• Öyle Zannettim ki... Resul-i Zişan Efendimiz şöyle buyurdu: "Hz. Cebráil bana, eşlerimle guzel geçinmemi öyle çok tavsiye etti ki ben boşanmak haramdir zannettim. Bana Kölelerine ve câriyelerine güzel davran' dedi. Ben onlann hepsinin âzat edi- mesi gerektiğini zannettim. Bana, Komşulannla iyi geçin'dedi, ben zannettim ki komşu komşuya mirasçı olacaktir. Bana, namazdan önce misvak kullanmam hakkında o denli tavsiyede bulundu ki ben bunun farz olacağinı sandiım. Bana Namazlarıni cemaatle kil' dedi, ben zannettim ki yalnız kilınan namaz kabul edilmeyecek. Ayrica bana, 'Geceleri namaz kil' dedi, ben, geceleri uyumak yok sandım. Bir de, 'Allah'ı çok zikret' dedi. Ben, birkaç ayet Kur'an'' okumanin hiçbir faydası yoktur zannettim."
  • Rasûlullah ﷺ şöyle buyurdu:

    “Dört şey peygamberlerin sünnetlerindendir: Utanma duygusu (haya), güzel koku sürünme, misvak kullanma, bir de nikah.” (Tirmizi, Nikâh 1) Hadis-i Şerif
  • Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

    “Dört şey var ki, bunlar peygamberlerin sünnetlerindendir.
    Sünnet olmak,
    güzel koku sürünmek,
    misvak kullanmak ve
    evlenmek.” (Tirmizî) Hadis-i Şerif
  • Peygamber deyince ilk aklınıza gelen nedir? Sakal bırakmak, sarık sarmak, cübbe giymek, oturarak yemek yemek, misvak kullanmak ya da namazın sünnetleri, Öyle değil mi?
    Biz peygamberin sakal-ı şerifini, hırka-i saadetini, şemail-i şerifini öne çıkardık. Yeryüzünü, gökyüzünü mucizât-ı ahmediyye ile doldurduk. Lakin onun risaletini, getirdiği ölümsüz ilkeleri göz ardı ettik. İnsanlar hırkasını ziyaret için birbirlerini çiğniyor. Lakin onun Kur’an’ı uygulama metoduna, sünnet-i seniyyesine, sırtlarını dönüyorlar. Hz. Aişe annemize iftira atan, sonrada öldükten sonra peygamberin gömleği ile kefenlenmeyi tavsiye eden Abdullah b. Ubeyy’e halimiz ne kadar da benziyor. İslamı bin bir hurafe ve iftira ile dolduruyoruz, sonra da onun sakalını öperek paçayı kurtarmaya çalışıyoruz.

    Oysa O peygamber olmadan önce de sakallıydı. Kıyafetlerinin Ebu Cehil’in, Ebu Süfyan’ın kinden pek bir farkı yoktu. O, Allah şekillerinize bakmaz, amellerinize, kalbinize bakar diyordu. O temiz ve güzel giyinmeyi severdi. Temizlik imandan gelir derdi. Yeni bir elbise giydiğinde sevinir ve şükrederdi. Güzel kokular, parfümler kullanırdı. Misafiri geldiğinde en güzel elbisesini giyerdi.

    O misvak kullanmayı değil, dişleri temizlemeyi emrederdi. Bugün herkesin ortasında sünnet gerekçesiyle kocaman bir sopa parçasıyla dişlerini ovan birini görse kesinlikle men ederdi. O bugün burada olsaydı, en kaliteli elektrikli fırçayı ve macunu kullanırdı. Herhalde lokantada üç parmakla, kaşık, bıçak kullanmadan yere bağdaş kurup, oturarak yemek yemezdi. Yolculuk yapacağı zaman getirin devemi, merkebimi demezdi. Onu anlamak için insanları asr-ı saadet’e götüremezsiniz. Ya ne yaparsınız? Onu bu çağa taşırsınız.

    Onun sünneti; güzel ahlaktır. O en güzel ahlaka, yaradılışa sahip bir insandır. Güzel ahlak ibadetlerinizdeki eksikliği tamamlar, lakin fazla ibadet ahlak eksikliğinizi tamamlamaz derdi.

    Onun sünneti; doğruluktur. O daha Rasulullah olmadan emin olmuştu. O peygamber olmadan öncede ahlakıyla Müslüman dı. Ona düşmanları da Muhammed’ül-Emin diye hitap ederdi.

    Onun sünneti; sevgi ve merhamettir. İnsanlara merhamet etmeyene Allah’ta merhamet etmez derdi. Birbirinizi sevmedikçe iman etmiş olmazsınız derdi.

