Alara, bir alıntı ekledi.
08 May 11:13 · Kitabı okudu · 9/10 puan

In Kurt Cobain’s voice she hears the same thing Natasha hears—a perfect and beautiful misery, a voice stretched so thin with loneliness and wanting that it should break. Irene thinks it would be better if it did break, better than living with wanting and not having, better than living itself.
She follows Kurt Cobain’s voice down down down to a place where it is black all the time. After looking him up online, she finds that Cobain’s story does not have a happy ending.
Irene makes a plan. Today will be the last day of her life.
The truth is, she’s been thinking about killing herself on and off for years. In Cobain’s lyrics she finally finds the words. She writes a suicide note addressed to no one: “Oh well. Whatever. Nevermind.”

The Sun is also a Star, Nicola Yoon (Sayfa 36)The Sun is also a Star, Nicola Yoon (Sayfa 36)
Bahar, Sadist'i inceledi.
 20 Nis 14:24 · Kitabı okudu · 4 günde · 8/10 puan

Genelde kitapları alırken kitabın arkasındaki kısa özeti okur ve ona göre alırım hayal kırıklığına uğradığım olsa da çoğunlukla kitap o özetle paralel ve çok daha güzel olur. Ama bu kitabın arkasında sadece 1 cümle vardı "Çok ünlü bir yazardı ama bir gün hayatta kalabilmek için kitap yazması gerekeceğini hiç düşünmemişti" işte bu kitabı bu cümle ve tabi ki King e olan hayranlığım yüzünden aldım iyiki de almışım.
Kitaba gelecek olursak klasik King tarzı doğaüstü güçler bu romanda yok ama adından da anlaşılacağı gibi gerçek bir sadist ve ruh hastası bir Annie Wilkes karakteri var. Ne yapacağı belli olmayan ve bir saniye yüzüne gülerken ikinci saniyede göz dönmüş bir caniye dönüşüveren biri. Romanda en sevdiğim ve yazarı da takdir ettiğim nokta aslında hiç olmayan bir serinin sonuncusunu gerçekten yazması yani kısa sürse de kitap içinde kitap okuyucağınızı ve Misery karakterinin yaşadığı olaylara da kendini kaptıracağınızı söyleyebilirim. Kitabın eksisine gelecek olursak Annie Wilkes salt bir psikopattı ve sdece yazarımıza değil başkalarına da kötülükler yapmıştı ama niye? Yani insan durduk yerde psikopat olmaz bunu tetikleyen ya da buna sebep olan bir şeyler olması gerekir yani en azından bence. Meswla annesine çok düşkündü ve babasından nefret ediyordu ama bunun altında onu psikopat yapacak sebepler ve olaylar olması gerekirdi ama hiç bir şey yoktu en azından 1 2 sayfada yazarımı Paul'e bunu anlatabilirdi ve tabi bize de. Böylece Annie ile biraz daha bütünleşebilir hatta belki biraz sevebilirdik de yani en azından ben sevebilirdim diye düşünüyorum ama şimdi sadece salt bir kötü o kadar. Ama bu eksikliğe rağmen kitap dokunmaya değerdi evet bir Hayvan Mezarlığı kadar etkileyici değil ama özellikle sonu gerçekten iyiydi herkese iyi okumalar

Ruh Hekimi, bir alıntı ekledi.
12 Nis 11:37 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

Martin Seligman
"We are wasting our life if we think our childhood has delivered present misery or if it has made us passive about the future."

Şayet şu anki ızdırabımızın çocukluğumuzun armağanı olduğunu düşünüyor yahut bu durum bizi gelecek hakkında pasif kılıyorsa hayatımızı kendimiz mahvediyoruz demektir.

50 Psikoloji Klasiği, Tom Butler-Bowdon50 Psikoloji Klasiği, Tom Butler-Bowdon
Maria Puder, Sadist'i inceledi.
 01 Nis 11:07 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

