• Soyut kişilerin kendince halka yüklenmesi , halkın psikolojisi bozuk diye kur mu yükselir . Sarayın huzuru kaçtı galiba ... (sıkıntı psikolojik miş)
  • "Sevgilim, işte eylül" diye başlayan şiir gibi şimdi vakit.

    Zamanı tırnak içine alıp yaşayanlara, akşamın hüznü gibi olan aşıklara gelen mis gibi eylül işte...

    Takvimin mavi boncuğu.

    Denizin en güzel, en sakin zamanı.

    En bulutlusu, en ılığı gökyüzünün.

    Hafifçe ürpermenin, tatlı tatlı yağan yağmurun, toprak kokusunun ve ince bir battaniyeyi dizlerin üstüne sallandırmanın; kalbi yumuşatan, dertleri kapının önünde bıraktıran kıvamı...

    Hem inatla yazın bitmediğini düşündüren hem de inatla sonbaharın özlendiğini hissettiren uzun günlerin

    ve en güzel "akşamdan geceye geçişlerin" ayı eylül.
  • Mış gibi yapmaktan usandım albayım.
    Oğuz Atay
    Sayfa 364 - İletişim
  • #kaçırılmaması #gereken #duyulmamış #bir #kitap 


    "ama herkes zaten birbirleriyle yarışırcasına rol yapıyor. Cezayirli bir tanıdığım var, kırk yıldır çöpçü rolü oynuyor; bir başkası, metroda bilet zımbalama görevlisi, o da günde üç bin kez aynı hareketi yapıyor;  rol yapmazsanız topluma uyamadığınız söylenir, ya uyumsuz damgası yersiniz, ya sinir hastası. Hattâ daha da ileri gidip size bütünüyle düzmece bir dünyada oynayarak yaşadığımızı söyleyebilirim, ama o zaman da olgunlaşmadığımı düşünürsünüz"




    Merhaba Değerli Kitap Dostları 

    Belki de %90'ınızın hiç duymadığı bir kitapla karşınızdayım. 

    #emilaajar #yalanroman #kitapyorumu


    Hatırlanmayan bir günde sahafları gezerken bir kitap dikkatimi çekti. İsmi Yalan-Roman. İlginç bir kitap olmalı diye geçirdim aklımdan. Arka kapağını okudum ve hoşuma gitti. Kitabı okurken öğrendim ki kapakta yazan yazarın takma adıymış. Yazarın gerçek adı Romain Gary. Yazarın yirmi yaşından beri yazdığı, ülkeden ülkeye, kıtadan kıtaya yanında taşıyarak yaşamının bir parçası haline getirdiği bu nadide eserde hiçbir şeyin gerçek olmadığı, herkesin ve herşeyin yalan olduğu bir oyunun içine giriyoruz. Pseudo oyunu. Yani -mış gibi oyunu. Yazarın anlattıkları o kadar haklı şeyler ki çevrenize bakıyorsunuz. İşini severek yapmayan, genç arkadaşlardan severek okula gitmeyenler mutlaka vardır. Çalışıyormus gibi, okuyormuş gibi yapanlarınız da vardır elbet. İnsanlar o kadar kötü oldu ki. Seviyormuş gibi yapanı da var. Çalışıyormuş gibi yapanı da. Yazar dünyayı eleştiriyor kitabında. Herkesten kendini soyutluyor ve derin gözlem yeteneğine dayanarak hiç farkında olmadığımız gerçekleri gözümüzün önüne seriyor. Yazarın ancak ölümünden sonra takma bir isimle basılan bu kitabın çok dolu dolu olduğunu ve çok sade bir kitap OLMADIĞINI ve en etkilendiğim 10 kitaptan biri olduğunu belirterek kitabı temin edebilme imkanı olan tüm kitap severlere tavsiye ediyorum.  Kitap can yayınlarından artık basılmıyor agora kitaplığı yeni baskısını basıyor haberiniz olsun. 


    Satırlarda buluşmak ümidiyle kitapsız kalmayın. Görüşmek üzere hoşçakalın  🤗



    Alt kısımda buluşalım 




    "Suçsuz olduğunu ileri sürme hakkını elde edebilmek için suçun kökenini bulmak gerekir."



    "Sessizliği bile duyar ve anlarım. Son derexe ürkütücü ve anlaşılması en kolay dildir. Unutulmuş ve kimsenin ilgisini çekmeyen, kimsenin duymadığı yaşayan diller, en anlamlı haykırışlardır."