    Onun sünneti; aile ve çocuk sevgisidir. Sizin en hayırlınız ailesine en iyi davranandır derdi. Çocuk kokusu cennet kokusudur derdi.

    Onun sünneti; Tabiat sevgisidir, Kimin elinde bir fidan varsa, kıyamet bile kopuyor olsa onu eksin derdi. Taif’i fethettiğinde ağaçların kesilmemesini, yeşilliğin korunmasını Taiflilerle yaptığı antlaşma maddeleri içine koyduracak kadar çevreciydi. O, tüm yeryüzü ümmetime mescit kılındı buyurarak, her yerin bir mabet kadar temiz tutulmasını istemişti.

    Onun sünneti; hayvan sevgisidir; siz yeryüzündeki canlılara merhamet edin ki, göktekiler de size merhamet etsin derdi. Devesine ağır yük yükleyene, ona yüklediğinden daha fazlasını günah olarak sen yükleniyorsun demişti.

    Onun sünneti; insanlarla iyi geçinmek, onlara yardım etmektir. O komşusu aç iken, tok yatan bizden değildir derdi. Komşusu kendisinden emin olmayan kimse mümin olamaz derdi.

    Onun sünneti; Çalışmaktır, üretmektir, kazanıp, dağıtmaktır. İki günü eşit olan aldanmıştır, çalışan ele cehennem ateşi değmez derdi. Tembelliği, miskinliği günah sayardı.

    Onun sünneti; tevazudur, alçak gönüllülüktür. Ben sizin kralınız değil, sizden biri ve kuru ekmek yiyen bir kadının çocuğuyum derdi. O insanlara sultanlar gibi kullarım dememiş, Şeyhler gibi müritlerim diye seslenmemiştir. O yanındakilere ashabım, dostlarım derdi.

    Onun sünneti; kimseye yük olmamaktır, kendi işini kendi görmektir. Öyle ki, onun bir defasında insanlardan biat alırken şöyle biat aldığını görüyoruz. Kimse kimseye yük olmasın. Hatta devesinin üzerinde iken düşen kamçısını bile arkadaşından, alıp vermesini istemesin. Kendisi inip alsın. Bilirsiniz o mübarek hayvan ne kadar zor çöker ve ne törenlerle ayağa kalkar değil mi? Onun arkadaşları bir yolculuk esnasında, birisi ben koçu keseyim, diğeri de ben yüzeyim demişti. O da ben güzel ateş yakarım deyip, çalı çırpı toplamaya başlamıştı.

    Onun sünneti içinde yaşadığı Arap toplumunun adetleri, gelenekleri değildir. Onun sünneti hayatın değişmez evrensel ilkeleridir.

    Bugün peygamber deyince aklınıza ilk gelen şey nedir? Onun mucizelerimidir? Kafasının üzerinde daima bir bulut dolaşırmış, taşa bassa izi çıkar, kuma bassa çıkmazmış. Önünü gördüğü gibi arkasını görürmüş. Ellerinden sular fışkırırmış, bir eliyle şak diye ayı ikiye ayırırmış. Gölgesi yere asla düşmezmiş, zira o sırf nurdan imiş. Kafanızdaki peygamber imajı bu değil mi?

    Gerçekten sonrakiler onu övelim derken göğe çıkarmışlar. Kimisi Arş-ı Ala’nın sağ tarafına, Makam-ı Mahmud’a oturtmuş, kimisi mezarında sağ ve diridir demiş. Kimisi kâinat onun yüzü suyu hürmetine yaratıldı hatta ondan yaratıldı demiştir. Kimisi Allah’ı ona âşık etmiş. Kimisi de onun ruhaniyeti her yerde hazır ve nazırdır demiş. Demiş de demişler.

    O model insan, örnek şahsiyet, bir ölümlü beşer olan peygamber buhar olup uçmuş, bin bir mucize sarmalında kaybolup gitmiştir. Yahudiler peygamberlerine su-i kast düzenleyip öldürmüşler, Hıristiyanlar ise överken İsa’yı tanrılaştırmış ve Dallin’den, sapıklardan olmuşlardı. Maalesef ümmet te Peygamberlerini ilahlaştırma yolunda epey mesafe almıştır.

    Bugün onun ‘tatlı bir anı gibi’ yâd edilmeye değil, anlaşılmaya ihtiyacı var!

    Bugün onun övülmeye değil, örnek alınmaya ihtiyacı var!

