Edmond Dantès'i okuyunca, onu nasıl şeytan işi bir komplonun beklediğini görünce, şuan etrafıma toplanmış olan, okuma günü yaptığımız, arkadaşlarıma bir baktım. Acaba benim de, tıpkı Dantès gibi, kinini ufacık sezdiğim yahut arkadaşlığından emin olduğum biri ya da birileri ayağımı kaydırma, gerçek anlamda olmasa da özgürlüğümü kodese tıkma planları içine giriyor mudur? Elbette bunlar belki 19.yy kadar şiddetle ve hazla gerçekleştirilmeyecektir ama en ufak bir aralıkta kişiliğimi, adımı, işime gösterdiğim özeni kötüleyecekler. Belki beni kodese tıkacak kadar gözü dönmüş değiller ama mutlaka çatallı dilleriyle lekeleyecekler. Beni ya da birilerini.
Ay bu kadar narin olduğu için, orada insan değil de yalnızca burunlar yaşıyor. Kendi burnumuzu göremememizin sebebi, burnumuzun Ay'a gitmiş olmasından kaynaklanıyor.
İyi de işin doğrusunu söylersek, Allah için konuşursak; ne için bir kız daha anasının karnındayken talih kuşu ona mutluluk kehanetini müjdeliyor da, ötekisi bir kimsesizler yurdunda dünyaya gözlerini açıyor? Mutluluk çoğu zaman "Aptal İvan" a nasip oluyor. "Sen rahatına bak Aptal İvan; dedelerinin keselerini sömüre sömüre, tıka basa ye, iç, eğlen! Sen de falan filan, karşıdan ağzının suyunu akıt; sen ancak buna layıksın!" Gerçekten de böyle mi?