Hep yapmak istenilmeyen işleri yapmak zorunda olmak, üstelik köle gibi yapmak, yağcılık ederek ve yaltaklanarak yapmak; her zaman için gerekli olmasa da gerekli görüldüğü için yapmak ödülün riske atacak kadar olması; ayrıca o saklanması ölüm anlamına gelen önemsiz -ama sahibi için çok değerli- yeteneğin yok olması ve onunla birlikte kendimin ve ruhumun da yom olup gitmesi- tüm bunlar ilkbaharın çiçeklerini kemiren, ağacı yüreğinden vuran hastalık gibiydi.
Toplum, yalnızca aynı adı taşıdığım bir teyzenin bıraktığı belirli sayıdaki kağıt parçaları karışılığında bana, tavuk ve kahve, yatacak yer ve yatak veriyor.
Çünkü kadın gerçeği söylemeye başlarsa erkeğin aynadaki görüntüsü değişmeye başlar, erkeğin hayat karşısındaki uyumu yok olur.
Erkek sabah kahvaltısında ve akşam yemeğinde kendini gerçek boyutlarının iki katında göremezse, kararlar vermeyi, yerlileri medenileştirmeyi, yasalar koymayı, kitaplar yazmayı, özenle giyinip ziyafetlerde nutuk atmayı nasıl sürdürür?
Kırk yıl sonra yardımlarına ihtiyaç duyduğumda hayatımı ellerinde tutuyor olacak kişilerin bu dost canlısı, fakat heyecansız insanlar olduğu düşüncesi şimdiden fena halde canımı sıkıyordu.