    Beyin çok iyi bilir ki, geçmişte benzeri olmayan, ilgisiz bir dil yaratmayı başarabilseydik, kişiliğimizin saçma yanı kalmazdı. İşte bu nedenle bunalım kaynakları, özel olarak tasarlanmış, kendimizi yokluk, olanaksız ve karikatür konumunda tutacak beynimizle donatmıştır bizi."



    "Halkların ve insanların birbirlerini anlamadıkları için dalaştıklarını düşünmek doğru değildir. Birbirlerini anladıkları için dalaşırlar."



    "İnsan ne kadar uğraşırsa uğraşsın, birini sevmeden soluk alamıyor."



    "gerçeğin bizimle dalga geçip kasıklarını tuta tuta güldüğünü ve son söz hep benimdir der gibi parmağını bize doğru salladığı izlenimine kapılmıştım."



    "Hep kaybettim ben. Kaybetmek için doğmuşum. Kaybetmekten hoşlanırım, her zaman kaybeden biri oldum, gücüm buradan gelir. Zayıf olduğum için hala ayaktayım. Kaybettikçe üstlerine giderim. Zayıflığımla içlerinden, temellerinden yıkarım onları. Vicdanları rahat etmez"



    "Öylece, ağzım açık duruyordum, o kadsr anlaşılmazdı ki bütün söyledikleri, kendimi kaygısız ve rahat hissetmeye başlamıştım neredeyse, ÇÜNKÜ ANLAMAK KADAR KORKUNÇ BİR ŞEY YOKTUR."
  • Bir coşku var içimde bugün kıpır kıpır
    Uzak çook uzak biryerleri özlüyorum.
    Gözlerim parke parke taş duvarlarda
    Açılıyor hayal pencerelerim
    Hafif bir rüzgar gibi süzülüyorum...
    Kekik kokulu koyaklardan aşarak
    Güvercinler ülkesinde dolaşıyor bir çeşme başı arıyorum
    Yarpuzlar arasında kendimi bırakıp
    Mis gibi nane kokuları arasında kendimi dinlemek istiyorum...
    Zikre dalmış herşey,güne gülümserken papatyalar dualar gibi yükselir ümitlerim
    Güneşle kol kola kırlarda koşarak siz peygamber çiçekleri toplarken
    Ben çeşme başında uzanmak istiyorum
    Huzur dolu içimde ben sonsuzluğu düşünüyorum
    Ey sonsuzluğun sahibi sana ulaşmak istiyorum
    Durun kapanmayın pencerelerim
    Güneşimi kapatmayın beton çok soğuk #ÜŞÜYORUM !!!
    #MUHSİNYAZICIOĞLU
  • Müptezel paylaşmış olduğu #34150721 Bizim Sokağın Biricik Seyyarları :)) iletiye bir Hikaye uydurduk kendimizce...

    02.37
    Bu hikayeyi yazdıktan sonra, Müptezel'e bir mesaj atıp müsade istedim, hikayeyi yayınlama konusunda. Sağolsun beni kırmadı, yalnız burada bana uymayan yerler var dedi. Tiyo istedim..
    Tabi merak eden varsa kendisine sorabilir. Özel de konuşulduğu için buraya aksettirmeyeceğim.
    01.24
    Tabii hikayeyi yazarken ne kadar Müptezelden esinlendiysem, nacizane onun dışında bir bir karakter ortaya koydum. Bazen de Müptezel'in kendisininde bulduğumu da sohbetimiz de fark ettim.
    00.20
    Sözü daha fazla uzatmadan Reklamları bitiyoruz...
    00.03
    00.02
    00.01
    🤣

    Müptezel gözlerini "süt alan var mı lan süt, sütcüüüü" diye açtığında, içinde ummadık bir feryat yukselir. Yastığın altına kafasını soksada uzaklaşana kadar kıvranarak devam eder taaa ki saat 09.00'da yumurtacı kapıya dayanana kadar.

    Yumurta ahengiyle kahvaltı yapan Müptezel, kavun, karpuzun hışmına daha kahvaltı bitmeden yakalanır. Karpuzu da sevmese, adamın başına bi kova suyu boca etmekten kendini alıyoyamazdı herhalde. Aşşağıya iner ve Karpuzcu güzeli Bilal Abiden orta boylu bir karpuz alır, evine mutlu bir esnemeyle döner.. ah bir de terlik alsa ne güzel olurdu. Terliğinin sol tarafı yırtılmıştı.