Kıvrım kıvrım kıvrandım gerim gerim gerildim durduğum yerde kah oturup kah kalktım.Paul olmak ikinci sayfadan itibaren Anna tarafından evlatlık gibi bişey alındığını sanmak aynı zamanda bir çapanoğlu olduğunu sezinlemek(bütün kitaplarında yaptığımız gibi)sonra orada tutsak olduğumuzu anlayıp Annanın suyuna gitmek,Anna için Misery yazma sancıları,bıçağı bulmasın diye dualar ettim kapının kenarındaki bıraktığımız izleri görmesin banyodaki izlerimi bulmasın diye(aklımda da şu vardı gizli bir iş her zaman iz bırakır hele telaşla yapılmışsa)ona artık kurnazlık yapmayacağımıza( yatakta elimiz kolumuz bağlıyken )inanmak ve o romanı yazana kadar orada kalmak emin olun Paul'ün sindirildiğini sandım o hamleyi yapmasını beklemiyordum şu kitabını yakmasından bahsediyorum kitabını yaktığını sandım kahroldum hayatını kurtaran kurnazlığıydı son sigarayı içip içmediğini hatırlamıyorum fakat ben ciğerlerimde hissettim.Kitap bittiğinde Paul hala kurtulamamış hala oradaydı kurtulduğunu sanması sadece bir rüyadan ibaretti böyle sandım ve ben onu hayal gücümle devam ettirdim .....Gerek kurgu gerek biçim ,konunun ilerleyişi herşey kusursuz tek kusuru filme çekilmiş oluşudur zannımca (Karaktere Anna diyorum Annie Wilkes öyle taktım adını)İyi okumalar...

Eğer kişi kendinden zevk almıyorsa başkaları için neşe kaynağı olamaz.
Misery

Murat Sezgin, Sadist'i inceledi.
16 May 2017 · Kitabı okudu · 3 günde · 6/10 puan

Genelde okuduğum kitapları önce yazarın diğer kitaplarıyla sonra da aynı türdeki kitaplarla kıyaslarım. Sadist’e de bu düşünceyle başladım. Ama Stephen King’in bu kitapla beraber daha iki kitabını okumuş olduğum için bu kitabı yazarın diğer kitaplarıyla karşılaştırmanın çok doğru olmayacağını düşünüyorum. Sadist tür bakımından gerilim, aksiyon-macera türüne giriyor. Şahsen bir okur olarak bu türden bir kitabı elime alınca bende uyandıracağı duyguları hissetmek isterim. Sadist ilk 250 300 sayfa bana sadece zamanımı boşa harcıyormuşum gibi hissettirdi. Ele alınan konunun kendine özgülüğüne diyecek hiçbir şeyim yok. (Paul gözlerini açtığında kendisini Annie Wilkes adlı bir kadının evinde bulur. Paul Sheldon kitapları tanınmış bir yazardır. Bir süredir üzerinde çalıştığı yeni romanını tamamlamıştır. Kitabını kendi kendine kutlamak için arabayla yola çıkmıştır. Yolda kaza yapmış ve Annie Wilkes’de onu bularak evine getirmiştir. Annie Wilkes adlı kadın da Paul’un çok kitaplarına adeta tapmaktadır. Tüm kitaplarını birkaç kere okumuştur. Ama Annie Paul’a bir konuda çok sinirlidir. Paul kitaplarında yer alan Misery adlı karakteri bir kitabının sonunda öldürmüştür. Annie’nin Paul’u bırakması için bir şartı vardır: Misery’i tekrar canlandırmak. Paul mecburen buna razı olmuş ve romanı tekrar yazmaya başlamıştır. Burada Annie’nin aklı dengesinde anormallikler olduğunu da eklemeliyim.) Kitapta tek bir ortam ve iki karakter var. Bu sınırlılık kitabın ilk başlarında boğucu olabiliyor. İlk 250 300 sayfada hep gerilmeyi, heyecanlanmayı bekledim ama ne gerilim ne de heyecan bakımından herhangi bir şey yoktu. Romanda ön plana çıkarılan şey daha çok yazar olan Paul’un romanını oluşturması sırasında düşündüğü -Misery’i nasıl canlandırabilirim? Kitabın sonunu nasıl tamamlayabilirim, gibi- şeylerdi. Bunlar da doğal olarak çoğu kez kitapta asıl verilmek istenenin önüne geçti. Son yüz sayfada biraz da olsa “King”lik(gerilim ve korku edebiyatının King’i olarak anılan yazar) bir şeyler görebiliyoruz. Annie Wilkes’ın romanda daha çok öne çıkarılmasını isterdim. Ne kadar ön plana çıkmaya başladı o kadar gerilmeye o kadar heyecanlanmaya başladım. Roman sadece Paul’un roman yazma süreci ve içsel dünyası hakkında olsaydı çok daha farklı şeyler düşünür ve 8 puan verirdim. Kitap beni sarmadı deyip kolayca işin içinden de çıkabilirdim ama kitap hakkındaki düşüncelerim bunlar. Eğer bir gerilim romanı okuyorsam o kelimenin tanımına uygun bir şeyler beklerdim ama bu King kitabında olmadı. Artık başka sefere. İyi okumalar.

