• Güzel bir kız ile çekingen ama kalbi sevgi dolu bir gencin hikâyesini dinlemeye ne dersiniz? İşte bu hikâyemiz güzeller güzeli bir kız olan Gülperi ve mahallenin en efendi çocuğu Rıza’nın hikâyesi…
    Bir varmış, bir yokmuş… Çok uzaklarda değil İstanbul’un içinde, sokakta çocukların hala oynayabildiği eski zamanların birinde, komşuların birbirini sevdiği-saydığı mahallelerinin birinde, mahallenin göz bebeği Rıza adında bir çocuk yaşarmış. Rıza çok akıllı ve efendi bir çocukmuş, kimseye zararı dokunmaz, çalışır ve ekmek parasını kazanırmış. Gönlü de kendi de güzel olan Rıza, annesi ile birlikte küçük bir evde mutlu-mesut yaşar, gidermiş. Babasını yaşı küçükken kaybedince ailenin tek erkeği olarak tüm yük onun omuzlarına binmiş. Bu sebeple erken yaşta çalışmak ve ekmek parası kazanmak zorunda kalmış. Okumak Rıza’nın içinde büyük bir tutku olsa da, okuluna devam edememiş. Yaşı büyüdükçe de kendine denkleştirdiği paralar ile bir minibüs almış ve minibüsçülüğe başlamış.
    Rıza, tüm mahallenin çok sevdiği bir çocukmuş. Onun ne kadar çalışkan olduğunu herkes bilirmiş. Evde yaşlı ve yatalak olan anasına bakmak için canını dişine takar; çalışır, kazanırmış. Akşam olunca hemen anasının yanına dönen Rıza, bütün gece annesine güzel masallar okur, onunla sohbet edermiş.
    Rıza hayatından memnunmuş memnun olmasına fakat hayatında hiç kız arkadaşı olmamış. Bu sebeple kızlarla nasıl konuşulacağını, ne denileceğini bile bilmezmiş. Birkaç kez mahalleli ön ayak olduysa da Rıza gönül işlerine pek sıcak bakmazmış. Onun için varsa yoksa annesi imiş.
    Günlerden bir gün, Rıza yine minibüsü ile yolcu taşıyor, parasını kazanıyormuş. Minibüsü ile durakta yolcu beklerken minibüsünün önünden geçen kız birden dikkatini çekmiş. Kız sanki bir peri gibiymiş. O kadar güzel, o kadar zarifmiş ki Rıza kalbinin çarpmasını kulaklarında duyabiliyormuş. Peri kızına benzeyen bu kızı bulmalıyım diye geçirmiş içinden.
    Rıza işini bitirip her zamanki gibi mahallesine dönmüş. Esnafla sohbet etmiş ve evine girmiş. Annesi yine yatakta onun gelmesini bekliyormuş. Fakat o da ne! Evin içinde bir kız varmış. Üstelik Rıza’nın bugün gördüğü peri kızı gibi güzel kız!
    Rıza o an heyecandan kalbi duracak sanmış. Bu kız kimmiş, evin içinde ne işi varmış, beyninden bir sürü soru geçse de değil bunları sormak bir kelime dahi edemiyormuş. Kızın güzelliğine bakakalmış. Kız gülümseyerek ayağa kalkmış. Peri kıyafeti gibi bir kıyafet varmış üzerinde.
    Ayperi: ‘Merhaba, benim adım Ayperi. Ben bir günlüğüne senin isteklerini yerine getirmek için görevlendirildim.’
    Rıza hala şok olmuş bir şekilde bu güzel kıza bakıyormuş. Neler olduğunu anlayamıyormuş.
    Anne: ‘Senin gibi bir perinin bizim evimizde ne işi var güzel kızım?’
    Ay peri: ‘Teyzeciğim, ben kalbi güzel insanların evine arada sırada uğrar, onların isteklerini ve gönlünden geçenleri yerine getiririm. Sizin oğlunuz o kadar güzel bir çocuk ki, onun kalbinin güzelliği benim burada olmamı sağladı.’
    Rıza, karşısında duran bu kızın gerçekten bir peri olduğunu anlamış. Önce üzülmüş, çünkü bir peri ise gidecekmiş ve bir daha ne zaman geleceği belli değilmiş.
    Ay peri: ‘Artık her ay diğer kalbi güzel insanlara uğradığım gibi size de uğrayacağım.’ Demiş.
    Rıza karşısında duran perinin her ay gelecek olmasına çok sevinmiş. Bu sırada Ayperi elindeki asa ile evde gözüne çarpan eksikleri gidermiş, evi yenilemiş ve aileye dönmüş:
    Ay peri: ‘Benden istediğiniz başka neler varsa söyleyebilirsiniz.’
    Annesi biraz çekinerek periye dönmüş:
    Anne: ‘Güzel peri kızım. Benim tek derdim de tasam da oğlumdur. Bu kalbi güzel çocuğumun hala gönlünde bir güzel yoktur. Ben bugün var yarın yokum. Onu emanet edeceğim bir güzel kız olsa, gözüm arkada gitmese…’
    Ay peri kadına bakmış ve sormuş:
    Ay peri: ‘Nasıl bir kız istersin teyzeciğim?’
    Anne: ‘Senin gibi iyi kalpli ve senin gibi güzel olsun yeter kızım, başka bir şey istemem’ demiş.
    Ay peri hemen kendine tıpatıp benzeyen bir kız bulmuş ve eve getirmiş. Rıza kızı gördüğünde şok olmuş. Çünkü bu kız Ayperi’nin aynısıymış. Kızın adı da Gülperiymiş.
    Rıza ve Gülperi hemen ertesi gün evlenmişler. İkisi de o kadar mutlu olmuşlar ki, onların mutluluğu mahallenin mutluluğu ve neşesi olmuş. Ayperi de her ay bu genç çifti ziyaret edip eksiklerini giderirmiş. Böylece Rıza hayatı boyunca yaptığı iyiliklerin ve iyi kalbinin karşılığını görmüş…
  • Bir geçti... Dolu!
    Bir diğeri daha, yine dolu!..
    Üçüncüsü keza!..
    Dördüncü... Aman, acaba boş mu?
    Gözüm görmüyor, heyecanımdan düşeceğim... Evet, evet, boş!
  • Bir geçti... Dolu!
    Bir diğeri daha, yine dolu!..
    Üçüncüsü keza!..
    Dördüncü... Aman, acaba boş mu?
    Gözüm görmüyor, heyecanımdan düşeceğim... Evet, evet, boş!
  • Sur’a üfledi melek
    Hemde sonsuz bekleyerek
    Toplandı beşer
    Minibüs kuyruğunda bekleyerek
    Sıraya girdi insan
    Köprüyü görmek isteyen
    Milyarlarcası hem
    Kim dedi tanrı
    Ve hepsi etrafına bakındı
    Günahkarlar bir adım öne çıksın dense
    Duymak istemeyen canlı
    Kendini zeki zannettikçe
    Aptallaştı
    Bu günün geleceğini silmişti dimağından
    ve sayılı gün çabuk geçti
    Hesap zamanı meyva bahçeleri beklerken
    Çöktü sonsuz karanlık...
  • 480 syf.
    ·4 günde·Beğendi·9/10
    Her yeni ayı, Instagram uygulamasında başlattığımız #heraybirjanecasey
    etkinliği sebebiyle özlemle bekliyorum, malumunuz. Bu ayki kitabımız yine çok güzeldi. Orijinal adı "The Kill" olan Sakın Hata Yapma'nın konusuna gelecek olursak: İşten dönen bir polis memuru arabasında ölü bulunur. Bu cinayet araştırılırken başka bir yerde de bir minibüs dolusu polis vurulur. Olayların kişisel bir intikamın eseri mi yoksa polise duyulan nefretten mi kaynaklı olduğuna karar verecek kadar kanıt bulunamamıştır ki, (canımız, yakışıklımız) emniyet amiri Godley sorumluluğu üstlenir. Spoiler geliyor; "Rob, artık sana sinir oluyorum!" Tamam, spoiler bitti. Bir sonraki ayı merakla beklerken, stoğumun azaldığını gördüğüm halde keyfim kaçmamış gibi yapacağım. Sevdiğim yazarlar ayda bir kitap yazabilir mi lütfen? Teşekkürler. Tavsiyemdir, okuyunuz. =)
  • Aslında işimi hâlledip, dönüp, kendime kahve yapacaktım.

