• ...Gündüz gördüğüm kuşu hatırladım. Minik kuş, yavrusunu ağzıyla besliyordu. Kuşun analık duygusunda çırpındım. Bir küçük kuş kadar analığın şefkatli dünyasında bir bebeği hissedememek yüreğimi sızlattı. Şu ana gibi bir yavrum olsaydı, onu Rabbime adasaydım.

    İçimde kemre tutmuş yarama minik bir kuşun gagası değdi. İçin için kanadı analık duygularım. Küçük yuvada kaldı hayalim.
    Kalbim hasretin soğuk bahçesinde bir kuş gibi kanat çırptı. Ruhumda derin bir mağara yalnızlığı. İki dağ arasında yankılanan bir sesin içinde kaldım. Önce bir dağdan geliyordu ses:
    Anne! Anne!
    Sonra bir diğer dağdan yankılanıyordu:
    Anne! Anne!
    Ses iki dağın siyahi yalnızlığında tüm duygularıma çarpıyordu:
    Anne! Anne!
    İçim kavruldu. Çaresizdim...
    Nuriye Çeleğen
    Sayfa 10 - Timaş, 3. Baskı, 2018
  • Yazar: https://1000kitap.com/zinnnn
    Hikaye Adı : Uçuş Hikayem
    Link: #31432300
    Müzik Parçası : Primavera

    3 ,2 ,1 !
    Biri duyduktan sonra herşey yok olmuştu meşe ağacı ve ona giden yol dışında herşey. Kalbim büyük bir coşkuyla o koca iki saniyenin geçtiğini haykırıyordu. Tüm gücümle pedal çevirmeye koyuldum. Meşeye ilk varan ben olacaktım! Gücüm azaldıkça meşe yaklaşıyordu , meşe yaklaştıkça da coşkum katlanıyordu. Bu şahane karenin görkemine bırakmıştım kendimi, artık sadece ayaklarım çalışıyordu. Kollarımı rüzgara açmış yüzüme çarpan tebrik esintilerine gülümsemeyle karşılık veriyordum. Bir kuş gibi özgürce, doğa senfonisi eşliğinde uçuyordum.
    Ve sonunda o muhteşem kareye dahil oldum. Meşenin altında göğsümü kabarta kabarta geride kalan arkadaşlarımı izledim. Anlaşılan onlar benim gibi eğlenmemişlerdi. Hakanın üstü başı çamur içindeydi, Sevinç de birinciliği kaptırmış olmanın öfkesiyle bakışlarını bana sabitlemişti. Kısa süre sonra yarışı izleyen diğer arkadaşlarımız tezahürahla bize doğru geldiler. Emre heyecanla öne atılıp;
    - Bu ikinci turundu, on bilyeni alırım.
    On bilye ,onlar elimde kalan son servetimdi ama olsun, değmişti. Bir tur daha binmek için neler yapmazdım ki.
    Akşam yemeğinde, birincilik hikayemi anneme anlattım . Benimle o kadar gurur duydu ki bir an hüngür hüngür ağlayacak sandım. Aynı hikayeyi babama anlatmak için uykuya direnmem gerekti . Bu gece her zamankinden de geç gelmişti babam, söylediğine göre iş yerinde bu kadar vakit geçirmezse işler yürümezdi. İşlerin yürümesi neydi, neden bu kadar önemliydi bilmiyorum. Bildiğim birşey vardı oda beni çok sevdiği ve eve her geldiğinde en sevdiğim horoz şekerlerden almasıydı. Şekeri kaptığım gibi kucağına atladım, ona uçuş hikayemi anlattım. Beni dinlerken gözleri parlıyordu ;
    - Bir gün oğlum , bir gün seninde bisikletin olacak.
    Evet, bir gün hayalim gerçekleşecekti ve ona sımsıkı sarıldıktan sonra onunla uçucaktım. Ama beklemem gerekiyordu, bunun için birikim yapmaları gerekiyormuş . Anlıyordum, iki tekerlekli mucizenin pahalı olması gayet geçerli bir sebepti. Aylar geçmişti hayalim hala gerçekleşmemişti. Bunun sebebi dünya tatlısı bir kardeşimin olmasaydı. Abi olmak, bisiklet almaktan daha güzel bir duyguydu.
    Ama yine de için için işlerin yürümesini bekliyordum. Babamın aldığı şekerleri yemiyor takas yapmak için kullanıyordum. Bisiklet süremediğim zamanlarda dostum meşenin gölgesinde oturup heyecan ve hüznün karıştığı gözlerimle arkadaşlarımın yarışmalarını izliyordum, meşeye en yakın olduğum an yanında değil, ona doğru uçtuğum andı. Kollarını açmış şefkatle, sevgiyle bekleyen bir anne gibiydi.
    Bugün her zamankinden erken uyandım, babam şekerlerimi takas yaptığımı öğrenince ,iki şeker almış ama bisiklet sürmek şeker yemekten daha zevkliydi . İki şekerle daha çok bisiklet süreceğimi düşündükçe uykuya dalmak zorlaşmıştı.
    Güneşin ilk ışıkları alarm misali beni uyandırmıştı. Uyandığımda annem kardeşimle ilgileniyordu. Bu sayede arada kaynamak kolaylaştı, sandivicimi alıp en yakın arkadaşım meşenin yanına koştum .