    Ne zaman biz onu dosdoğru anlayabileceğiz? Onu ne zaman efsanelerden kurtarıp, hayata geri getireceğiz? Sevgili eşi Aişe annemizle yarışan, koşu yapan, sahabesiyle şakalaşan, güler yüzlü, tatlı dilli peygamberi hayatımıza sokacağız?

    Ne zaman bulutlardan yere indirip, peşi sıra gideceğiz? Biz onunla Kuran’ı öğrendik. Kuran’daki Muhammed’i ne zaman öğreneceğiz? Açın onun getirdiği kitabı! Mucizesinden bahseden kaç tane ayet göreceksiniz? Hıristiyanların ‘Kurtarıcı Mesih’ inancı aynen bizlere de geçmiş. Ümmetin kurtuluşu onun şefaatine bağlanmış. O Vesilet’ün-Necat yapılmış. Hâlbuki onun getirdiği son kitap; “Şefaat bütünüyle Allah’ındır” der. Biz ne zaman onunla, sünnetiyle kitabını birleştireceğiz?

    Onu doğru anlamadan getirdiği dini nasıl doğru anlayacağız? Eğer anladıysak neden ümmet bugün zillet ve meskenet içinde, geri kalmışlığın, cehaletin, tefrikanın girdabında boğuluyor? Elli küsur İslam ülkesinin gayr-i safi milli hâsılası neden bir Almanya, bir Japonya etmiyor? Emin olan o peygamberin ümmeti neden bir banka müessesi kadar emin, güvenilir değil, sözüne sadık değil?

    O ben gaybı bilmem, kendime bile fayda ve zarar veremem der. Allah O nebiyi, o nebinin davasını tam bir teslimiyetle destekleyin der bizlere, Biz ise ‘Allahümme salli /Allahım sen destekle’ deriz. Peygamberi desteklemek salâvat okumakla değil, onun getirdiği risalete, tevhide, ölümsüz Kuran prensiplerine sarılmakla olur. Onu çok sevmek ona ibadet etmekle gösterilmez. Tam aksine ona ibadet etmemekle gösterilir. Yalnızca Allah’a ibadet etmekle onu, davasını yani tevhidi desteklemiş, yüceltmiş oluruz.

    Nasıl bugün onun mezarını Müslümanlardan bir tabur asker koruyorsa, maalesef bugün Peygamberi Müslümanların peygamber telakkilerinden, tasavvurlarından korumak zorunda kalıyoruz.
  • Ebu Hureyre'den rivayet edildiğine göre, o şöyle dedi: Resûlullah sallalahu aleyhi vessellem buyurdu ki:

    "Ümmetime meşekkat vermeyecek olmasaydım her namazda misvak kullanmalarını emrederdim."

    | Buhârî No:887; Müslim No:252
  • Uykuya yatarken sözleri:
    «— Yarabbi; senin isminle ölür, senin isminle dirilirim.»
    Uykudan kalkarken düşünceleri:
    — Hamd o Allah'a ki, bizi öldükten sonra diriltti. Hepimiz ona döneceğiz.»
    Gece yarısından sonra uyanış, yıkanış, misvak ve ibadet... Geceleri öyle ibadet ettikleri olurdu ki nermin ayakları şişerdi.
    Soruldu:
    — Senin olmuş ve olacak bütün günahların affedildiği halde bu kadarı neden?
    — Niçin Allah'ın şükredici bir kulu olmıyayım?..
    Necip Fazıl Kısakürek
    Sayfa 513 - Büyük Doğu
  • Cumanın keramet ve faziletleri
    * Bayram günüdür, münferid oruç tutulmaz.
    * 0 günün sabahında eliflam-mim tenzil ile Hel Eta sureleri, gündüz de Cuma ve Munafikin sureleri okunur.
    * Cuma günü gusledilir, koku sürülür, misvak kullanılır, en güzel
    elbiseler giyilir.
    * Mescidler buhurlanır.
    * Mescide erken gidilir.
    * Hatip hutbeye çıkıncaya kadar ibadetle meşgul olunur.
    * Sessiz durulur, hutbe dinlenir.
    * Kehf suresi okunur.
    * istiva vaktinde nafile kılma keraheti kalkar.
    * Namazdan once yola çıkmak mekruhtur.
    * Cuma namazına gidenin her adimıma bir yillık sevap katlanmıştır.
    * Cehennem o gün kabarmaktan yasaklanmıstır.
    * Dualann kabul edildigi icabet saati vardır.
    * Gümahlar o gün örtülür.
    * Bu, ümmet için hayrı artirılmış bir gündür. * Haftanım en hayirli günüdür.
    * Hayir o günde sabitleşir, yüce ruhlar o gün toplanır.