boticelli adını duyunca, bunu yeni bir çikolata markası sanan karacahil sosyete hanımlarının haline düşmezdim herhalde. Ama kendi ekmek parasını kendi alın teriyle kazanan ,meslek sahibi,Çalışkan bir kadın olmak onuruna da erişemezdim. ''

    Kitapta ayrıca Mîna'nın Aziz Nesin ile yaşadığı bir anısı var ki çok güldük;

    “Ne var ki, burjuva bir aileden gelmenin yararlarını yadsıyacak durumda değilim. Aldığım eğitim de burjuva kökenlerim sayesinde, şimdi oturduğum Mühürdar’daki deniz manzaralı daire de. Vaktiyle babamın babası, halama düğün armağanı olarak bir ev vermiş. Halam çocuksuz ölünce, bir dairesi amcama, bir dairesi bana verilmek üzere, o ev apartman haline getirilirken, tesadüfen o sırada yoldan geçen Aziz Nesin deniz manzaralı yeni yapılan apartmana bakmış bakmış, “kim bilir hangi talihli pezevenk burada oturacak” demiş kendi kendine. Orada benim oturduğumu öğrenince, “aman ne güzel! Demek o talihli pezevenk senmişsin!” diye çok sevinmişti. Böyle bir manzaralı yerde oturmak gerçekten de bir pezevenk şansı.”

    Muazzam bir bilgi birikimine sahip canım Mîna, ölmeden evvel yaşadıklarının bir kısmını kaleme alıp o dönemlere dair bizi muazzam bir yolculuğa çıkarıyor. O hep kitaplarını okuyup, şiirlerinden tanımaya çalıştığımız yazarları, şairleri insani yönleriyle içinden geldiğince anlatıyor. Kitabı çok beğenerek okudum ve herkese tavsiye ediyorum. Ülkemizden böyle değerli bir kalem geçmiş olmasına da çok seviniyorum.

    Yazımın başında söylediğim gibi keşke dostum olsaydın Mîna, seni kucaklayıp sarıp sarmalamayı çok isterdim :) Herkese keyifli okumalar dilerim.
  • “Seninle aynı duyguları paylaşan adam, sana en yakın insandır, senin can kardeşindir”