    -Günaydın, Meşe! Bugün uzun zamandır olmadığı kadar yakın olacağız. Bak iki şekerim var!
    Karşısındaki banka oturup onu izleyerek sandviçimi yedim. Güneşin meşenin içinden doğduğunu ilk defa o an keşfettim, yapraklarının arasından ışık saçıyordu. Doğanın sinema hazzını yaşattığı anlardan biriydi. Tam o sırada, sessiz film keyfimi bölen bir çığlık duydum.
    - Aliiiiiii!
    Emre 'ydi bu. Bisikletiyle hızla ağaca doğru sürüyordu, bir ayağıyla ön lastiğe baskı yapmaya çalışıyordu
    -Ali, yardım et durduramıyorum, imdat!
    Freni bozulmuştu, koşmaya başladım. Bisikleti durdurmalıydım. Ağaca çarparsa... Hayır, düşüncesi bile beni dehşete düşürdü, daha hızlı koşmaya başladım. Hala ayağı ile baskı yapıyordu ön tekerleğe.
    - Emre! Elimi tut .
    Bir anlık tereddüt ve panikle elimi tuttu , tam ağaca çarpacakken tüm gücümle çektim onu. Üçümüzde sandviç gibi üst üste dizildik . Bisiklet bacaklarımızın üstündeydi. İkimizin iniltileri birbirine karışmıştı, ben de ağlamaya başlamıştım, canım çok acıyordu.
    -Emre, kalk artık , caddedeki taşlar sırtımı deldi.
    -Ahhh, Ali kalkamıyorum , sanırım ayağım yanıyor, dizim..
    Emre ağrılarını sayarken , sihirli bir el acımızı hafifletti . Emre'nin annesi Narin teyzeydi , arkasından annem ve birkaç komşu çıkageldi.
    Narin Teyze :
    - Oğlum , ne oldu size böyle .Kan içinde kalmış dizlerin, bu da ne ayakkabın da yırtılmış.
    - Frenim patladı anne, yemin ederim benim bir suçum yok, nasıl oldu anlamadım.
    -Lanetli bu şey ,hergün bir yerlerini yaralıyorsun. Bir daha gözüm görmesin bu bisikleti, getirirsen elini kırarım senin!
    Ahh oğlum, gel pansuman yapsın anneciğin, minik kuzum benim.
    Komşular acıyan gözlerle bizi izliyor, annemde sırtımı temizliyordu.
    - Anneciğim , lütfen biz alalım bisikleti. Tamirci amca belki eski haline getirir .
    Annemle Narin Teyze göz göze geldi. Ben yalvarmalarıma devam ederken. Narin Teyze:
    - Alın sizin olsun bir daha bu bisikleti görmek istemiyorum.
    Emre:
    - Aptal bisiklet , senden nefret ediyorum artık.
    O sözler adeta yaralarımı sardı, annem elimi tutuyor olmasa havaya uçardım .
    - Haydi anne hemen tamirci amcaya götürelim.
    - Bilemedim oğlum, tamir edilebilir mi ki? Önü de yamulmuş.
    - Tamirciye götürelim, mutlaka bulur bir çaresini.

    ...
    -Bugün yine erkencisin Ali, sandivicin masada seni bekliyor. Yanında da hoşuna gidecek birşey var.
    Hadi ama, rüya mıydı hepsi? Keşke bu kadar erken uyanmasaydım. En azından bir bisikletim olduğunu görürdüm. Öfkeye dönüşen moral bozukluğuyla mutfağa doğru yürüdüm. Annemde hemen arkamdaydı . Babam üç şeker bile bırakmış olsa yine de öfkem dinmeyecekti. Hayal kırıklığı canımı acıtmıştı. Mutfak kapısını annem açtı.
    - Baba, bugün gitmemişsin işe. Bu harika bir sürpriz ,hep beraber büyük parka gideriz.
    - Ahahha , melasef gideceğim oğlum. Sürprizin babanla kahvaltı yapmandan daha güzel, emin olabilirsin .
    Arkamdaki boşlukla konuşuyordu sanki . Merakla arkama baktığımda dilimi yuttum, sevinçten uçacağım yerde , olduğum yerde donup kaldım. Rüya değilmiş , bisiklet karşımdaydı.
    - Artık eskisinden de iyi durumda. En sevdiğin renge boyatıp, tekerleklerini de değiştirdik. Gözlerim doldu annemin boynuna atladım , babam da kocaman, güçlü kollarıyla bizi sarmıştı. Bu hayatım boyunca unutmayacağım bir andı. Böyle bir coşkuyu yaratanlar istenilse de unutulur muydu hem ?...
  • Yazar: https://1000kitap.com/zinnnn
    Hikaye Adı : Uçuş Hikayem
    Link: #31432300
    Müzik Parçası : Primavera

