• 160 syf.
    ·9/10
    Bir çok kişi Kuran da geçen Nahl suresindeki Nahl kelimesinin anlamının ‘ Bal Arısı ‘ olduğunu bu kitapla öğrenecek :) Nahl Suresinin çocukların da anlayabileceği sade ve tatlı bir üslupla incelenmesi de diyebiliriz kitap için. Bir solukta okunabilecek bir kitapken uzatmak istiyorsunuz sindirmek ve kitaptaki minik dostlarla beraber tefekkür edebilmek için.. Çok güzel bir eser tavsiye ederim..
  • Kâmil Mü'minin en mühim vasıflarından birisi de fâni elemi ve saadeti, hâkikâti duyup yaşamanın meşguliyetine ve lezzetine erişemeyecek nisbette bir tevâzuyla karşılamalarıdır. Biz geçmişin ağrısını ve geleceğin düşünü ve kaygısını öyle dehşetengiz boyutlarda yaşıyor ve derinleştiriyoruz ki, kalbimizde ne hüznü alıcak takât, ne de ubudiyete eriştirecek nurlu bir sır yer bulamıyor kendine... Tahâmmül nasıl birşeydir, minik bir emânet bütün bütün benim ihtiyâtıma bırakıldığında anladım, yalnızlık ve insansızlık, insanda dünü bir yana bırakma mecburiyeti ve yarını düşünecek takâti bile bulamama keyfiyeti izhar ediyor... Ah ne çok ziyân etmişim ah'larımı!.. Şimdi her usul tebessüm, bunun pişmanlığıyla müphem... Ah diyorum, sabır taşar içimizden onu çarçur etmesek...

    Sevgili Dost,
    Aslolan binlerce yörüngeyle etrafımızda dönüp duran hâkikât mesellerinden,o sırlı sudan kana kana olmasa da birkaç yudum tadabilmektir. Örneğin yeni doğan bir bebek, o kadar şefkâtle ve yardıma, ilgiye ve sevgiye ihtiyaç içerisindedir ki, ona ne verseniz Rahman'ın ikram ettiği o mucizevi anne sütü kadar faydalı ve teskin edici olamaz.Onun acziyetine karşı merhametlilerin en merhametlisi annesinin kalbine öyle billurdan bir muhabbet akıtır ki, âdeta onun o küçücük damarlarından süzülen kanın seyrini hissedecek kadar hassasiyet gösterir.Neden çünkü ihtiyaç içerisindedir, bu hâliyle, Rahman'ın Rahmetine ve lûtfuna taliptir...İnsanoğlu aslında o acziyeti ömrü boyunca hisseden harikûlâde bir yaratılış mucizesidir.Evet kendi ihtiyaçlarını görebilecek yetkinliğe erişir, evet beyin ve ruh, bedenin diğer bütün hayati işlevleri akılalmaz bir biçimde değişir.Ama acziyeti artar, çünkü artık nefsin dinmek bilmeyen hevâ ve hevesleri de devrededir.İnsanı en çok aciz bırakansa, nefsinin saldırılarına karşı imanı adına verdiği amansız savaştır. Şâyet bu acizliği,"Bismillah" ile terbiye edebilirse, nihayetsiz bir güce,bir mânevi saltanata dönüşür. Aksi taktirde, fıtratına aykırı bir duruş sergiler ki, bu toprağın ona sunduğu, minerâlleri ve suyu reddeden bir çiçeğin durumundan farksızdır.

    Sevgili Dost,
    Bizler mânevi gücü, o içten gelen tâkâti, imâni irâdeyi, yenilmez yıkılmaz saadeti yalnız "Bismillah" ile her işimizi O'nun rızasına sunarak, O'nu O'ndan dileyerek tesis ediyoruz, işte bir tohum da yâlnız "Bismillah" ile kendi cüssesinin milyonlarca katı bir ağacı sırtında taşıyabiliyor ve daha da ilginci bu cüssesi tohuma göre devasa ağaç tohumdan zuhur ediyor, ondan vücûda geliyor.Bu demek oluyor ki bizler eğer, Allah'ın adıyla başlar ve yalnız Rıza-i İlâhi'yi gözeterek hareket edersek, kendi kapasitemizin milyonlarca kat üzerinde bir imâni mertebeye, insanlara dalıyla, meyvesiyle, gölgesiyle, oksijeniyle sayısız faydalar sunan bir nur menbağı mertebesine erişebiliriz ve meyveler yeniden tohum olup toprağa düşer ve Dünyâ tarlasını hâkikât râyihaları doldurur.

