Sinan Paşa; Fatih’in sevdiği ve saydığı âlimlerden birisiydi. Tazarruât adlı eserinde aşkı onun kadar güzel tarif edene az rastlanmıştır:
“Aşk bir denizdir ki örtülmez, aşk bir sırdır ki açılmaz.
Aşk masal ve sihir (büyü) değildir. Her aşk davası eden âşık olmaz, her muhabbetten dem vuran sadık olmaz. Aşk ilâhî bir sevgidir, her kalpte bu sevgi bulunmaz. Aşk bir kimyadır; onun madeni can olur. Aşk bir cevherdir; onun mekânı kan olur. Aşk bir zevktir; onun da başka bir dili var. Aşk bir şevktir; onun da ayrı ehli var.”
Fatih medreseleri ilk bakışta bir bütün arz ederse de derslere göre muhtelif kısımlara ayrılmıştır:
Hariç (İlkokul), Dâhil (Ortaokul), Tetümme (Lise) ve Sahn-ı Seman (Yüksekokul) Medresesi.
Fatih’in Manisa’da geçirdiği ikinci şehzadelik devresi, gerek şahsı gerekse Osmanlı Devleti için çok verimli olmuş, bu devrede ruhen ve ilmen pişerek olgunlaşmıştı.
Sâmiha Ayverdi bu hususta şunları yazıyor:
“Genç Şehzade bu müddet zarfında, akademik bir fa-aliyet devrisine girerek, liyakatli hocalar karşısında malumatını genişletmiş; Felsefe, Matematik okumuş, Arapça ve Farsçayı ana dili gibi öğrenmiş; Lâtince, Yunan ve Sırpçaya çalışmış; Tarih, coğrafya ve askerlik bilgisinde fevkalade ilerlemiş, bir yandan da dünya cihangirlerinin hayatlarını dikkatle mütalâa ederek, bunların doğru ve yanlış taraflarına parmak koymuş, böylece de yaşanmış tarih maceralarının muhasebe ve yekûnu, onu plân ve sistem fikrinin lüzumuna esaslı suretle bağlamıştır.”
İnsanlara, inançları konusunda eşi görülmemiş bir hoşgörü gösterdi. İstanbul’u aldıktan sonra İtalyan hümanistleri ve Rum bilginlerini sarayında topladı. Ortodoksluğun tek ve en büyük koruyucusu oldu. Patrik, Osmanlı protokolüne göre vezir rütbesine eş tutuldu. Patrik II. Gennadios’a Hıristiyan inancının temel ilkelerine ilişkin bir eser hazırlattı ve Osmanlıcaya çevirtti.