    3 ,2 ,1 !
    Biri duyduktan sonra herşey yok olmuştu meşe ağacı ve ona giden yol dışında herşey. Kalbim büyük bir coşkuyla o koca iki saniyenin geçtiğini haykırıyordu. Tüm gücümle pedal çevirmeye koyuldum. Meşeye ilk varan ben olacaktım! Gücüm azaldıkça meşe yaklaşıyordu , meşe yaklaştıkça da coşkum katlanıyordu. Bu şahane karenin görkemine bırakmıştım kendimi, artık sadece ayaklarım çalışıyordu. Kollarımı rüzgara açmış yüzüme çarpan tebrik esintilerine gülümsemeyle karşılık veriyordum. Bir kuş gibi özgürce, doğa senfonisi eşliğinde uçuyordum.
    Ve sonunda o muhteşem kareye dahil oldum. Meşenin altında göğsümü kabarta kabarta geride kalan arkadaşlarımı izledim. Anlaşılan onlar benim gibi eğlenmemişlerdi. Hakanın üstü başı çamur içindeydi, Sevinç de birinciliği kaptırmış olmanın öfkesiyle bakışlarını bana sabitlemişti. Kısa süre sonra yarışı izleyen diğer arkadaşlarımız tezahürahla bize doğru geldiler. Emre heyecanla öne atılıp;
    - Bu ikinci turundu, on bilyeni alırım.
    On bilye ,onlar elimde kalan son servetimdi ama olsun, değmişti. Bir tur daha binmek için neler yapmazdım ki.
    Akşam yemeğinde, birincilik hikayemi anneme anlattım . Benimle o kadar gurur duydu ki bir an hüngür hüngür ağlayacak sandım. Aynı hikayeyi babama anlatmak için uykuya direnmem gerekti . Bu gece her zamankinden de geç gelmişti babam, söylediğine göre iş yerinde bu kadar vakit geçirmezse işler yürümezdi. İşlerin yürümesi neydi, neden bu kadar önemliydi bilmiyorum. Bildiğim birşey vardı oda beni çok sevdiği ve eve her geldiğinde en sevdiğim horoz şekerlerden almasıydı. Şekeri kaptığım gibi kucağına atladım, ona uçuş hikayemi anlattım. Beni dinlerken gözleri parlıyordu ;
    - Bir gün oğlum , bir gün seninde bisikletin olacak.
    Evet, bir gün hayalim gerçekleşecekti ve ona sımsıkı sarıldıktan sonra onunla uçucaktım. Ama beklemem gerekiyordu, bunun için birikim yapmaları gerekiyormuş . Anlıyordum, iki tekerlekli mucizenin pahalı olması gayet geçerli bir sebepti. Aylar geçmişti hayalim hala gerçekleşmemişti. Bunun sebebi dünya tatlısı bir kardeşimin olmasaydı. Abi olmak, bisiklet almaktan daha güzel bir duyguydu.
    Ama yine de için için işlerin yürümesini bekliyordum. Babamın aldığı şekerleri yemiyor takas yapmak için kullanıyordum. Bisiklet süremediğim zamanlarda dostum meşenin gölgesinde oturup heyecan ve hüznün karıştığı gözlerimle arkadaşlarımın yarışmalarını izliyordum, meşeye en yakın olduğum an yanında değil, ona doğru uçtuğum andı. Kollarını açmış şefkatle, sevgiyle bekleyen bir anne gibiydi.
    Bugün her zamankinden erken uyandım, babam şekerlerimi takas yaptığımı öğrenince ,iki şeker almış ama bisiklet sürmek şeker yemekten daha zevkliydi . İki şekerle daha çok bisiklet süreceğimi düşündükçe uykuya dalmak zorlaşmıştı.
    Güneşin ilk ışıkları alarm misali beni uyandırmıştı. Uyandığımda annem kardeşimle ilgileniyordu. Bu sayede arada kaynamak kolaylaştı, sandivicimi alıp en yakın arkadaşım meşenin yanına koştum .