    Sevgili Dost,
    Rabb'imin nihâyetsiz Keremi, bizim Bismillah'la başladığımız işin istikametini belirler, bizim mazhar olduğumuz bütün kederler ve lezzetler İlâhi Hikmetin tecellisi ve tezahürüdür. Eğer niyetimiz Bismillah'la hâlas edilmemişse, Rıza-i ilahiyi celbedecek ümitlerle yola düşülmemişse, hayırlı semerelerden nasipdar olunamaz. Bununla beraber, tefekkür etmek, idrak ettiğimiz herşeyde teberrüken( hayır ve selamet vesilesi olarak) Mevlâ'yı düşünmek, ömrümüze verdiği her nimetin hayretini duyarak, O'nu anmak, eşsiz, benzersiz sanatıyla varettiği herşeye nüfuz eden Esma'sını ve sıfatlarını aramak. Ruhun tek arzusu budur.

    Sevgili Dost,
    Rabb'inin yakınlığını kazanamamış bir kul, sayısız sevgiyle kuşatılmış olsa da, boşluğun o sağır, o acıyla yüklü yankısından kurtaramaz kendini...O'nu sevmek, O'nu düşünmek ve O'nu bilmekle ve dâhi nefeslerimize, zikri, fikri ve şükrü zerkedecek imani mertebeye erişmekle mümkündür.

    Sevgili Dost,
    Rabbim seni kâlbinde ki ulvi hüzünle ansın...

    "Ey kulum! ben senin içinim sen kimin
    içinsin?"* dediğinde,

    "Senin içinim Rabbim." duası ruhunda yankılansın...

    * Kutsi Hadis
  • 216 syf.
    ·8 günde·Beğendi·10/10
    İnce bir kadından, İnce Hayat.

    Şu cânım imtihan dünyasında, en çok ihtiyaç duyduğumuz şeylerdir bence ipuçları. Bir muhabbet metni, bir ince bakış, bir tefekkür vesilesi.. Bu kitabı nitelemek için pek çok sıfat sıralarım. Ancak ben “ipucu” demeyi tercih edeceğim. Hayatın tadını alarak ve hakkını vererek yaşamak için bir ‘ince’ ipucu. Bütün kainatı, minik böceklerden koca gezegenlere, sonbaharda tutunduğu daldan vazgeçip teslimiyetle süzülen yapraktan, vazifesi gereği etrafını yıkıp yutan kasırgalara kadar bütün kainatı Allah’ın mesajı olarak görebilmek için bir ipucu.
    Yazar kendi hayatından örneklerle anlatmış, bulunduğu ülke, çocukları, onların okulları, arkadaş çevreleri, ailece çıkılın yollar, yolda kalışlar.. Olaylara bakış açımızı genişletmek ve inceltmek adına, hislerini ‘olduğu gibi’ aktarmış. Zira bazı cümleleri okurken, gözlerimde yıldızların parıldadığını, kalbimin naif bir ritimde titrediğini hissetmemin başka bir açıklaması olamaz.
    Üslubu zarif, hissiyatı samimi bir eser. Muhabbet eder gibi, dertleşir gibi, birbirimize “elhamdulillah” demeyi öğretir gibi bir kitap. Sırtını sıvazlayıp okurun, “Allah var, Allah yâr.” der gibi.. Yaratıcının aşikar, zarif ve latif işaretlerini farketmek, kainatı Rabbimizle aramızdaki bir sır olarak incelemek ve nihayetinde incelmek dua ve umuduyla tavsiyemdir.
  • Nasrettin Hoca’nın bir fıkrası vardır hani. Oğluyla yolda giderken önce oğlunu bindirir eşeğe, kendi yürürken. Etraftakilerin ayıplamasıyla kendi biner, oğlu yürür devamında. Bencil diye söylenenleri duyar da devamında, oğluyla beraber binerler eşeğe. Bu sefer de merhametsiz olmuştur hoca diğerlerinin nazarında. En son çare ikisi de yürürler eşeğiyle yan yana. Enayi damgası yerler nihayetinde. Duymuşuzdur mutlaka bu fıkrayı. Ben bu ve diğer türevi kitapları okurken aklımda hep bu fıkra, sesli sesli güldüm adeta:))

    İki masum, samimi ve riyasız çocuğun emanetçisiyim. Hiperaktivite sendromu öntanısı ile birkaç muayane çabası ile normal olduğu müjdelenen, yaramazlıkları fıtratının gereği kabul edilen 5 ve 2 yaşında iki oğlum var hamdolsun. Hangi sosyal ortama gitsem ‘’ Allah yardımcın olsun’’ diye dualar hediye edilen, herkesin çeşitli çözüm önerileri sunduğu minik bir çete. Geçen aylarda dedesinin koca lcd ekran televizyonunu patlatan, dün apartmanın girişindeki komşunun camına ‘merak ettim anne nasıl kırılacak koca cam’ diyerek taş fırlatan minik bir çete.