Hasan Deniz, bir alıntı ekledi.
24 Mar 2017 · Kitabı okuyor

The supposed great misery of our century is the lack of time; our sense of that, not a disinterested love of science, and certainly not wisdom, is why we devote such a huge proportion of our ingenuity and income of our society to finding fasters ways of doing things- as if the final aim of mankind was to grow closer not to a perfect humanity, but to a lightning-flash.

Fransız Teğmenin Kadını, John Fowles (Sayfa 15)Fransız Teğmenin Kadını, John Fowles (Sayfa 15)
Pelin Sueda, Sadist'i inceledi.
 03 Mar 2017 · Kitabı okudu · 5 günde · Beğendi · 8/10 puan

Korku-gerilim kitaplarının ustalarından biridir Stephen King.Korku türünde listede başları çeker,romanlarıyla ve romanlarından uyarlanan filmlerle ünlüdür.Kendisinden çok bahsedildiğini görünce yazara karşı kayıtsız kalamadım ve bir kitabını okumaya karar verdim.Bu kitap,konusu bana ilgi çekici gelen Sadist oldu.

Konusundan kısaca bahsedeyim : Ünlü yazar Paul Sheldon,karanlık bir gece arabasıyla giderken kaza geçirir ve yaralanır.Paul'ü kurtaracak kişi ise Annie Wilkes adında deli bir hemşiredir.Annie,Paul'ün yazdığı kitaplara ve kitaplardaki Misery adlı karaktere hayrandır.Annie,Paul'ü evine alır.Paul,kurtarılmış gibi gözükse de aslında kabus onun için yeni başlıyordur.Annie,Misery karakterinin öldüğünü kabul etmemektedir ve yazarımızı Misery'yi dirilterek romanı yeni baştan yazması için zorlar.Neticesinde kabus gibi olaylar birbirini kovalar.
:
Ana karakter olan Paul,Stephen King'in meslektaşı. :) Kitap gerçekten korkutucuydu,gerilimi iliklere işletiyordu diyebilirim.Tiksinirek,bir o kadar da merak içinde okudum kitabı.Psikoloijk gerilim türünde gerçekten dehşet verici bir eser.Psikopat ve sadist bir kadının elinden kurtulmaya çalışan Paul'ün mücadelesi okunmaya değer.Stephen King,korkuyu aktarmakta çok başarılı bir iş çıkarmış,gördüğü beğeniyi kesinlikle hak ediyor.Kendimi o sadist kadın tarafından kaçırılmış gibi hissettim,adrenalinli bur duyguydu.Ben yazarla tanıştığım için çok memnunum.

Diken üstünde okuduğum,tüyler ürperten heyecanlı bir roman ama eksikleri de vardı diyebileceğim bir kitap.Bazı yerleri çok sıktı.Ama yine de kurgusu güzel,akıcı bir gerilim-korku kitabı.Gerilim severlerin mutlaka tanışması gereken ürpertici bir yapıt.Kathy Bates'in oynadığı filmini de bir ara izlemeyi düşünüyorum.Sevgiyle ve kitaplarla kalın.

Nuray Durmuş, Sadist'i inceledi.
21 Ara 2016 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

Kaza geçiren yazarı hastaneye götürmek yerine evine hapseden psikopat bir kadın ve gelişen tüyler ürpertici olaylar.
Bazı satırları okurken kalp atışlarım hızlandı, heyecandan ölüp ölüp dirildim.
Yazar karakterin ruh halini öyle güzel yansıtmış ki, ilk sayfadan itibaren olayın akışına kendinizi kaptırıp o çaresizliği ve korkuyu iliklerinize kadar hissediyorsunuz.
Kitabın peşine hemen filmini de izledim.
#mısery 1990 yılında beyaz perdeye aktarılmış ve başrol oyuncusu Kathy Bates, filmindeki performansı sayesinde En İyi Kadın Oyuncu Akademi Ödülü kazanmış.Bence fazlasıyla da hak etmiş..
Stephen King'in bence okuduklarım arasında korku gerilim türünde yazmış olduğu en güzel kitabıydı.