    -Günaydın, Meşe! Bugün uzun zamandır olmadığı kadar yakın olacağız. Bak iki şekerim var!
    Karşısındaki banka oturup onu izleyerek sandviçimi yedim. Güneşin meşenin içinden doğduğunu ilk defa o an keşfettim, yapraklarının arasından ışık saçıyordu. Doğanın sinema hazzını yaşattığı anlardan biriydi. Tam o sırada, sessiz film keyfimi bölen bir çığlık duydum.
    - Aliiiiiii!
    Emre 'ydi bu. Bisikletiyle hızla ağaca doğru sürüyordu, bir ayağıyla ön lastiğe baskı yapmaya çalışıyordu
    -Ali, yardım et durduramıyorum, imdat!
    Freni bozulmuştu, koşmaya başladım. Bisikleti durdurmalıydım. Ağaca çarparsa... Hayır, düşüncesi bile beni dehşete düşürdü, daha hızlı koşmaya başladım. Hala ayağı ile baskı yapıyordu ön tekerleğe.
    - Emre! Elimi tut .
    Bir anlık tereddüt ve panikle elimi tuttu , tam ağaca çarpacakken tüm gücümle çektim onu. Üçümüzde sandviç gibi üst üste dizildik . Bisiklet bacaklarımızın üstündeydi. İkimizin iniltileri birbirine karışmıştı, ben de ağlamaya başlamıştım, canım çok acıyordu.
    -Emre, kalk artık , caddedeki taşlar sırtımı deldi.
    -Ahhh, Ali kalkamıyorum , sanırım ayağım yanıyor, dizim..
    Emre ağrılarını sayarken , sihirli bir el acımızı hafifletti . Emre'nin annesi Narin teyzeydi , arkasından annem ve birkaç komşu çıkageldi.
    Narin Teyze :
    - Oğlum , ne oldu size böyle .Kan içinde kalmış dizlerin, bu da ne ayakkabın da yırtılmış.
    - Frenim patladı anne, yemin ederim benim bir suçum yok, nasıl oldu anlamadım.
    -Lanetli bu şey ,hergün bir yerlerini yaralıyorsun. Bir daha gözüm görmesin bu bisikleti, getirirsen elini kırarım senin!
    Ahh oğlum, gel pansuman yapsın anneciğin, minik kuzum benim.
    Komşular acıyan gözlerle bizi izliyor, annemde sırtımı temizliyordu.
    - Anneciğim , lütfen biz alalım bisikleti. Tamirci amca belki eski haline getirir .
    Annemle Narin Teyze göz göze geldi. Ben yalvarmalarıma devam ederken. Narin Teyze:
    - Alın sizin olsun bir daha bu bisikleti görmek istemiyorum.
    Emre:
    - Aptal bisiklet , senden nefret ediyorum artık.
    O sözler adeta yaralarımı sardı, annem elimi tutuyor olmasa havaya uçardım .
    - Haydi anne hemen tamirci amcaya götürelim.
    - Bilemedim oğlum, tamir edilebilir mi ki? Önü de yamulmuş.
    - Tamirciye götürelim, mutlaka bulur bir çaresini.

    ...
    -Bugün yine erkencisin Ali, sandivicin masada seni bekliyor. Yanında da hoşuna gidecek birşey var.
    Hadi ama, rüya mıydı hepsi? Keşke bu kadar erken uyanmasaydım. En azından bir bisikletim olduğunu görürdüm. Öfkeye dönüşen moral bozukluğuyla mutfağa doğru yürüdüm. Annemde hemen arkamdaydı . Babam üç şeker bile bırakmış olsa yine de öfkem dinmeyecekti. Hayal kırıklığı canımı acıtmıştı. Mutfak kapısını annem açtı.
    - Baba, bugün gitmemişsin işe. Bu harika bir sürpriz ,hep beraber büyük parka gideriz.
    - Ahahha , melasef gideceğim oğlum. Sürprizin babanla kahvaltı yapmandan daha güzel, emin olabilirsin .
    Arkamdaki boşlukla konuşuyordu sanki . Merakla arkama baktığımda dilimi yuttum, sevinçten uçacağım yerde , olduğum yerde donup kaldım. Rüya değilmiş , bisiklet karşımdaydı.
    - Artık eskisinden de iyi durumda. En sevdiğin renge boyatıp, tekerleklerini de değiştirdik. Gözlerim doldu annemin boynuna atladım , babam da kocaman, güçlü kollarıyla bizi sarmıştı. Bu hayatım boyunca unutmayacağım bir andı. Böyle bir coşkuyu yaratanlar istenilse de unutulur muydu hem ?...
  • Minik bir kuş gibi kalbim
    Kıpır kıpır yerinde duramayan bir kuş
    Sanki bütün evin içi minicik kuşlarla dolmuş
    Dışarıya ne kadar kış gelmiş olsa da
    Sanki bütün ağaçlar yaprak açmış...