    Kayınvalidemin artık bizi eve kabul etmekte zorlandığı:-‘’Terörist kızım bunlar, psikolog mu psikiyatrist mı bir götür yarın’’ dediği...
    Kayın pederimin -‘’ Bunlara okumak lazım kızım, nazar bu nazar’’ dediği...
    Genetiğinin suçlandığı, her çeşit önerinin itinayla denendiği ( terapi cd leri, enerjısı yüksek suni gıdalardan kaçınma .. vs vs ) iki yaramaz.

    Öğrencilik yıllarımda bir hadis okumuştum ‘’ Çocuğun yaramazlığı zekasındandır’’ mealinde. Ve yıllarca dualar biriktirmiştim halisane ‘yaramaz ve zeki’ çocuklarımın olmasına vesile. Şimdi bu yorgunlukla Rabbimin ''Mucib'' ismini tefekkür edip gülmeye çalışıyorum ben de.

    Kütüphanemde yerini alan, yeni nesil annelere hitaben kopyala yapıştır misal yazılan okuduğum 6. kitap bu. Tıp kitapları dışında diğer kitapları vakit israfı kabul eden eşimin 10 yıl sonra ilk hediyesi kitap olarak. Muhtemel kütüphaneme hiç bakmadığı için diğer benzerlerini de göremedi. Ancak artık kitaplardan çare arayacak hale geldiyse dedim kendime; önyargısız okumak lazım elbet.

    Artık kıdemli anne olarak mevki atladığımı düşündüğüm şu hengamede; müsadenizle, hoşgörünüze sığınarak kendi fikirlerimi yazmak istiyorum ben de.
    Elbet katıldığım, alkışladığım doğru tespitlerin yanı sıra; yazarı da tenzih ederek…

    Yarım bıraktım çünkü, okurken kendimi morbid obez hastalara elindeki katı diyet listeleriyle ‘’yemek yemeyeceksin’’ diye ahkam kesen robot drlar gibi hissettim. Kişisel gelişim kitapları misal kesin hükümler sıralayıp, mükemmeliyetçilik ilahına tapan yeni nesil anneleri fırsat bilip geliştirilen yeni ticari kapan olarak görüyorum bu tarz kitapları. Ve en az 6 kitabı da bitirdiği halde, dün camdan atlamak üzere zıp zıp zıplayan oğluma bas bas bağıran ben; bu kitapların amaca hizmet ettiğini düşünmüyorum. Zira her çocuk ayrı bir âdem, her âdem binlerce alem. Ve çözümler de binlerce. Ki zaten çözüm aranacak bir patolojı olarak görmek te ayrı bir patolojı sanki. Kuralların, hedeflerin, düsturların fıtriliği bozduğunu, samimiyeti gölgelediğini düşünüyorum artık.

    Dün AVM'de yeni panik bir anne gördüm tam da anlatmak istediğime tercüman. Minik oğlu önden yürüyor biraz, arkadan kurulmuş robot gibi 24 saatlik kurulu kamera hassasiyeti ile kitabın ezberlettiği şeyleri tekrarlıyor titizlikle hem de defalarca, o anın keyfini çıkarmak yerine :
    -‘’Efe, sana güveniyorum. Sen iyisin. Sen yapabilirsin.
    Ben sana güveniyorum. Sen başarabilirsin.. sen başarılısın..
    Efe SEN Yaparsın..’’
    ….

    Peki ne çözüm buldun sen derseniz??
    Her çocuk özeldir ve artık sınırlarımı kaldırdım ben de. Çözüm aradığım bir problem olarak görmek yerine, onları o şekilde kabullenip, içimden geldiği gibi, samimane, sevgiyle … hal diliyle …

    Artık ben de ayakkabılarımı çıkarıp yağmurda ıslanıyorum onlarla. Evin duvarları her renk boya. Ben de dün çizdim kocaman bir ay duvara. Ben de ‘’kral şakir’’ izliyrum tv de artık. Ben de zeytin çekirdeklerini tükürüp yarış yapıyorum. Kızdığımda bağırıyorum da, içime yapmacık atmaktansa. Bazen kıçlarına elimle şaplak da atıyorum. Ama sonrasında kocaman sarılıp öpüyorum. Nihayetinde öfke de, kızgınlık da, affetmek de, sakinleşmek de fıtri duygular( – abartmadan ELBETTE-) . İleride zaten bu duygularla tanışacaklar diye düşünyorum. Ve bugünleri bir daha hiç yaşayamıyacağım ben, bunu biliyorum.

    Bir de, yeni okuduğum bir hadiste; ‘’BENİM’’ çocuklarım diye övünürken, emanetçisi olduğunu unutup, sahiplik iddiasıyla tüm hisseyi kendine veren moda annelere hitaben –biri de benim muhtemel- diyor ki: ‘’Terbiyenin onda dokuzu duadır. ‘’ Rab sıfatıyla her şeye Malik, Kadir, Alim RABB’E halisane anne duası..

    Son olarak oğlumun ifadesiyle…
    Robot X, haydi birleşşşş:)))))
    Sevgiler, saygılar, selamlar ..