    Adımlarımı izlemeye, arada başımı kaldırmaya falan başlamışken, konuştu memnuniyetsiz Matruşka;
    - Yine mi sıcak? Puf! Bunu söyledikten sonra bulutlar çarpışan arabalar gibi olsalar da sorun değil. Şu durduğum yerde kedi yavrusu gibi ıslanabilirim!
    Şeklinde söylenmeler, minik tepinmeler falan derken gelen minibüse, gittiği yolda eşlik ettim.
    Kalabalığın içinde yer bulma derdim yok, dokunmayın yeter, dokunmayın sıcak.

    Aklıma çantama tıkıştırdığım hırkam geldi.. Ah diyorum, Pessoa'dan kaç, kendine başka yük edin..( Sıcak bastırıyor.)

    Başımı kaldırdım yine, bulutları görünce bende bir Heidi havaları.. :) (Ortamdan uzaklaşınca, ortalık biraz serinledi.)

    Minibüs şoförünün muavinle yaptığı karşılıklı espriler.. (Biri camları kırsın!)

    Kırmızı ışıkta beklerken, minibüs şoförünün başka bir minibüs şoförüyle camdan cama muhabbet edişi.. (Burda inip yürüsem, asfalt katilim olur. Tamam kötü fikir.)
    I ıhh.. Teyzelerinki gibi de değil üstelik. Çünkü kelimeler son anlamını farklı kişilerin ağzında yitiriyor bayım..

    Yani, aslında ben işimi hâlledip, dönüp, kendime kahve yapacaktım ama kahve ısmarlamayı tercih ettim.
    Yapmakla yaptırmak arasındaki fark; işte bu kadar.. :)