    Terliikkçiiii!
    Sesiyle bir nara atan, Yakup abinin inatla o terlik satma huyu, Müptezelde lambaları yakar, lakin evde ki para, terlige uyar mı bilmem...
    Cama çıkıp terlikçiye seslenir.

    "Hey Abey, terlikler kaca ki?"
    "Abeyy çocuk terlikleri sana da uyar on-beş'ten bırakam!"
    "Ulan bize çocuk terliği mi lazım? ." Der ve içeri girer. Biraz evde dolanır karar verir o şap şup sesli terliklerden almalıdır..

    Koşarak aşşağı iner, terlikçi terlikçi diye koşturur Yakup abeyin peşinden. Sonunda seve sevmeye on liraya bir terlik alıverir, şappiri şukkurun sesiyle zıplaya hoplaya evin yolunu tutar.

    Eskicinin işi de bu ya, ne var ne yok alır. Müptezel'inde canina minnet... beş sene evvel aldıkları şu guzelim sobanın eskidiğini düşünerek...

    "Ne verin abi buna?"
    "Hele bir tartalım."
    "Tart bakalım", "çok iyi sobadır abi, babam buna beş sene evvelinden altı-yüz lira dan almıştı.."

    "Abem bu altı-yüz deģil, altmışta etmez artık.."
    "Kaç eder?"

    Eskici tarttıktan sonra uzatır yirmi lirayı.. Müptezele.
    "Abi bu ne?"
    "Vallahi daha etmez gardaş.."
    "On daha çık bari abey.."

    Eskici beş lira daha verir, ve yolunu tutar mutlu bir kâr ile.. Müptezel eline öyle bakakalır..

    Ne güzel yapardı anacığım diye düşünerek geçirmez mi içinden... lokmaciii lokmaciii.. yese olmaz yemese olmaz. "Ah! Be güzel anam ne vardı teyzemlerde bir hafta kalacak..." diye söylenip, pencereden seslenir.. "dayı 5 liralık hazırla gelimm ben şimdi.."

    Kalır cepte yirmi lira..

    Anası tembih etmişti Müptezele.. "eger nayloncu gelirse, iki tane leğen al, bir tanesini büyuk al kış hazırlığı yapıcam emi oğlum."
    Müptezel tamam diyerek geçistirir

    Naylonciiiii
    Ablam abemm Nay lon ci laylooonnn...

    Bu kaçıncı spor sabah beri..
    Yeninaldiğı terliği, kalan yirmi lirayı alır, annesininndedigi gibi nayloncunun önüne düşüverir al aşşağı çık yukarı, çok pahalı al ver derkene... Müptezel'in elinde kalır dört lirası.

    Tabi bir de aksilik olur. Merdivenden çıkarken, büyuk legene takılıp küçük leğeni kırıverir.. aksilik bu ya.. "ta..." sövsede artık leğen kırılmıştır.

    Saat 20:00 de Baba gelir elinde poşetler.. mis gibi lahmacun kokuları geliyordur o beyaz paketlenmiş posetin içinden.. "baba ziyafet" minvar diye sorunca, "lahmacun aldım öglende bir şey yemedim de!" diyerek kandırır Müptezeli...

    Otururlar beraber lahmacunları götürurler bir guzel de dolaptan buz gibi ayranın eşliğinde karınlarını doyururlar..
    Müptezel babasına sobayı sattığını söyler. Oda "iyi etmişsin bari yer kaplamaz" diyerek sıkılarak anlatan oğluna güven verir...

    O arada da pazarcı Ziya abi muz ile inciri satma gayretinde bağırırken, Muptezelin babası "şurdan bir incir al bari ağzımız tatlansın " der. Muptezelde sıkıla pıkıla, "baba para kalmadı ki!" Deyince. "Annen yine leğen sipariş etti değil mi?" Diye isyan eder adamcağız...

    Baba cebinden Yirmi lira çıkartır verir. Muptezel'de incir ila bir kaç tane de muz alıp gelir. Babası" bak yine kendine muz almış kerata" diye tatlı bir serzenişte bulununca.. Müptezel utanıl hafiften boynunu bükünce, babası "saka ettim evlat, yıkada yiyelim incirleri, he bunarada sunda fazla tutma, tadı kacmasın!" Sonra da otururp incirleri de götürürler.. bu hikaye de burada biter...
    Kadim TATAROĞLU