Cem, Sadist'i inceledi.
 08 May 2016 · Kitabı okudu · 4 günde · Beğendi · 10/10 puan

Stephen King'in eserini belki 25 sene sonra yeniden okurken kitabın yazarın başyapıtlarından birisi olarak adlandırılmayı hak ettiğini düşündüm. Ne yazık ki çok kötü bir kitap ismi seçilmiş: aslında kitabın gerçek ismi Misery ve bu isim kesinlikle kitaba daha çok yakışıyor.

Misery, en azından son dönem King kitaplarında görüldüğünü düşündüğüm bir kusurdan uzak ve yine benzer temalı bir eser: örneğin Kemik Torbası'ndaki gibi asıl karakterimiz bir yazar, ancak yine Kemik Torbası'ndan farklı olarak- Diriliş, Kâbuslar Pazarı, Buick 8 de bu listeye dahil- bir çok isim, mekân, detayla eseri boğmak yerine yazarın 2 karaktere, bir devam kitabına, "pis pis sırıtan" bir daktiloya odaklanarak dört dörtlük bir gerilim ortamı yarattığını görüyoruz. Gerilim daha ilk sayfadan başlıyor, Stephen King hemen olaya giriyor, gerilim adım adım yükseliyor ve 200'lü sayfaların başında "balta"lı 25 sayfalık kısmında kesinlikle zirveye ulaşıyor. Bu kısmı hem kitaptan hem de sonradan çekilen filminden hatırlıyorum, ama filmin bu sahneyi seyirciler açısından son derece yumuşattığını kitabı ikinci kez okurken bir anlamda şok geçirerek farkettim; zira okurken yerimde duramadım, resmen kıvrandım. Bu 25 sayfalık bölümde King muhteşem bir gerilim yaratıyor... yazarlık hayatının en iyi örneklerinden biri de bu sayfalar olabilir...

Misery, bir yandan çok ürkütücü bir hikâye anlatırken bir yandan da ciddi ciddi bir yazarın eserini yaratma sürecinin sancılarına da dahil ediyor bizi, belki de King aslında ve temelde bir kitabın iyi olması, daha iyi olması, en iyi olması için direten hasta, saplantılı bir okur hayaliyle bir yazarın işkenceli yaratım sürecini anlatıyor bize. Bu sürecin bütün sancıları edebi bir sancı olmaktan öte bir ölüm kalım meselesi, bir korku filmi gibi onu yazmaya, üretmeye, kitabı bitirmeye, ve daha iyisini yazmaya zorlayan bir hasta okur imgesiyle, hayaliyle, hayaletiyle anlatılıyor. Yazarın esas meselesinin bu olduğu ise son 5-10 sayfa içerisinde iyice belirginleşiyor, çünkü kitap tipik bir gerilim ya da korku filminin klişelerini kullansa da ibresini sürekli olarak yazarlığa, yazara, yazmaya çeviriyor; bizi sürekli buralara bakmaya davet ediyor, bakışımızı buraya çevirmeye zorluyor.

Sadist-Misery; hem kendi hikâyesi hem de yazarımız Paul Sheldon'ın (acaba o dönemin benzeri kitaplar yazan popüler gerilim yazarı Sidney Sheldon'a bir gönderme mi?) esaret altında nefret ederek bitirdiği Misery serisini çok büyük bedeller ödeyerek zoraki sürdürmesini ve son kitapta öldürdüğü başkarakteri Misery'yi okuyucuyu kandıran ucuz oyunlarla değil; ikna edici, sağlam gerekçeler ve sebepler bularak diriltmesini anlatıyor... bu anlamda kitabın Manuel Puig'in "Bu Sayfaları Okuyana Sonsuz Lanet" adlı isimli kitabının en azından ismini de bana çağrıştırdığını söylemek isterim... yazmanın böylesine huzursuz, ürkütücü, bir korku kitabı gibi zorlayıcı, delirtici bir süreç olabileceği düşüncesi çok şaşırtıcı. Stephen King bu duyguyu çok iyi yazılmış, dört dörtlük bir gerilim-korku kitabıyla çok iyi bir biçimde veriyor. Mahşer ve O adlı başyapıtlarıyla beraber muhakkak ki Misery de yazarın en iyi eserlerinden biri olarak kesinlikle okunmayı hak ediyor. Herkese öneriyorum.